Hasan Bildirici

“Yetmez ama evet” çilerin Recep Erdoğan’ı

Recep Erdoğan, “Türkiye’de bir Kürt sorunu yoktur” dedi. Halbuki Diyarbakır’da Kürt sorunu vardır diyerek iktidara gelmişti. Zaten hep böyle olur: İktidara gelmek veya getirilmek istenen Türk partisi Diyarbakır’da “Kürt sorunu vardır ve biz çözeceğiz,” diyerek işe başlar, iktidara gelen bu partinin hikayesi Ankara’da MHP benzeri faşistlerin dizinin dibinde “Kürt sorunu yoktur,”la son bulur.

Bu neden böyledir? Bu, öyle olduğu için böyledir. Bugünkü MHP-AKP Kürt inkarcısı faşist iktidarın köşe taşları, 2010 yılında yapılan Anayasa referandumunda Türk veya Kürt bir çok yazar, siyasetçi, sanatçı ve akademisyenin “yetmez ama evet” demesiyle döşendi. Bu evetçiler hiç utanmadan ve anlaşılır bir özeleştiri dahi vermeden bugün AKP-MHP faşist iktidarına eleştiri yöneltiyorlar. Asıl eleştirilmesi gereken kendilerinin yeniden köşebaşlarını tuttukları anlaşmalı muhalif cephenin ikiyüzlülüğü karşısında insanın iki kelime etme isteği kalmıyor.

Ece Temel Kuran dün “yetmez ama evet” diyenler için güzel bir yazı yazdı. Ece Temelkuran’ın, faşizmin destekçileri olarak ilan ettiği “yetmez ama evet”çiler için yaptığı paylaşımın bir kısmını buraya almak istiyorum:

***

Entellektüel suçlar -faşizmi erken safhasında desteklemek gibi- hiçbir mahkemede yargılanmadığı için günah çıkarırkenki kibirleri ve tarihi yalan ve eksik anlatımlarıyla yeniden yazmaları da cezasız kalıyor.

Yetmez ama evet‘in günahı çıkarılmış güya ama o günlerdeki cahil özgüvenine çok benzeyen keskinliklerinden ve kendileri gibi düşünmeyenleri nasıl ‘demokrasi karşıtı-ordu destekçisi’ diye aforoz ettiklerinden hiç söz edilmemiş.

Çünkü ‘öforileri’ sırasında uyarıldılar. Biliyorum çünkü o az sayıda insan biri bendim.

İnsanın sadece ‘Yazık’ diyesi geliyor çünkü kendileri bile olup bitenden ahlaki bir ders çıkarmadıklarına göre gelecek nesillere bir şey diyesi gelmiyor.”

****

Kürt sorunun sür git varlığı; faşist, yobaz, gaddar ve soyguncu Türk siyasetçilerine sürekli iktidar olma olanağı sunuyor. Şöyle sunuyor: Yukarıda izah ettiğim gibi, Türkiye’de iktidar olacak her Türk partisinin mutlak olarak bir miktar Kürt oyuna ihtiyacı vardır. Türk siyasetçilerinin elinde oyuncağa dönmüş olan bu potansiyel, esasında Türk ırk sistemiyle bütünleşmiş ufak tefek Kürt haklarıyla idare edebilecek bir potansiyeldir. Olası Kürt iktidarından ölümü kadar korkan bu potansiyel, Diyarbakır’a Kürt sorunu var diye gelen Türk partisine beş-on sene iktidar avansı verir. Sonra bu avansı geri çeker ve eskimiş Türk yönetimi iktidardan düşer. Bu sefer Diyarbakır veya Hakkari’de yeni Türk partisi beklenir. Bunların isimleri önemli değildir: Davuoğlu’dur, Babacan’dır veya Meral Akşener’dir.

Şu anda Davutoğlu ve Babacan, buna CHP’de dahil, Kürt sorununun varlığından söz ediyor, boyunlarına Kürt puşisi atıyorlar.

Irkçı ve faşist partilerin Kürt gönlü alan bir iki lafına kanan Kürt milyonlar olur da, bu partilerin siyasal yanlarıyla bütünleşmiş sanatçısı, aydını, akademisyeni olmaz mı?

Siyasetçi bir dönem sonra iktidardan düşerek bir ölçüde yalanlarının kurbanı olur, ancak bir dönem bunları desteklemiş olan aydınlar, gazeteciler ve fikir insanları hiç bir şey olmamış gibi “saygın kişilik”lerine devam ederler.

2015 yılında vefat eden Alman yazar Günter Grass ölmeden önce kendisi için önemli bir açıklamada bulundu. Açıklamasaydı kimse bilmeyecekti. “Gençliğimde Hitler faşizmini destekledim,” dedi.

Türkiye’de iktidar kadar muhalefet kirliliği var. Zaten bir ülkede iktidara karakterini veren muhalefettir. Muhalefeti kirli ülkenin iktidarları da sür git kirlidir. Muhalefet karakterli olsaydı, iktidar da karakterli olmak zorunda kalırdı.

Kürt sorunun kabul yeri Diyarbakır, red yeri Ankara’dır.

Ben kendi tekrarıma dönmek istiyorum:

Türk devleti Kürt sorununu çözemez, Kürt sorunun çözüldüğü yerde Türk devleti olmaz.”

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu