Kadir Amaç

Yanlızlık Sözleri ve Özgürlük Arayışı!

Bilimin, realizmin, liberalizmin, demokrasinin, hikmetin ve  felsefenin patarnalist öğrencisi olarak hepinize yeniden merhaba sevgili okurlarım! Yanlızlık sözlerimi, Kafka’nın ve özgürlük arayışımı Nietzsche’nin aforizma yazılarından farklı olmak şartıyla siz kadrişinas okurlarımla paylaşmak istiyorum:

Biz Kürtler sömürge bir milletiz. Sömürgecilik bir kobra yılanın zehiri gibidir; halkımızın kanına girmiş. O zehiri nasıl Kürd’ün kanından çıkaracağız? Bunun mutlaka bir ilacı olmalıdır diye düşünüyorum:

Albert Camus gibi itirazımızı, Satre gibi ontolojik isyanımızı, Heidegger gibi yabancılaşmamızı ve  Edward Said gibi sömürgeciliğe karşı farkındanlığımızı ışık gibi  küresel dünyamızın tuvalına yansıtacak bir dizi fikir insanına ve bir dizi filozofa ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

Akademisyenler analatik bilgiyi öğrenir, devletletlerin ve zenginlerin memurları olurlar; ancak düşünürler ve filozoflar öyle değildir! Çünkü onlar, özel yetenekleriyle ve özel zekalarıyla düşünce  ve bilgi üretirler.

İkincisi: Üniversite profösörlerin kitap çalışması, eski filozofların ve bağımsız çalışan yeni filozoflardan çok ayrıdır. Çünkü onların kitap çalışmaları resmidir, standartdır, hep aynı şablon, aynı format, aynı tekrar ve birbirine çok  benziyor! Filozofların kitaplarında resmiyet, standart ve benzeme  yoktur.

Çıkaracağımız bir dizi filozof sayısıyla çağın ruhuna uygun yeni bir akıl,  yeni bir tefekkür, yeni bir değerlendirme, yeni bir zaviye, yeni bir bilgi ve yepyeni bir örgütlenme ile direnişi değil, zaferi ve hürriyeti halkımıza armağan etmemiz mümkündür.

Mustazaf halkımızın üzerini kaplayan kapkara örtünün şurasından burasından açılan kara delikler ve o kara deliklerden içeriye sızan Filozofik ışıklar, yalınayaklı milletimize ve gençlerimize yepyeni zaviyeler ve yepyeni ikbal kapılarını açacaktır.

Bundan dolayı, dogmatik ve  metafizik düşünceden, tarih öncesi uydurulmuş masal ve hikayelerden uzak durmaya; felsefe, bilimsel yöntem, demokrasi ve Kürdistan bağımsızlık meselesine imkanlar ölçüsünde yakın durmaya çalışıyorum.

O halde bir fikir nasıl değerli olur ya da nasıl bilimselleşir? Elbette ki araştırılarak, tartışılarak, karşılaştırılarak ve yanlışlanarak. Bu anlamda her emek verdiğimiz düşünce çalışması okurlarım tarafından tepki alıyor, tartışılıyor; bazıları lanetliyor ve bazıları taktir ediyor. Bu durum beni daha çok bilimsel düşünce üretmeye kanalize ediyor ve ayrıca kaliteli bir okur kitlesine sahip olduğum için de bu durum beni mutlu kılıyor.

Ben halkıma Kürtlük adına kötülük yapanlara, kalemimle ve kütüphanemle münazara konusu yaptığım için, beni afaroz ediyorlar, beni taptıkları liderlerle terbiye etmek ve beni liderlerine biat ettirmek istiyorlar!

Hayır, ben böyle itaat edemem! Daha doğrusu itaat etmeyi sevmiyorum! Liderlerle aramda demokratik bir sözleşmenin olması gerektiğine inanıyorum; yani karşılıklı çıkara, karşılıklı saygıya, karşılıklı rızaya ve her an bitirilebilinir bir sözleşmeye ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

Tapılan ve tapınak haline getirilen Kürt liderler, ülkemizin zenginlik kaynaklarını işgalçi efendilerine peşkeş çekiyor, saraylarda yaşıyor, 30 milyar dolar servet elde ediyor, büyük hatalar yapılıyor ve onbinlerce Kürt evladını ölüme kurban ediyor ve bu duruma razı olmamız isteniyor. Hayır, bu durumu rıza gösteremem ve bu duruma  itaat edemem!

Oysa ki ben 13 yaşından bu yana işgalçi devletlerle  büyük sorunlar yaşıyorum. İşgalçi devletinin resmi kurumlarında  bir saniye bile çalışmadım. Öyle ki ne İslam ve nede Kürtlük için tek bir Kürt insanın burnunu kanatmadım. Ülkeme bir saniye bile ihanet yapmadım ve bir sent bile para kazanmadım, bela almaktan ve ilim vermekten başka!…

Yani benim fenâfillah’ım (ontolojik varlığım) ne Muhammed peygamber, ne filozof Marks ve ne de Kürt liderlerdir. Benim fenafillah’ım, Kürdistan ülkesi, Kürdistan halkı, ”Demokratik Sözleşme”, bilim ve insan sevgisidir!

İnsanlığın bütün değerlerine andolsun ki  geceleri deve dikenlerinin üstünde beni yatırsalar, ellerimi, ayaklarımı  zincirlere vursalar ve bedenimi yara bere içinde bıraksalar ”Demokratik Sözleşme”den başka hiç bir otoriteye itaat etmem ve  ülkemin bağımsızlık ve yalınayaklı halkımın hürriyet davasından vaaz geçmeyeceğim!…

Şimdi Kürt siyasetinin ve Kürt liderlerin gölgesinde, yazarlık ve gazetecilik yapan bu kıskanç kardeşlerime şu teklifte bulunmak istiyorum: Evet, zihin fakültenize suikast yapan birileri mi var?

Ya da hutbelerde, hitâbelerde, mektuplarda, vecîzelerde, dergilerde, gazetelerde ve kitaplarda  filozofik bir kalem erbabı olmanıza engel olan bir haydut mu var?

Benden daha iyi felsefe yapıyorsanız ve benden daha iyi epistemolojik yazabiliyorsanız elbette ki, bu durum benim hoşuma gider ve bilim rahlenizin önünde diz çöküp öğrenci olmayı elbette ki çok isterim!

Evet, beyler! Nefsinize uyduğunuzu sizlerde çok iyi biliyorsunuz. Oysa ki, hakikat ve bilim nefsiniz, kibriniz, gaileniz ve mefküreniz değildir. Olaylar ve şeyler sistematik bilgiyle ve akıl yürütmekle analiz edilir. Okumak, araştırmak, yoğunlaşmak ve fikir üretmek aşk ehlinin, akıl ehlinin, marifet ehlinin ve emek ehlinin işidir.

Lider, vekil, siyasetçi, yazar ve gazetecilerimizin özür dileme kültürlerinin çok zayıf olduğunu biliyorum!  Kibirlerlerinizi biraz etkisizleştirmek için önce benim başlamam gerektiğini düşünüyorum: 37 yıllık fikir hayatımda halkıma faydalı ve örnek bir insan olamadığım için halkımdan özür diliyorum. Eleşririlerinize olumlu veya olumsuz tepki vermem dürüstlüğümün derecesini ortaya çıkarır. Ayrıca, hata ve günahlarıma şahit olan varsa, LÜTFEN! rıca ediyorum, tanıklık yapsın.

Ey sevgili ülkem! Bugün de senin için bir şey yapamadığımı düşünüyorum ve bu durumumun seni üzdüğünü biliyorum.

Doğrusu seni her üzdüğümde geceleri vicdanım kabus olup üzerime çöküyor, huzurum kaçıyor ve ter basıyor her yerimi!

Ey kutsal ülkem! Seni  üzdüğüm için tekrar özür diliyorum! Evet, biliyorum, kendimi şekilden şekle, düşünceden düşünceye giren bir derviş gibi hissediyorum. Ne denli zahmetli olursa olsun, bir gün mutlaka ülkemi dünya  düşünce liginde temsil edecek, bir kaç eser yaratacağıma dair sana söz veriyorum!

Evet, biliyorum! Nesihat etmenin kolay ve nesihat dinlemenin çok zor bir şey olduğunu! Çünkü insan kibirli ve cahildir! “Timarhane”yi işaret ederken ”timarhane”nin içinde biri olduğunu fark edemeyecek kadar Tiyatro bir varlıktır; yani öğrendiklerini ve söylediklerini yaşamayanların SIFIR olduğunu düşünüyorum!

Evet, beyler! Çok okumamız, çok bilmemiz ve çok konuşmamız ancak yaşamda amel edildiğinde anlam kazanır. Yani kaleminiz, fırçanız, sesiniz ve PARANIZ Kürdistan ülkesinin özgürlüğüne, demokrasiye ve bilime hizmet etmiyorsa SIFIRSINIZ! ”SIFIR NEDİR?”  Henüz hiç bir şey olmamak demektir; yani ne artı, ne de eksi!

Kendimi öncelediğimi ve çıkarlarımı ülkemin bağımsızlığı üzerinde tutuğumu düşünen bir takım bencil kardeşlerim olabilir:  Hayır, öyle değil sevgili kardeşim! Benim kederim ve ızdırabım ülkemin esaretidir! Hiç bir şey bana kalıcı bir tat ve kalıcı bir huzur vermiyor. Çünkü ülkesizlik bana ızdırap veriyor, ülkemi mutlu kılmadıkça bana mutluluk yok!

Doğrusu şudur: Korkunun korktuğu kişiyim ben! Emir almayı ve itaat etmeyi  kabul etmiyorum! Bunun yerine karşılaştırmalı muzakere etmeyi, akıl yürütmeyi, öneri ve nesihat dinlemeyi tercih ederim!

Gece saat 03:14

Brasschaat- Belçika

Daha Fazla Göster

3 yorum

  1. -(Çıkaracağımız bir dizi filozof sayısıyla çağın ruhuna uygun yeni bir akıl, yeni bir tefekkür, yeni bir değerlendirme, yeni bir zaviye, yeni bir bilgi ve yepyeni bir örgütlenme ile direnişi değil, zaferi ve hürriyeti halkımıza armağan etmemiz mümkündür.) Biri bana filozof nasil cikarilir evap verse memnun olurum. Hem zaten her kürd bir Filozof degilmi?.

    -(Evet, beyler! Çok okumamız, çok bilmemiz ve çok konuşmamız ancak yaşamda amel edildiğinde anlam kazanır. Yani kaleminiz, fırçanız, sesiniz ve PARANIZ Kürdistan ülkesinin özgürlüğüne, demokrasiye ve bilime hizmet etmiyorsa SIFIRSINIZ! ”SIFIR NEDİR?” Henüz hiç bir şey olmamak demektir; yani ne artı, ne de eksi!) 24 Saat türkce düsünen ve türkce konusan, gece saat 03:14 te türkce makale yazan birinin Kürdistan denen ülke icin sifirin altinda oldugunu düsünüyorum.

  2. Sayın Vedat. Bey anlaşılan sende Kadir hocaya tahammül etmeyen hasta bir kürtsün! Kadir Hoca gibi 10 tane fikir insanımız olsaydı bugün kesinlikle bir devlet sahibi olurduk. Kadir hoca ne anlatmış ve sen ne anlamışsın?

  3. Sayın Amaç, sizi severek okurum. Yalnız bu yazınız çok tuhaf! Öncelikle kendini bilen bir insan( hele sizin gibi felsefe,teoloji,bilim bilen bir insan) ben,ben,ben….. diye yazmaz. Bu bir ergen tavrıdır.Şimdi nerden icap etti “ben hiç bir Kürt lidere itaat etmem” bıktırıcı tekrarı? Eğer saygısızlık yapıp bizde başlarsak kaç yaşından berı deli fişek gıbi Kürdistan için ne düşündüğümüzü, nasıl bir millim geri adım atmadan hep Kürdistanın namus damarlarlarının yakınlarından gezindiğimizi? Ama olmaz biz bu davanın takipçileri olmaya mecburuz. Bundan başka yol yok. Biz M. HAYRİ Durmuşun ve yoldaşlarının takipçileriyiz! Ne diyordu Sevgili Xeyri Abe? Ölüm orucunda! Ölümün üstüne gide,gide ” ben ölürsem mezar taşıma borçlu yazın” Var mı Kürtseverlikte,Kürdistanseverlikte bundan başka ölçü? Var mı bundan başka mütevazilik,nasıl yaklaşmalıyız? Yani ben bir Kürt olarak buna ne diyeyim? Hangi sihirli cümleyi kulanayım? En iyi sizin kendinizce red ettiğiniz tapma kelimesini kulanayım! Biz bu engin fikire tapıyoruz!

İlgili Makaleler

Aynı kategoride
Kapalı
Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: