M.Husedin

Türkler Menbiç ve Kobani’ye saldırmaya hazırlar

Faysal Dağlı Twitter’da şu kısa gözlemini paylaştı:

“TR, Suriye ve Rusya anlaşarak Kobani/Menbiç ile Qamişlo bağlantısını kesmeye çalışacak. Ardından İdlib’e karşılık önce Menbic’e, sonra Kobani’ye saldıracak. ABD yeni yıla kadar seçim sersemi kalacak, Fransa da içeride DAİŞ ile baskılanıp oyun dışı tutulacak. Plan bu! Ama…?”

Türkler anlaşılan Rusya’yla bu konuda yürüttükleri pazarlığın sonucundan eminler ve yaptıkları açıklamalarla ABD’ye “Geliyoruz” mesajı veriyorlar. Buraya kadar sanırsam PKK sahayı çok daha iyi okumuştur.

Benim herhangi bir analizden önce aklımın erdiğince ve ahlaken şu notu düşmem gerekiyor:

PKK’Nin orada Türk Ordusu karşısında bir saldırıyı püskürtecek direnç gücü olmadığı sanırsam hepimizin malumudur. Sadece PKK’nin değil, herhangi bir Kürd örgüt/parti/Mirliğinin (PKK, PDK, YNK) kendilerine saldıracak devlet güçleri karşısında toprak savunma ve saldırı püskürtme kabiliyetleri yoktur. Bu ne bir sır ne de kendimizi kandıracağımız bir durum. Bunu bildiğimiz için ki asıl çabanın sonuç alıcı diplomasi geliştirmek olması gerektiğini vurguluyoruz. Ve gelişiyor da diplomasimiz.

Kürd örgütleri ayrılıklarında birbirlerini/kendilerini güçsüzleştiriyor olsalar bile gittikçe daha da vücut bulan Kürd ulusalcılığının verdiği güçle daha iyi Kürdistani diplomasi yürütüyorlar. Süreçten ders alınıyor ve şimdiye kadar işgalcilerin pazaryerinde satarak üstünden kar elde ettiği Kürdistanımızın uluslararası diplomaside bir varlık değeri olduğunu öğreniyoruz. Bu varlık değeri kırk milyon Kürd’ün ulus gövdesiyle biraraya geldikçe kendisi olarak, bixwe, diplomasi masasına oturuyor. Masada paylaşılan olmaktan çıkıp masaya oyuncu olarak oturuyoruz. Türkler bunu engellemek, bizi tekrar paylaşım masasında servis etmek istiyorlar. Türklerle savaşımızın 90’lardan en büyük farkı bu. O zamanlar kesilmemek için çırpınan kurbanlık koyunduk. Çabamız bıçaktan kurtulmak içindi. Türkler bizi aynı bıçağın altına yatırmak istiyorlar.

İrade olmak, kendin olmak, xwe bibin, bir yönüyle hepimizin çok iyi bildiği bir sanat. Hepimiz yaşantılarımızda birçok zorluklar karşısında esnek olmayı becerebilmiş insanlarız. Aramızda ağız kokusu çekmemişimiz var mıdır? Ağız kokusu çekmişizdir. Cevap vermek ve kendimizi savunmak yerine susmuş, yutkunmuşuzdur. Başka koşullarda tenezzül etmeyeceğimiz küçük şeyleri minnetle kabul ettiğimiz zamanlarımız olmuştur. Zor şartları alternatif geliştiremediğimizden kabul etmemiş olanımız var mıdır? Sadece bu kadar mı? Kazanç elde etmek için bize faydası olacağını düşündüğümüz kişilere veya gruplara salt çıkar elde etmek için yaklaşmak herbirimizin günlük yaşamı değil midir? Aranızda inanmadığı şeyleri salt faydası olacağını düşündüğü kişi veya kişilerle iyi geçinmek adına söylemeyeniniz var mıdır? Veya tersi, çoğu zaman karşımızdakiyle ters düşmemek adına, sebepli veya sebepsiz, düşüncemizi kendimize sakladığımız hemen her gün yaşadığımız bir şey değil midir? Şunu demek istiyorum: irade olmak, kendin olmak, serbixwe olmak, yani bağımsız olmak kovboy olmak demek değildir. Tam tersine, serbixwe olmak, bağımsız olmak, kişi olmak; esnek olmaktır. Bilirsiniz ki günün sonunda önemli olan iki yakanızı biraraya getirebilmek; çocuklarınıza, evinize, yuvanıza asgari bir güvenlik/emniyet ve refah sağlayabilmektir. Önemli olan insanın yuvasındaki esenliği ve refahıdır. İnsanın mücadelesi bunun içindir.

Ulusal temsil sorumluluğu olan siyasetçilerin üstlendikleri rol buna benzer bir şeydir. Nasıl (eskilerde) ev ahalisi (evin hanımı, küçüğü büyüğüyle çocukları) babanın aldığı kararlara güvenirlerdi, siyasetçiler de temsil ettikleri ve millet dediğimiz halkla aynı güven üzerine kurulu bir ilişki sürdürürler. Millet siyasetçisinden aldığı güvenle siyasetçisine güven verir. Bu simbiyotik ve kendini büyüten bir güven ilişkisidir. Siyasetçi milletine refah üretip diğer uluslar nezdinde başarı kazandırdıkça milletinden daha büyük destek görür. Aldığı daha büyük destek karşılığında daha büyük refah ve güven üretmesi beklenir.

Üretilmesi beklenen refahın lunapark türü bir eğlencelik olmadığını hepiniz kendi yaşantılarınızdan bilirsiniz. Eskilerden örnek verelim.

Tarlanın ekilmesi, hasadın toplanması, ambarın çetin kış şartlarında yeterli olacak çeşitli gıdayla hazır olması gerekirdi. Bunlar evin sorumlu liderlerinin (anne ve baba) mecburi görevler listesiydi.

Kendi ailemden örnek vereyim. Fakir bir ailenin öksüz bir ferdi olan dedem Xalîlî Çengqut hayatının tüm zorluklarına rağmen evlatlarına her zaman yeterli bir erzak stoğu sağlamış olmasından; hiçbir zaman ailesini başkalarına muhtaç etmemiş olmasından dolayı yetiştirdiği evlatlarının saygıyla andığı bir baba olarak 2019’da 104 yaşında hayata veda etti. Dedeme övgüyü babamdan ve amcalarımdan defalarca duymuşumdur. Fakirlik bir çok insane batabilecekken benim ailemde dedemin yokluğu hazırlıkla göğüsleyen lojistik aklı çocuklarının güvenle yetişmelerine zemin yarattı. Fakir dedemin hiçbir evladı fakir olmadı.

Kürdistan’da endüstri gelişimi tarihsel sebeplerden dolayı gerçekleşemediğinden, ve her türlü endüstri yatırımı işgalci devletlerin iradi kararıyla engellendiğinden, biz Kürdistan’da fakir bir milletiz. Başur’da Dubai türü gökdelen imarıyla ne elde edebilecekleri savı akıllarında vardı bilemiyoruz ama kurdukları çirkin bürokratik sistemle yarattıkları asalak Başur toplumunun bir başarı olduğunu sanırsam hiçbirimiz diyemeyiz. Süleymaniye’yi bilmiyorum ama rakibi Hewler’den farkı olduğunu sanmıyorum. (Michael Porter’in rakiplerin birbirinin kalitesini belirlediği tezi sağlamdır ve güçlü tahminler yapma imkanı verir). Hewler çökmeye mahkum kötü bir sistemdir.

Başur’dan başka elimizde Qamişlo merkezli Rojava var.

Rojava bir yapı olarak teorik kategorizasyonda kuruluş aşamasında bir organizasyondur. Karizmatik bir liderle motive olan kitle, heyecanla dile getirilen vizyon, her işi yapmaya hazır insanların her işe heyecanla giriştikleri; kararların planlı olmaktan ziyade günlük sorunlara çözüm maksadıyla refleksif alındığı, finansın hep sorun olduğu, karışıklık ve belirsizlikte kimin neyin sorumlusu olduğunun pek belli olmadığı, insanların plan ve programın önemini farketmeye başladıkları ama aynı zamanda bu tür bir değişime direncin başgösterdiği kuruluş aşamasındaki organizasyona örnek bir yapı olmalı Rojava’da PKK’nin devlet olmadığını iddia ettiği yapı. Türk Devleti, Tayyip Erdoğan yönetiminde, şükür ki, kendi öncelleri olan Osmanlı ve ittihat Terakki’den devamla Kemalistler kadar zeki değil ve bu yapının bir sonraki aşamaya geçişine mani olmak yerine coğrafi olarak saldırıp boğmaya çalışmakla meşgul.

Şükür ki dememin sebebi şu. Her ne kadar arzu edilen ve hedeflenen coğrafi bütünlüğü muhafaz etmek ve milletin esenliğini bu coğrafi bütün içinde yaratmaksa da millet olarak alabileceklerimizi ve alamayacaklarımızı gücümüz oranında kestirebilmeli, meselelere bir öncelikler listesiyle bakma nosyonunu geliştirmeliyiz. Rojava’da toprak bütünlüğü mutlaka ki önemli olsa da sanırsam yapısal gelişimi sürdürebilmek daha önemli sayılmalıdır.

Organizasyonlarda kuruluş aşamasından sonraki aşama büyüme aşamasıdır. Büyüme aşamasında ilk iş iç örgütlenmenin sağlamlaştırılması; liderliğin örgütlenmenin sağlamlaştırılması için gereken değişimi sağlayacak fikirler geliştirip inisiyatifler devreye sokmasıdır. (Rojava’da henüz bu aşamada değiliz ve dolayısıyla teorinin daha derinine girmemize gerek yok) Bir çok teorisyenin kullandığı dille diyeyim Rojava’da hangi aşamada olduğumuzu: hayatta kalma aşaması. Zalim bir aşamadır. Hayatta kalma aşamasındaki  yapı/organizasyon tıpkı yabanda yaşayan vahşi bir hayvan gibi içgüdüleriyle hareket eder. Üzerinde uzun uzun düşünülüp uzağı gören ve ona hazırlıkla plan – program (politika), altyapı, kadro organizasyonu (ileride ihtiyaç duyulacak kadroların bugünden yatırımla yetiştirilmesi, vs) derken, artı ve eksileri tartılarak alınan kararlar dönemi değildir.

Kuruluş ve gelişim aşamaları arasındaki fark gece ve gündüz kadar nettir. Organizasyonların yaşam gelişim süreçlerinin teorik kategorizasyonunun bilgisi lidere bu iki aşamanın birinden diğerine geçişi sağlaması için çerçeve sunar. Diğer bir ifadeyle; bu bilgiye sahip olan lider hangi alanlara yatırım yapması gerektiğinin bilgisiyle bir ileriki aşamaya geçişi yönetir.

Başur’daki yapı ne yazık ki birinci aşamadan ikinci aşamaya geçişte herhangi bir politik ve altyapı yatırımı yapmadı. Dahası, yapabileceğine dair ışık da vermiyor. Bu sebeple yıkılmaya mahkum bir yapıdır. Kürdistan’ın yıkılmasından değil, Hewler’de devlet diye bildiğimiz yapının yıkılmasından bahsediyoruz. Bu Kürdler açısından bir yokoluş değil, Zümrüd-ü Anka misali eski çekilirken içinden yeninin gelişeceği bir durumu anlatır.

Kürdler olarak güvenli bir coğrafyada değiliz.

Türkler hem Bakur hem Başur hem de Rojava’da saldırılarının şiddetini arttırıyorlar. Azerbaycan’a verdikleri desteğin Türkler için Ruslarla Rojava için pazarlıkta kullanacakları bir ‘el yükseltme’ olduğunu görüyoruz. Ruslarla anlaştıkları çok belli. İdlib’i parça parça rejime terk ederlerken kendileri de biz Kürdleri parça parça tüketip bitirmek istiyorlar. Cerablus ve Afrin saldırıları böyleydi. Bu iki bölge halen ellerinde ve biz karşı hamle imkanı yaratamadık/geliştiremedik. Türklerin önce Menbiç’e, belki de eşzamanlı Kobani’ye saldıracakları çok belli. İlan ediyorlar. Büyük hedefleri ise Qamişlo’yu yerle bir etmek. Bunu yaptıktan, Rojava Kürd yönetimini bitirdikten sonra Esad’la tekrar anlaşıp “Komşularla sıfır sorun” politikasına dönmelerini engelleyecek hiçbir sorunları yok. Bu Türk aklı.

Biz ne yapabiliriz? Afrin saldırısı gelirken Çin’de tarihte yaşanmış ve Çin sinemasının Kırmızı Uçurum ismiyle filmleştirdiği bir savaş stratejisini örnek vermiştim: Çinli stratej (stratejist) kazanamayacağı bir savaşta coğrafyayı yenilerek kaybetmektense halkıyla beraber düşman ordusunun önünden çekilmeyi tercih etmişti.

Şunu görmemiz gerekiyor seçeneklerimize bakarken. Her normal insan gibi esnek olmayı, bazen ağız kokusu çekmeyi, bazen zor lokma yutmayı bilmemiz gerekir. Bazen gurur yaparız misal ama sonra ağız burun kırık “Ne bok yedim?” diye sorar buluruz kendimizi. Bu sebepledir ki çoğumuz kavga etmeyen insanlarızdır. Kavgacıların kaybettiğini biliriz. Hiçbir serseri yoktur ki hayatta varlık edinmiş olsun. Uzlaşmalar kavgalar olmasın diyedir. Herkes, her kişi, gücü oranında gün boyu müzakerelerle geçirir hayatını. Herbirimizin her günü, farkında olalım veya olmayalım, binbir müzakere ile geçer.

Türkler zayıfla müzakere etmeyen bir millet. Bükebildiği kolu kıran bükemediği eli öpen bir millet var karşımızda. Düşmanımız bu.

Önümüzdeki sorun Menbiç’te düz ovada Türklerin başlatacağı saldırı ve buna nasıl cevap vereceğimiz.

Benim sorum şu: Menbiç’te düz ovada Türklere savaşa savaşa yenilmek doğru bir karar olabilir mi? Orada direnmenin başka bir cephede süren çatışmalara zaman kazandırması gibi bir rolü olsa tartışılabilir. Veya çok kolay terk edersek bu Türkleri Kobani, Qamişlo için hemen cesaretlendirir diye düşünebiliriz. Artılar ve eksiler sonsuzdur ve bunları siyasal iradeye, karar merciine sunmak bizim değil generallerın (komutanların) görevidir.

Şunu diyebiliriz ama: “Direndim!” demek için direnilmez. Kayıptan başka sonuç üretmeyen direniş aptallıktır. PKK’den akıllı kararlar beklemek hakkımız.

Bakın Trump gidici. Yerine gelecek olan Demokrat Parti’nin adayı Joe Biden. Biden Amerikan akl-ı selimini temsil eden bir lider. Üstelik biz Kürdlerin hak arayışımıza destek veren bir lider. Fakat kimse aldanmasın; Amerika Türkiye’yi ve Türkleri hiçbir yere terk etmez. Amerika Türkleri ne bugün ne de yarın hiçbir zaman gözden çıkarmayacaktır. Yani Amerika terazinin bir kefesine bizi bir kefesine de Türkleri koymayacaktır. Dünyanın meseleleri yönetiş tarzı da böyle değil zaten. Dünya kol kırmakla değil uzlaşmalarla işleyen bir pazar yeridir.

Geçenlerde Oyun Teorisi’ne Doğu Akdeniz örneği verdim. Dikkat ediyorsanız Doğu Akdeniz’deki gelişmeler tam o yazıda analiz ettiğim gibi gelişiyor.

Suriye sahasına da Amerika böyle yaklaşacaktır. Türkler bunu bildiğinden şu önümüzdeki günler içinde, Amerika müdahil duruma gelmezden önce, bizi ne kadar çok topraktan uzaklaştırabileceğinin hesabını yapıyor. Ucuz, kalleş ve fırsatçı bir politika ama engelleme gücümüzle orantılı konuşmamız gerekiyor.

Trump gidici. Biden’ın, başkanlığında bizi koruyacağını tahmin ediyorum ama Türkleri atmayacaktır. En fazla beklentimiz Türklerin bize yönelik agresyonlarına dur demesi olabilir.

Şu andaysa Biden Amerikan Başkanı değil. Seçilse dahi Ocak ayına kadar da başkan olmayacak. Biden’ın Ocak ayında koltuğu devralır devralmaz aynı dakika tüm kontrolü hazır bir biçimde eline alacağına garanti baksam dahi Kasım ve Aralık aylarında Trump halen iktidarda olacak. Erdoğan’ın elinde Trump’a şantaj yapacağı bir bilgi olduğuna artık kesin gözüyle bakıyorum. Tam seçime bir hafta kala, artık ne ise bu şantaj malzemesi, onu yine kullanıyorlar. Menbiç’e ve yüksek ihtimalle de beraberinde Kobani’ye saldıracaklar.

PKK liderleri adımıza kalıp savunma veya çekilme kararını verecek olan sorumlularımız. Ben kendi adıma en doğru kararı alacaklarına güveniyor ve her ne karar alırlarsa alsınlar ulus olarak arkalarında durmamız gerektiğini diyorum. Kimbilir, belki geç değilse Fransa ile irtibata geçilip meseleye dair tavırlarını anlamak faydalı olabilirdi. Olur ki Fransa Türklere geçit vermemek üzere bizi koruma kararı almış olabilir. Olur ya, Pentagon ve Fransa, Trump’a rağmen, böyle bir tavır geliştirme üzerine anlaşmış olabilirler. Böyle bir şey var ise, kalıp savunmak akıllı bir karara dönüşmez mi?

Kimbilir…

Çok bilinmezli denklemler bunlar. Türkler devlet olmanın her avantajını aleyhimize kullanıyorlar. Ahlaksız bir ırkçılıkla üstümüze saldırıyorlar. Bu ahlaksızlıkla başedecek askeri gücümüz yok. Dahası, bu saldırıları göğüslerken geliştirmemiz gereken bir devletçiğimiz var. Qamişlo merkezli bu devletçiği ne pahasına olursa olsun Türklere yem etmememiz, geliştirip bir sonraki aşamaya geçirmemiz gerekiyor. Afrin’den çekildik. Menbiç’i salt kendi gücümüzle savunabileceğimizi sanmıyorum. Kobani’ye saldırı olursa belki Amerikan senatosundaki kimi senator ses çıkarır ama en nihayetinde böyle bir durumda Amerika’da oluru olmazı mevcut başkan Trump belirleyecek olduğundan bu senatörlerin çıkaracakları ses Türkleri engellemeye yetmeyebilir.

Faysal Dağlı’nın yukarıda aldığım twiti ve sonra eklediği bir diğer twitle bitireyim:

“TR, Suriye ve Rusya anlaşarak Kobani/Menbiç ile Qamişlo bağlantısını kesmeye çalışacak. Ardından İdlib’e karşılık önce Menbic’e, sonra Kobani’ye saldıracak. ABD yeni yıla kadar seçim sersemi kalacak, Fransa da içeride DAİŞ ile baskılanıp oyun dışı tutulacak. Plan bu! Ama…?”

“Şunu da eklemek isterim: Çinli eski bilgeler “bir savaşın nasıl biteceğini kimsenin bilemeyeceğini” söyler! Kürdistan’da olup bitenler muharebedir, savaş henüz sürüyor, nasıl biteceğini kimse bilemez! Hiçbir plan da kağıtta dizayn edildiği gibi kalmıyor”

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu