M.Husedin

Türk Devleti’nin HDP’yle derdi ne?

Sorun Türkiye partisi HDP değildir. Sorun HDP’de örgütlenmiş Kürdlerdir. Sorun askeri ve politik olarak gittikçe güçlenen, coğrafi hakimiyet alanlarını arttırıp genişleten ve Amerika’nın dolaylı koruma altına aldığı PKK, direk koruma altına aldığı PDK ve YNK’dir. Türkler açısından sorun Başur’da, Rojava’da ve Kuzey’de de HDP içerisinde siyasi birliğini pekiştiren Kürd milletidir.

HDP kendini tekrarla bir Türkiye partisi olmakla, Kürd partisi olmamakla, Türkiye’nin tüm muhaliflerini kucaklamak maksadı taşıyan bir siyasi hareket olmakla tanımlar. Bu yönde söylem kullanır, bu yönde siyaset geliştirir. HDP’yi bir Türkiye partisi olsun diye örgütleyenlerle Türkiye partisi olmaya çalıştığı için eleştirenlerin üzerinde mutabık kalacağı tanımsa HDP’nin Kürdlerin örgütlendiği parti olduğudur.

+ + +

Selahaddin Demirtaş’ın mahpusluğu konusunda Kürd dünyası onun bir siyasi rehine olduğu konusunda genel olarak mutabık kaldık. Buna uygun olarak HDP Demirtaş mahpusluğuyla birlikte rehin olmamak için karşı tedbirler aldı. Demirtaş onore edilmeye devam ederken HDP içerisinde hiyerarşinin yeniden düzenlenmesiyle örgütün Demirtaşsız işlerliği sağlandı. Yenilerde ise HDP’nin kapatılması için dava açıldı. Bu yazıda bu her iki konuda düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Türk Devleti’nin hedeflediklerinin medyadan takip edebildiğim kadarıyla sandığımızdan daha geniş olduğunu düşünüyorum.

Demirtaş’ın mahpusluğu

Michel Foucault hapsedilmenin hapsedilenle değil hapsedilmeyenle alakası üzerinden konuyu iktidar bağlamında tartışır ve ikna edicidir. Buna göre suça karşılık verilen cezada maksat, özünde, suç işleyenin cezalandırılması değil toplumda suç tanımlanan eylemin yapılmasının engellenmesidir. İktidar suça ceza vererek suçu tanımlar ve toplum üzerinde “suça karşılık ceza” formülüyle hüküm sürer. Yasaklar, ceza ve mahkumiyet iktidarın hükmünü icra aracıdır. Misal ekmek çalmanın ahlaki yanlışlığını bilirsiniz ama ceza bilgisi sizi ahlaktan öte bir zorla ekmek çalmaktan alı koyar. Yargılamaya gerek kalmadan hükmü kafalarımızın içinde verir, cezayı öngörerek suç sayılan fiilden uzak dururuz. Modern adli sistem herbirimizin kafasının içine bir hakim yerleştirir. Böylelikle iktidar hükmünü başımıza polis dikmeden icra eder. Her birimiz iktidarın hükmünü kendi içimizde kendimiz üretiriz. İktidara meşruiyeti kafamızın içinde yaratılmış (simüle edilmiş) yargılama süreciyle kendimiz veririz.

Selahaddin Demirtaş’ın hapisliğinin böyle bir etki yaratmak maksatlı yapılmadığı bellidir. Oysa Orhan Doğan, Leyla Zana ve Hatip Dicle tam manasıyla mahpuslardı. Onların mahpusluğunun tek sebebi diğer Kürdlerin onların kullandığı siyasi alanı onların kullandığı gibi kullanmalarına engel olmaktı. Demirtaş için öyle bir durum yok.

Selahaddin Demirtaş hapiste tutulmaktadır ama hapisliğinin Kürdler üzerinde, Kürd siyasetçileri üzerinde Türk iktdarına teslim olma etkisi yarattığını söyleyemeyiz. Öyleyse neden hapiste?

Rehinlik meselesini de tartışmak istiyorum. Rehin almanın mantığı rehin alınanın mensubu olduğu diğer tarafı bir şeye zorlamadır. Selahaddin Demirtaş rehin olmuş olsa karşığında mensubu oldugu siyasi hareket ile bir müzakere yürütülmüş olması gerekmez miydi? Oysa bunu doğrulayacak tek bir siyasi gelişme olmamıştır. Yani Selahaddin Demirtaş’ın mahpusluğu üzeri Kürd siyasi hareketi herhangi bir vesayet altına alınmamıştır.

Rehinlik meselesi ve Abdullah Öcalan

Öcalan’ın mahpusluğu öyle değildir mesela. Abdullah Öcalan tam bir siyasi rehinedir. Öcalan’ın mahpusluğuyla Öcalan’ın liderliğini yürüttüğü hareket İmralı’ya ve Öcalan’ın İmralı’daki koşullarına angaje edilebilmiş, Türk Devleti Öcalan’a yapılan muameleler ile PKK’yi kendi gündemine angaje edebilmiş, yerine göre Kürd siyasi gündemini bu vesile aracılığıyla manipüle edilebilmiş, Öcalan’ın mahpusluğu üzeri Kürdler ve Türk Devleti arasında çok sert tartışma ve çatışmalar yaşanabilmiştir. Selahaddin Demirtaş Foucault’nun tarif ettiği şekliyle muadillerine gözdağı olacak ve iktidar hükmünü benzerlerine geçirecek bir mahpus da, Öcalan gibi içinden geldiği siyasi hareketi hapisliğine angaje edecek bir siyasi rehine de değildir. Nedir öyleyse?

Çok belli ki Selahaddin Demirtaş Tayyip Erdoğan’ın şahsi intikam hırsıyla izole edilmektedir. Hapisliğinin HDP veya PKK ile, Kürd siyasi hareketi ile; o hareketi kontrol etme veya manipüle etme, Kürd siyasi hareketini Türk Devleti’nin herhangi bir gündemine angaje etme maksadıyla kullanılma durumu yoktur.

Şunu demek istiyorum. Selahaddin Demirtaş’ı tutuklamakla Türk Devleti HDP’ye yönelmemişti. Bugünlerdeyse Türk Devleti direk HDP’yi hedefine almış durumda. Böyle deyip HDP’ye geçelim.

Türk Devleti HDP kadrolarına serbestçe yöneliyor. Her zaman böyleydi ama dün bugün olanın göstere göstere gelen bir “kaşıma” olduğunu da hepimiz takip ediyoruz. HDP’ye kapatılma davasının 500 sayfalık bir iddianame ile açılmasının Devlet Bahçeli’nin son üç dört haftadaki çıkışlarının arkasındaki sebep olduğunu anlıyoruz. Yani Devlet Bahçeli  dedi diye HDP’ye kapatma davası açılmıyor, HDP’ye kapatılma davası geldiğini bildiği için Devlet Bahçeli “HDP kapatılsın” açıklamalarını yapıyordu. Böyle deyip bir gündem düzeltmesi de yapmış olalım.

Yukarıdaki tespitler sonrası Türk Devleti’nin Kürdlerin örgütlendiği parti olan HDP’yle neden uğraştığına beraberce bakabiliriz. Sanırsam bunun için de kontekste, gelişmelerin içinde cereyan ettiği çevreye bakmamız gerekiyor.

HDP’nin hedeflendiği kontekst

Ben gelişmelerin Joe Biden’ın Amerikan devletinin başına geçmesiyle birebir alakası olduğunu düşünüyorum. Buna göre Türk Devleti’nin HDP üzerindeki bu uygulamaları Amerika’yla PKK; yani Qandil, Sincar, Gare,vs ve elbette Rojava’da siyasi egemenliğini arttıran PKK’yle Amerika’nın nasıl ilişkileneceğine müdahele maksatlı olduğunu düşünüyorum.

Türk Devleti HDP’ye saldırarak Amerika’nın PKK ile nasıl ilişkileneceğine ayar vermeye çalışıyor.

Bunu da şöyle izah etmeyi deneyeyim.

Avrupalıların Afrika’nın güneyinden Hindistan’a ve Çin’ê ulaşabilmeleri sonrası İpek Yolu’nun getirdiği ekonomiden mahrum kalan Kürd Mirliklerinin ekonomik ve askeri güçlerini yitirmeleri sonrası Kürd milleti Mirlik merkezli bölge örgütlenmelerinden mahrum kalmış. Coğrafyanın o günün şartlarıyla üretebildiği ekonomik büyüklük farklı bir siyasi yoğunlaşmaya/birliğe (devlet) müsaade etmediğinden de atalarımız aşiretleşip yarı göçebe bir yaşama hızlı geçiş yapmışlar. Osmanlı Devleti’nin Alman generallerle Kürd Mirliklerine saldırarak Kürdistan’ı işgal dönemi tam da o dönemdir.

Avrupalılar Hindistan ve Çin’e deniz yoluyla ulaşabilmekle çağ değiştirmişlerdi. Bu çağ değişimiyle o güne kadarki Kürd siyasi birlikleri tarih sahnesinden çekilirken yerlerini komutanlığını Alman subayların yaptığı Osmanlı/Türk işgal orduları aracılığıyla İstanbul merkezli Türk egemenliği almıştı. Parçalı Kürdistan’ın diğer tarafında Fars sultasında vasal bir beylik olarak dört yüzyıl varlığını sürdürmüş Ardelan Devleti vardı ama Ardelan Devleti ne yazık ki arkasında siyasi bir miras bırakamadan tarih sahnesinden çekilmişti.

Sonrası modern tarihimizdir. Şeyh Ubeydullah Nehri ile, Babanlar ile başlayan modern, yani milli, Kürd siyasi hareketlenmeleri dönemine gireriz. Koçgirili Alişer Beyler, Azadi ve Xoybun örgütlenmeleri, derken Zilan, Dersim toplu kıyımları; Qazi Muhammed’in liderliğinde Mahabad merkezli cesur bir deneme olan Kürdistan Cumhuriyeti ve onu devam eden süreçte Mele Mustafa Barzani, Qasimlo, Celal Talabani ve bugün Mesud Barzani ve Abdullah Öcalan’la devam eden ulusal (milli/milliyetçi) Kürd siyasi hareketleri. Tekrar tekrar boy veren inatçı bir mücadele bizimki. Aramızda sert çatışmalar geçmesine rağmen Modern Kürd Milli Siyasi Hareketleri yaşanmış tüm yenilgilere rağmen 2021’de Qamişlo, Hewler ve Süleymaniye merkezli üç küçük otonom devletçikle tarih sahnesindeler.

Türk Devleti bu süreçte, yirminci yüzyılda ve devam eden yirmibirinci yüzyılda en büyük Kürd düşmanı siyasi güç olarak sahnededir. Türkler Kürdleri bir millet, tarihte bağımsız bir özne olarak tanımayı reddettiğinden de mesele salt Kürdistan ve Kürdistan’ın siyasi birliği değil, Türk Devleti’nin sistemik olarak sürdürdüğü ırkçılıktır da. Bu yazıda, önemli bir üst başlık olmasına rapmen Kürdlerin önemli oranda içselleştirdiği bu ırkçılığa değinmeyeceğim.

HDP nedir, ne değildir?

HDP kendini tekrarla bir Türkiye partisi olmakla, Kürd partisi olmamakla, Türkiye’nin tüm muhaliflerini kucaklamak maksadı taşıyan bir siyasi hareket olmakla tanımlar. Bu yönde söylem kullanır, bu yönde siyaset geliştirir. HDP’yi bir Türkiye partisi olsun diye örgütleyenlerle Türkiye partisi olmaya çalıştığı için eleştirenlerin üzerinde mutabık kalacağı tanımsa HDP’nin Kürdlerin örgütlendiği parti olduğudur. Dahası da vardır.

HDP PKK tarafından yönetiliyor olmasa bile fiiliyatta Kürd milletinin Kuzey Kürdistan’da PKK’yi lider hareket olarak sahiplenmesinden dolayı yapabileceği manevra alanın PKK/Qandil tarafından belirlendiği bir siyasi kurumdur. HDP bir akarsu olsa içinde aktığı yatağı belirleyen PKK’dir diyelim. HDP’nin ne yöne akacağını belirleyen güç PKK’dir.

Benzeri çok daha güçlü bir biçimde Rojava için de geçerlidir. HDP’de PKK kendine hiyerarşiye ihtiyaç duymadan organik kadro bulabilirken Rojava’yı örgütleyen PYD PKK dediğimiz en büyük Kürd organizasyonunu oluşturan parçalardan biridir. Yani PYD PKK’nin uzantısı değil, PYD PKK’yi (veya KCK’yi) oluşturan siyasi kurumlardan biridir.

Türk Devleti’ni rahatsız eden budur. Türk Devleti modern Kürd siyasi hareketi PYD’nin Rojava’da elde ettiği hegemonik güçten stratejik bir rahatsızlık duymaktadır.

ABD’nin hamiliğini yaptığı Kürd otonom bölgeleri

Rojava’daki Kürd siyasi biçimlenmesine Türk Devleti tahammül edemiyor. Edemiyor ama askeri müdaheleyle orayı bir kırımdan geçirip hükmü altına alması da ABD tarafından engelleniyor. Bir önceki başkan Trump bilemediğimiz ve muhtemelen Amerikan Devleti’nin bilmemize hiçbir zaman müsaade etmeyeceği sebeplerle biz Kürdleri katledilelim diye Türk ordusunun önüne attığında dahi buna engel olan yine Amerikan devleti, Amerikan Kongresi ve Pentagon olmuştu. Biz kadar Türk Devleti de bunun farkında ve zaten Türkler iktidar ve muhalefetiyle çığlık çığlığa bunu bağırıyorlar.

Türk Devleti baba Bush’tan bu yana otuz yıldır ve altı Amerikan başkanıdır Amerikan Devleti’nin önce Başur, şimdi de Rojava’da biz Kürdlerin modern siyasi birlikler kurmamıza, yani devletleşmemize neden müsaade etttiğine akıl erdiremiyor. Engel de olamıyor. Kuzey Kürdistan’da yediği her halt yanına kar kalırken Başur’da Amerikan askerleriyle NATO şemsiyesi çatısı altında güya müttefik sayılması gereken subaylarının başına çuval geçirilmesini, Rojava’da Nusaybin’den tel örgülerle ayrılmış Qamişlo’nun Kürdlerine tek mermi atamayışına anlam veremiyor.

Şimdilerde olansa Brett McGurk gibi Kürdleri içinden tanımış, Türk Devleti’nin Suriye’deki tüm pisliğini ilk elden bilen ve görevde değilken bunları açık açık dile getirmiş birinin MENA, (Kuzey Afrika ve Ortadoğu) direktörü olarak Amerikan Ulusal Güvenlik Konseyi’ne seçilmesine, Yeni Amerikan Dışişleri Bakanı Blinken’ın Türk Devleti’nden bahsederken Türklerin kendilerinin kendilerinin çokça tekrarladığı bir kalıbı bilerek kullanarak “sözde stratejik ortak” diye bahsetmesiyle Türk Devleti, Türkler afallıyorlar.

Hedeflenen modern tarihin en güçlü dönemini yaşayan Kürd uluslaşması sürecidir

Biz Kürdlerin anlamadığı şu. Meseleyi Tayyip Erdoğan’la, mevcut iktidarla sınırlı tutuyoruz. Oysa HDP hariç Türkiye’de kurulu tüm siyasi partiler HDP’nin kapatılması, HDP’ye siyasi yasak getirilmesi konusunda devletleriyle hemfikirler. Yani mesele Selahaddin Demirtaş’ın Tayyip’in siyasi kiniyle içeride tutulması değildir. HDP’nin Abdullah Öcalan gibi siyasi rehine tutulma durumu da yoktur. Kürd siyasi hareketinin toplum içerisinde örgütlenebilmesi için bir siyasi hiyerarşi elbette lazımdır ama Kürdler PKK’nin lider kadrolarının yapacağı açıklamalarla da çok rahat koordine edilebilirler. Hele ki günümüz iletişim araçlarının varlığında.

Sorun Türkiye partisi HDP değildir. Sorun HDP’de örgütlenmiş Kürdlerdir. Sorun askeri ve politik olarak gittikçe güçlenen, coğrafi hakimiyet alanlarını arttırıp genişleten ve Amerika’nın dolaylı koruma altına aldığı PKK, direk koruma altına aldığı PDK ve YNK’dir. Türkler açısından sorun Başur’da, Rojava’da ve Kuzey’de de HDP içerisinde siyasi birliğini pekiştiren Kürd milletidir.

Türk Devleti’nin HDP’ye yönelik saldırılarının altında Kürd milletinin PKK etrafında gelişen siyasi birliğini bozmaktan başka amacı olduğunu sanmıyorum.

Mesaj Kürdlere desteği Biden başkanlığında daha da artacağı beklenen ABD’yedir. ABD’ye “Kürdlerle ilişkilenmek istiyorsan bil ki Kürdlerin hamisi, sahibi benim; bunlarla istediğim gibi oynayabilirim, Kürdlerle Türk Devleti üzeri ilişkilen” mesajıdır.

Buna karşı hamle geliştirmesi gereken PKK’dir.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu