RÖPORTAJ

‘Türk devleti yaşadığı krizi her yere saldırarak aşmaya çalışıyor’

Türk devletinin amacının bölgede istikrarı bozarak DAİŞ’i tekrar canlandırmak olduğunu belirten QSD Basın Sorumlusu Ferhat Şami, "Türk devleti yaşadığı krizi her yere saldırarak aşmaya çalışıyor" dedi.

Suriye Demokratik Güçleri (QSD) Basın Sorumlusu Ferhat Şami bölgenin genel durumu ve Türk devletinin son günlerde Kuzey-Doğu Suriye alanlarına yönelik saldırılara yönelik ANF’nin sorularını yanıtladı.

Türk devletinin yaşadığı iç sorunlardan dolayı sürekli işgal saldırılarında bulunduğunu belirten Ferhat Şami, Türk devletinin Suriye topraklarında yazılı olarak yapılan ittifaklar sonucu değil geçici anlaşmalarla kaldığını belirtti.

Bu anlaşmalardan birinin de Rusya ile olduğunu söyleyen Şami, “Rusya Türk devleti ile DAİŞ’e ilişkin bir anlaşma yaptı ama o da artık geçerliliğini yitiriyor. Dikkat edilirse son bir, iki yıldır Rusya, Türk devletinden çıkmasını istiyor. Türk devleti ise sürekli olarak erteliyor. Türk devleti alanlarımıza saldırarak aslında Rusya üzerinde bir baskı oluşturmak istiyor. ‘Siz eğer bu alanları istiyorsanız, o zaman bize Til Temir ve Eyn İsa’yı verin’ diyor. Yine çeteler de kendi içinde büyük bir kriz yaşıyorlar. Hem manevi olarak, hem siyasi ve ekonomik olarak büyük bir kriz içindeler. Siyasi olarak bir statü elde edemediler. Sürekli mülteci konumundalar. Bunlar Türk devleti ve Rusya arasındaki pazarlığın kurbanı oldular” diye konuştu.

Serêkaniyê ve Girê Spî işgalinden bu yana bölgeye yönelik saldırılar durmadı. Bazen bu saldırılar şiddetleniyor, bazen de rutin bir şekilde devam ediyor. Bölgenin durumuyla ilgili neler söyleyebilirsiniz?

Bölgenin genel durumuna baktığımızda, bir saldırı sürecinin başlamış olduğu görülüyor. Ancak, bu süreci geçmiş süreçlerden kopuk ele almak eksik olur. 2011 yılından bu yana bölge sürekli olarak saldırılara maruz kalmıştır. Saldırıların yönteminde bazı değişiklikler olmuş olsa da, bu saldırıların hedefleri değişmemiştir. Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik işgalcilerin her zaman tek bir amacı olmuştur. O da halkın iradesini kırmak ve bölgeyi işgal etmektir. 2012 yılında Cebhet el Nusra, Özgür Ordu ve diğer birçok çete grubu, Şam ve diğer bölgeleri bırakıp Suriye Şam hükümeti ile savaşma adı altında Kürt bölgelerine yöneldiler. Elbette biz, YPG,-YPJ savaşçıları sayesinde bölgelerimizi bu çetelere karşı savunduk ve hatta sınırlarımızı genişlettik. Böylelikle bu süreci başarılı bir şekilde geçirdik.

Daha sonra DAİŞ’in devreye girmesiyle yeni bir süreç başladı. Bu sürecin geçmiş süreçlerden bir farkı vardı. 2011-2012 sürecinde Türk devleti Cephet El Nusra ve diğer çete gruplarını özgür ordu adı altında açık bir şekilde destekliyordu. Ancak, Türk devleti DAİŞ’e karşı bu şekilde davranamıyordu. Böylelikle bazen açıktan, bazen gizli bir şekilde DAİŞ çetelerinin gerek finansal olsun, gerek eğitim olsun ve gerekse çetelerin geçişleri olsun Türk devleti tarafından sağlanıyordu. Bu şekilde DAİŞ çetelerini bizim bölgelerimize saldırttılar. Bu durum 2014 Kobanê saldırısında en üst seviyeye çıktı. Ancak, Kobanê’de tarihi bir direniş verildi. Bu direniş sadece Rojava değil, hem dört parça Kürdistan’dan akın akın gelen gençler, Avrupa’dan gelen birçok enternasyonalist gencin direnişiyle büyük bir başarı kazanıldı.

Kobanê sürecinden sonra, hem biz, hem de işgalciler için artık yeni bir süreç başladı. İşgalci Türk devleti anladı ki çeteler yoluyla halkın iradesini kırmayı başaramayacak. Biz de artık DAİŞ’in köklerine kadar gitmemiz ve bitirmemiz gerektiğini anladık. Bu şekilde Şedadê’den, Reqa, Minbic ve en son Bahoz’a kadar bu süreç devam etti. Türk devleti bu süreçle birlikte, çeteler yoluyla bunu yapamayacağını anladı. DAİŞ çeteleri Suriye gibi, Irak gibi devletler karşısında büyük ilerleme kat ettiler, Suriye’nin büyük bir bölümünü işgal etmeyi başardılar. Ancak bizim güçlerimiz karşısında kırıldılar ve Türk devleti artık bu gerçeği gördü. Bu nedenle artık direkt kendisi devreye girdi.

ULUSLARARASI GÜÇLER TÜRK DEVLETİNİN İŞGALİNE İZİN VERİYOR

Cerablus’tan, Ezaz, Bab ve Efrîn’e kadar bölgeyi işgal etti, çünkü Türk devleti Suriye’de işgalciliğini derinleştirmek ve yüz yıllık zihniyetini burada gerçekleştirmek için, öncelikle özgür düşünen ve devrimci anlayışı yok etmesi gerektiğini çok iyi biliyordu. Böylelikle alanlarımıza yönelik saldırılarını genişletti. Tabi bu durum uluslararası devletlerin yüz karasıdır. Çok iyi biliniyor ki Türk devleti uluslararası devletlerin izni olmadan bizim alanlarımızda tek bir adım bile atamaz. Sadece Suriye değil, Libya, Afganistan ve Ortadoğu’nun tümünde eğer uluslararası güçler tarafından yeşil ışık yakılmazsa Türk devletinin ne gücü var, ne de cesareti var.

2019’da Serêkaniyê ve Girê Spî’ye yönelik saldırılar Erdoğan ve Trump arasındaki anlaşma sonucu gerçekleşti. Yine Erdoğan ve Putin arasında bazı anlaşmalar oldu. Bununla birlikte Ortadoğu’daki bazı güçler kendi çıkarları için bize baskı oluşturmaya çalıştılar. Sonuç olarak alanlarımız işgal edildi. Fakat, bu durum ne bizim için, ne de işgalciler için son nokta değildi. Bizim tek bir alanımız işgal altında olduğu sürece bu bizim için mücadele ve direniş sebebidir. Türk devleti DAİŞ yoluyla gerçekleştiremediği işgal hayallerini kendisi gerçekleştirmeye çalışacak. Bu nedenle Serêkaniyê ve Girê Spî işgal edildi ve bu durum yaklaşık iki yıldır devam ediyor. İşgalci Türk devleti son dönemlerde büyük bir tıkanma yaşıyor. Sadece kendi içinde değil, uluslararası düzeyde bir tıkanma yaşıyor.

Bundan dolayı Türk devleti kendisi için bir başarı peşinde. Ancak, halkımıza ve bölgemize yönelik saldırıları değerlendirirken, genel bir konsept çerçevesinde değerlendirmek gerekir. Burada olay sadece 32 km’lik bir sınır hattı değil, Türk devletinin genel bir konsepti var ve bu konsept çerçevesinde saldırılarını gerçekleştiriyor. Bu konsept sadece Kürt halkına karşı da değil, Kürt, Arap, Süryani, Çerkes ve tüm Ortadoğu halklarına karşıdır aslında. Türk devleti her yüz yılda bu halklara karşı bir katliam ve soykırım gerçekleştiriyor. 2014’te Êzidî Kürtlerine yönelik katliam buna örnektir.

ALANLARIMIZIN İŞGAL ALTINDA OLMASI MÜCADELE SEBEBİMİZDİR

Türk devletinin Serêkaniyê işgali tam olarak istediği gibi değildi. Evet Türk devleti burayı işgal etti ama tam olarak istediği gerçekleşmedi. Bu anlamıyla Türk devleti için bu son nokta değil, hatta başlangıçtı. Bizim için de, gerçek şu ki alanlarımız işgal altında olduğu sürece bu mücadele sebebidir. Bu durum Türk devletinin zoruna gidiyor. Son zamanlarda bölgelerimize yönelik barbarca saldırıları aslında bir yönüyle bu nedenlerdir. Ancak biz bölgelerimizi ele alırken Efrîn, Şehba’dan ele alıyoruz. Efrîn mültecilerine karşı Şehba’da hunharca saldırılar gerçekleştirdi Türk devleti. Siviller bu saldırılarda hayatını kaybetti, yine halka ait bir çok arazi ve ev zarar gördü. Burada Türk devletinin asıl amacı, bölgede bir istikrarsızlık yaratmak ve halkı tekrardan bir göçe zorlamaktır. Oradaki halkımızın etrafı bir çok terör güçle çevrili ve her gün Türk devletinin saldırılarına maruz kalıyorlar.

Yine Bab hattından, Minbic’e kadar her Türk devletinin saldırıları var. Bununla birlikte fitne yaratarak halk içinde karışıklık çıkarmak istiyorlar. Bu da bir konseptti. Bu tutmayınca bu sefer askeri olarak saldırı kararı aldılar. Onların bu kararının ardından Minbic’ten, Serêkaniyê, Girê Spî hatta Qamişlo’ya kadar saldırılar oldu. Bölgede şimdi bir savaş var. Bu durum ne zaman karadan bir saldırıya dönecek belli değil. Bölgede tüm bu saldırılara rağmen bir istikrar durumu var. Yapılan saldırılar daha çok havadan ve ağır silahlarla yapılıyor. Türk devletinin şimdilik karadan bir saldırı başlatma gücü yok.

Bu saldırılar son on günde en yüksek seviyeye ulaştı. Bu saldırılar bir çok sivilin zarar görmesine ve şehit düşmesine neden oldu. 80’e yakın ev kullanılamaz hale geldi. Halka ait onlarca arazi ve bahçe zarar gördü. Bununla birlikte bir çok yerde halkın göç etmesini sağlamaya çalıştılar. Hala bu saldırılar devam ediyor. Ve Türk devletinin bu saldırıları durduracağına yönelik bir garanti yok. Her ne kadar uluslararası güçler saldırıların durdurulmasına yönelik üzerinde duracaklarını söyleseler de bunun bir garantisi yok.

Türk devleti bu saldırılarla neyi amaçlıyor, asıl hedefi nedir?

Tabi bu saldırıların elbette bir çok sebebi var. Bu sebeplerden birincisi Türk devletinin iç sorunlarıdır. İkincisi Suriye’nin durumuna bağlıdır. Suriye toprakları üzerindeki dengelere bağlıdır. Bazıları Ortadoğu’nun durumuna bağlıdır. Diğer bir nedense uluslararası devletlerin durumu ile alakalıdır. Bu üç nedene bağlı olarak aslında Türk devleti bunlardan yarar sağlamaya çalışarak kendi durumunu anlamaya çalışıyor. Türk devleti Rusya’nın yanına giderek kendi durumunu anlamaya çalışıyor. Herkes biliyor Türk devleti bazı devletlerle ittifaklar yapmaya çalıştı. Aslında bunlar ittifak değil, anlaşmadır. Şimdi Türk devleti Suriye toprakları üzerinde yazılı olarak yapılan ittifaklar sonucu kalmıyor. Bazı geçici anlaşmalar sonucu kalıyor. Bu yazılı ya da sözlü ittifak değil, anlaşmadır. Geçicidir bunlar. Zaten bir çok defa Rusya da Türk devletine burada geçici olduğunu söyledi.

Yine Amerika ile durumunu anlamaya çalışıyor. İç sorunlarını takip ettiğimiz kadarıyla görünüyor ki Türk devleti ciddi bir iç kriz yaşıyor. Dünyadaki istatistikler de gösteriyor ki Türk devletinin ileriki süreçlerde durumu pek iyi görünmüyor. Her gün tutuklamalar ve ölümler oluyor. Çeteler orada toplanmış. Buna yönelik uluslararası raporlar var ve gösteriyor ki bir çok cihatçı grup Türk devletinin içinde toplanıyor. İkincisi Türk devleti Güney Kürdistan’da yürüttüğü savaşta eline bazı kozlar almak istiyordu. Bu şekilde kendi içindeki şoven kesime karşı bir kart elde edecekti. Bu şekilde içerde yaşadığı sorunları biraz hafifletecekti ya da kamufle edecekti. Ancak bugün duruma baktığımızda Güney Kürdistan’daki savaşta Türk devletinin istediği hiç bir sonuç alınmış değil. Tam tersine herkes soruyor, bu kadar savaşıyorsun o zaman sonuç nedir?

Savaşın maliyeti çok fazla. Türk devleti bu savaşta büyük miktarda ekonomi harcıyor. Çünkü, savaşın taktiği değişmiş. Kürt özgürlük hareketi kendi savaş tarzında taktik değişimine gitmiş ve Kuzey-Doğu Suriye’de bizim de savaş taktiklerimiz değişti. Bu da çok fazla bir savaş maliyeti harcamasına neden oluyor. Evet NATO düzeyinde bir destek var, çünkü Türk devleti bir NATO üyesi. Ancak eskisi gibi uluslararası güçlerden bir destek almıyor. Bunun başında Amerika geliyor. Amerika ona siyasi ve bazı diğer noktalarda destek veriyor, ancak savaş masrafı noktasında öyle pek ciddi bir destek yok Türk devletine. Çünkü 24 saat hava saldırısı yapıyor, her gün büyük oranda bir savaş maliyeti ortaya çıkıyor fakat istediği sonucu alamıyor. Bu durum sadece Şengal ve Kuzey-Doğu Suriye’ye değil tüm bölgeye saldırmasına neden oluyor. Çünkü, Türk devleti bu alanları her zaman bir kart olarak kullanıyordu. Hem kendi içindeki şoven kesime karşı, hem de uluslararası güçlere karşı bu kartını kullanıyordu. Bu kartlar elinden alınınca, bu sefer Şengal ve Kuzey-Doğu Suriye’de başarı elde etmeye çalışıyor.

SAVAŞ İLERLEDİKÇE TÜRK DEVLETİ SIKIŞIYOR

Bu saldırılar da daha çok sivillere yöneliktir. Dikkat edilirse, kendi basını yapılan her saldırıyı şişirerek günlerce veriyor. Kendi kamuoyunu bu şekilde ikna etmeye çalışıyor. Bir tek arkadaşımızı bile şehit düşürdüklerinde bunu günlerce şişirerek veriyorlar. Bu şekilde kendi içindeki şoven kesimi tatmin etmek istiyorlar. Her gün yalan haberler yapıyorlar. “Şurada bu kadar QSD savaşçısını öldürdük, burada bu kadar YPG’li vurduk” diye yalan haberler yapıyorlar. Suriye’deki durumu değerlendirirsek, en önemli nedenlerden biri de aslında budur. Şimdi Türk devleti Suriye’ye DAİŞ bahanesiyle girdi. Bab, Ezaz, Cerablus’a bu nedenle girdi. Zaten DAİŞ bu alanları direk Türk devletine teslim etti, savaşmadı bile. Şimdi o alanlarda bizim güçlerimiz de yok.

Türk devletinin bu alanlarda kalması için hiç bir gerekçesi yok. Bölgede savaş ilerledikçe Türk devleti sıkışıyor. Çünkü, Suriye Şam hükümetinin o bölgelere yönelik planlamaları var. İdlip için var, Halebin kuzeyine yönelik planlaması var, hatta Ezaz ve Bab hatları içinde planlaması var. Zaten Türk devletinin bu alanlara geçmesinin bir nedeni DAİŞ’ti, diğer bir nedeni de Rusya ile yapılan geçici bir anlaşmaydı. Bu anlaşma bir süreye kadardı, en fazla bir ya da iki yıl olabilir. Bu anlamda bu sürecin artık değişmesi ve farklı bir sürece evrilmesi gerekiyor. Elimizdeki bilgilere göre Rusya Türk devletinden bazı alanları istiyor. Bunlar, Cebel Ezawi, Eriha ve İdlip’e bağlı Kinserfe’yi istiyor. Yine Helbin güneyini, Bab hattını ve İdlip hattını istiyor. Çünkü Rusya bu alanları alarak uluslararası yol hattı olan M4 ve M5 yol hatlarına hakim olmak istiyor.

Rusya, Türk devleti ile hiçbir anlaşma yapmadığını söylüyor. DAİŞ üzerine bir anlaşma vardı ama o da artık geçerliliğini yitiriyor. Dikkat edilirse son bir, iki yıldır Rusya, Türk devletinden çıkmasını istiyor. Türk devleti ise sürekli olarak bunu erteliyor. Türk devleti bu şekilde bizim alanlarımıza saldırarak aslında Rusya üzerinde bir baskı oluşturmak istiyor. Siz eğer bu alanları istiyorsanız, o zaman bize Til Temir ve Eyn İsa’yı verin diyor. Bu şekilde Rusya ile yaptığı anlaşmayı yenileyerek, yeni bir sürece evirmek istiyor. Bu Suriye’ye bağlı bir sebep. Diğer bir sebep de çetelerin durumudur. Bizim takip ettiğimiz kadarıyla ve elimize geçen bilgilere göre çeteler kendi içinde büyük bir kriz yaşıyorlar. Hem manevi olarak, hem siyasi ve ekonomik olarak büyük bir kriz içindeler. Siyasi olarak bir statü elde edemediler. Sürekli mülteci konumundalar. Kendi yerleri olan Şam ve Deraa’ya gitmek istediler bu gerçekleşmedi. Bunlar Türk devleti ve Rusya arasındaki pazarlığın kurbanı oldular. Bu durum Türk devletinin çeteleri arasında bir iç savaş neden oldu. Birbirlerinin elinden şehirleri almaya çalışıyorlar.

SİVİLLERİ UYKULARINDA KATLEDİYORLAR

Efrîn’de, Hemzat, Sultan Murad, Ehrar Şerqiyê, Süleyman Şah çeteleri birbirlerinin elinden Efrîn’i almaya çalışıyorlar. Türk devleti için de kimin olduğu pek önemli değil. Önemli olan kendisinin de olmasıdır. Zaten bu çeteleri kendisi için bir araç olarak kullanıyor. Serêkaniyê, Zirgan hattında çeteler silah bıraktı. Çünkü çok korkuyorlar. Bu nedenle Türk devleti onları çıkartıp yerlerine Cebhet El Nusra’yı ve Ceşil İslam çetelerini getirdi. Dikkat edilirse bölgemize yönelik saldırılar genelde akşamları oluyor. Ceşil İslam’ın bir şartı da her zaman geceleri etrafını bombalamaktı. Çünkü korkuyorlar. Güçlerimizden korkuyorlar. Bir diğer nedense çeteler arasında yaşanan krizleri saklamak ve kamuoyunu bölgelerimize yönelik saldırılarla meşgul etmektir.

Diğer bir neden de sivillere yönelik katliam gerçekleştirmek. Dikkat edilirse son zamanlarda şehit düşen sivillerin çoğu evlerinde, uykuda vuruldular. Bu şekilde sivilleri korkutmak, hatta QSD ve özerk yönetime karşı tepkilendirmek istiyorlar. Bu şekilde özerk yönetim üzerinde de bir baskı oluşturmak istiyorlar. Diğer bir nokta, hatta bu bilgiyi de vermek gerekir, ileriki süreçlerde çetelerin bilinmeyen uçaklar tarafından vurulması hiç uzak bir ihtimal değil. Türk devletinin denetimindeki Ehrar Şerqiye, Ceşil Şerqiye ve Hezat çeteleri vurulabilir. Türk devletinin Hemzat çetelerini ortadan kaldırmak istediğine dair bilgileri var elimizde.

Dikkat edilirse özerk yönetim her bir hamle başlattığında Türk devleti buna karşı bir saldırıya geçiyor. Efrîn savaşı öncesinde bizim bazı çabalarımız vardı. Uluslararası kurumlar ve yardım kuruluşlarıyla, bu kurumlar bazı hizmetler yapmak istiyordu. Türk devleti saldırdı. Serêkaniyê ve Girê Spî savaşında aslında biz tam DAİŞ’i tümden bitiriyorduk, yine saldırdı. Çünkü DAİŞ’in bitirilmesi sadece Türk devletine yarar sağlamaz. Zaten Türk devletinin DAİŞ’e yardım ettiği biliniyor. Özerk yönetimi tanıtma hamlesi başlatıldı, Avrupa’nın bazı yerlerinde merkez ve bürolar açıldı. Uluslararası kamuoyunda gündem oluşturuldu. Bu da Türk devletinin zoruna gitti ve yine saldırdı. Bu şekilde bölgeyi istikrarsız göstermeye çalışıyor. Tabi ki eğer bölgede istikrarsızlık varsa uluslararası kurumlar gelmezler. Yardım kurumları gelmezler. Türk devleti bu nedenle böyle saldırılar gerçekleştiriyor.

HALK ARASINDA KARIŞIKLIK ÇIKARMAK İSTİYORLAR

Bu özerk yönetime bağlı neden, DAİŞ’e bağlı neden de var. Sadece bu son saldırı değil, Serêkaniyê, Girê Spî ve Minbic saldırıları da bununla bağlantılıdır. Şimdi DAİŞ ne zaman canlanıyor, kriz ve istikrarsızlık zamanlarında. Türk devleti de bölgede kriz ve istikrarsızlık yaratarak bunu sağlamaya çalışıyor. Türk devleti bölgeyi çembere alarak ekonomik olarak bölgenin gelişmesinin önünü almaya çalışıyor. Çünkü eğer bölgede ekonomik gelişim olursa o zaman DAİŞ’e katılım olmaz. Yine bir alanda eğer kriz ve karışıklık olursa DAİŞ bundan da yararlanır. Bu nedenle Türk devleti bölgede fitne yaratarak halkın içinde karışıklık çıkarmak istiyor.

Bununla birlikte dünyada çapında nedenler de var. Türk devletinin Afrika, Yemen, Mısır, Tunus, Libya, Afganistan ve hatta Azerbaycan için projeleri vardı. Dikkat edilirse Afganistan planı olmadı, Libya’daki projesi tümden olmasa da gerçekleşmedi. Güney Kürdistan’daki projesinde yenilgi yaşıyor. Yemen projesinde yenilgi yaşıyor. Ermenistan, Azerbaycan olmadı. Bunun yanında diplomatik krizler yaşıyor. Amerika ile yaşıyor, Rusya ile Ukrayna krizini yaşıyor. Tüm bunlar Türk devleti üzerinde baskı oluşturuyor. Şimdi Suriye dosyasını Libya, Afganistan için pazarlık konusu yapmak istiyor. Ukrayna için de böyle bir pazarlığa girme ihtimali var.

Rusya ve Türk devleti anlaşmalarını yenilemek istiyorlar. Eğer yenilemezlerse bölgedeki durumları krize dönüşecek. Bir ihtimal Şam rejimi, ya da daha doğru tabirle Rusya İdlip’i alabilir. Bu Türk devleti için bir darbedir. Bu nedenle anlaşmayı yenilemek zorunda. Amerika için, şimdi yeni başkan geldi ve yeni hükümet kuruldu. Türk devleti şimdiye kadar yeni yönetimin refleksini tanımak istiyor. Şimdiye kadar Türk devleti için bir şey demediler. Bu saldırılarla aslında bir anlamda Türk devleti onların da refleksini ölçmek istiyor. Sadece bu saldırılar değil, bölgemize yönelik tüm saldırıların nedeni budur. Yine bu saldırıların faturasını Türk devleti ödüyor. Türk devleti şimdi ekonomik, siyasi ve diplomatik olarak büyük bir kriz yaşıyor. Ancak biz asla Türk devletinin bu saldırılarda başarı sağlamasına izin vermeyeceğiz.

Tüm bu saldırılara karşı bölgede güya garantör olarak bulunan güçler var. Onların tepkileri nedir?

Uluslararası güçlerin şimdiye kadar öyle net ve açıktan bir tepkileri yok. Özellikle koalisyon için şunu belirtmek istiyorum, şimdi bizim koalisyonla ilişkilerimiz Kobanê direnişinden sonra oldu. Kobanê savaşında gösterilen destansı direnişten sonra uluslararası güçler bize yardım etmek istediler. O zaman DAİŞ’e karşı bir savaş üzerine ilişki sağlandı. Şimdiye kadar da bu böyle devam etti. Onlar da zaten bunu dile getiriyorlar. Bu anlamda halkımızın da bunu böyle anlaması ve bu temelde yaklaşması gerekir. Gücümüz bunu zaten biliyor. Bizim asıl umudumuz ve güvencemiz kendi gücümüzdür. Elbette onların yardımları önemlidir ve birlikte iyi işlerde yaptık. En azından birlikte DAİŞ’i yendik. Ama onların Türk devletine karşı bir adımları yok. Onlar şimdi DAİŞ’in uyuyan hücrelerine karşı eylem içindeler. Ve elbette bölgenin istikrarını sağlamak istiyorlar, çünkü onlar da biliyor bir yerde istikrar yoksa DAİŞ canlanır. Biz de onlara sürekli olarak bunu söylüyoruz.

Bölgede işgal olduğu sürece istikrar olmaz. Türk devletinin asıl görevi bölgede istikrarı bitirmek. Evet DAİŞ bölgede bazen eylemler yapıyor, ancak 24 saat saldıran Türk devletidir. Türk devleti DAİŞ’e karşı savaşan komutanlarımızı hedef alıyor. Yine geçenlerde gazilerin yerine saldırdı. Bu gaziler nerede savaştılar? Tabi ki DAİŞ’e karşı savaşta savaştılar ve gazi oldular. Türk devletinin onlara bile tahammülleri yok. Evet bizim koalisyonla bir anlaşmamız var ancak bu Türk devletine karşı değil. Her Türk devletinin saldırılarından söz edildiğinde onları Pentegon’a, Amerika devletine havale ediyorlar. Onlar kendisi diyor biz sadece DAİŞ’e karşı buradayız. Ancak aynı zamanda Amerika kendisi diyor Ehrar Şerqiye içinde DAİŞ var.

Şimdi Ehrar Şerqiye’yi oluşturanlardan biri de Ebu Mayen Qehdani’dir. Bu adam daha önce El Nusranın komutanıydı. Daha sonra DAİŞ’e katıldı. Biz onlara bunu söyledik. Ehrar Şerqiye Serêkaniyê’dedir. Siluk zaten onların merkezi ve sadece Siluk’ta onlar var. Söz çerçevesinde bir şeyler var ama pratik herhangi bir adım yok. Oysa onların Hesekê’deki askeri noktaları Til Temir’den 10 km uzaktadır. Türk devleti Til Temir’i vurduğunda onlar sadece devriye atmakla yetindiler. Aynı zamanda Rusya var. Şimdi Rusya ile durumlarda biraz değişim var. Rusya daha önce QSD’yi küçük bir güç olarak görüyordu. Şimdi o da bunun farkında, eğer QSD olmasaydı Suriye’nin tamamı DAİŞ’in elinde olurdu. Bu nedenle Rusya da bazı çalışmalarını şimdi gözden geçirmek istiyor. Fakat onun tarafından da öyle somut bir adım yok. Yine Türk devleti Til Temir’e saldırdığında, Rusya’nın noktasını yanında vurdu. Yine Şam hükümeti var. Ancak, onun zihniyeti hala eskisi gibi. Eğer Şam hükümeti bu şekilde, bu zihniyetle devam ederse sıfır noktasına geri dönebilir. Çeteler Şam ve Dera’da tekrar canlanabilir. Çeteler, Şam’da geçen sokakları tuttular.

Peki QSD güçleri bu saldırılar karşısında nasıl bir tavrı sergileyecek?

QSD ve özerk yönetim özelliklerini koruma çerçevesinde birlikte işgal edilmiş bölgeleri özgürleştirmek istiyor. Ancak, QSD olarak biz sadece saldırılar dursun demiyoruz . Biz işgalciler çıkarılsın diyoruz. Çünkü, Serêkaniyê ve Girê Spî’de bir anlaşma sağlandı ve bu anlaşmaya göre bölgedeki savaş duracak ve işgal bitecek. Halk güvenli bir şekilde kendi yerlerine dönecek. Bu da işgalcilerin çıkarılması anlamına geliyor. Çünkü, halkımız işgalcilerin olduğu bir yere asla gitmez. Bizim de çağrılarımız bu yöndedir. İşgalin bitirilmesi. Şimdiye kadar bu iki madde olmamıştır. Biz bu temelde onlara söyledik bu DAİŞ’e karşı savaşa etki ediyor. Halka etki ediyor. Bu durumda bizimle birlikte bazı adımlar atılmalı.

En son Sosin arkadaşımızın şahadetinden sonra, genel komutanlığın bir açıklaması oldu. Açıklamada “bu saldırılar cevapsız kalmayacak ve hesabı sorulacak” denildi. Hatta işgalciler bu saldırılarından dolayı pişman olacaklar. Bu durumda QSD kendi sözünün takipçisi olacak. Bu kısa vadede verilen sözlerdir. Yine aynı zamanda 1 Ağustos’ta QSD yıllık toplantısı yapıldı. Bu toplantıda 3 önemli karar ortaya çıktı. Bunlardan biri, işgal bölgelerinin özgürleştirilmesi. İkincisi DAİŞ hücrelerinin bitirilmesi. Ve üçüncü madde ise bu alanda istikrar ve güvenliğin sağlanması. Bunlar da uzun vadede önümüze koyduğumuz ve yerine getireceğimize dair halkımıza verdiğimiz sözlerdir. Bizler bu sözün takipçisi olacağız.

ANF

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu