RÖPORTAJ

T.C’nin mafya-devlet-medya üçgeninde Gladyo ve NATO ilişkisi

Devlet bağlantılı suç organizasyonu başı Sedat Peker’in 6 Mayıs’tan beri yayınladığı videolar Türkiye’de gündem belirlemeye devam ediyor.

Youtube kanalı üzerinden şu ana kadar yayınladığı 7 videoda;  işgalci Türk devletinin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, eski İçişleri Bakanı ve derin devletin başı olarak tanımladığı Mehmet Ağar’ın işlediği cinayetleri, oğlu Tolga Ağar’ın gazeteci Yeldana Kaharman’a tecavüz ettikten sonra katletmesini, eski Başbakan Binali Yıldırım’ın oğlu Erkan Yıldırım’ın uyuşturucu ticaretini, Uğur Mumcu, Savaş Buldan, Kutlu Adalı cinayetlerini, derin devlete yönelik ve daha birçok itirafta bulunarak devlet-mafya- medya ilişkilerinin suçlarını itiraf ediyor.

ERDOĞAN’IN SESSİZLİĞİ

İtirafların ardından çalkalanan Türkiye’de gözler AKP/MHP faşist iktidarına çevrilirken Erdoğan’ın uzun süre yaşadığı sessizlik dikkat çekiciydi. Bu sessizlik kimi siyasetçiler tarafından, Erdoğan’ın iktidarını korumaya yönelik bir plan, olarak yorumlanırken kimilerine göre ise, kısa bir süre içinde Peker’in yayınlayacağı vidoların ardından sessizliğin bozulacağı değerlendirmesini getirdi. Ancak bu tartışmalar süre dursun, Erdoğan’ın 26 Mayıs’ta yaptığı açıklamada, Peker tarafından karıştığı mafya, öldürme vb. suçları açıklanan Türk Dış İşleri Bakanı Süleyman Soylu’ya sahip çıktı.

Yazar Halil Cemal uzun süren sessizliği, Gladio ve NATO’nun tepkisini bekleme süreci olarak değerlendirdi.

HDP MYK adına yapılan açıklama da Kürt sorunu çözülmedikçe Türkiye’deki kirli ilişkilerin devam edeceğini belirtilerek “Devlet güdümündeki mafya ve çete yapıları arasına sıkıştırılan bir toplum ve ülke hali kabul edilemez” denildi.

DEVLETİ YÖNETENLER TARAFINDAN ÖLDÜRÜLDÜLER: ÇEKİN TUĞLALARI

Sanal medya hesabından açıklama yapan, 3 Haziran 1994’te kaçırıldıktan sonra katledilen iş insanı Savaş Buldan’ın eşi Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Yıllardır hep söyledik, şimdi yine söylüyoruz. Savaş Buldan ve arkadaşları devleti yönetenler tarafından öldürüldü. Cinayeti işleyenler göstermelik yargılandı ve beraat etti. Şimdi yeniden başa dönüyoruz ve yargılanmaları için girişimde bulunacağız” ifadelerini kullandı.

Uğur Mumcu’nun eşi eski TBMM Başkanvekili Güldal Mumcu da Twitter hesabında, “Senelerdir Uğur Mumcu cinayetinin aydınlatılması için kim ne biliyorsa anlatsın, işin ucu kime dokunuyorsa dokunsun dedik. Bu görüşümüzü korumaya devam ediyoruz. Çekin tuğlaları yıkılsın duvar, altında kim kalırsa kalsın” paylaşımı yaptı.

Sedat Peker’in yeni videolarıyla yeni suçların ortaya serilmesi beklenirken, AKP/MHP faşist iktidarının nereye doğru gideceğiyse merakla beklenen bir durum olmaya devam ediyor.

Devlet bağlantılı çete yöneticisi Sedat Peker’in itiraflarını, zamanlamasını, Kürt sorununa olan etkilerini ve durumun nereye evirileceğini yazar Halil Cemal’le konuştuk.

Bir süredir devlet bağlantılı çete yöneticisi Sedat Peker, paylaştığı videolarla devlet-mafya-medya ilişkilerine yönelik itiraflarda bulunuyor. Bu itiraflarla ortaya çıkan tabloyu ve zamanlamasını ki, Garê direnişi ve devam eden işgal saldırılarını ve Biden’ in iktidara gelmesinden sonra yaşanılmasını da göz önünde bulundurursak bunu nasıl okumak gerek?

Sedat Peker’in itiraf ve suçlamalarını yayınladığı videoların büyük bir ilgiyle izlenmesi bugünkü TC gerçekliği kadar küresel ya da bölgesel güçler arasındaki ilişki ve çelişkilere de ışık tutmaktadır. Sedat Peker şu an Türkiye dışında herhangi bir ülkeden bu videoları serbestçe yayımlama imkanına sahip.  Bir devlet ya da bazı devletlerin koruması altında olan Sedat Peker, video kayıtlarında sadece bir mafya lideri olarak değil, T.C’nin bugün fazlasıyla gün yüzüne çıkmış derin devletinin bir parçası gibi konuşuyor. Bu yanıyla da Özel Harp dairesinin bir mensubu olarak pratikte ne tür işler yaptığını kısmen de olsa itiraf ediyor. Suç ortaklarını ifşaa ederken kendi deyimi ile T.C’nin ‘namus ve ahlaktan’ ne kadar uzaklaştığını tek tek ortaya koyuyor. Yani Sedat Peker’in videoları TC’nin bir özel harp organizasyonu olduğunun bir itirafı oluyor.

Geçmişte de bazı kişiler aynı düzeyde olmasa bile itiraflarda bulunmuşlardı. Bu itiraflar kamuoyuna kısa bir süre mal olup unutulmuşlardı. Ama Sedat Peker’in itiraflarının etkisi çok daha farklı oldu ve olmaya devam ediyor. Sadece gazeteciler değil, siyasetçiler, sanatçılar, düşünür, muhalif olsun olmasın dürüst tüm insanlar tarafından ilgiyle takip edilen bu itiraflar, AKP/MHP iktidarı için fitili ateşlenmiş bir bomba etkisi yaratacağa benziyor.

BENZERİ BİR DURUM: RIZA ZARRAP OLAYI

Düne kadar devrimci-demokrat çevreleri tehdit ederek sesini duyuran bu mafya lideri ve gladio mensubu Sedat Peker neden şimdi suç ortaklarına saldırma gereği duyuyor? Süleyman Soylu’nun polisinin Sedat Peker’in yakın çevresine yaptığı baskın ve saldırılarla bağlantılı bir tepkisel çıkış, intikamcı yaklaşım olarak ele alınabilir mi bu itiraflar? Bir kabadayının bireysel meydan okuması gibi görülebilir mi bu çıkışlar? Elbette konu bu şekilde ele alınamaz. O zaman Sedat Peker neden önce yurt dışına çıkarıldı ve şimdi de bu itiraflarını yayımlama ihtiyacını duydu. Aslında benzeri bir durum yine bu hükümetin kirli işlerini yapan Rıza Zarrab olayında da görülmüştü. Rıza Zarrap önce ABD’ye gitmiş sonra da itirafçı olmuştu. T.C-İran ilişkilerini ve T.C’nin uluslararası hukuka ters düşen mafyatik çalışmalarını ABD mahkemelerinde ifşa etmişti. Yani Rıza Zarrap faşist T.C’nin mevcut dünya konjonktüründe küresel güçlerle artık sürdürülemez duruma gelen ilişkilerini açıklayarak, T.C ile batılı küresel güçler arasındaki hukuki, diplomatik, siyasal vb. gerilimli sürecin yeni bir aşamasını başlatmıştı.

Şimdi de acaba Sedat Peker ile AKP/MHP faşist iktidarı ve T.C için yeni bir süreç mi başlıyor diye bir soru sorarak konuyu ele almak gerekir. Toplumun önemli bir kesiminin ilgisini çekmesi de düşünüldüğünde iç toplumsal muhalefeti geliştirmeye yönelik çıkışlar anlamına gelebilir mi bu itiraflar?

İTİRAFLARIN ZAMANLAMASI

Sedat Peker’in çıkışında kısa bir süre önce Faşist T.C Irak ve Güney Kürdistan toprakları üzerinde başta gerilla olmak üzere bir bütün olarak Apocu hareketi darbelemek ve hatta mümkünse tasfiye etmek için yoğun bir saldırı süreci başlattı. Tüm pazarlık kozlarını kullanarak, varını yoğunu ortaya koyarak çok hızlı bir şekilde sonuç almak istiyordu. Irak hükümetini, Güneyli güçleri yoğun baskı altına aldı. Kadim dostları olan ABD, Almanya, Fransa, İngiltere, İsrail gibi küresel güçler ve BM’yi devreye soktu.  Şengal antlaşması öyle ortaya çıktı. Ezidi halkının ve dostlarının direnişi, bölgesel güçlerin T.C ile olan çelişkisi gibi nedenlerle Şengal senaryosu TC’nin istediği gibi sonuç vermedi. Şengal sorununda olduğu gibi birçok konuda faşist T.C baskı altına aldığı ya da pazarlık yaptığı güçleri Apocu hareket şahsında tüm Kürtlerin üzerine sürmek istemektedir. Ama bunda başarılı olamayınca Garê saldırısında olduğu gibi direk devreye girdi. Ve Gerillanın sert direnişi karşısında yenildi. Bu yenilgi AKP/MHP iktidarı için bir dönüm noktası oldu. Çünkü uzun bir süredir bu iktidar böylesine açık ve net bir yenilgi almamıştı.  Bu durum T.C iç siyasetini ve toplumsal muhalefeti hareketlendirdi.

‘GELEN YENİLGİNİN ARDINDAN GÜNDEME SEDAT PEKER GELDİ’

Faşist AKP/MHP iktidarı bu geriye gidişi durdurmak ve sorunlarını milliyetçilik dalgası altında kamufle etmek için Zap/Avaşîn saldırısı ile Güney Kürdistan’ın işgali için yeni bir süreç başlattı.  Ve kısa sürede sonuç almak istedi. Direniş uzadıkça ve kayıpları attıkça dış ve iç çelişkiler daha da derinleşti. Avaşîn direnişi anketlerde ortaya çıkan sonuçlara göre faşist iktidarın oy tabanını % 30’ların altına çekti.

Dış siyasette ABD ve Rusya/İran çelişkisini kullanarak bugüne gelen iktidar, Trump’un gidişinden sonra bu imkanını da önemli oranda kaybetti. Gelinen aşamada ne bölgesel ne küresel ve ne de iç toplumsal güçler bu iktidarla yürüyemez duruma geldi. İşte tam bu aşamada Gladio/Mafya karışımlı Sedat Peker itirafları gündeme geldi. Mevcut iktidarın ve Mehmet Ağar gibi öncüllerinin şahsında T.C özel savaş devletinin ahlaksızlık üzerine kurulmuş yapısal sorunları tartışılmaya başlandı.

Bu itiraflardan sonra Süleyman Soylunun istifasını isteyenlerin sayısı günden güne artıyor. AKP/MHP iktidar nezdinde de çok ciddi tepkiler gelişmedi. Özellikle Erdoğan’ın bu duruma karşı uzun süren sessizliği dikkat çekti. Bu açıdan bakıldığında yaşanılanların bir plan sonucu mu gelişiyor sorusu akıllarda oluşuyor. Sizler nasıl değerlendiriyorsunuz?

Mehmet Ağar ve Süleyman soylu sadece Kuzey Kürdistan’da değil Kürdistan’ın tüm parçaları ve Kürtlerin bulunduğu dünyanın her yerinde Kürtlere ve devrimci demokratik çevrelere karşı insanlık suçu işlemiş olan Türk Gladyosunun simgesel isimleridir. Sedat Peker de aynı suç örgütünün tetikçilerinden biridir. O nedenle itiraflar karşısında AKP/MHP faşistleri bu durumun sadece kendilerini ilgilendirmediğini biliyor. Ve bu gelişme karşısında genel Gladyo ve NATO’nun tepkisini bekleme sürecine girmiş bulunuyor. Onun için tepkiler sınırlı kalıyor. Sanki olay sadece Süleyman Soylu’yu ilgilendiriyormuş gibi sadece o konuşturularak sorun bireyselleştirilmeye çalışılıyor. Bugüne kadar yayınlanan videolarda uyuşturucu ticaretinden, faili meçhullere, yolsuzluklardan hukuksuz işlemlere kadar birçok konu ele alınıyor. Yani sadece bu iktidar süreci değil, 1990’ların insanlık suçları önemli oranda ifşa ediliyor. Bu boyutuyla bile mevcut T.C yapılanması ciddi bir sorgulanma sürecine alınmak isteniyor gibi. Elbette böylesine hacimli ve geniş bir zaman dilimini kapsayan bir sürecin ifşası karşısında mevcut iktidarın tepkilerine bakarak durum değerlendirmesi yapmak yetersiz kalacak gibi görünüyor. İtalya’da benzeri bir itiraf olayının arkasından ‘temiz eller’ operasyonu başlatılarak Mussoloni faşizminin artıklarından oluşan İtalyan Gladyosuna bir biçim verilmek istenmişti. Şimdi Türkiye’de de böylesi bir süreç yaşanır mı bilinmez. Örneğin Mehmet Ağar’ın Susurluk dosyasından verilen beraat kararı daha yakın zamanda bir başka mahkemece bozuldu.

‘İTİRAFLAR DAHA KAPSAMLI VE ULUSLARARASI AYAĞI OLAN BİR OPERASYONA BENZEMEKTE’

Bu örneğe rağmen Türkiye’nin taşımakta çok zorlandığı ve devleti her türlü pislik içine koyan bir Kürt sorunu var. Bu soruna el atmayan bir uygulama eskisinin devamını istemekten öteye gidemez. Çünkü Türk Gladyosu tüm pisliklerini Kürt düşmanlığı ve soykırımı üzerinden sürdürmektedir. Türk faşizmi bir bütün olarak Kürt düşmanlığı üzerinden varlığını korumaya çalışmaktadır. O nedenle tek başına Sedat Peker’in itirafı gibi değerlendirilemeyecek bu videolar, daha kapsamlı ve uluslararası ayağı olan bir operasyona benzemektedir. Bu operasyon nereye evrilir bilinmez ama eğer sonucunda Kürtler ve demokrasi güçleri lehine bir kazanım çıkarılmalı deniliyorsa o zaman hem Kürtler ve hem de demokrasi güçleri ortak cephede daha örgütlü ve eylemli bir süreci yaşamak zorundadır. Çünkü Sedat Peker’in arkasında olduğu varsayılan güçler mevcut faşizmin Apocu harekete ve özgürlük güçlerine karşı geliştirdiği saldırılara ve imha konseptine halen onay vermektedir. Bugün Rojava’da ve işgal alanlarında demografik yapıyla oynaması, işgal edilmek istenen Güney Kürdistan’da sadece gerillaya karşı değil, sivil halka karşı da dünyanın gözleri önünde kimyasal silahların kullanımı başta olmak üzere her türlü savaş suçunu pervasızca işlemesi de gösteriyor ki Faşist T.C Kürt soykırımı konusunda küresel ve bölgesel güçlerden destek almaya ve hatta bu suçları işlemeye teşvik ediliyor.

Devlet-mafya-medya ilişkisi Kürt sorununu nasıl etkiledi ve etkiliyor?

Türk devletinin, kuruluşundan bu yana çetelerle ve giderek mafyatik örgütlerle ilişkisi olmuştur. Örneğin Türkiye’nin 1920’lerin başında Komünist önderleri olan Mustafa Suphi ve 15 arkadaşının katliamını gerçekleştiren, Koçgiri isyanının bastırılmasında, o dönem Türkiye’sinin en demokratik kesimini oluşturan Çerkezlerin sindirilmesinde ve bazı demokrat muhaliflere suikast düzenlemede kullanılan Topal Osman bir çete başıdır. Topal Osman aynı zamanda bir dönem için Mustafa Kemal’in muhafız Alayının Komutanıdır.  Bu çete başı devlet için tehlikeli olmaya başlayınca yine bizzat Mustafa Kemal’in talimatıyla ortadan kaldırılmıştır.  Yani devlet mafya ilişkisi Cumhuriyetin mayasında vardır. Bugün DAİŞ ve benzeri çetelerle kurulan ilişki ve bunlar üzerinden geliştirilmek istenen toplumsal mühendislik TC’nin gerçek kimliğini ortaya koymaktadır.

FAŞİZMİN SUÇLARINI GİZLEMEYE ÇALIŞAN TÜRK MEDYASININ BİLİNEN GERÇEKLERİ

Devlet-medya ilişkisi de aynı çerçevede ele alınabilir. Sadece T.C değil, tüm devletler halk düşmanlığını medya üzerinden meşrulaştırmaktadır. Medya üzerinden yaratılan algı operasyonları ile gerçekler ters yüz edilerek halklar alıklaştırılmak istenmektedir. Nasıl ki T.C devleti, çetelerle iş birliği temelinde kurulduysa medyayı da başından itibaren kontrolünde tutmuştur. Kürdistan’da yürütülen soykırım saldırıları ve işlenen insanlık suçları bu üçlünün birlikteliği etrafında gerçekleşmiştir. Andıçlar, Troller, Pelikanlar bu iş birliğinin dönemsel medyatik tanımları olmuştur. Giderek mafyalaşan devlet medya yoluyla Kürtleri ve özgürlük savaşçılarını yok edilmesi gereken suçlular topluluğu olarak göstermiştir. İktidarla biraz çelişkisi olan kişi ya da çevreler önce medya tarafından linç edilerek hedef haline getirilmiş ve sonra da katledilmiştir.  Medya bununla da kalmayıp devletin işlediği suçları Komünistlerin, sosyalistlerin ve giderek de PKK başta olmak üzere tüm demokrasi ve özgürlük güçlerinin üzerine atmaya çalışmıştır. En son Sedat Peker bu konuda da ilginç açıklamalarda bulunmuştur. Bu faşist iktidarın Mafya ve Medya ayağına da dikkat çekmiştir. Tek bir ağızdan faşizmin suçlarını gizlemeye çalışan Türk medyasının zaten bilinen gerçekliği de gözler önüne serilmiş bulunmaktadır. Tek kelimeyle bugün Türk medyası bir Özel savaş aygıtı olarak Kürt düşmanlığında sınır tanımamaktadır. İktidar karşıtı olduğunu söyleyen bazı medya kuruluşları da devletin Kürt düşmanı faşist kimliğini taşımaya devam etmektedir. O nedenle de konu Kürtler olduğunda iktidar/muhalefet basını hep birlikte hareket etmektedir.

Önümüzdeki süreçte bu itiraflardan sonra Türkiye’yi ve özellikle de AKP/MHP iktidarını ne bekliyor?

Önümüzdeki süreçte AKP/MHP iktidarını ciddi bir çöküş beklemektedir. Bu çöküş süreci Özgürlük gerillasının direnişi ve Kürt halkının Önderliğine, partisine bağlılığı ile daha da derinleşmiştir. Zaten Sedat Peker’in itiraflarının temelinde de bu direniş ve bağlılık yatmaktadır. Ama elbette bu itirafları ortaya çıkaran direniş daha da derinleşir ve olması gereken ittifakları ile buluşursa o zaman bir sonuç ortaya çıkacaktır. Yoksa AKP/MHP iktidarı zaten yıkılacak ya da Küresel güçler bu iktidarı değiştirecek gibi bir beklenti içine girmek oldukça tehlikeli bir ruh hali olur. Bugün Güney Kürdistan’ın işgaline karşı direnen gerilla zaten görevini yapıyor deyip halk olarak direnişe geçilmemesi ciddi bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Şehitlerine bağlı, Önderliğine inanan ve devrimci halk savaşı temelinde öz savunmasını güçlendirerek eyleme geçen başta Kürt halkı olmak üzere bölge haklarının önünde işgale, faşizme son ve Özgürlüğü kazanma zamanı hamlesi temelinde çok kapsamlı görevler duruyor. İşte bu görevin gereklerinin yerine getirilmesi ile AKP/MHP faşizmi yıkılacaktır. Bölgesel ve küresel gelişmeler faşizmin çöküşü için her zamankinden daha fazla uygundur. Ama devrimci halk savaşına uygun olarak örgütlenip eyleme geçen halk sonucu belirleyecektir,

O nedenle Sedat Peker’i itiraf etmeye zorlayan gerillanın devrimci direnişine hep birlikte katılalım. Efrîn’den Xakûrke’ye oradan bütün Kürdistan’a yayılacak olan faşist egemenliğe karşı topyekûn direnmek kazanmanın temelidir. Unutmayalım ki 21 Yüzyıl şu ya da bu örgüt veya askeri gücün değil Kürtlerin, halkların ve kadınların çağıdır. Herkes bu temelde çağın gereklerini yerine getirdiğinde Özgürlük zamanı gelecektir.

ANHA

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu