RÖPORTAJ

Sabri Ok: Önemli olan Avrupa Konseyi’nin kararında ne kadar ısrarlı olacağıdır

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Türk devletinde hukuk mekanizmasının olmadığı, yasalarda değişiklikler yapması gerektiği yönündeki kararlarını değerlendiren KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok, “Önemli olan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Türkiye üzerinde ne kadar ağırlık oluşturup baskı geliştireceği ve bunda ne kadar ısrarlı olacağıdır” dedi.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin, AİHM’nin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve bazı diğer tutsaklar hakkında verdiği ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla ilgili ihlal kararlarını gündemine almasını değerlendiren KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok, “Önemli olan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Türkiye üzerinde ne kadar ağırlık oluşturup baskı geliştireceği ve bunda ne kadar ısrarlı olacağıdır. Yoksa alınan kararlar söylem düzeyinde kalırsa bunun pratik bir karşılığının olmayacağı açıktır” dedi.

PKK’nin terör listesinde tutulmasının sorumlularının Almanya, İngiltere ve ABD olduğunu kaydeden Ok, “AKP-MHP faşizminin özgürlük gerillasına karşı kullandığı kimyasal silahların bu güçlerin onayı ve desteğiyle olduğu açıktır. Uluslararası hegemonik güçlerin ve NATO’nun çok yönlü ve sürekli desteği olmasaydı AKP-MHP faşizmi PKK’ye ve Kürt halkına karşı ne bu kadar fütursuz ve ahlaksız bir savaş sürdürebilirdi ne de Kürt sorunu halen çözülmeyen bir sorun olarak kalırdı” diye konuştu.

Türk ordusunun bugün pespaye bir duruma düşmesinin geliştirdikleri mücadelenin sonucu olduğunu kaydeden Sabri Ok, “AKP-MHP faşizmi her ne kadar Osmanlı İmparatorluğuna heveslenip yayılmacı, ilhakçı politikalarda ısrar etse de üzerinde oturdukları zemin, ekonomik durumları ve güçleri buna kesin yetmeyecektir. Libya’da da, Suriye’de de, Rojava’da da mutlak kaybedeceklerdir. Şimdi demokrasi, Kürt sorununun çözümü programıyla hangi güçler istekli ve iradeli hareket ederlerse tam da zamanıdır. Şimdi tek sorun iradeli, dirayetli, program ve perspektif sahibi güçlü bir demokrasi ve muhalefet cephesinin rol oynamasıdır” diye konuştu.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecride, Avrupa Konseyi’nin Abdullah Öcalan’la ilgili verdiği ihlal kararına, PKK’nin terör listesinden kaldırılmamasına, AKP-MHP faşizminin bugünkü durumuna ve Türk devletiyle aynı zihniyete sahip KDP’nin tutumuna ilişkin ANF’nin sorularını yanıtladı.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki izolasyonun her boyutta ağırlaşarak derinleştiği bir süreçte Avrupa Konseyi de Abdullah Öcalan ile ilgili verdiği ihlal kararlarını ele aldı. İmralı üzerindeki tecridi, buna karşı Kürt halkının eylemliliklerini ve en son Avrupa Konseyi’nin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Rêber Apo 23 yıla yakındır İmralı zindanında esaret altında tutulmaktadır. İmralı sistemi uluslararası komplocu güçler tarafından oluşturulan ve komplonun bir devamı olarak sürdürülen çok özel bir sistemdir. Rêber Apo’ya ve İmralı’ya ilişkin her şey sistemi yöneten güçler tarafından son derece bilinçli ve mutlak bir hedefe, öngörülen amaçlara göre olmaktadır. İmralı hem bir çürütme hem de başarabilselerdi Rêber Apo’dan taviz koparma sistemidir. Bunun için bugüne kadar hiçbir ulusal ve uluslararası kural, hukuk hiçbir ahlaki ölçü tanımadan fiziki ve psikolojik baskı dahil ne öngördülerse her şeyi yaptılar. Bazen savunmalarını hazırlarken kağıt, kalem vermediler. Bazen yemek, havalandırma ve yaşam koşullarını daraltarak fiziki baskı dahi uyguladılar. Aile, avukat ve dışarıyla her türlü ilişki ve görüşmeyi her zaman ve sürekli yasaklayan, bu konularda ciddi sorunlar çıkartan bir politika izlediler. En son 8 aydır ne Rêber Apo’dan ne de İmralı’da bulunan diğer üç yoldaştan (Veysi Aktaş, Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım) ne avukatları ne de aileleri hiçbir biçimde en ufak bir bilgi alamamaktadırlar.

ABD VE AVRUPA İMRALI SİSTEMİNDEN SORUMLUDUR

Çok açık ki İmralı’da uygulanan her türlü baskıya karşı nefes nefese kesintisiz bir direniş yaşanmaktadır. Faşist Türk devleti, AKP-MHP faşizmi Rêber Apo’nun iradesi ve direnişi karşısında bugüne kadar her ne kadar sonuç alamadıysa da politikalarından vazgeçmedikleri Rêber Apo’nun şahsında hareketimize, halkımıza ve dostlarımıza karşı bu ahlaksız ve kuralsız savaşı ısrarla sürdürmektedirler. AKP-MHP faşizmi PKK ve Kürt halkına diz çöktürme konseptiyle savaşı sürdürmektedir. Faşist rejim bu konsepti öncelikle İmralı’da Rêber Apo üzerinde uygulamıştır. Ancak Rêber Apo’nun gösterdiği direniş, halkımızın ve hareketimizin boyun eğmez fedai ruhla kesintisiz biçimde verdiği mücadele AKP-MHP faşizminin diz çöktürme konseptini boşa çıkartmıştır.

Rêber Apo İmralı’ya ilk getirildiğinde kendisini karşılayanlardan birisi de Avrupa Konseyi adına hazır bulunan bir kadındı. Bu kadın Rêber Apo’ya kendine olan güvenle burada tutulacağını, durumun takip edileceğini, zaman zaman görüşmelerin yapılabileceğini belirtmişti. Avrupalı kadın komploda yer almanın rahatlığıyla konuşmuştu. Zaten komplonun planlayıcısı ve uygulayıcısı da ABD ve Avrupa’ydı. Bu güçler bugün de Rêber Apo’nun içinde bulunduğu koşullardan, İmralı sisteminden sorumludurlar. İmralı’da Rêber Apo üzerinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararları ve hukuku her gün ayaklar altına alınmaktadır. Rêber Apo’nun avukatları birçok kez CPT’ye başvuruda bulunmasına rağmen Kürt halkı ve dostları başta Avrupa’da olmak üzere Kürdistan’ın dört parçasında ve dünyanın her yerinde sürekli ayakta olmasına rağmen Avrupa Konseyi ve CPT, TC üzerinde hiçbir yaptırım uygulamadığı gibi kendi demokrasi ve hukuk kurallarına da sahip çıkmamıştır. Bunun için Kürtlerin tepkisi büyük olmuştur. Avrupa Konseyi ve CPT’yi protesto etmek için yaşamlarına son veren onlarca Kürdistanlıdan tutalım noter tasdikli 10,5 milyon imza Rêber Apo için toplanmıştır ve bu imzalar Avrupa Konseyi’ne teslim edilmiştir. Ne var ki Avrupa Konseyi ve CPT ne halkımızın ortaya koymuş olduğu milyonların iradesine saygı göstermiş ne de kendi demokrasi ve hukuk kurallarına uygun hareket etmiştir.

ÖNEMLİ OLAN AK’NİN NE KADAR ISRARLI OLACAĞIDIR

Rêber Apo’nun avukatları ve ilgili hukuk kurumları Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine yaptıkları başvurular ancak 7 yıl sonra gündeme alınmıştır. Bunlar kuşkusuz demokrasi ve hukukun gereği olmamıştır. Adına Avrupa Konseyi de denilse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de denilse sorun Kürt halkı ve Rêber Apo olunca çoğunlukla hukuk yerine politik yaklaşımlar öne çıkmaktadır. Kuşkusuz zaman zaman hukuk kuralları da uygulanmıştır. Ama şimdi önemli olan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Türkiye üzerinde ne kadar ağırlık oluşturup baskı geliştireceği ve bunda ne kadar ısrarlı olacağıdır. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, AİHM’in daha önce almış olduğu kararı sahiplenmiştir. Yani ağırlaştırılmış hapis cezalarının umut hakkı denilen AİHM kararına göre düzeltilmesi istenmiştir. Buna tümden önemsizdir demek şüphesiz doğru değildir. Fakat asıl önemli olan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin almış olduğu karara güçlü sahip çıkması ve Türk devleti üzerinde ciddi baskı kurmasıdır. Yoksa alınan kararlar söylem düzeyinde kalırsa bunun pratik bir karşılığının olmayacağı açıktır. Ama hepsinden önemlisi ve herkesi doğru tutum ve karar almaya zorlayacak olan halkımızın Rêber Apo’nun özgürlüğü için siyasi, diplomatik, hukuki ve toplumsal düzeyde her alanda ve sürekli ayakta olması, mücadeleyi kararlı biçimde sürdürmesidir.

Son zamanlarda uluslararası alandaki demokratlar, önemli şahsiyetler PKK’nin “terör listesi”nden çıkarılması ve Rêber Apo’nun özgürlüğü için eylemlilikler geliştirmektedir. Bu konudaki eylemlilikleri nasıl buluyorsunuz?

Burada öncelikle başta İngiliz işçi sendikaları olmak üzere Fransa ve İtalya sendikalarını, yine dünya çapında Rêber Apo’nun özgürlüğü için tutum belirleyen birçok aydın, akademisyen, yazar ve siyasetçi dostları saygıyla selamladığımı belirtmek istiyorum. Gerçekten çok tarihsel, onurlu ve önemli bir duruş sergilemektedirler.

PKK’nin terör listesinde olması kuşkusuz başta ABD, Almanya ve İngiltere olmak üzere uluslararası hegemonik güçlerin kirli çıkarları gereği olmuştur. Türkiye bir NATO devleti olmasaydı PKK’nin terör listesinde olmayacağı kesindir. Kürt sorununun yarım asırlık mücadelesine rağmen halen çözümsüz kalmasının sorumluları da bu güçlerdir. Yoksa PKK’nin terör ve terörizmle hiçbir alakasının olmadığı aşikardır. Bunu bu güçler de çok iyi bilmektedir.

NATO’NUN ÇOK YÖNLÜ VE SÜREKLİ DESTEĞİ VAR

Sömürgeci faşist TC’nin, son yirmi yılda ise AKP-MHP faşizminin Rêber Apo, hareketimiz ve Kürt halkı üzerinde amansız biçimde uyguladığı zulüm, kirli özel savaş tam da belirttiğimiz bu güçlerin Önder Apo’ya, halkımıza ve Kürt sorununa yaklaşımlarından kaynaklanmaktadır. Uluslararası hegemonik güçlerin ve NATO’nun çok yönlü ve sürekli desteği olmasaydı AKP-MHP faşizmi PKK’ye ve Kürt halkına karşı ne bu kadar fütursuz ve ahlaksız bir savaş sürdürebilirdi ne de Kürt sorunu halen çözülmeyen bir sorun olarak kalırdı. PKK’nin terör listesinde tutulmasının tek sorumlusu Almanya, İngiltere ve ABD’dir. Kürdistan halkına karşı kullanılan tüm silahlar bu güçler tarafından faşist Türk devletine verilmektedir. AKP-MHP faşizminin özgürlük gerillalarına karşı kullandığı SİHA’ların Argos kameraları Almanya’ya aittir. AKP-MHP faşizminin özgürlük gerillasına karşı kullandığı kimyasal silahların bu güçlerin onayı ve desteğiyle olduğu açıktır.

Bir devlet düşünün ki Kürdistan’ın köylerini, kasabalarını yerle bir etmektedir, Kürt gerillalarının cenazelerini parçalayarak çuvallar içinde annelerine göndermektedir, kimyasal silahların kullanılması da dahil her türlü savaş suçunu işlemektedir. Gerçekten şimdi terörist olan kimdir? PKK ve Kürdistan gerillaları insanlığın başına bela olan DAİŞ faşistlerine karşı Maxmûr’da, Kerkûk’te, Şengal’de, Rojava’da binlerce şehit vererek direnmiş, DAİŞ faşizminin hem ideolojik olarak hem de iradi ve fiziki olarak bitirme noktasına getirmiştir. Aslında bugün Avrupa ve Amerika toplumları güvenlikte iseler bunda PKK ve özgürlük gerillalarının büyük bedeller pahasına DAİŞ faşizmine karşı verdikleri büyük mücadelenin bir sonucudur. Böyle bir partiyi ve cansiperane direnen Kürdistan gerillaları nasıl terörist olabilir? Kürt kadınları DAİŞ’e karşı direnişte fedai ruhla direnmiş ve öncülük etmişlerdir. Bunlara nasıl terörist denilebilir? Avrupa devletleri, ABD ve NATO ne derlerse desin Kürt kadını, özgürlük gerillası, bütün bu mücadeleye öncülük eden PKK insanlık vicdanında mutlak yerini almıştır. Avrupa kamuoyunun geliştirdiği olumlu ve onurlu tepki bunun somut bir göstergesi olmaktadır.

AVRUPA TOPLUMLARININ DURUŞU GELİŞMELERE ETKİ YAPACAKTIR

Avrupa devletleri, NATO ve ABD çok iyi bilmektedir ki DAİŞ, El Nusra vb. faşist çeteleri örgütleyen ve destekleyen AKP-MHP faşizmidir. On binlerce DAİŞ faşistleri Türkiye üzerinden Rojava ve Başûrê Kürdistan’a gönderip Kürt halkına saldırtan, bölge halklarını kan revan içinde bırakan AKP-MHP faşizmidir. AKP-MHP faşizminin DAİŞ ve Nusra faşistlerini Türkiye’de nasıl barındırdığı, finanse ettiği, eğittiği ve örgütlediği belgelidir ve bu belgeler NATO’nun, ABD’nin ve Avrupa devletlerinin arşivlerinde bulunmaktadır. Almanya, İngiltere ve ABD hangi ahlaki ve demokrasi ölçülerini, insan hakları değerlerini referans alarak sömürgeci faşist TC’yi görmezlikten gelip PKK’yi terörist ilan etmekte ve halen ısrarla terör listesinde tutmaktadır. Asıl terör devleti olarak kabul edilmesi gereken tüm Ortadoğu’dan tutalım Güney Afrika’ya ve Kafkaslara kadar terör ihraç eden AKP-MHP faşizmidir. Şu çok açıktır; eğer Avrupa Birliği ve ABD’nin bu tutumu olmasaydı Kürt sorunu çoktan çözülmüş, Türkiye de demokratikleşmiş olacaktı. Rêber Apo üzerinde uygulanan zulüm olmasaydı, Rêber Apo Kürt sorununun çözümü için tarihsel rolünü oynayacak, dolayısıyla Kürt sorunu yine çözülmüş olacaktı.

Rêber Apo en son fırsat tanınırsa bir hafta içerisinde Kürt sorunu çözmek için tarihi bir rol oynayabileceğini belirtmişti. Silahsız, şiddetsiz demokratik duruşuyla sorunu çözme iradesini gösteren Rêber Apo’nun bu onurlu duruşunu görmeyip TC’nin uyguladığı baskı ve izolasyonu desteklemek ve PKK’nin terör listesinde kalmasını istemek ne vicdanla ne ahlakla ne demokrasi ne de özgürlük ölçüleriyle asla bağdaşmamaktadır. Bu anlamda Avrupa’da ve dünyanın her tarafında Rêber Apo’nun özgürlüğü ve PKK’nin terör listesinden çıkarılması için Avrupa toplumlarının birçok kurum ve dostların gösterdiği duruş ve tepki mutlaka gelişmelere etki yapacaktır. Bu anlamda Fransa’da 120 aydın, yazar ve akademisyenin PKK’nin terör listesinden çıkarılması için ABD başkanı Biden’e mektup yazmaları son derece anlamlı ve değerli bir tutumdur. Kürtlerin Avrupa’da ve birçok dünya ülkelerinde böyle değerli dostları vardır. Aslında birçok ülkede benzer tutumlar geliştirmek önemli olacaktır.

ORTADOĞU HALKLARI TÜM SORUNLARINI ÇÖZEBİLECEK DURUMDADIR

Ortadoğu’da ve özellikle Kürdistan’da yoğunlaşarak devam eden 3. Dünya Savaşı birçok yönüyle devam ediyor. Bu anlamda savaşan tarafların şu anki pozisyonlarını nasıl görüyorsunuz? Genelde Ortadoğu, özelde ise Kürdistan için nasıl bir dizayn öngörülüyor? Kürt halkı bir statü elde etmesi için nasıl bir yol ve yöntem izlemelidir?

Ortadoğu’da 3. Dünya Savaşının olduğu doğrudur. Ortadoğu’daki kader değişimini Haçlı seferlerine dayandırmak yanlış olmayacaktır. Kapitalizm oryantalist zihniyetiyle Ortadoğu’ya müdahale etmiştir. Hatta Jön Türk, İttihat Terakki gibi elitler de bundan etkilenmiştir. Ortadoğu şimdi suya hasret topraklar gibi demokratikleşmeye hasrettir. Suya hasret toprak suyla buluştuğunda nasıl ki bereket yeşerirse Ortadoğu’nun demokratikleşmesiyle halklar özgürleşecek ve Ortadoğu tam da tarihine yaraşır gerçek Ortadoğu olacaktır. Kapitalist modernist güçlerin Ortadoğu üzerindeki güç denemeleri bütün sorunların nedenidir. Uluslararası hegemonik güçler olmazsa Ortadoğu halkları gelenekleriyle, kültürleriyle, öz bilinç ve iradeleriyle tüm sorunlarını çözebilecek durumdadır. Ortadoğu demokratikleşmek zorundadır. Yaşanan tüm acılar, çelişki ve çatışmalar bunun içindir.

3. Dünya Savaşı dediğimiz Ortadoğu’daki bu sorunların tam da ortasında Kürt sorunu ve Kürdistan bulunmaktadır. Kürtsüz ve Kürdistan’sız bir Ortadoğu çözümü ya da Ortadoğu’nun demokratikleşmesi mümkün değildir. Sorunların en ağırlaştığı yerde çözüm ortaya çıkacaktır. Burası Kürdistan’dır. Rêber Apo’nun demokratik ulus paradigması ve demokratik konfederalizm perspektifi gerçekten tüm sorunlar için ilaç gibidir. Halkların birbirlerini inanç, etnik ve mezhep milliyetçilikleri adına boğazladıkları bir gerçeklik iken Rojava devrimi tüm kültürlerin, inançların ve halkların demokratik ve özgür ortak yaşamları tüm Ortadoğu halkları için cezbedici düzeyde büyük bir umut ve heyecan olmaktadır. Ortadoğu’da ulus devletler miadını doldurmuş hatta kendilerini var eden kapitalist modernitenin başına bile bela durumuna gelmişlerdir. Kapitalist modernitenin tüm sorunların kaynağı olduğu gerçeğinden hareketle, bu güçlerden yana bir çözüm beklentisi içerisinde olmanın anlamsız olduğu kesindir. Tek çözüm alternatifi demokratik ulus perspektifiyle özgür kadın öncülüğünde bütün halkların, kültürlerin, inançların ve toplulukların ortak geleceklerini mutlaka birlikte belirlemeleridir.

ORTADOĞU’YU DEMOKRATİKLEŞTİRME GÖREVİ PKK’NİN OMZUNDADIR

Kürtler ve Kürdistan nasıl ki 20. yüzyılın başında yok sayıldı, parçalandı, paylaşıldı ve büyük bir sorun olarak gündemde tutulduysa bugün de Rêber Apo’nun demokratik ulus perspektifiyle Ortadoğu’nun demokratikleşmesi için tarihsel bir rol ve misyonla karşı karşıyadır. Kürtler Rêber Apo’nun paradigması öncülüğünde bu rolü mutlaka oynayacak, zaten Rojava Devrimi’yle bu süreç tüm önemiyle gelişmektedir. Rêber Apo, İskender’in Gordion kördüğümü kılıçla da olsa çözmesiyle tüm Asya’yı fethettiğini belirtir. Kürt sorunu da Ortadoğu için gerçekten bir kördüğümdür. Bu düğümün çözülmesi durumunda İskender’in Asya’yı fethetme misali Ortadoğu büsbütün demokratikleşecektir. Bunun paradigması demokratik ulus, öncü gücü PKK ve Rêber Apo’dur. Çünkü uluslararası ve bölgesel bir sorun olan Kürt sorunu sorun halindeyken de çözülmesi halinde de Ortadoğu’yu büyük etkileyecektir. Uluslararası güçlerin bu gerçeği görmesi önemlidir. Kürt sorununa parça esaslı, hatta parti ve aile esaslı lokal yaklaşımlar ne söz konusu bu politika sahiplerine ne de Kürt halkına ve Ortadoğu halklarına kazandıracaktır. Adil ve demokratik olan herkese kazandıracak olan Ortadoğu’nun demokratikleşmesine katkı sunacak olan Kürt sorununa parçalar üstü kesinlikle bütünlüklü ve esaslı bir yaklaşımdır. Bu noktada PKK’nin çok önemli bir yere sahip olduğu kesindir.

Ulus devletler kuşkusuz direneceklerdir. Ancak halkların uyanışı karşısında sorun çözen değil miadı dolmuş sorunlu devletler olarak direnmeye çalışacaklardır. Uluslararası güçlerin Ortadoğu üzerindeki hakimiyet savaşı ise sürmektedir. Hiçbir egemen güç Ortadoğu üzerinde yüzyıl öncesinin avantajlarına sahip değildir. Hangi gerekçeyle olursa olsun hiçbir dış müdahale Ortadoğu halkları tarafından olumlu karşılanmamakta, bilakis tepkiyle karşılık bulmaktadır.

İsrail’in son yıllarda Arap devletleriyle geliştirdiği ilişkiler çelişkileri çözme değil yumuşatma amaçlıdır. Fakat bunun bir çözüm getirmeyeceği açıktır. İsrail’in Arap devletleriyle geliştirdiği ilişkiler, Türk devletinin Ortadoğu’daki önemine etki yapmaktadır. Dolayısıyla ABD ve Avrupa için Türk devleti Arap dünyasıyla ilişki geliştirmek açısından eskisi kadar vazgeçilmez değildir. Zaten AKP-MHP faşizmi ılımlı İslam ve Büyük Ortadoğu Projesini bir tarafa bırakalım radikal bile diyemeyeceğimiz insanlık düşmanı faşist DAİŞ ve El Nusra’yla ilişki geliştirmiştir. Bu anlamda uluslararası güçlerin Ortadoğu üzerindeki politikaları boşa çıkmıştır. Ortadoğu halkları hiçbir dönem olmadığı kadar kendi kaderlerine sahip çıkma ve demokratikleşme zemini ve fırsatına kavuşmuştur. Etnik, mezhep ve dinsel milliyetçiliklerin çözüm olmadığı gerçeğinin ortaya çıkmış olması Ortadoğu halkların da demokrasi bilincinin önünü açmıştır. Demokrasi bilinci ve kültürü gelişmeden, daha doğrusu Ortadoğu demokratikleşmeden kalıcı bir çözüm ve istikrardan söz etmek mümkün olmayacaktır. Bundandır ki Rêber Apo’nun demokratik ulus paradigması her zamankinden daha çok gelişme ve gerçekleşme şansına sahiptir. Bunda ne kadar ısrar edilirse yeridir ve gereklidir. Tarih böyle onurlu ve zorlu bir görevi PKK öncülüğünde Kürt halkının omuzlarına yüklemiştir. PKK ve Kürt halkının bu onurlu mücadeleyi kararlı biçimde geliştireceğine ve Kürdistan halkının özgürlüğüyle birlikte Ortadoğu’nun mutlak demokratikleşeceğine kuşku yoktur.

AKP-MHP FAŞİZMİ SÜRECİN ALTINDAN KALKAMAYACAK DURUMDADIR

AKP-MHP faşizmi izlediği siyasetle tam bir çıkmaz içerisindedir. Dış siyasette tıkandı, içte ise faşist uygulamalarla halkları nefessiz bırakarak ayakta durmaya çalışıyor. AKP-MHP faşizminin geldiği son durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

AKP yaklaşık 20 yıldır iktidardadır. Son 5 yılda ise MHP ile koalisyon ortaklığı biçiminde iktidarını sürdürmüştür. AKP’nin bir proje olarak iktidar olduğu bilinmektedir. Ilımlı İslam, Büyük Ortadoğu Projesi ihtiyacından hareketle AKP iktidara getirilmiştir. Fakat süreç içerisinde Osmanlı hayalleriyle iktidarını sürdürmek istediği ortaya çıkmıştır. Devleti tümüyle toplumla, toplumu da devletle özdeşleştirerek milliyetçi faşist bir zihniyet ortaya çıkarmıştır. Tüm devlet yapılanmasını, kurumlarını ve imkanlarını PKK’yi ezme ve tasfiye etme için örgütlemiştir. Aynı şekilde tüm ekonomik gücünü, siyasi gücünü, uluslararası siyaset ve diplomasi gücünü de bunun için kullanmıştır. PKK’ye diz çöktürmede ısrarlı olduğu kadar arkasındaki destek devam etmiştir. Fakat tüm imkanlarına ve geliştirdiği savaşa rağmen başarılı olamayınca her şey tersyüz olmaya başlamıştır.

AKP-MHP faşizmi bugün dünyayla sorunludur. Belirttiğimiz gibi gücünün yettiği ve ulaşabildiği her yere DAİŞ ve El Nusra faşistlerini ihraç ederek istikrarsızlık ve sorun yaşatmaktadır. Özellikle de Suriye’yi işgal ederek büyük bir bataklığın içerisine girmiştir. AKP’nin dışında bugün El Nusra ve DAİŞ çetelerine sahip çıkan, bunları değişik isimler ve görüntüler altında bir araya getirip destekleyen kimse yoktur. On binlerce faşist DAİŞ ve çete versiyonları AKP-MHP faşizmi tarafından bir araya getirilmekte, örgütlendirilmekte, finanse edilmektedir. Faşist çetelerle Kuzey-Doğu Suriye topraklarını işgal etmesi, Suriye topraklarını ilhak etmesi bugün için bir başarı gibi gözükse de aslında AKP-MHP faşizminin önümüzdeki süreçte altından kalkamayacağı bir durum teşkil etmektedir. Yayılmacı, işgalci ve ilhakçı AKP-MHP faşizmi Libya’dan tutalım Suriye hatta Başûrê Kürdistan’a kadar tıkanmış durumdadır. Uluslararası tüm güçlerle sorunludur. ABD ve Rusya arasında gidip gelmekle sürdürdüğü politikanın sonuna gelinmiştir. Uluslararası alanda ve halklar nezdinde hiçbir itibarı ve saygınlığı kalmamıştır. İçerde sürekli kan kaybetmekte, güç yitirmekte ve her gün daha ağır ekonomik, siyasi, sosyal ve psikolojik sorunlarla karşı karşıya gelmektedir. Türkiye’yi uzun yıllar bir aile şirketi gibi yöneten AKP-MHP faşizmi tüm güçlerde olduğu gibi iktidarının zirvesinden sonra bir çözülme ve çöküş sürecine girmiştir. Toplumsal muhalefetten, halkın iradesinden ve geliştireceği tepkilerden müthiş korkmaktadır. Bu nedenle en ufak bir toplumsal tepkiye çok sert ve faşist yöntemlerle karşılık vermekte, her türlü sorunları bastırarak ve ezerek iktidarını sürdürmeye çalışmaktadır. Siyasi olarak aslında iktidardan düşmüştür. Açıkça baskı ve zor yoluyla iktidarını sürdürmektedir. En önemlisi de Türkiye ekonomisi felç olmuştur. Bunda kuşkusuz hareketimizin ve halkımızın gösterdiği direniş belirleyicidir. 3 trilyon 700 milyar dolar Kürtlerle savaşa harcanmıştır. Bugün Türkiye’nin birçok yerinde ortaya çıkan işsizlik, açlık, ekmek kuyrukları vs. hepsinin nedeni AKP-MHP faşizminin sırf iktidarları için geliştirdiği Kürt düşmanlığı ve ısrarla sürdürdükleri kirli savaştır. Türkiye’de olup biten hiçbir şey halkımızın geliştirdiği özgürlük mücadelesinden ayrı değerlendirilemez. Türkiye’nin ekonomik ve sosyal durumundan tutalım siyasi ve psikolojik durumuna kadar her şey halkımızın geliştirdiği mücadeleyle ilişkilidir. Kürdistan özgürlük mücadelesi Türkiye halklarına çok şey kazandırmıştır. Türk ordusunun bugün pespaye bir duruma düşmesi, AKP-MHP faşizmi karşısında bile iradesiz, bêhal kalması mücadelemizin sonucudur. Şimdi demokrasi, Kürt sorunun çözümü programıyla hangi güçler istekli ve iradeli hareket ederlerse tam da zamanıdır. Artık karşılarında eskinin ne o katı bürokrasisi ne de o her şeye hakim olan ordusu söz konusudur.

TEK SORUN MUHALEFET CEPHESİNİN ROL OYNAMASIDIR

PKK Türkiye halklarına böyle önemli şeyler kazandırmıştır. AKP-MHP faşizmi her ne kadar Osmanlı İmparatorluğuna heveslenip yayılmacı, ilhakçı politikalarda ısrar etse de üzerinde oturdukları zemin, ekonomik durumları ve güçleri buna kesin yetmeyecektir. Bu anlamda Libya’da da, Suriye’de de, Rojava’da da mutlak kaybedeceklerdir. Halen Türkiye toplumunda algı yaratarak terör safsatasıyla milliyetçi ve şovenizm duygularını şahlandırarak PKK’ye karşı başarılı olmaya çalışmaktadırlar. Eğer PKK ve Kürdistan gerillasına karşı başarılı olsalardı zaten bu kadar büyük belalarla ve sorunlarla karşı karşıya gelmeyeceklerdi. Kaldı ki Türkiye toplumu bile artık eskisi kadar yönlendirilen, terör ve milliyetçilik havasıyla faşizmi destekleyen bir durumda değildir. Tüm anketlerde en arka sıradaki sorun kendi deyimleriyle terör olurken, en önemli sorun ekonomi, demokratikleşme vb. sorunlar olmaktadır. Özetle neresinden bakarsak bakalım AKP-MHP faşizmi yenilmiştir. Şimdi tek sorun iradeli, dirayetli, program ve perspektif sahibi güçlü bir demokrasi ve muhalefet cephesinin rol oynamasıdır. Bu konuda HDP’nin gösterdiği tutum ve duruş son derece önemlidir. CHP günlük ve konjonktürel yaklaşımlardan kurtulamazsa yine faşizme payandalık rolünü sürdürecektir. Ancak başta Kürt sorununun çözümü olmak üzere Türkiye’nin demokratikleşmesi yönünde kararlı, cesur ve dirayetli durursa, buna göre bir rol ve misyon üslenirse gerçekten Türkiye’nin önü açılacaktır. AKP-MHP faşizmi sadece uzatmalara oynamaktadır. Mevcut faşist rejim erken bir seçime giderek mi iktidardan düşer, yoksa farklı yol, yöntem ve provokasyonlarla, zorbalıkla iktidarda mı kalmak ister? Bu da sol, sosyalist, anti faşist demokratik güçlerin mücadelesine bağlıdır.

AKP-MHP faşizmi içteki tıkanıklığı aşmak için Kürt halkının tüm kazanımlarına saldırıyor. Rojava, Şengal ve Başûr’a saldırıları devam ediyor. Uluslararası alanda yasak olmasına rağmen Kürdistan gerillalarına karşı kimyasal silah kullanıyor. Türk devletinin saldırılarına karşı Kürdistan gerillalarının direnişi neyi ifade ediyor? Kimyasal silah kullanılmasına karşı ulusal ve uluslararası alandaki tepkileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Doğrudur, AKP-MHP faşizmi içte her düzeyde tıkanmıştır. Rêber Apo’nun gösterdiği direniş, halkımızın ve hareketimizin boyun eğmeyen kesintisiz mücadelesi AKP-MHP faşizmini 20 yıl sonra da olsa ömrünün sonuna getirmiştir. AKP-MHP faşizmi, Türkiye ekonomisini düzelterek Türkiye halklarına bir şey kazandıramayacaktır. Zira belirttiğimiz gibi böyle bir gücü ve imkanı yoktur. Zaten faşizmin Türkiye’nin demokratikleşmesi gibi bir vaadi ve istemi de olamaz. Zira tepeden tırnağa faşist zihniyeti bir AKP-MHP rejiminden söz ediyoruz. Dolayısıyla bu konuda da Türkiye halklarına bir şey veremeyeceği gibi tam bir zorbalık, faşist diktatörlük uygulamaktadır. Uluslararası alanda nefes alamaz durumdadır. Şu saatten sonra ne kadar kişiliksiz ve tavizkar politikalar izlese de bundan kurtulamayacaktır. Uluslararası koşullar hiçbir zaman bugünkü kadar elverişli olmadı. Faşizm tam bir açmaz ve çıkmaz içindedir. Bunun içindir ki halen terör tekerlemesiyle Türkiye toplumunu aldatmaya, sahte algılar yaratarak umut vermeye ve bu temelde iktidarını sürdürmeye çalışmaktadır. Başarılı olacağına inanmak istediği tek konu ve tek alan Rêber Apo üzerinde zulüm uygulaması, özgürlük hareketi karşısında başarı sağlamasıdır. Ancak belirttiğimiz gibi Rêber Apo’nun gösterdiği direniş, halkımızın ve hareketimizin büyük bedeller pahasına mücadeleyi her gün yükselterek gösterdiği boyun eğmez duruşu faşizmin bu konudaki hesap ve heveslerini de her gün boşa çıkarmaya devam etmektedir.

GİRDİKLERİ YERLERDE ÇAKILIP KALDILAR

AKP-MHP faşizmi buna rağmen savaşta ısrar etmekte ve sonuç alacağına inanmak istemektedir. 23 Nisan’da Başûr üzerinde gerillaya karşı tarihlerinde benzeri olmayan bir hışımla bir saldırı başlattılar. Hesapları kısa sonuçlu bir zaferdi. Birkaç gün ya da birkaç hafta içerisinde gerillayı bozguna uğratacaklarını hesaplamışlardı. Ne var ki gelişmeler umdukları gibi olmadı. Heftanîn’de, Mam Reşo’de, Zendûra’da, Garê’de, Avaşîn’de, Werxelê’de gerillanın çelikten örülmüş direniş iradesine çarptılar. Girdikleri yerlerde çakılıp kaldılar. Bu vesileyle bütün bu alanlarda an be an insan aklının almadığı düzeyde bir direniş geliştiren Kürdistan özgürlük gerillasını selamlıyorum. Özellikle bu direnişte kimyasal silahların kullanılması sonucunda şehit düşen tüm yoldaşları saygıyla ve minnetle anıyorum. Gerillanın direnişi karşısında adeta çaresiz bir duruma düştüler. Oysa büyük bir propaganda ile gerillaya en kısa sürede kök söktüreceklerini söylüyorlardı. Gerilla direnişi karşısında sonuçsuz ve çaresiz kalınca bir insanlık suçu ve savaş suçu olan yöntemlere başvurdular. Kimyasal silah kullandılar. HPG Merkez Karargah Komutanlığı bu konuda üst üste açıklamalar yaptı. Kullandıkları kimyasal silahların ne tür silahlar olduğu ve bu silahlar sonucunda kaç arkadaşımızın şehit düştüğünü belgelerle ortaya koydular. NATO’nun en büyük ordularından olan Türk ordusu çaresizliği sonucunda gerillaya karşı kimyasal silah kullanmıştır. Bu Kürdistan gerillasının tarihte benzeri olmayan yüksek direniş ruhunu ve fedai kişiliğini ortaya koymaktadır. Aynı zamanda AKP-MHP faşizminin uluslararası alanda yasaklanan insanlık ve savaş suçu olarak kabul gören kimyasal silah kullandığını da gözler önüne sermektedir.

Kimyasal silah kullanmak dünyanın her yerinde suçtur. Uluslararası kurumlar ve hukuk bu konuda son derece duyarlıdır. Ne var ki iş yine Kürt sorunu ve Kürdistan gerillası, PKK olunca suç işleyen güç ise NATO üyesi Türk devleti olunca Türk devletini destekleyen ve üyesi olduğu NATO başta olmak üzere Avrupa devletleri, BM ve Amerika’dan en ufak bir tepki gelişmemektedir. Kürt halkı kuşkusuz bunun ne anlama geldiğini bilmekte ve adını koyabilmektedir. Türkiye’nin NATO üyesi olmaktan kaynaklı insanlığın gözleri önünde böyle bir suç işleme durumu olamaz. Buna tepkisiz ve seyirci kalan güçler halkımız tarafından elbette suç ortakları olarak değerlendirilmektedir. NATO üyesi Türkiye’nin yerine başka bir güç, başka bir yerde, başka güçlere karşı kimyasal silah kullanmakla bu kadar gündemleştirilseydi tepkiler farklı olacak, kıyamet bile kopacaktı. Hiçbir ekonomik ve siyasi çıkar Türk devletinin bu kadar insanlık suçunu işlemesine ve buna cüret etmesine sebep olmamalıdır.

KÜRTLER VE DOSTLARI DEVLETLERİ, KURUMLARI ZORLAMALI

Aylardır halkımız, Kürt kurumları ve Kürt dostları bu konularda gündem oluşturmakta, birçok etkinlik ve girişimlerde bulunmaktadır. Ne var ki var olan sessizlik halen sürmektedir. Oysa HPG Merkez Komutanlığı’nın ortaya koymuş olduğu belgeler karşısında Avrupa Birliği, BM, NATO ve ilgili kurumlar derhal devreye girebilmeli, heyetler göndermeli ve yerinde inceleme yapmalıydılar. Sunulan belgeleri ciddiye almalı, laboratuvarlarda değerlendirilmeliydi. Avrupa kamuoyunu, Kürt dostlarını, ilgili kurumları ve insanlık değerlerine sahip olan herkesi bu konuda duyarlı olmaya, insanlık ve savaş suçu karşısında harekete geçmeye çağırıyoruz. Kürtler ve dostları bu vahşi saldırılar karşısında bir an bile olsa sessiz kalmamalı, sürekli bir mücadele içerisinde olmalıdırlar. Belirttiğimiz devletleri, kurumları zorlamalı, Avrupa kamuoyu ve dostlarımızla birlikte baskı oluşturmalı, Türk devletinin savaş suçu işleyen bu kirli yüzünü her an her yerde açıklamalı ve teşhir etmelidirler.

KDP’Yİ HALKIMIZIN TAKDİRİNE BIRAKIYORUZ

Türk devletinin Başûr’u işgal saldırılarına karşı hareketiniz büyük bir direniş içinde. Buna karşı KDP yönetimi hareketinize karşı AKP-MHP faşizminin kullandığı dili kullanıyor ve işgale hizmet eden yaklaşımlar sergiliyor. KDP yönetimi neden böyle davranıyor? Ayrıca işgale karşı Başûr’daki demokrat, önemli şahsiyet ve partilerin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tarih günümüz, günümüz gelecektir denilir ve bu doğru bir değerlendirmedir. Hiçbir şey sadece var olan bugünkü durumla değerlendirilemez. İşgalci Türk devletinin Kürtlere yönelik bir tarihsel geçmişi vardır. Türk devleti tarihin her aşamasında Kürt düşmanlığı politikasını uygulamıştır. Bu politika toplumsal kırım, idam, sürgün, asimilasyon politikalarıdır.

Şêx Ahmet Barzani’nin büyük kardeşi Şêx Selam 1914’te Osmanlı devleti tarafından idam edilmiştir. Türk devleti ise Şêx Ahmet Barzani’yi 1933 yılında Irak devletine teslim etmiş, Irak devleti de onu Musul’a hapsetmiştir. Daha birkaç gün önce AKP Savunma Bakanı Hulusi Akar Türkiye meclisinde “Kürdistan yoktur” demiş ve bunun üzerine “Başûrê Kürdistan da mı yoktur” diye bir soru yöneltilmiştir ve buna cevaben “evet Başûrê Kurdistan da yoktur” demiştir. KDP, sorumluları idam edilen Şêx Selam’dan Hulusi Akar’ın “Kürdistan yoktur” tarih güncellenmesine ne derler, halkımızın takdirine bırakıyoruz.

AKP-MHP faşizmi, “PKK Rojava’dan çıksın, istikrarsızlığın nedenidir” der; KDP de aynı şekilde “PKK, Rojava’da olduğu sürece Rojava’yla ilişkilerimiz düzelmez” demiştir. AKP-MHP faşizmi, “PKK olmazsa Başûr’da işimiz yoktur” der, KDP de, “işgalci Türk devletinin Başûr’u işgal etmesinin nedeni PKK’dir” demiştir. Ortak zihniyet, aynı dil, aynı üslup ve tutum buna derler herhalde.

Sanki Osmanlı İmparatorluğu ve TC devleti Başûr’u hiç işgal etmemiş, idamlar ve sürgünler gerçekleştirmemiş, sanki o tarihlerde de PKK varmış, KDP böyle düşünmektedir.

İşgalci Türk devleti Rojava’nın demografyasıyla oynamıştır, binlerce Kürt kızlarını ve oğullarını katletmiştir, Kürdistan şehirlerini işgal etmiştir, faşist çeteleriyle birlikte Efrîn’de her gün Kürt kadınlarını kaçırmış, tutuklamış, tecavüz etmiştir. Her türlü insanlık dışı iğrenç uygulamalarda bulunmuştur. Ama KDP bu uygulamalara karşı bir gün dahi tutum belirlememiştir. KDP’nin Kürt sorunu ve Kürt değerleri, PKK, Başur ve Rojava konusunda Türk devletiyle aynı zihniyet ve aynı üslupta buluşması kesinlikle ve hiçbir biçimde halkımızın değerlerine, varlığına ve özgürlüğüne hizmet etmemektedir. AKP-MHP faşizmi Şengal’de, Maxmûr’da, Rojava’da direnen Kürt kızlarını ve oğullarını kimyasal silahlarla zalimce katledip, şehitlerin cenazelerini ailelerine vermezken KDP de benzer bir politika izlemektedir. Xelîfan’da şehit ettiği 5 Kürdistan gerillasının cenazelerini ailelerine vermemekte, aynı Türk devleti gibi bir yaklaşım göstermektedir. Şehit edilen bu 5 Kürdistan özgürlük gerillası aynı zamanda DAİŞ’e karşı direnmiş gerillalardır. KDP’nin bu durumunu gerçekten Kürtlükle, yurtseverlikle nasıl bağdaştırabiliriz? Düşmanın yaptığını yapmakla düşmanla birlikte olunmuyor mu? Kürt değerlerine karşı düşmanla olmak böyle oluyor. Şehit ailelerinin aylardır Sêmalka’da çadır kurup şehit cenazelerini istemesi KDP için bir yüz karası değil midir? KDP Kürtlerin değerleriyle, Kürdistan özgürlük gerillasıyla ve PKK’yle uğraşmayı bırakmalıdır. Hiçbir güçle ilişkilerini Kürt halkının onuruna, varlığına ve özgürlüğüne rağmen geliştirmemelidir.

BAŞÛR HALKIMIZIN DUYARLILIĞI ÖNEMLİ

Başûr halkımızın bu konularda gösterdiği duyarlılık önemlidir. Toplumun demokratikleşmesi, kadın özgürlüğü, insanca bir yaşam ve işbirlikçi siyasete karşı halkımız daha çok örgütlenmeli ve tutum sahibi olmalıdır. AKP-MHP faşizminin Başûr’u işgal hareketine karşı Başûr’daki partilerin ve halkımızın tepkileri olumlu olmakla birlikte yetersizdir. Birçok kurum, yurtsever, kişi ve şahsiyetler tutum ve tepki geliştirseler de bu halen örgütlü ve genel bir tepki olmaktan uzaktır. Halbuki işgalci Türk devleti gerilla karşısında başarılı olsaydı Hewlêr’i kuşatıp Kerkûk’e bile dayanmak isteyeceği açıktır. On binlerce faşist çeteleri boşuna beslememektedir.

Halkımızın tehlikeyi görerek topraklarına, değerlerine sahip çıkması, herkesin onuru olan gerillanın görkemli direnişine omuz vermesi gerekmektedir. Bunun için yürüyüşler, mitingler, toplantılar, siyaset ve diplomasi konularında birçok önemli çalışmalar yapılabilir. Başûr’daki değerli aydınlar, örgütler, şahsiyetler ve halkımız işgale, Kürdistan değerlerine saldıran tüm güçlere karşı mücadeleyi daha da yükseltmelidirler.

Anf

Daha Fazla Göster

Bir Yorum

  1. Doğrusu şaşıyorum bu tür yorum yapan insanlara. “Rojava Devrimi” deniliyor, ama orada gerçekten bir sistem karşıtı devrim olduğunu görmüyoruz. Oradaki güç bugüne kadar maaşını düşman bildiği Beşar Esad’dan alıyor. Efrin, Gırê Sıpi, Serê Kanî gitti. Sahiden hangi devrim? “Ortadoğu Konfederalizmi” Yahu hangi Konfederalizm? Orada üç beş Arap, Süryani, Ermeni ve on Kürdle mi kuruldu bu Ortadoğu Konfederalizmi? İnsan bomık olur ama bu kadar da olmaz. Yani Birbirlerinin ezeli düşmanı olan Türk, Fars, Arap ve Kürdler bir Konfederalizm sistemi içinde, birlikte kardeş gibi yaşayacalkar? Buna kargalar bile güler. Sabri ve Abdo gibiler renkli rüyalar görüyor. Keşke o rüya gerçek olsa. Ama bu mümkün değil. Bu akılla Kürdistan coğrafyası tarumar edildi, onbinlerce genç öldü, milyonlar ülkeyi terk etti, mekanlarda baykuşlar öter, ama Sabri beyler hala işkembeden “Devrim yaptık” diyor ve KDP’yı düşman görüyor. yazık. Kuro bes e evqas derew, fort. We mala me xira, zimanê me yê bi deh hezar salan jî tune kir. Hewayê Qendîlê xweş e/Lê hişe we nexweş e. İmam

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: