Video

‘Rusya, Şam hükümeti ile Özerk Yönetim arasında diyalog kurmaya çalışıyor’

Bedran Çiya Kurd: ABD, Suriye’de Rusya ile daha fazla çatışmak istemediği için, Suriye dosyasını Rusya’ya teslim etmek istiyor.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Yürütme Meclisi Eş Başkan Yardımcısı Bedran Çiya Kurd, Rusya’nın Şam ile yeni bir diyalog başlatmak istediğini belirterek, “Rusya’ya hazır olduğumuzu söyledik, çözüm için görüşlerimiz nettir. Herkesin görüşünün net olması gerekiyor” dedi.

İşgalci Türk devletinin Kuzey ve Doğu Suriye’ye saldırmak için ABD ve Rusya’dan onay alamadığın söyleyen Bedran Çiya Kurd, olası bir saldırıya karşı direniş ve öz savunmadan başka bir seçenek düşünmediklerini ifade etti.

Bedran Çiya Kurd, Türk devleti ve Suriye Ulusal Koalisyonu, ENKS ve diğer grupların Avrupa, ABD ve birçok ülkede QSD, YPG ve Özerk Yönetim’i terör listesine almaya çalıştığına dair bilgi aldıklarına dikkat çekti.

Bedran Çiya Kurd, işgalci Türk devletinin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırı ve tehditlerini, dış ülkelerle yapılan görüşmeleri, Erdoğan-Biden görüşmesini ve Şam ile olası diyalogları ANHA’ya değerlendirdi.

*Türk devleti bir süredir Kuzey ve Doğu Suriye ile Rojava’daki işgalini genişletmeye çalışıyor. Bunun için saldırılarını ve tehditlerini yoğunlaştırdı. Öncelikle Türk devletinin bu son saldırı ve tehditlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kuzey ve Doğu Suriye bölgesine yönelik faşist Türk devletinden gelen bu son tehditler yüksek ve ciddi düzeydedir. AKP/MHP hükümeti bölgeyi işgal etme planlarını uygulamak için karar aldılar. Bunun için hem bölge halkında zayıf bir ruh hali yaratmak hem de kendisine destekleyici bir atmosfer yaratmak için medyada propaganda yapıyorlar. Şu ana kadar Rusya ve ABD dahil olmak üzere tüm taraflardan onay alamadı. Şu an diplomatik ataklar yapıp bu devletlerin onayını alarak saldırmak istiyor. Türk devleti Rusya ve Amerika’nın onayı olmadan hiçbir saldırıda bulunamaz. Efrîn, Cerbalûs, Bab, Serêkaniyê ve Girê Spî’ye saldırmadan önce Rusya ve ABD gibi ilgili devletlerden izin almıştı. Onun için Türk devletinin saldırılarında bu ülkelerin rolü önemlidir. Şimdiye kadar herhangi bir onay verilmedi, ancak büyük ülkelerin anlaşmak ve onaylamak için birbirleriyle çıkarları var. Büyük bir hazırlık içinde olmamız lazım. Biz hiçbir zaman savaş isteyen taraf olmadık. Ama savaş olması durumunda direniş ve öz savunma dışında bir seçenek düşünmüyoruz. Tüm imkan ve kazanımlarımızla direnişteki yerimizi alacağız. Çünkü işgalci Türk devleti işgale karşı bizlere direnişten başka yol bırakmadı.

*AKP rejimi, saldırılara izin almak için devletlerle birçok toplantı yaptı. Türk devleti saldırılar için izin alırsa nasıl bir durumla karşı karşıya kalır?

ABD, Türkiye ile arasında olan büyük problemleri tartışması gerektiği için bu konu Biden ile Erdoğan arasındaki görüşmede gündeme gelmedi, ancak Erdoğan bu konuyu gündeme getirdi. Bize gelen bilgilere göre Amerika saldırı olmasını kabul etmiyor. Rusya ile yaptığımız son görüşmede de saldırı olmasını kabul etmeyeceklerini söylediler, ancak topraklarımızda önemli tedbirler almamız şart. İki devlet de düşüncelerini dile getirdi ancak çıkarları birbirleriyle örtüşebilir ve tekrar anlaşabilirler. Herhangi bir pazarlık olmayacağını ümit ediyoruz, her iki devletin de çözüm için önemli olan rollerini oynayarak bölgeye yönelik olası bir saldırıyı engellemelerini istiyoruz.

EĞER ONAY ALMADAN SALDIRI OLURSA…

Eğer Türk devleti onay almadan saldırırsa sonuçları kendileri açısından çok da iyi olmayacaktır. İçeride derin bir siyasi, ekonomik yaşıyor. Eğer saldırırlarsa bu durum da iç krizleri daha da derinleşecektir. Türk parlamentosunda savaş tezkeresi çıkarıldığında HPD, CHP ve bazı diğer partiler buna onay vermediler. CHP ilk kez tezkereye evet demiyor. İçeride öne çıkan görüş, Türk devletinin artık dışarıya dönük saldırılar gerçekleştirmemesi yönündedir artık. Çünkü bu Türkiye açısından sorunları daha da ağırlaştıracak bir şeydir. ABD ve Rusya olası bir saldırıya karşı tavır alacaklarını belirtiyor ve yine ABD’nin ertelediği ekonomik yaptırımların gündeme geleceği söyleniyor.

Olası bir saldırı bölgede de daha büyük sorunların yaşanmasına neden olacaktır. Mevcut görece sakin durum ortadan kalkar ve yeni bir göç durumu yaşanır. Bu da herkes açısından son derece ağır bir yük anlamına gelir. O açıdan böylesi bir durumun önüne geçmek gerekir. İşgal alanlarında el kaide, DAİŞ gibi örgütler kendilerini örgütlemeye devam ediyor. Olası bir saldırı durumu bu çete örgütlerinin yeniden konsolide olmasını ve işgal bölgelerini tam bir üs haline getirmelerine neden olacak. Tabi saldırıları buradan başlayarak Avrupa’ya da yayılır. Dolayısıyla saldırının önüne geçmek ABD, Rusya, Avrupa, Şam ve diğer tüm Arap ülkelerinin de menfaatine olacaktır.

*G20 zirvesinden sonra Erdoğan-Biden görüşmesi gerçekleşti. Erdoğan bu görüşmelerde YPG-QSD’yi terör listesine koymak için bastırıyor. Erdoğan ve Türkiye’nin bu girişimlerini nasıl değerlendirmek gerekir, ne yapılmaya çalışılıyor?

Türk devleti ve kendi ittifak güçleri olan ENKS, diğer bazı grupların tek amacı Avrupa, Amerika ve diğer tüm yerlerde YPG-QSD’yi bir şekilde terör listesine aldırmaktır. Bu zaten Türk devletinin açıktan yürüttüğü bir siyaset ve bazen de Avrupa’ya, ABD’ye, ‘siz terörist örgütleri destekliyorsunuz’ diyerek suçlamalarda bulunuyor. Tabi bu tamamen gerçek dışıdır. Bununla herkesin desteğini arkasına alarak bize karşı savaşmak istiyor. Nasıl ki yıllardır Kürt Özgürlük Hareketine karşı NATO’nun desteğini alarak savaştılarsa aynı şekilde şimdi bize karşı destek alarak savaşmaya çalışıyorlar. Tabi bu Kürt soykırım siyaseti ve özerk yönetimi tasfiye girişimidir. Öyle ki, Türk devleti NATO, Avrupa Birliği, Arap devletleri gibi güçlerin çıkarlarına da ters düşecek şekilde hareket ederek herkesi kendi çıkar siyaseti temelinde kullanmak istiyor. Tam da bu için Türk devletinin terörü en üst düzeyde de temsil ettiğini, söylüyoruz.

DAİŞ, Nusra ve El Kaide’den grupların Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Spî alanlarına geçerek oralarda örgütlendiklerini biliyoruz. Bu bilgilere sahibiz. Oralardan hem bizim bölgemize saldırıyorlar hem de Avrupa ve diğer yerlerdeki saldırılarını oralardan koordine ediyorlar. Aslında Türk devleti her açıdan bu radikal terör örgütlerinin merkezi haline gelmiş ve bu grupları kendisi yönetir durumdadır.

*Erdoğan, biden ile yaptığı görüşmede, bölgeye dönük olası saldırı talebinden bir şey çıkarabildi mi sizce?

Bence Erdoğan, Biden’dan istediklerini alamadı. Çünkü bölgeye dönük kapsamlı bir saldırının iznini almak istiyordu. Uluslararası koalisyonun QSD’ye olan desteğinin kesilmesini istiyordu. Bu temel taleplerdi. Ancak AKP hükümetinin ABD yönetimiyle sorunlarının daha köklü olduğu anlaşıldı. Bu konuyu çok da tartışmak istemediler. ABD, yönetimi toplantı sonrası yaptıkları açıklamada QSD ile ortaklıklarının devam edeceğini açıkladı. Dolayısıyla bu da Erdoğan’ın taleplerine istediği karşılığı alamadığını gösteriyor. Hem Biden ile görüşmesinde hem de G20 zirvesinde Kürtlere, QSD ve Özerk Yönetim’e karşı büyük bir destek almayı umut ediyordu. Siyasi ve diplomasi alanında bir tecride giren Erdoğan’la hiç kimse ortak hareket etmek istemiyor. Bu da AKP siyasetinin artık dünyada kabul görülmediğini gösteriyor. Türk devletinin bu siyaseti değiştirmeye ihtiyacı var. Çünkü yürüttüğü mevcut politika çözüme hizmet etmiyor. Biden toplantıda, ‘Türkiye’de insan hakları ve demokrasinin gelişmesini umut ediyoruz’ dedi. Erdoğan’ın demokrasiyi ortadan kaldırdığı, insan haklarını ihlal ettiği ve siyasetin önünü tıkadığı bir gerçek.

AKP-MHP DÖNEMİ MİADINI DOLDURDU

ABD yönetimi seçimlerden önce AKP-MHP hükümetine destek vereceğini söylemişti. Görünen o ki Türkiye ve siyasi rejimine dönük bazı girişimler var. Önümüzdeki günlerde bunun nasıl sonuçlar doğuracağını göreceğiz. AKP-MHP dönemi miadını doldurdu ve Türk devleti bu siyasetle kötü bir sürece giriyor. Batılı devletler, ABD, Britanya ve Avrupa ülkeleri Türkiye içindeki siyasi rejimi değiştirme girişiminde. Bu nedenden dolayı Türk devletinin kritik bir süreçte olduğunu söylemek mümkün. Erdoğan da bunun farkında ve bu süreci atlatmak, iktidardan düşmemek için Kürtlere dönük savaş başlatmak istiyor. Bununla Türkiye içindeki krizin üstünü örtmeye çalışıyor. Herkesin gündemini bölgelerimize dönük saldırılarla meşgul etmek istiyor. Bunun için de hemen bir askeri hareketlilik başlatmak istiyor.

*Rusya bölgede bir aktördür. Son birkaç gündür Til Temir ve Eyn Îsa’da askeri tatbikatlar yapıyor. Bölgeye işgal tehditlerinin olduğu bu dönemde bu tatbikatlar ne mesaj veriyor?

Rusya son süreçte Suriye krizinde etkisini arttırmak istiyor. Artık inisiyatiflerin çoğu onların eline geçti. ABD-Rusya arasında son dönemde yapılan bazı görüşmelerde ABD’nin Suriye konusunu Rusya’ya teslim etmek istemesi sonucu ortaya çıktı. ABD, Suriye içinde Rusya ile daha fazla çatışmak istemiyor. Tehlikeli olarak gördüğü Çin’e karşı Rusya ile denge içinde olmak istiyor. Rusya bunun için içinde bulunduğumuz son süreçte Özerk Yönetim ve Şam hükümeti arasında bir diyalog başlatmaya çalışıyor. Bu konuda bir ilerleme kat etmeyi umut ediyoruz. Suriyeli taraflarla diyalog geliştirecek irade ve kararlılık var. Rusya aynı zamanda Anayasa Komitesi çalışmalarında inisiyatif sahibiydi ve siyasi bir süreç başlatmak istedi. Askeri alanda da etkisini arttırmak istiyor.

ASKERİ TATBİKAT MESAJI..

Son zamanlarda gerçekleştirdikleri askeri tatbikatlar önemli mesajlar içeriyor. Türkiye’ye “bizim iznimiz olmadan askeri harekat yapamazsın”, ABD’ye “biz büyük bir gücüz ve bölgedeki değişimlere biz karar veriyoruz” mesajı veriyor. Yani Rusya’nın bununla NATO, ABD ve Türkiye’ye mesaj vermek istediğini söyleyebiliriz. Rusya aynı şekilde Suriye içinde de etkili bir güçtür. Rusya’nın hem siyasi diyalogun geliştirmesi hem de bu konuya ciddiyetle yaklaşmasını umut ediyoruz. Aynı zamanda bölgenin istikrarını göz önünde bulundurarak Türk devleti ve çetelerinin işgal saldırılarına izin vermemesini umut ediyoruz. Bu konuları Rusya ile son süreçte yaptığımız toplantılarda geniş bir şekilde ele alıp tartıştık. Sahada ortak çalışmalarımız var. Öte yandan siyasi alanda da sonucunun olumlu çıkmasını umut ettiğimiz çalışmalar var.

Türk devletinin Kürtlerin kazanımlarına tahammülü olmadığı için herkese saldırıyor. Bu projeye destek verenlere hatta görüşme yaptığımız ülkelere bile saldırıyor. Basın kuruluşları Kürt yöneticilerle röportaj yaptığında onlara bile saldırıyor. Bütün ülkelerin bölgede çıkarları var. Suriye’nin her tarafın çıkarları için müdahale ettiği bir alan olduğu aşikar. Bu kapsamda Suriye krizi Suriyelilerin elinden çıkmış. Siyasi bir çözüm bulunmuyor ve mevcut kriz gittikçe derinleşiyor. Her şeyden önce Suriye’deki bütün tarafların karar ve irade sahibi olması gerekir. Kalıcı bir çözüm için aralarında anlaşmalılar. Özerk Yönetim olarak buna hazırız ve Suriyeliler olarak anlaşmak için kararlıyız. Suriye halkının çıkarlarını korumak için bütün taraflarla müzakere masasına oturmaya hazırız.

*Şam hükümeti ile görüşmeler var mı? Türk devletinin işgalinin sonlandırılması ve olası saldırıların önüne geçilmesi için Şam hükümetin üstüne düşen sorumlulukları nelerdir?

Şu anda bir diyalog süreci yok. Önceden bazı toplantı ve görüşmeler oldu fakat sonuç çıkmadı. Görüşmeler durdu. Şam hükümetinin çözüme nasıl yaklaştığı biliniyor. Rusya şu anda Şam hükümeti ile bir diyalog süreci başlatmak istiyor. Biz hazır olduğumuzu belirttik ve çözüm için görüşlerimiz net. Fakat Şam hükümetinin buna ne kadar hazır olduğunu ve çözüm için görüşleri neler gerçekten anlamak istiyoruz. Çözüm için şu zamana kadar net bir görüş belirtmediler. Rusya gibi ülkelerin burada rol üstlenmesi ve Şam hükümetine çözümü esas alması için baskı uygulaması lazım. Sadece Şam hükümeti ve Rusya’nın Dera’daki çözüm projesi var. Zaten amaç bu şekildedir. Bu şekilde bir çözüm geliştirilemez.

Her şeyin 2011 yılı öncesine dönmesi, Şam hükümetinin her yeri kontrolü altına alması ve hiçbir şey olmamış gibi hareket etmesi mümkün değildir. Böyle bir çözüm mümkün değil. Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad da 2011 yılı öncesine dönülemeyeceğini söyledi. İyi dönmeyecek ama hem siyasi hem de ideolojik olarak pratikte ne değişiyor? Bazı pratik kapılar açılmalı ve bu kapının çözüm kapısı olduğuna dair güven oluşmalıdır. Şu ana kadar böyle bir durum görülmüyor.

Cenevre’de bu tartışmalar sözde Anayasa Komitesi görüşmelerinde yapıldı. Ancak görüşmeler sonuçsuz kaldı. Bu nedenle Suriye’de bir anlaşma olması konusunda kararlı olmalıyız. Bu çözümün temelidir. Uluslararası desteğe ve Arap devletlerinin bölgesel desteğine ihtiyaç var. Suriye’de anlaşmaya varılmasında olumsuz rol oynayan bazı ülkelerin Suriye’deki etkisi azaltılmalıdır. Özellikle Türkiye ve İran. Projelerimizi karşılaştırmalıyız. Birçok konuda görüşlerimiz aynı olmayabilir. Ancak diyalog sürecinde bir ittifaka ulaşacağımıza inanıyoruz. İstenen de budur. Bu konuda ciddi çalışmalar yürütmeliyiz.

*Yurt dışında birçok görüşme gerçekleştirdiniz. Bu görüşmelerde çıkan önemli sonuçlar neler oldu?

Ülkelerle, hükümetlerle, resmi, sivil, parti kurumlarıyla, parlamenter ve farklı şahsiyetlerle birçok görüşme yaptık. Resmi olarak birçok Avrupa ülkesini gördük. Birçok konuda tutumları açık ve netti. Örneğin teröre karşı mücadelede hem fikirdik ve bölge istikrarının korunması konusunda da destek veriyorlar. Özerk Yönetim’in siyasi, insani ve ekonomi konusunda iyi bir örnek olduğunu ve Suriye çözümünde bir temel oluşturabileceğini düşünüyorlar. Bu yönetimin Suriye ve Türkiye için tehlikeli veya kötü olduğunu söyleyen kimseyi görmedik. Türk devletinin tehdit ve saldırılarına karşı da bütün ülkeler hem fikir. Hiçbir ülke Türk devletinin saldırılarının olmasını kabul etmiyor. Avrupa ülkeleri genel olarak Türk devletinin siyasetine tepkili ve tepkilerini dile getiriyor. Ancak Türk devletinin siyasetine karşı pratikte bir şeyler yapıp yapamayacakları konusunda net kararlara sahip değiller. Çünkü ekonomik çıkarları var ve Türk devletinin elinde göçmen, Avrupa ülkelerine karşı kullanmak için terörist gruplara destek vermek gibi kozlar var.

Genel olarak Avrupa ülkelerinin tutumları olumlu. Destek vermeye devam etme sözü verdiler. Siyasi bir açılım ve pozitif görüşmeler var. Uluslararası toplum ve resmi taraflarla hiçbir sorunumuz yok. Aksine Özerk Yönetim ve QSD uluslararası toplum için kutsal hizmetler yaptılar. Herkes bu hizmetleri takdir ediyor. Mevcut ilişkiler siyasi bir iradeye dönüşmeli ve sahada da bir değişim yaratmalıdır. Elde edilen kazanımlar kalıcılaştırılmalıdır. Toplumların tutumu hükümetlerin tutumlarından daha iyidir. Avrupa’da kamuoyunun tutumu bizim için çok önemlidir. Taraflarla ilişkilerimizi geliştirirsek kamuoyunun Avrupa hükümetlerinin kararlarını etkilemesini sağlayabiliriz. Bunun için çalışmalarımızı genişletmemiz ve düzenli planlar yapmamız gerekiyor.

*Katalonya Parlamentosu bölgenin statüsünü tanıdı. Görüştüğünüz ülkelerin Özerk Yönetim’in statüsünün Katalonya tarafından kabul edilmesine yaklaşımları nasıldı?

Suriye içinde Özerk Yönetim’in siyasi statüsünün tanınması bir ülke tarafından kolay kolay alınabilecek bir karar değildir. Statüsünün kabul edilmesinin genel olarak Suriye’deki duruma ve Suriye Anayasası’nın oluşturulmasına bağlı olduğu biliniyor. Bazı bölgelerin kararları, Katalonya’nın kararı gibi oldu ve bu büyük bir etki yaratıyor. Bu durum önümüzdeki süreç için büyük bir temel oluşturuyor. Bu temeli güçlendirmeye dönük girişimler var. Seçimlerde ortaya çıkan bazı yeni Avrupa partilerinin yanı sıra kurum ve kuruluşlar da Avrupa hükümeti ve parlamentosunda önemli bir rol oynamak için çalışıyor.

*Son olarak Türk devletinin mevcut tehdit ve saldırılarına karşı nasıl bir duruşa ihtiyaç var?

Toplumumuzdaki bütün bileşenlerden işgale ve saldırılara karşı tutum sergilemeleri ve QSD’nin etrafında kenetlenmeleri isteniyor. Bu onuru koruma gücüdür. Bu şekilde kazanımlarımızı ve varlığımızı koruyabiliriz. Bugün Erdoğan kendini bir varlık ve yokluk dönemi içinde görüyorsa, demokrasinin ve Kürtlerin başarısının da bizim için bir varlık ve yokluk meselesi olduğunu anlamıştır. Buna göre hareket etmeliyiz. Direnişimizi ve mücadelemizi büyütürsek, Kürtlere dönük soykırım ve imha konsepti tarihi bir yenilgi yaşayabilir. AKP/MHP yenilgiye uğratılırsa bölgenin tamamında istikrar, demokrasi güçlü bir adım getirir.

ANHA

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu