Kurdistan

Rojava Devrimi 9’uncu yılında: Özerk Yönetim tanınmalı

Özgür yaşamın 9’uncu yılına giren Rojava Devrimi’nin meyvesi olduğunu söyleyen PYD Eş Başkanı Enver Müslim, Suriye halklarının tek çıkış kapısı olan Özerk Yönetim’in uluslararası güçler tarafından tanınması gerektiğini söyledi.
Suriye’de 2011 yılında başlayıp, günümüze kadar taşeronlar ve egemenler eli süregelen iç savaş 10 yılı aştı. Devam eden iç savaşta ne ABD, Avrupa devletleri ile bölgenin statükocu paramiliter güçlerinin tarafında ne de Rusya’nın himayesine giren statükocu Esad rejimi tarafında yer alan Kürtler, Üçüncü Yol’u tercih etti. Takvimler 19 Temmuz 2012’yi gösterdiğinde, Kobanê’de kanton ilan eden Kürtler, o tarihten itibaren arşınlamaya başladıkları yollarının hedefini “Demokratik Suriye, Özerk Rojava” olarak çizdi. Kobanê’den yapılan çıkışı, sonrasında Efrîn ve Qamışlo’daki kanton ilanları izledi.
ORTAK YAŞAM İNŞASI
O günlerde oluşturulan yerel savunma birlikleriyle sokaklarda başlayan özsavunma ise sonrasında Halk Savunma Birlikleri (YPG) ve Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) olarak örgütlü bir silahlı güce ulaştı. Küresel güçlerin bölgedeki statükocu güçlerle büyüttüğü El Kaide uzantılı Nusra’nın Serêkaniyê’deki provokasyonları ve DAİŞ’in Kobanê’ye saldırısı, Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşayan tüm halkları, inançları, farklılıkları bir araya getirdi. Oluşturdukları ortak yönetimlerle özgür ve eşit bir yaşamın inşasına girişen halklar, askeri güçlerini ise Demokratik Suriye Güçleri (QSD) çatısı altında daha da büyüttü.
Böylelikle 19 Temmuz 2012’de ‘Rojava Devrimi’ olarak gün yüzüne çıkan yapı, Kuzey ve Doğu Suriye halklarının ortak yönetimi haline dönüşerek, bugün tıkanan kapitalizm karşısında insanlık için yeni bir yaşam modeli sundu. Rojava Devrimi’ne hem tanıklık eden hem de aktif rol oynayan Demokratik Birlik Partisi (PYD) Eş Başkanı Enver Müslim, 9’uncu yılına giren Rojava Devrimi’nin başlangıç süreci ve bugün geldiği noktayı Mezopotamya Ajansı’na anlattı.
HALKLARIN DEVRİMİ 
Başta Kuzey ve Doğu Suriye halkları olmak üzere Ortadoğu ve dünya halklarının 9’uncu yıl dönümü olan 19 Temmuz Devrimi’ni kutlayarak sözlerine başlayan Müslim, devrimin yeni bir yol ortaya çıkardığını ifade etti. O dönem Suriye sisteminin tek renk, tek taraflı bir sistem olduğunu dile getiren Müslim, “Ancak 19 Temmuz Devrimi, halkın iradesiyle gelişen bir devrim oldu. Suriye’de çok büyük sorunlar vardı ancak BAAS rejimi bunu çözecek durumda değildi. Suriye halkı tüm renkleriyle, Kürdü, Arabı, Süryanisi, Ermenisi ve Türkmeni ile BAAS rejiminin zorlukları atlındaydı. Araplar da çok büyük yıkıcı etkiler gördü ancak 19 Temmuz Devrimi halkların devrimi oldu” dedi.
ÖZERK YÖNETİM 
Devrimin Ortadoğu’nun tüm renklerini aynı çatı altında toplaması nedeniyle tıkanmış sistemler tarafından savaş açıldığını söyleyen Müslim, devrime yönelik yaklaşımları şöyle özetledi: “Bölgesel devletler merkezi anlayışla ve milliyetçilikle buna karşı çıktı. Karalamaya ve büyük bir haksızlık yapmaya çalıştılar. ‘Bu devrim sadece bir halkın çıkarlarını koruyor, bazılarının çıkarını destekliyor’ diyerek, ne kadar karalama kampanyaları yürütseler de gerçek ortaya çıktı. Merkezi olmayan bir sistemle tüm halklar birleştirildi. İlk kez halklar kendini böyle bir durumda gördü. İnanç ve diller korundu. Kendilerini yarına götürmek için sistemlerini kurdular. Bunun yanında Özerk Yönetim oluşturuldu. Ortadoğu’nun kadim halkları ilk kez birlikte bir sistem kurdular.”
DEVRİM RÜZGARI 
Müslim, devrimle birlikte halka hizmet edebilecek yeni bir yaşam ortaya konulduğunu, kültürel değerler ve uygarlığın nasıl birlikte korunabileceğinin kanıtlandığını ifade etti. Müslim, şöyle devam etti: “Böyle olunca saldırılar da başladı. DAİŞ Şengal’den sonra Kobanê’ye yöneldi. Bu durum bölge halkları tarafından fark edildi ve savunmaya geçildi. Ortadoğu genelinin yanı sıra kuzeydeki halkımız, Türkiye’deki demokratlar, yönlerini Kobanê’ye verdiler. DAİŞ’e devrim düşmanı algısı ile yaklaşıldı ve herkes ortaklaştı. DAİŞ, her türlü insanlık suçu işleyen bir yapıdır. Yine buna karşı Başûr ve Rojhilat’taki halkımızın yanı sıra dünyanın birçok yerinden insanlar Kobanê’de devrimi savunma hattında yer aldılar. Tüm dünya bunu gördü ve yanımızda durdular. Bu 19 Temmuz devriminin sonuçlarıdır. Sonrasında Demokratik Suriye Güçleri (QSD) oluşturuldu. Tüm Suriye halkı, QSD içindeki yerini aldı. Bu savaşta yaklaşık 11 bin kayıp verdik. Onlar arasında tüm halklara ve inançlara ait savaşçılar var. Bu da Rojava Devrimi’nin iyi bir temel attığının göstergesidir. Devrim devletin ya da devletlerin halka el atmasının önüne geçti. Toplumsal, ekonomik ve kültürel yok edilmeye karşı direnç gösterdi. Bu devrimin etkileri halen rüzgar gibi esmeye devam ediyor.”
PARAMİLİTER GÜÇLER
Devrimle inşa ettikleri bu sistemin bütün uluslararası güçlerce tanınması gerektiğinin altını çizen Mislim, “1963’ten 2011’e kadar BAAS rejiminin yönetimi vardı. Ondan sonra halkların devrimi oldu. Suriye rejimine karşı savaşacağını belirten sözüm ona ‘muhalif’ güçler de Suriye’de rejimden çok farklı olmadı. Güya onlara karşı savaşacaklardı ancak onlardan daha zalimane ve yıkıcı bir tablo gözler önüne serdiler. Özgürlük, adalet ve eşitlik sloganlarıyla başlanan Suriye devrimi, şu anda Azerbaycan’a, Libya’ya ve daha birçok yere paramiliter güç gönderiyor. Suriye halkını zulümden kurtaracaklarını söyleyen bölge devletleri de kendi çıkarları temelinde savaşa dahil oldular. Efrîn’i, Serêkaniyê’yi ve Girê Spi’yi işgal ettiler. Buralarda da başka yerlerden getirdiklerinin saltanatını kurmaya çalışıyorlar. Özbekistan’dan Türkmenistan’a, oradan Tacikistan’a kadar buradan olanları getirip buraya yerleştiriyorlar” dedi.
DEMOKRATİK SURİYE
PYD Eş Başkanı Müslim, 19 Temmuz Devrimi’nin sonuçları üzerinde de durdu. Kurulan Özerk Yönetim’in kendi savunma gücü olan QSD’yi oluşturduğunu ve halkın her ikisini de kucakladığını ifade eden Müslim, özerk yönetimin ‘Demokratik Suriye’ projesiyle topraklarını terk etmek zorunda kalan Suriye halklarını yurtlarına döndürmeyi ve özgür bir yaşam temelinde ortaklaşmayı amaçladığını vurguladı.
TEK ÇIKIŞ KAPISI 
Müslim, bunların hepsi Rojava Devrimi’nin meyveleri olmasına rağmen uluslararası güçlerin Özerk Yönetimi görmezden gelmesini eleştirdi. Halen büyük tehlikelerle karşı karşıya olduklarının altını çizerek, Suriye ile ilgili tüm platformlara Özerk Yönetim’in dahil edilmesi gerektiğini vurgulayan Müslim, “Türkiye, Ortadoğu’da barışçıl ve huzurlu bir ortam istemiyor. Suriye halkının kazanımları lehine hareket etmiyor. DAİŞ başta olmak üzere radikal gruplara destek veren kendileridir. Onun için Suriye halklarının tek çıkış kapısı olan Özerk Yönetim tanınmalı ve bu konudaki yaklaşımlar netleştirilmelidir” diye konuştu.
KÜRTLER BİTMEDİ 
Siyasi, toplumsal ve ekonomik olarak zor durumda olan Türkiye’nin adım adım diktatörlüğe gittiğini söyleyen Mislim, “Kürt sorunu askeri yöntemlerle çözülemez. 1925’ten 2021’e kadar geçen sürede Kürtler bitmedi. Her yerde alanda ve mücadelesini yürütüyor. Suriye’nin sorunlarına olumlu yaklaşıp, çözmeleri gerekiyordu. Fakat krizi daha derinleştirecek politikalar izlediler. Türkiye, Suriye’de barışçıl bir ortamın oluşmasını istemiyor. Eğer Suriye savaşında olumlu bir tavır alsalardı ve bu halkın kazanımlarını korusalardı, onlar dahil herkes Ortadoğu’da büyük çıkışlar gerçekleştirirdi” dedi.
MA / Nazım Daştan
Daha Fazla Göster

Yorum yaz

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu