Hasan Bildirici

Röportajsız yapamıyoruz!

Hollanda’dan sık sık mesaj gönderen Keko, güzel yazdığımı, ancak yazılarımda kendimden çok söz ettiğimi yazmış. Bilmiyorum, yazılarımı biraz okunur kılan belki de yeri geldiğinde kendimden söz etmiş olmamdır. Kendinden söz etmeyen yazar, kusurludur. Kendini izah edemeyen bir yazar, başkasını nasıl izah edebilir? Kaldı ki, her festival ve yürüyüşte bana büyük bir yakınlık gösteren Keko da en çok kendini anlatmaktan hoşlanıyor. Benlik duygusu güçlü olan insanlar, kendilerinden söz edilmesinden hoşlanırlar.

Baskı altında kalmış kişiliğimizin büyük bir benlik sorunu var. Önemli olan, “benlik kavgası”nı kötüye kullanmamak ve kötü işlere bulaşmamaktır.

Geçtiğimiz gün bir taşıma işine gittim. Evin asansörü yok. Üçüncü kata ev taşıyoruz. Ağır yük altında basamakları saatlerce çıkıp inerken, Kürtlerin Türk basın üçkağıtçılığına verdikleri röportajları düşündüm. İşin sahibi Hamza, özellikle hafif yükleri karşıma iterken Türk sömürgeciliğinin elinde perişan edilmiş hallerimizin acısını bir kez daha yaşadım. Yazarı, gazetecisi, genci, üniversite öğrencisi ve siyasetçisiyle sürgün ellerinde toplumsal hammallık yapıyorduk.

Kürdistan sorunu denince benim aklıma, güvenliğini ve geleceğini Türk devletine veya örgütlere dayamış şahıslar değil, bizim gibi sahipsiz milyonlar gelir. Bizim bakış açımız bu pencereye aittir. Onun için de Kürt siyasetçilerininden ve Kürt memurların bakış açılarından çok çok uzaktayız. Yine bu nedenle ne Türk devletinin ne de Kürt siyasetçilerinin öngörüleri tutmaz. Tutmadığı için de, röportajlardan, araya sıkıştırılmış bir iki aykırı cümleden Kürt sorununun çözümüne ilişkin piyangolu tahminler çıkarılır…

“Umut var!”

“Bakın Karayılan’ın bu cümlesi bazı gelişmelerin işareti olabilir.”

“Zana’nın röportajı umut yarattı.”

“Duran Kalkan’ın “Devrimci Halk Savaşlı” röportajını okudun mu?”

“Karayılan Avni Özgürel röportajında düzeltmelere gitti.”

Hayatımız röportajlar üzeri akıp gidiyor işte.

Sürgün ellerinde Avrupa’nın kirini pasını temizleyip, hamallığını yaparken de röportajları düşünürüz. Röportajsız günlerimiz belirsiz, geleceksiz ve çekilmezdir. Toplumun röportaja susadığı zamanlarda PKK sorumlusu arkadaşlar konuşur, redaksiyonla ilgilenen arkadaşlar aralara sorular sıkıştırarak konuşma metinlerini röportaj haline getirirler. Röportaj bizde sigara tiryakiliğinden de ağır bir alışkanlıktır.

Türk basını, Kürtlerden birileriyle röportaj yapmadığında krize girer. Her röportaj, her gazete için farklı bir başlıktır. Aynı röportajdan şu başlıklar çıkarılır:

“Karayılan tehdit etti!”

“Karayılan, bağımsızlık ilan edebiliriz dedi.”

“Karayılan, çözüme yakınız dedi.”

“Karayılan, ateşkese hazır!”

“Karayılan’dan tahrik edici açıklama: “Güney Kürdistan’la birleşebiliriz”

“Karayılan: Silah bırakmaya hazırız!”

Bir röportaj bunların hepsini nasıl içerebilir?

İçerir. İçermezse bile, Türk basını bütün bu kavramları o röportaja yedirir.

İşin garip yanı, ben de röportaj tiryakisi oldum. PKK sorumluları veya Kürt siyasetçileri Türk basınına röportaj vermediklerinde kuşku ve kaygılarım petrol ve altın fiyatı gibi tavan yapar.

Evi taşıyıp bitirdiğimizde öğlendi. Beş saattir ağır yük altında basamak tırmanıyorduk. Evin sahibi Avrupalı kadın titiz mi titiz. Yatağını bize kurdurttuktan sonra her birimizin cebine 20 frank bahşiş bıraktı. Tam çıkmak üzereyiz ki:

“Durun,” dedi kadın. “Beyaz koltukta bir leke var.”

Biz üç Kürt elimizde bezler kimbilir belki de eskiden kalma lekeyi siliyoruz. Leke gitmese koltuğun parası bize yüklenecek. Neyse ki, lekeyi kaybetmeyi becerdik. Basamakları son kez aşağı doğru inerken, kafamız yine röportajlarda. Sabah altıdan beri evden uzaktayım. Kimbilir 5-6 saat içinde ne röportajlar akıp gitmiştir. Duş almadan, terli elbiselerle bilgisayarın başına oturdum ve röportaj aramaya koyuldum. Neyse ki, Murat Karayılan’ın röportajı var ve kaçırmamışım:

“Bağımsızlık ilan edip, Güney Kürdistan’la birleşebiliriz,” diyor Karayılan.

Gel de sevinç çığlıklarıyla çırılçıplak sokaklara dalma. Ben sokağa değil, duşa daldım. Ne sıcak ve ne soğuk su umurumda değil. Şu anda vücudumda sıcak sudan sevinç yanıkları taşıyabilirim. Bunlar geçer.

Bu sabahta Türk basınında Karayılan röportajının sonuçlarını okuyorum. Demek ki, Kürt sorunun röportajsız çözümü mümkün değil.

Çaresiz hayatlarımız sür git bir röportajdır artık…

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu