Video

Remzi Kartal: Özgürlük Hareketi’ne karşı kapsamlı bir konsept yürütülüyor

Remzi Kartal, “Merkezinde Türk devleti ve küresel güçlerin bulunduğu bir siyaset, hiçbir şekilde Kürt halkına hizmet etmez" uyarısından bulunarak, Türk devleti ile ABD'nin hazırladığı KDP'nin uygulamaya koyduğu saldırı konseptini derhal terk etmesini istedi.

ABD ve Türk devleti tarafından hazırlanan ve KDP tarafından uygulanan savaş konseptinin PKK ve Kürt halkına karşı faaliyete geçtiğini belirten Remzi Kartal, “Kürdistan halkının, bu konseptin dört parça Kürdistan’da yarattığı tehlikeyi iyi görmesi ve buna göre ciddi bir şekilde hareket etmesi gerekiyor” diyerek çağrıda bulundu.

Sorularımızı yanıtlayan KONGRA GEL Eş Başkanı Remzi Kartal, Kürt ulusal birliği, Kürdistan’da yürütülen savaş konsepti, Başur’a dönük saldırılar ve KDP’nin politikalarına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

Remzi Kartal ile gerçekleştirdiğimiz röportajın içeriği şöyle:

* KDP bir süredir Başurê Kürdistan’daki Gerilla alanlarında üs inşa ediyor. KCK’nin bu askeri hareketliliğin durdurulması yönündeki çağrılara rağmen askeri hareketlilik arttı. KDP’nin son dönemdeki hareketliliğini nasıl yorumluyorsunuz?

KCK ile birlikte HPG de çağrı yaptı. Yapılan çağrılarda sorunların diyalog yoluyla çözülmesi gerektiği, böylesi bir savaşın Kürdistan halkının kazanımlarına zarar vereceği belirtildi. KCK ve HPG, yaptıkları çağrılarda tutumlarını ortaya koymuş ve diyaloga hazır olduklarını beyan etmiştir. Fakat bu çağrılara rağmen KDP, ısrarını sürdürmektedir.

Anlaşılan o ki KDP ve Türk devleti, mevcut savaş konseptleriyle yetinmiyor. ABD, Ortadoğu konseptini gerçekleştirmek için Türk devletinin PKK’ye karşı savaşında diğer NATO ülkeleri gibi destek olmuştur. Önder Abdullah Öcalan’a yönelik komploda da Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmek istemişlerdi. Bu esas üzerinden Ortadoğu konseptini yürüttüler ve Türk devletini de bu konsepte müttefik olarak dahil ettiler. ABD’nin konseptini gerçekleştirmekteki ısrarı bugün de aynı şekilde devam ettiği için Türk devleti ve KDP’ye destek oluyor. Bu çerçevede verilen siyasi, askeri, lojistik destek KDP’nin cesaretlenmesine neden oldu. Böyle bir destek olmasaydı KDP tek başına bu türden bir savaşı sürdüremezdi.

KCK ve HPG’ye karşı konseptin devam etmesi ve sonuç alması için ortak plan yapıldı ve bu kapsamda KDP’ye görevler verildi. Plan çerçevesinde herkesin bir rolü var. Zaten KDP ve Türk devleti ilişkileri, yalnızca bu konsept üzerinden oluşmadı, yıllar süren ilişkileri var. 1960’lı yıllardan bu yana KDP’nin Türk devleti ile istihbarat ilişkisi var. Bu ilişki ABD’nin politikaları neticesinde 90’lı yıllarda siyasi düzeye ulaştı. Şimdi de siyasi, ekonomik ve istihbarat alanında geniş bir ilişki ağı var. KDP, bütün Kürdistan’da rakibi olmadan siyaset yapmak istiyor. Türk devletinin de en büyük Özgürlük Hareketi ve PKK’nin kuruluşundan bu yana tüm imkanlarını seferber ederek PKK’ye karşı savaşıyor. Ancak bu savaşta başarılı olmadığı gibi Özgürlük Hareketi her geçen gün büyüdü. Bakurê Kürdistan’da başlayan Özgürlük Hareketi ve Önder Abdullah Öcalan’ın düşünceleri bütün Kürdistan’a yayıldı, tüm dünyada büyük yankı uyandırdı. Bu yüzden Türk devleti PKK’yi, kendi için büyük bir tehlike olarak görüyor. Son tahlilde her iki güç de (TC ve KDP) bu süreci ABD’nin desteğiyle sonuca kavuşturmak istiyor.

Hem ABD hem de İsrail, İngiltere ve benzeri devletler, çıkarları gereği KDP’yi Kürt müttefiki olarak görüyor. Çünkü KDP, her yönüyle siyasetini dış güçlere dayandırmaktadır. KDP Kürdistan halkını askeri, siyasi, ekonomik alanlarda örgütleyip mücadeleyi yükselterek güç haline getirme perspektifleriyle hareket etmek yerine dünya genelindeki işbirlikçilerini arttırmanın peşinde koşmuştur.

* Yapılan tüm çağrılara rağmen KDP neden bildiğini okumakta ısrar ediyor?

PKK, Kürdistan’ın dört parçasında siyaset ve felsefe geliştirmiş ve yankı uyandırmıştır. KDP’nin yürüttüğü ve sürdürdüğü siyaset ise Kürdistan genelinde büyük engeller yaratmıştır. Maalesef KDP, kuruluşundan bu yana Kürdistan geneline egemenliğini dayatmaya çalışmıştır. Egemenliğini kaybetmekten korktuğu için bütün güçlerin de kendi istediği şekilde siyaset yapmasını istiyor. Bunu yapmayanı da sorun olarak görüyor. Bu nedenledir ki Başurê Kürdistan’da siyasi çatışma ve demokrasiden yoksunluk var. Halk ve basın üzerinde baskı var. Hukuk, demokratik ve bağımsız bir şekilde işletilemiyor. Parlamento da demokratik bir şekilde çalışmalarını yürütemiyor. Nasıl ki faşist Türk devleti Kürdistan halkı üzerinde baskıcı bir politika yürütüyorsa KDP de Başurê Kürdistan’a aynısını yapıyor. KDP, siyaset ve iktidarda daralmanın içindedir. İktidarını devam ettirmek için uluslararası güçlerden destek almaya çalışıyor.

* KDP ve Türk devletini bir araya getiren nedir? Sizce neyi hesaplıyorlar?

PKK düşmanlığı. Türk devleti Kürtlerin Ortadoğu’da statü elde etmesini istemiyor. Cemal Abdünnasır Mısır Cumhurbaşkanı olduğu dönem, ülkenin radyosunda bir saatlik Kürtçe program yayını yapılıyordu. Türk devleti programa müdahale etti ve “Bu program Türkiye’nin milli birliği için tehlikelidir” dedi. Türk devleti bir radyo programını bile kendine tehlike olarak görüyor. Kürdistan’ın dört parçasında ya da ülke dışında Kürt halkı için olumlu bir şey varsa o Türk devleti için tehlikedir ve Kürdistan’ın tüm kazanımlarını kendisi için tehdit olarak görüyor.

Türk devleti, PKK’ye karşı savaşında çaresiz kaldı. NATO’nun her türlü desteğine rağmen PKK’ye karşı yürüttüğü savaştan sonuç alamadı. Mecbur olduğu için de Başurê Kürdistan’da KDP’nin desteğiyle hareket ediyor ve KDP olmazsa PKK’ye karşı savaşında sonuç alamayacağını biliyor. KDP de zaten hem PKK’yi kendine rakip olarak gördüğü için Kürdistan’da alternatiflerinin ortadan kalkmasını istiyor hem de hem de Türk devleti ile ilişkilerini devam ettirerek iktidarının ömrünü uzatmaya çalışıyor.

* Türk devletinin Başur’a yönelik saldırıları, KDP’nin saldırı hazırlıkları ve Türk devleti ile KDP ilişkilerinde ABD ve NATO’nun rolü nedir?

Türk devleti NATO için stratejik bir ülkedir ve başlıca müttefiktir. Bu yüzden PKK’nin kuruluşundan beri, özellikle 15 Ağustos 1984 atılımından beri NATO, PKK’ye karşı savaşında Türk devletine her türlü desteği sundu. 1986’da İsveç Başbakanı Olof Palme, NATO Gladyosu tarafından öldürüldü. Kendilerine muhalif görüyorlardı ve öldürdüler. Olof Palme, Vietnam savaşı, Filistin ve Güney Afrika’nın mücadelesi gibi konularda ABD ile karşı karşıya geldi. Öldürüldü ve suçu da PKK’nin üzerine atıldı. Akabinde ise PKK’nin Avrupa’da kriminalize edilmesi ve PKK’ye karşı savaşta NATO, Türk devletine destek oldu ve bu destek halen sürmektedir. Türk devleti NATO’nun stratejik müttefikidir ve hiçbir zaman Kürt sorununun Türk devletini zora sokmasını istemez. Bugün Başurê Kürdistan’da PKK’yi tasfiye etmek için, bahsini ettiğimiz konsept ve beraberinde ABD’nin KDP’ye desteği devam etmektedir. Eğer ABD desteği olmazsa Türk devletine kendi başına bir sonuç alamaz. Yine Türk devleti ve ABD’nin desteği olmazsa KDP de tek başına, Kürdistan halkının tepkisine rağmen böyle bir savaşı yürütemez. ABD, Türk devleti ve KDP’nin bu konsepti sonuç almadı ve bugün de almayacaktır.

* Önder Abdullah Öcalan savunmalarında ve bütün görüşmelerinde birlik çağrısı yapıyor fakat Kürt güçleri bu birlik için ayak diriyor. Ulusal birliğin halen sağlanamaması Kürdistan bölgelerini nasıl etkiliyor? Devletler birliği engellemek için ne yapıyor?

Hiç şüphesiz Kürt ulusal birliği, işgalci devletler için büyük bir tehlikedir. Türkiye, Irak, Suriye ve İran, hiçbir zaman Kürtlerin birliğini istememiştir. 2017’deki Başur referandumunda bu bir kez daha ortaya çıkmıştı. Herkes kendi çıkarına göre hareket ediyor ve işgalci devletlerle çıkar temelinde siyaset yürütüyor. Önder Abdullah Öcalan’ın KDP başta olmak üzere bütün Kürt güçlerine sayısız kez yaptığı birlik çağrılarına rağmen, KDP Başkanı Mesut Barzani’ye mektup göndermesine rağmen birlik gerçekleşmedi. Önderlik, Kürt sorununun çözümü için birlik inşasının stratejik bir gereklilik olduğunu defalarca dile getirmiştir. Ulusal Birlik Kongresi gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu kongre için Önderlik, Mesut Barzani’nin eş başkan olmasını da önermiş ve bunu defalarca beyan etmiştir. Fakat Mesut Barzani iki, üç toplantının ardından bu çalışmayı durdurmuştur. Neden durdurdu? Çünkü ABD taraf olmadı ve ABD’nin, Kürtlerin bağımsızlığına ilişkin hiçbir projesi bulunmuyordu. Türk devleti de “İlişkilerimiz bitme noktasına geliyor. Bu politikayı kabul etmiyoruz” diyerek müdahale etti. Rojava’daki sürece ilişkin kararlar alınması adına Ulusal Birlik Kongresi gerekiyordu. KDP dışında Kürt partilerinin ve bütün Kürt halkının isteği, Rojava Devrimi’ne destek olmaktı. KDP böyle bir şeyi istemiyordu. KDP de Türk devleti başta olmak üzere uluslararası güçler ve işgalcilere karşı siyaset yürütmemek için çalışmaları durdurdu.

Ulusal birlik, sadece KDP’nin katılması anlamına gelmiyor şüphesiz. KDP de Kürdistanî bir kazanım olduğu için birlik içinde yer almalıdır ama maalesef KDP, ısrarla bunu istemiyor. Herkesin Ulusal Birlik Kongresi siyasetinde ısrarcı olması gerekir. Kürdistan’ın stratejik sorunu Ulusal Birliktir. Özellikle KDP’nin PKK’ye karşı savaşına ve Kürdistan halkına dayattıklarına bakacak olursak, Kürdistan halkının Ulusal Birliğe ne kadar ihtiyaç duyduğu daha da açığa çıkacaktır. Bu nedenle birlik çalışmaları devam etmelidir.

* KDP güçlerinin savaş hazırlığı, Kürt halkının mücadelesine ve mevcut süreçte Kürtlerin statüsüne nasıl bir etki yaratacak?

Kürdistan’ın dört parçasındaki Kürt sorununa çok büyük olumsuz etki yapacağına hiç şüphe yok. Dünya ve Ortadoğu devletlerinin gözünde, “Kürtler bir arada, barış içinde yaşayamaz. Halkı yönetmek için siyaset ve sistemleri yok” imajı oluşturmak için siyaset yürütülüyor. Bu durum Kürt halkının siyasetinin itibarını zedeliyor ve işgalci devletlerin iddialarına güç katıyor. Bu devletlerin şöyle iddiaları var; Kürtler statü sahibi olmaya hazır değil ve bu nedenle devletler bünyesinde siyaset yürütmeliler. Ortaya çıkarılan bu görüntü, işgalci devletlerin konseptidir. Bu da Kürdistan halkının umutlarının, inancının ve maneviyatının kırılmasına neden olur. Kürdistan halkı yürüttüğü kahramanca direnişini en yüksek evreye ulaştırmıştır. Bugün KDP öncülüğünde yürütülen politika ise dört parça Kürdistan’a büyük zarar veriyor. Fakat şöyle bir gerçek de var ki Türk devleti ve KDP’nin yürüttüğü tüm politikalara rağmen Kürdistan’ın tüm parçalarında ulusal duygular en yüksek seviyesindedir.

* Rojava’da Kürt birliği için uzun süredir çalışmaların sürdürüldüğü ve önemli adımların atıldığı bu süreçte ENKS’nin KDP ve Türk devleti ile görüşmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? ENKS-Türk devleti görüşmeleri Kürt birliğine nasıl etki edecek?

Şu an Türk devleti ile Kürdistan halkının birliğine hizmet edecek bir politika mümkün değildir. Türk devleti ile askeri alanda ortak bir çalışma yürütecek, toplantı yapacak, perspektif alacak ve Rojava’ya gidip ulusal birliği sağlayacak bir politika mümkün değildir. ENKS kuruluşundan bu yana her geçen gün parçalanıyor. ENKS içerisinde yer alan bazı partiler, ENKS’nin, Türk devleti ve KDP ile gerçekliğinin farkına varıyor ve bir bir ayrılıyorlar. Bu durum Efrîn sürecinde ve sonrasında ortaya çıktı. Merkezinde Türk devletinin olduğu hiçbir politika Kürdistan parçalarında ulusal birliğe hizmet etmez ve sonuç almaz.

Kuzey ve Doğu Suriye Yönetimi, ENKS ile diyalog kurarak ulusal birliğe desteklerini ispatladı. Kuzey ve Doğu Suriye, ulusal birliğe engel değildir ve birliğe kapıları her zaman açıktır. Bu temelde ENKS ile ilişkilerine devam ettiler. Ancak ENKS de Türk devleti ile ilişkilerine devam ediyor.

Türk devleti bir şekilde ENKS’nin eliyle Rojava’da bir değişim yaratmak istiyor. Peki bu değişim nedir? Bu, Türk devleti, KDP ve ABD’nin Başûrê Kürdistan’da yürüttüğü ortak konsepttir. Kürt partilerinin birlik olmasını istemiyorlar. Rojava’yı Önder Abdullah Öcalan’ın proje ve fikirlerinden uzaklaştırmak istiyorlar. Bu temelde Rojava’yı Türkiye’ye kabul ettirmek istiyorlar. Nasıl ki 1992’de ilişkileri bir süre bozulan KDP ile Türk devleti, ABD tarafından PKK düşmanlığı üzerinden yeniden bir araya getirilmişti, bugün yine aynı konsepti Rojava Kürdistanı’nda yürütmek istiyorlar. PYD’yi siyasi alanda Önder Abdullah Öcalan’ın fikirlerinden uzaklaştırmak, Rojava’da Önder Abdullah Öcalan’ın paradigmasını boşa çıkartmak ve PYD’yi Başûr’a yakınlaştırıp, Türkiye’ye kabul ettirmek istiyorlar. Bir sonuç alacaklarını sanmıyorum. Kuzey ve Doğu Suriye yönetimi devrimi bilinçli bir şekilde yönetiyor.

* Ulusal birliğin esasları neler olmalıdır?

Kürdistan’ın dört parçasında, bütün siyasi partiler, sivil örgütler, aydınlar, sanatçılar ve Kürdistan’ın tüm bileşenleri demokrasi temelinde bir araya gelmelidir. Kadınlardan, tüm uluslardan, farklı inançlardan oluşan özgür ve demokrat bir toplum inşa edilmelidir. Ulusal birlik bu esaslarda sağlanır ise hiçbir uluslararası güç bu iradeyi kıramaz. Vietnam halkı da ekonomi ve siyasi alanda fakir ama manevi anlamda çok zengindi. Birlik ve direnişiyle, bugün dünyanın en büyük gücü haline gelen ABD’yi yendiler. Kürdistan’ın dört parçası bu temelde birlik olmalı ve halkına inanmalıdır. KDP gibi sırtını Türk devletine, diğer ülkelere veya uluslararası güçlere dayamamalıdır. Eğer tüm bunlar sağlanırsa yalnızca Kürdistan devrimi değil, Ortadoğu devriminde büyük bir başlangıç inşa edilir. Bunun örneği bugün Kuzey ve Doğu Suriye’de başlatıldı, adım atıldı ve git gide yayılıyor. Birliğin sağlanması Türk devletinin, Kürdistan halkına karşı faşist ve ırkçı yaklaşan sisteminin yenilgisine vesile olacaktır.

* Kürdistan’da birçok parti ve siyasi örgüt KDP’yi saldırı hazırlıklarını durdurmaya çağırdı. Bu çağrılar savaşı önlemeye yetecek mi? Pratikte neler yapılmalıdır?

Yapılan çağrılar önemli ve kutsaldır. Ancak şüphesiz ki bu konu yalnızca çağrılarla çözüme kavuşamaz. Türk devleti ve ABD’nin KDP eliyle başlatmak istediği savaş Kürt halkı için büyük sorunlar yaratacak ve bu konsept çok ciddi ve tehlikelidir. Bu konsepte ekonomik, siyasi, lojistik ve askeri anlamda çok büyük destek veriliyor ve arkasında birçok devlet var. Fransa, Türk devleti ile o kadar sorun yaşamasına rağmen, gerillaların KDP güçlerine hiçbir saldırıda bulunmadığı, aksine KDP’nin saldırıda bulunduğu Garê’de yaşanan çatışmada, ABD ile birlikte Gerilla ve PKK’yi bir kez daha terörist olarak adlandırdı. Kürdistan halkı bu konseptin tehlikesini görmeli ve buna karşı ciddi bir şekilde hareket etmelidir. Kürdistan’ın dört parçasında genç kadın ve erkekler mücadele gücünü yükseltmeli, özgürlük hareketine katılmalı ve mücadeleyi güçlendirmelidir. Halkımız tüm sokaklarda eylemler gerçekleştirmelidir. Kürdistan halkının iradesinin kırılmak istendiği bu süreci, halkımızın mücadelesi ve uluslararası alandaki dostlarımızın desteği ile işgalci devletlerin faşizmini yok etme sürecine dönüştürebiliriz. Ulusal birliğin önünü açarak KDP tarafından halka dayatılan politikaları boşa çıkarabiliriz. KDP’yi ulusal birliğe ve Kürdistan halkının arasına katılmaya mecbur edebiliriz.

ANHA

Daha Fazla Göster

Yorum yaz

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu