RÖPORTAJ

Prof. Yeğen: Newroz, Kürt sokaklarının sükunet halinin baskıyla sağlanan bir hal olduğunu gösterdi

HDP'ye açılan kapatma davasını değerlendiren Prof. Dr. Mesut Yeğen, fazlasıyla hesap kitaba dayalı mühendislik işlerine bel bağlayan iktidarın hesabının şaşabileceğini söyledi.

HDP’ye açılan kapatma başvurusunun siyasi olduğunu anlatan Prof. Dr. Mesut Yeğen, “Amaçlanan Kürt meselesinde bir balans ayarından çok, siyasi dengelerde bir balans ayarı yapabilmek ve Cumhur İttifakını iktidarda tutacak bir aritmetik oluşmasına yol açmak” olduğuna vurgu yaptı. Yeğen “Ancak, Cumhur İttifakı fazlasıyla hesap kitaba dayalı mühendislik işlerine bel bağlar oldu. İşlerin bu kez hesapladıkları biçimde gelişmeme ihtimali çok kuvvetli” dedi.

HDP’ye yönelik kapatma davası hamlesinin ardından, pandemiye ve engellemelere rağmen, Newroz kutlamaları oldukça kitlesel geçti. Diğer yandan, Anayasa Mahkemesi (AYM), HDP’nin kapatılmasına ilişkin dava açılması talebiyle hazırlanan iddianameyi eksik bularak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iade etti. Bu iki gelişmeyi birlikte değerlendirecek olursanız neler söylersiniz?

Newroz kutlamalarının görkemli oluşu bir açıdan şaşırtıcı, başka bir açıdan değil. Şaşırtıcı, çünkü Kürt şehirlerinde uzun zamandır bir sessizlik durumu var malum. Kürtler HDP’nin ya da vekillerinin, polisçe engellenen, kriminalize edilen etkinliklerine kitlesel katılım göstermiyorlar. Bu açıdan bakıldığında Kürt kalabalıklarının Newroz’dan da uzak durması beklenebilirdi. Ama öyle olmadı. Dolayısıyla, kitlelerin son birkaç senelik tutumlarına, sokağın son birkaç senelik atmosferine bakarak değerlendirirsek Newroz’daki katılımın şaşırtıcı bir tarafı var. Öte yandan, işin şaşırtıcı olmayan tarafı da şu: Son 5 senedir yapılan bütün seçimler 2015’ten beri uygulanan baskıya rağmen Kürtlerin HDP’den de taleplerinden de vazgeçmediğini açıkça gösteriyordu. Dolayısıyla, Newroz’da olanı aslında seçimlerde alınan sonuçların bir sağlaması, bir teyidi olarak görmek gerek. Kürtler maruz kaldıkları ağır baskıya rağmen partilerine, kimliklerine, taleplerine bağlılıklarını sürdürüyorlar ve kriminalize edilmeyen durumlarda bunu gösteriyorlar da. Dolayısıyla, Newroz aslında şunu göstermiş oldu: Kürt seçmenlerin, Kürt sokaklarının sükunet hali baskıyla, tediple sağlanan bir hal. Newroz bunu göstermiş oldu. Ama şunu da ekliyeyim: Newroz sadece HDP’lileri değil, Kürtlerin HDP’li olmayanlarını da heyecanlandıran bir gün. Dolayısıyla, katılımın yüksek oluşunun ardında HDP’li olmayan Kürtlerin de orada olmasının bir rolü olsa gerek. HDP’li olanı olmayanı Kürtlerin kısmi azamisi Newroz’a bu biçimde katılarak çok şeyin değişmesine rağmen aslında hiçbir şeyin değişmediğini göstermiş oldu.

Peki HDP’nin kapatılma davasına ilişkin neler diyeceksiniz?

Bu gelişme davanın akıbetine dair çok kuvvetli bir şey söylüyor mu emin değilim. AYM, HDP iddianamesini iade ederek aslında hukukun Türkiye’deki feci durumunu ortaya sermiş oldu. Malum, son dönemde terör bahsi altında açılan davaların pek çoğunda iddianamelerde bir kısım olaylar, gelişmeler alt alta sıralanıp isnat edilen suçlarla hiçbir bağlantı kurulmadan cezalar istendi ve verildi. AYM son kararıyla bu alışkanlığın bu seviyedeki bir davada tekrar etmesine izin vermemiş görünüyor. Türkiye’de yargının genel halini düşündüğümüzde mahkemenin bu tutumu bile çıkacak karara dair ‘acaba’ sorusunun sorulmasına, ümit duymaya vesile oluyor.  Öte yandan, AYM’de açılan davaya iddianame kısmından baktığımızda, bunun siyasi bir dava olduğu belli. Daha da vahimi, dava Kürt meselesinin genel gidişine bir ayar verme amacıyla açılmış bir dava da değil. Orada durum netleşmiş halde: Bunca baskıya rağmen HDP yüzde10’un üzerinde kalacak, bu belli. Seçim aritmetiğini etkilemeye dönük bir dava bu. Amaçlanan Kürt meselesinde bir balans ayarından çok, siyasi dengelerde bir balans ayarı yapabilmek ve Cumhur İttifakını iktidarda tutacak bir aritmetik oluşmasına yol açmak. Ancak, Cumhur İttifakı fazlasıyla hesap kitaba dayalı mühendislik işlerine bel bağlar oldu. İşlerin bu kez hesapladıkları biçimde gelişmeme ihtimali çok kuvvetli.

“STRATEJİLERİ ÇALIŞMAYABİLİR”

Cumhur İttifakının HDP’yi hedefe koyan politikası ile Millet İttifakının HDP ile yan yana görünmeme adına izlediği politikaları nasıl yorumlarsınız? Bu iki politika daha ne kadar sürdürülebilir?

İkisi de sürdürülebilir değil; daha doğrusu ikisinin de işe yarama ihtimali zayıflıyor. Cumhur İttifakı “terör”, “bölüyorlar” vb. diyerek eski desteğine ulaşamadığı gibi Gare sonrasında gördüğümüz gibi muhalefeti HDP karşıtlığı üzerinden arkasına dizmekte giderek zorlanıyor. Bu açıdan baktığımızda, HDP üzerinden muhalefeti bölmeye çalışmak Cumhur İttifakı açısından halen işe yarar bir enstrüman olmakla beraber, kesinkes, her durumda çalışacak bir enstrüman olmayabilir. Dolayısıyla, muhalefeti HDP karşıtlığı üzerinden bölerek ya da etkisizleştirerek iktidarda kalma stratejisi artık çalışmayabilir.  Millet İttifakı açısından da benzer bir durum var. HDP ve Kürt meselesinde kafayı kuma gömerek iş yapmak, “Siz bize destek verin bakarız” diye ilerlemek giderek zorlaşacak. Nitekim, bunun çok net bir işareti Demirtaş’tan geldi. Demirtaş’ın 3. ittifak önerisi Millet İttifakı için önemli bir uyarı niteliğinde. Millet İttifakı ya muhalefet cephesi HDP’yi, HDP’nin taleplerini hesaba katan bir program, bir adayla ortaya çıkmazsa başkanlık seçimlerinde kaybetmeyi de göze almak zorunda. HDP 3. bir ittifak kurar da, muhalefet HDP’lileri de ikna eden bir başkan adayı çıkaramazsa, Cumhur İttifakının çoğunluğu kaybettiği ama Erdoğan’ın yeniden başkan seçildiği bir tablo ihtimali ortaya çıkar. Bu durum, HDP’ye ve Kürt meselesine dair bugünkü tutumunu sürdürmeyi Millet İttifakı açısından riskli kılıyor.

“SEÇİMDE GİTMELERİ İÇİN MUHALEFETİN YAPMASI GEREKEN NE?”

Giderek otoriterleşen bir iktidar eleştirisi varken CHP ve İYİ Parti yetkilileri sürekli seçimi işaret ederek, “Seçimle gidecekler” söylemini kullanıyorlar. İktidarın baskı politikalarına karşı tek mücadele seçeneği olarak seçim sandığının gösterilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’nin tarihsel alışkanlıkları ve cari şartlarıyla ilişkilendirerek düşündüğümüzde bu söylenende aman aman bir yanlışlık yok. “Başka bir yolla değil, seçimle gidecekler” fikrinde ısrar etmek muhalefet açısından hem doğru hem de makul. Doğru, çünkü bu demokratik siyasetin temel ilkesi. Aynı zamanda makul de, çünkü başka türlüsü tam da iktidarın isteyeceği, iktidarın işine yarayacak bir şey olur. Yargı ve polisi bu kadar pervasızca kullanan bir iktidara karşı kitlelerin, kalabalıkların, çok da uzun erimli olmayacağını bildiğimiz, gücünü kullanmaya kalkışmak tam da iktidarın arayıp da bulamadığı fırsatı bizzat yaratmak olur. Öte yandan, bu dediğim seçimlerle, iktidarın değişimiyle ilgili bir durum. Başta CHP olmak üzere muhalefet partilerinin siyaseti neredeyse bütünüyle haftalık grup konuşmalarına, PM toplantılarına ve esnaf ziyaretlerine indirgemiş olmaları, temel hakları savunmak için bile partilileri harekete geçirmemelerinin savunulabilir bir tarafı elbette yok.

Öte yandan seçimle gidecekler fikrinin yanlış bir tarafı var ve o da şu: Seçimle gidecekleri kesin değil. Cumhur İttifakının desteği halen  yüzde 45 civarında. Bu da şu demek: muhalefet bir yaratıcılık göstermezse, kitlelerde muhalefet Türkiye’yi daha iyi yönetebilir izlenimini uyandıramazsa seçimlerde gitmeyecekleri bir sonuç da ortaya çıkabilir. Dolayısıyla üzerinde durulması gereken soru şu: Seçimde gitmeleri için muhalefetin yapması gereken ne? İstanbul seçimleri de gösterdi ki, iktidarı kesinkes götürecek bir seçim aritmetiği oluştuğu takdirde kimse iktidarda zorla kalamaz.

Şerif KARATAŞ – Evrensel

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu