RÖPORTAJ

Palme cinayeti neden Kürtlere yıkılmak istendi?

Özgürlük talepleri “terörize” edilmek için Olof Palme cinayetinin Kürtlere yıkılmak istendiğini ifade eden KONGRA-GEL Eşbaşkanı Remzi Kartal, “İsveç’in Kürt meselesinin çözümsüz kalmasında olduğu gibi, çözümünde de sorumluluğu var” dedi.
28 Şubat 1986’da öldürülen eski İsveç Başbakanı Olof Palme cinayetin üzerinden 35 yıl geçti. Cinayetin ardından Stockholm Emniyet Müdürü Hans Holmer direk soruşturmayı üstlendi. Holmer, daha ortada hiçbir kanıt olmamasına rağmen PKK’nin Palme’yi öldürdüğünü iddia etti ve Kürtlere yönelik cadı avı başlattı. Yüzlerce Kürt kriminalize edildi. Gözaltına alınarak soruşturmadan geçirildi. Bir kısmı da yıllarca hapiste tutuldu. İsveç’te başlayan Kürtlere yönelik baskılar, daha sonra Almanya’ya taşındı.

34 yıl boyunca aralanamayan cinayetteki sis perdesi, geçtiğimiz yıl sonuçlandı. 10 Haziran 2020’de kurulan Olof Palme’nin Öldürülmesi Olayını Araştırma Komisyonu’nun Başkanı savcı Krister Petersson ve aynı komisyon üyesi olan araştırma lideri Hans Malender, bir basın konferansı düzenleyerek, Palme cinayetiyle ilgili son bilgileri kamuoyu ile paylaştı. Savcı Krister Petersson, sağ bir partinin siyasetçisi Stig Bergström’ü Palme’nin katili olarak gösterdi ve öldüğü için dava açamadığından dolayı dosyanın kapatıldığını açıkladı. Bunun üzerine başta Avrupa’da olmak üzere tüm dünyadaki Kürtler, yeni durum üzerinden harekete geçerek, cinayetle gasp edilen haklarının geri verilmesini istedi. KONGRA-GEL Eşbaşkanı Remzi Kartal, Palme cinayetini ve suçun neden Kürtlere yıkılmak istendiğine ilişkin sorularımızı yanıtladı.

Palme cinayetin üzerinden 35 yıl geçti. Palme neden hedef seçildi ve öldürüldü? Amaç neydi?

Olof Palme, İsveç gibi bir Avrupa ülkesinin başbakanı olarak dünyanın farklı birçok yerindeki ezilen halkların özgürlük mücadelesine destek veriyordu. ABD emperyalizmine karşı Vietnam halkını destekliyordu. Güney Afrika’da ırkçı Apartheid rejimine karşı Afrika Ulusal Kongresini (ANC) destekliyordu. İsrail’in Siyonist politikalarına karşı Filistin halkına destek veriyordu. Türk devletinin ırkçı inkar ve imha politikalarına karşı Kürt halkını destekliyordu. Uluslararası alanda silahsızlanmayı destekliyor ve üçüncü dünya ülkelerinin ihtiyaçlarının dikkate alınmasını istiyordu. 80’li yıllarda tüm uluslararası kuruluş ve platformlarda adeta emperyalizme ve ırkçı rejimlere karşı özgürlük isteyen halkların sesi olmuş, bu anlamda da ezilen halkların ve ilerici insanlığın büyük sempatisini kazanmıştı. Özgürlük ve demokrasi mücadelelerinin yükseldiği, üçüncü dünya ülkelerinin güçlendiği ve emperyalist politikaların oldukça zorda olduğu bu süreçte, Olof Palme egemen sistemin hedefi oldu. Onlara göre Palme egemen sistemin gözüne batan dikendi. CIA ve NATO Gladio’su sistemin gözüne batan bu dikeni birlikte yok ederek, önlerindeki bir engeli ortadan kaldırmak istediler.

Cinayet neden Kürtlere yüklenilmek istendi? 

Kürt halkının özgürlük taleplerini terörize ederek bastırmayı ve bunun üzerinden bölge politikalarında Türk devletini kendilerine daha bağımlı hale getirmeyi hedeflediler.

Palme’nin öldürülmesi planın birinci bölümüdür. İkinci bölümü ise bu büyük suçun kimin üstüne atılacağıydı. Yani bir taşla iki kuş vurulacaktı. Palme cinayetinin büyük ses getireceğini biliyorlardı, bunun için işi tertemiz yapıp, arkalarında hiçbir iz bırakmak istemediler. Cinayeti bir terör olayı olarak suçlayacakları birinin üzerine atacaklardı. Hem Kürt halkının büyüyen özgürlük taleplerini terörize ve kriminalize ederek bastırmayı hem de bunun üzerinden bölge politikalarında Türk devletini kendilerine daha bağımlı hale getirmeyi hedeflediler. Bu nedenle de cinayeti PKK’ ye yükleyerek, bunun üzerinden Kürt meselesinin çözümünü terörize ettiler.

Cinayetin ardından Stockholm Emniyet Müdürü Hans Holmer direk soruşturmayı üstlenmesi normal miydi?

Elbette ki normal bir işleyiş değildir. Ama cinayet planını istedikleri gibi yönetebilmeleri için buna ihtiyaçları vardı. Yani planı bilen ve ona göre gereğini yapacak etkili ve yetkili birine ihtiyaçları vardı. Onlar için en uygun kişi CIA elemanı olan Stockholm Emniyet Müdürü Hans Holmer’di. Daha sonraları Hans Holmer’in CIA elemanı olduğu basında çıktı. Palme cinayetine yönelik yazılan kitaplarda Hans Holmer’e yönelik bilgiler yer aldı. Bu bilgiler Stockholm Emniyet Müdürü Hans Holmer’in neden bu soruşturmayı yürütmek için belirlendiğinin cevabını net olarak veriyor.

Palme cinayetinin Kürtlere mal edilmesinde Holmer’in rolü ne oldu?

Holmer bir CIA elemanı olarak bu planın ikinci bölümünün, yani cinayetin PKK’ye yüklenmesi için görevlendirilmiş biri. Holmer bu plan çerçevesinde PKK ve Kürtlere yönelik negatif bir algının oluşması için ne gerekiyorsa yaptı. Güya ele geçirdikleri bir istihbarata göre PKK tarafından öldürüleceklerin listesinde Palme’nin ismi olduğu bilgisini kamuoyuna servis etti. NATO gladiosu tarafından hazırlanan buna benzer yalan istihbari bilgiler ile kamuoyu oluşturuldu. Kürt dostu, Kürt sorununun çözümünden yana olan, Türk devlet politikalarını eleştiren Olof Palme cinayetini PKK üzerinden Kürt halkına yüklediler.

Holmer’in Türkiye ile bağlantısı var mıydı?

Hans Holmer’in Kürt düşmanı olduğu veya Türkiye ile bir bağlantısı olduğu için bu işi yaptığını düşünmüyorum. Bir CIA elemanı olarak kendisine verilen görevini yaptı. Olof Palme cinayeti Türk devletinin becerisi veya marifetiyle olacak bir şey değil. Plan, Kürt sorunu karşıtlığı üzerinden bölge politikalarını dizayn eden ABD’nin başını çektiği emperyalist güçlerin kararıdır. Bu cinayeti planlayan ve uygulayan güçler her şeyden sorumludur. Holmer bu planın içinde görev verilen bir elemandır. Büyük güçler her zaman Kürt sorunu üzerinden planlarını Türkiye’ye dayatıyorlar. Kürt meselesinde zorda olan Türkiye ise bu güçlerden aldığı destek ile PKK ve Kürt sorunundan kurtulmayı hayal ediyor. Ve sürekli isteyerek veya istemeyerek, bilerek veya bilmeyerek bu ülkelerin tuzağına düşüyor. Bu durum aynen hala devam etmektedir.

Cinayetin Kürtlere yüklenmesinde kimler yer aldı?

Cinayet planlanıp uygulandıktan sonra suçun PKK’ye yüklenmesi aşamasında Türkiye’nin sürece katılması güçlü olan ihtimaldir. Cinayetten sonra PKK’yi nasıl suçlayabilecekleri konusunda ABD-İsveç- Almanya ve Türk istihbaratları birlikte çalıştılar.

Bu cinayetin Avrupa’da, özellikle İsveç’te yaşayan Kürtlere yansıması ne oldu? 

Bu cinayet Kürtlere karşı bir komploya dönüştürüldü. PKK’yi yasaklama ve kriminalize etme sürecine dönüştürüldü. Cinayet planı üzerinden Kürt halkına yapılan en büyük kötülük ise Kürt sorununun terörize edilerek çözümünün engellenmesidir.
Bu cinayet Kürtlere karşı bir komploya dönüştürüldü. İsveç’te yaşayan Kürtler potansiyel suçlu olarak görüldü, kriminalize edildi. Çok sayıda insan zanlı olarak gözaltına alınarak tutuklandı, yıllarca yargılandılar ve mağdur edildiler. Genelde Avrupa’da özelde de İsveç’te yaşayan Kürt halkına psikolojik ve moral olarak çok büyük zarar verildi. PKK’nin şahsında Avrupa’da Kürtlere nasıl yönelecekleri konusunda planlar yapıldı. Nitekim bundan sonra Almanya yaygın tutuklamalar ile Düsseldorf mahkemeleri sürecini başlattı. Bu süreç giderek diğer Avrupa ülkelerinde de PKK’yi yasaklama ve kriminalize etme sürecine dönüştürüldü ve daha sonraları da PKK’nin terör listelerine alınması konusunda etkili oldu. Bu cinayet planı üzerinden Kürt halkına yapılan en büyük kötülük ise Kürt sorununun kriminalize ve terörize edilerek çözümünün engellenmesidir.

İsveç Başsavcılığı, 34 yıl sonra Palme’nin katil zanlısının Stig Engström olduğunu açıkladı. Engström 2000 yılında intihar ettiği için soruşturmanın kapatıldığı bildirildi. Dosyanın böyle bir şekilde kapatılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cinayetten 34 yıl sonra Kürt sorunu ile ilgili hem dünyada hem Kürdistan’da önemli değişimler oldu. Kürt halkı ve PKK ile ilgili oluşan özgürlük ve demokrasi algısı, 34 yıl önce Palme cinayeti ile oluşturulan algının sahtekarlığını ortaya çıkardı. Yine PKK’nin terör örgütü olmadığına dair Belçika ve Lüksemburg mahkemelerinin aldığı kararlar da çok belirleyici oldu. Bütün bunlar ile birlikte Palme dosyasının bu şekilde sürdürülmesinin koşulları kalmamıştı. Bu nedenle de cinayeti planlayan ve yürüten güçler, 20 yıl önce ölmüş bir kişi üzerinden bu dosyayı kapattılar, yani gerçeği kararttılar. Ancak kimin tetiği çektiğinden daha çok kimin tetiği çektirdiği önemlidir. Kürt halkı ve ilerici insanlık bu cinayetin gerçek faillerini biliyor.

İsveç Kürtlerin yıllarca uğradığı mağduriyetini giderdi mi? 

Palme cinayeti, PKK’nin terör örgütü listelerine alınması sürecinin ilk adımıdır. Bu nedenle çözüm konusunda İsveç devleti Kürt halkına borçludur. İsveç kendi imzasını geri çekerek, bu tarihi sorumluluğunun gereğini yerine getirmelidir.

Diğer cevaplarda belirtilenler çerçevesinde Kürt meselesinin çözümsüz kalmasında İsveç devletinin sorumluluğu çok büyüktür. Türk devletinin “terör” kapsamında yürüttüğü politikaların uluslararası zemininin oluşmasına ve Kürt meselenin sürüncemede, çözümsüz kalmasına neden olmuştur. Bu nedenle de İsveç devletinin nasıl ki Kürt meselesinin çözümsüz kalmasında sorumluluğu varsa, şimdi de çözümünde rol oynayarak bunu telafi etme sorumluluğu vardır. Palme cinayeti, PKK’nin terör örgütü listelerine alınması sürecinin ilk adımıdır. Bu nedenle de çözüm konusunda İsveç devleti Kürt halkına borçludur. PKK’nin terör örgütleri listesinden çıkarılması, çözümün önündeki barajı yıkacaktır. AB üyesi bir ülkenin imzasını geri çekmesi halinde liste düşüyor. İsveç hükümeti AB terör örgütleri listesinden kendi imzasını geri çekerek, bu tarihi sorumluluğunun gereğini yerine getirmelidir.

Kürtler bundan sonra neler yapabilir?

İsveç hükümetinin yukarıda belirtilen adımları atması için, İsveç’te yaşayan halkımız ve Kürt halkının özgürlük taleplerini destekleyen İsveçli dostlarımız tarafından güçlü bir kampanyanın hazırlıkları yapılıyor. Bu sadece İsveç ile sınırlı değil, bütün AB ülkelerinde bunun hazırlıkları yürütülüyor. “Özgürlük zamanı geldi” kampanyası ile birlikte PKK’nin AB terör örgütleri listesinden çıkarılmasına yönelik yürütülen çalışmalar, Türkiye’de AKP-MHP faşizminin yıkımını hızlandıracaktır. Bu anlamda yurt dışında yaşayan halkımıza, özgürlük ve demokrasiden yana olan tüm Türkiye demokrasi güçlerine ve uluslararası dostlarımıza çağrımızdır: Şimdi faşizmi çökertmenin, özgürlük ve demokrasiyi halklarımıza sunmanın zamanıdır. Özgürlüğe en yakın olduğumuz zamandır. Faşizmin en çok saldırdığı zaman, en çok daraldığı zamandır. Şimdi o zamandır. Özgürlüğün zamanı geldi, bulunduğumuz her alanda direnişi yükseltelim.

MA / Ferhat Çelik
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu