RÖPORTAJ

Ok: Türk devleti saldırılarla sonuç alamayacak

Türk devletinin Kürt halkına yönelik saldırılarla sonuç alamayacağını belirten KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok: Kürt demokrasi hareketi, Türkiye demokrasi güçleri kendilerine güvenmeli ve AKP-MHP faşist iktidarının sonunun yaklaştığını bilmelidirler.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok, Stêrk TV’de yayınlanan Rojeva Welat programına konuştu. Türk devletinin işgal saldırılarını, gerillanın mücadelesini, HDP’ye yönelik baskıları ve ‘Dem dema azadiyê ye’ hamlesine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ok, Türk devletinin Garê’ye yönelik işgal hesaplarının gerillanın direnişine çarptığını söyledi.

İktidarın HDP’ye yönelik baskılarına ilişkin de konuşan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok, “HDP’yi sadece fezleke veya kayyum ile değil birçok yol ve yöntemle dahi ortadan kaldıramıyorlar. Şimdi yöntem ne olmalı diye düşünüyorlar. Kapatsalar sonuç almaya dair kaygılılar, kapatmadan da gün geçtikçe kendi alanlarının daraldığını görüyorlar. Tabi HDP’yi kapatma ihtimalleri de var. Gerek kapatma olsun gerekse de diğer faşist saldırı biçimleri ile HDP’nin işlevsiz kalıp mücadele etmesini engellemek istiyorlar. Fakat tüm bunlar yapmak istedikleri şeylere çare değil. Ne kadar kapatsalar, cezaevlerine atsalar, ne kadar belediyeleri gasp da etseler de bir sonuç alamazlar. Çünkü bir kültür oluşmuş durumda. Artık Kürt demokratik mücadelesi, demokrasi güçlerinin mücadelesi, kadınların, gençlerin mücadelesi bitirilemez. Kimsenin gücü buna yetmez” diye konuştu.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok, Stêrk TV’de yayınlanan röportajı şöyle:

Garê’ye yapılan saldırı ve ortaya çıkan sonuçlar halen gündemde ve tartışılmaya devam ediyor. Şimdiye kadar çok şey söylendi ve hala söyleniyor. Garê’nin siyasi ve askeri sonuçları nasıl bir durum çıkardı ortaya?

Garê konusu şüphesiz önemli bir konu. Doğrudur şimdiye kadar birçok şey söylendi ve bundan sonra da söylenmeye devam edecek. 45 yıllık sömürgeci Türk devletine karşı verdiğimiz mücadele süreci boyunca çok önemli aşamalardan geçti. Bazen çok kapsamlı vahşice saldırılar oldu, bazen de çok tarihi destansı hamleleri biz geliştirdik. Öyle bir diyalektik yaşadık. Güney Kürdistan’a yapılan saldırı Garê ile başlamadı. 1983 Mayıs ayından bu yana onlarca defa saldırı gerçekleştirdiler ve onlarca defa bu saldırılar boşa çıkarıldı. Fakat işgalci Türk devleti bu saldırılarından vazgeçmiyor. Elbette biz de PKK olarak bu saldırılara karşı daha güçlü bir mücadele ve inançla yürümeye devam edeceğiz. Garê bu noktada önemliydi.

Türk devletinin Garê’ye yaptığı saldırı öyle sıradan normal bir saldırı değildi. Esasında stratejik bir saldırıydı. Yani eğer sonuç alsalardı hem hareketimiz açısından hem Güney Kürdistan açısından yeni bir sürece sebebiyet verebilirdi. Bir anlamda zaferlerini ilan edeceklerdi ve psikolojik bir savaş ile her yere daha vahşice saldırmaya devam edeceklerdi. Yani genel anlamda herkesin üzerinde bir etki yaratıp PKK’yi bitirdik algısını yerleştirmeye çalışacaklardı. Tabi stratejik olarak düşündükleri bu operasyondan sonuç alamadılar. Yani söylendiği gibi amaç elimizdeki esirleri geri almak değildi. Hesapları bundan daha büyük ve kapsamlıydı. Amaçları hem Garê’yi kontrol altında tutmak hem de HPG karargahını ortadan kaldırıp zaferlerini ilan etmekti. Zaten bu inançla saldırı gerçekleştirdiler. Yaptıkları hazırlık tamamen bunu gösteriyordu.

Irak devleti bu saldırıya razı değildi ancak mevcut zayıf duruşlarından kaynaklı herhangi bir tepki göstermediler. KDP’nin ise bir umudu vardı. Zaten onların desteği ile bunlar gerçekleşiyor. Bu saldırının olacağını biliyorlardı ve sonuç alacağını düşündüler. Türk devletinin bundan sonuç alacağına inanıyorlardı. Tabi ondan sonra bize karşı daha açık ve net bir politika izleyeceklerdi. Bu atmosfer ve psikolojide bir saldırı gerçekleştirdiler ancak hesapları tutmadı. Amaçları yıllardır elimizde olan esirleri almak, Garê’ye yerleşmek bölgeler arası bağlantıları kopararak HPG karargahını pasifize etmekti. Tüm bu desteğe kullandıkları yüksek teknoloji ve savaş araçlarına karşı ancak üç, dört gün dayanabildiler. Yani ne teknikleri ne güçleri ne zihinsel kapasiteleri üç veya dört günden fazla dayanmalarına yetti.

KAHRAMAN ŞEHİTLERİMİZ İŞGALE İZİN VERMEDİ

Gerillanın nasıl bir cevap vereceğini tahmin edemediler. Bu vesileyle Şoreş yoldaşı ve 15 şehit yoldaşı saygıyla anıyorum. Bu tarihi bir kahramanlıktı. Saldırılar karşısında taviz vermeden kahramanca mücadele ettiler. Türk devletinin bu işgal planının gerçekleşmesine izin vermediler. Şimdi ciddi anlamda bir beklenti ile giriştikleri bu operasyondan sonuç alamayınca psikolojik algı üzerinden zafer ilan etmeye çalışıyorlar. Hatırlandığı gibi Zap sürecinde de durum böyleydi. Fakat bu sefer Garê sonrası açığa çıkan durum uluslararası alanda da çok tartışıldı. Genel kamuoyu ve uluslararası basın ciddi bir şekilde Garê konusunu ele aldı. Yani bunlar amaçladıklarını gerçekleştiremediği gibi, savaş ahlakı dışında sözde kurtarmaya geldikleri esirleri kendi elleri ile öldürdüler. Eğer bu esirleri kurtaramıyorsak en azından bu esirler PKK’nin elinde bizim bir zafiyetimiz olarak görünmesin düşüncesi ile onları öldürdüler.

Basında görüldüğü gibi hazırlıkları belliydi. Gaz maskeleri, mevzi kurma aletleri ve daha birçok alet getirmişlerdi. Yani amaçları uzun bir süre yerleşmekti. Fakat gerillanın direniş duvarına çarpınca şaşkınlık ve şok yaşadılar. Bu anlamda Garê sonuçları önemlidir ve halen tartışılıyor. Bu Türk devleti cephesinde bir kırılma sürecidir. Onların güvendikleri en üst düzey teknik ve imkanlar karşısında bir grup gerilla karşısında hezimet yaşadılar. Planları ve konseptleri boşa çıkarıldı. Tabi bu hareketimiz ve tüm güçlerimiz açısından büyük bir başarıydı. Mücadele tarihimiz açısından Garê özel bir konumda yer alıyor. Bundan sonra da öyle değerlendirilecektir.

Yeni dönem gerillasının kullandığı taktikler ve verdiği mücadele çok önemli. Tekniği yaratan insan beyni teknikten daha üstün ve önemlidir. Yani insan faktörü her zaman daha önemli ve belirleyici konumdadır. Fakat şunu bilmek gerekir, AKP ve MHP iktidarı Garê yenilgisinden bir sonuç çıkarıp yeni bir sürece girmez. Doğrudur psikolojik olarak sarsıntı yaşadılar, iradeleri kırıldı fakat iradeleri tam anlamıyla kırılana kadar verdiğimiz savaş daha güçlü bir şekilde devam edecektir. Herkes takip ediyor ve biz de biliyoruz ki mücadele tarihimiz boyunca ilk defa aralıksız 6 yıl boyunca savaş devam ediyor. Tabi tarih gösteriyor ki eğer PKK’nin verdiği destansı mücadele olmasaydı onların da dediği gibi 29. isyan olarak çoktan tasfiye edilmiş olurdu. Ama PKK mücadelesini bitiremezler. Biz de şunu biliyoruz ki Türk devleti değil de başka bir güç olsaydı şimdiye kadar onlarca defa onları bitirmiştik. Ortada böyle iki güç var. PKK bir direniş, özgürlük, insanlık, adalet ve demokrasi hareketidir. PKK bu değerleri temsil ederek Kürt halkının haklı taleplerini statüsünü ve Türkiye’de bir demokrasi mücadelesi veriyor. PKK bu konuda ısrarcı ve iddialıdır. Şimdiye kadar her saniye, her an böyle bir mücadele gerçekleşmiş ve ortaya çıkan kazanımlar böyle elde edilmiştir.

Tabi Türk devletini temsil eden AKP ve MHP faşist iktidarı da ‘ya yeneceğiz ya da yok olacağız’ mantığı ile hareket ediyorlar. Bu yüzdendir ki savaş çok yoğun devam ediyor. AKP-MHP iktidarı da bu savaşta hiçbir savaş ahlakı ve ilkesini esas almıyor. Görüldüğü gibi elimizde olan esirleri bile kendi elleri ile öldürdüler. Tabi şimdi yalanlar söyleyerek PKK bunları öldürdü diyorlar. Halbuki onlar altı yıldır elimizdeydi. Bizler sadece onların güvenliğini sağlamak için şehit verdik. Şoreş yoldaş ve on beş yoldaş bu nedenle şehit düştüler. Şimdiye kadar onların güvenliğini sağlamak için ne gerekiyorsa yapıldı. Bizim tarihimizde de şimdiye kadar polis, asker veya istihbaratçı birçok esir alındı. Şimdiye kadar hiçbir esir zarar görmedi. Bizim tarihimizde esirlere kötü muamele veya öldürme asla yoktur. Bu konuda Türk devletinin yaptığı anti-propagandaya bile kimse inanmadı. Biz bu anlamda onların vahşice saldırılarının olacağını biliyoruz.

Dünyada birçok yerde benzeri başarısızlıklar yaşanıyor ancak sorumlular genelde istifa ediyor. Bu durum Türkiye’de olunca herhangi bir istifa olmuyor bunun nedenleri nelerdir?

Bunun nedeni, Türkiye’de demokratik bir gelenek veya hesap sorma mekanizması yok. Bunun sorumlusu sizsiniz, hesap vermeniz gerek diyebilen mekanizmalar yok. Ya da demokratik bir kültür olsa sonuç alamadığı zaman kendisi bırakmak zorunda kalır. Yani ne demokratik bir ilke ve ahlak var, ne de radikal demokratik ve hesap sorabilecek bir güç var. Tabi bunların olmayışından kaynaklı AKP ve MHP faşizmi daha fazla güç alıyor ve kendini sürekli tekrar ediyor. Sebep budur. Tabi bu önemli bir konudur. 18 yıllık AKP iktidarı boyunca Erdoğan’ın ilk defa yaptığı itiraf ile Garê’de başarısız olduklarını itiraf etmiştir. Yani iktidarları boyunca hiçbir konuda Erdoğan’ın başarısız olduk dediği bir husus yoktur. Sürekli başarılı olduklarını sonuç aldıklarını söyleyip durmaktadır.

Sadece Garê konusunda Erdoğan bile başarısız olduğunu itiraf etmek mecburiyetinde kaldı. Bu önemli bir husustur. Bunun sonuçları önemlidir. Özellikle Güney Kürdistan halkımız açısından önemlidir. Onlar günlük olarak PKK ve Türk devleti arasında yaşanan savaşa tanık oluyorlar. Türk devletinin Güney Kürdistan’da hakimiyet kurmak istediğini, işgal etmek istediğini ve bunun karşısında PKK’nin nasıl bir mücadele verdiğine tanıklık ediyorlar. Yani Türk devletine karşı şimdiye kadar PKK dışında sonuç alan bir güç yoktur. Bu önemli bir durumdur. Bu yüzden hareketimizin Garê’de sağladığı başarı halkımız üzerinde de önemli bir moral etkisi yarattı. Halkımızın, hareketimizin ve tüm özgürlük isteyen güçlerin böyle bir başarıya ihtiyacı vardı. Bu yüzden gerilla ve HPG komutanlığı önemli bir süreçte çok değerli bir rol oynadılar ve büyük bir başarı sağladılar.

Bugün 2 Mart. 2 Mart 1994’te DEP milletvekilleri Hatip Dicle, Leyla Zana, Orhan Doğan, Ahmet Türk, Mahmut Alınak, Sırrı Sakık ve Selim Sadak’ın dokunulmazlıkları kaldırılarak tutuklandı. Bugün yine fezlekeler yoluyla HDP milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırılmak isteniyor. Hatta HDP’nin kapatılmasını da gündeme almışlar. 27 yıldan sonra Kürt siyasetine karşı olan bu tutumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özünde herhangi bir değişim yoktur. Hatta baskılar açısında daha vahşi bir yönelim söz konusu. Yani bundan önce de Kürt demokratik hareketine sürekli bir saldırı vardı. Yani başlangıçtan bu yana Kürt siyasi geleneğinin yüzlerce yöneticisi, üyesi şehit edildi, on binlercesi zindanlara atıldı. Binlercesi yurt dışına çıkmak zorunda kaldı. Fakat Kürt demokrasi hareketi ve özgürlük isteyen güçlerin geleneğinde asla geri adım atma gibi bir durum yaşanmadı. Bu konuda kendilerini ispat ettiler. Bu gerçekten de çok önemlidir. Yaşanan onca saldırı karşısında mücadele verilmeye devam edildi. AKP MHP faşist iktidarı öncesinde demokratik siyaset kanalları ve siyaset yapabilme imkanları kısıtlı da olsa vardı. Şimdi ise AKP ve MHP’nin gündemine aldığı şey Kürt siyasetini tamamen ortadan kaldırmak. Şimdiye kadar da hep böyle yaklaştılar. Şimdi binlerce insan zindanlardadır. HDP eşbaşkanları, yöneticileri, belediye başkanları, parti üyeleri hepsi zindanda. Neredeyse kayyum atamadıkları belediye kalmadı.

Yani HDP yerine başka bir parti böyle bir saldırıya maruz kalsa tamamen bitmişti. Ama HDP’nin temsil ettiği bir kültür ve gelenek var. Bu kendini ispat etmiş bir direniş kültürüdür. Bu kültür hem mücadele veriyor hem de Türkiye muhalefeti içerisinde önemli bir rol üstlenmiş durumdadır. Şimdi AKP ve MHP bir karar vermiş durumda. Konseptleri ise PKK’yi tasfiye edip, Önder Apo’nun esaretinin devam ettirilmesidir. Uyguladıkları bu konsept ile Önder Apo ve Kürt halkı arasındaki ilişkiyi iletişimi koparmayı amaçlıyorlar. Yani sadece PKK’yi tasfiye konsepti sonuç alsın diye Türk devletinin taviz vermediği güç kalmamış durumdadır. Tabi PKK’yi tasfiye edebilmenin bir ayağını da halk ve legal demokratik siyaset oluşturuyor. Bu ayağı da tasfiye edip ortadan kaldırmak istiyorlar. Zaten her türlü yönelim ile halk üzerine gidiliyor. Adeta halkı nefessiz duruma getirmiş durumdalar. Ama buna rağmen toplum yine ayakta ve direnmektedir.

HDP’yi ise sadece fezleke veya kayyum ile değil birçok yol ve yöntemle ortadan kaldıramıyorlar. Şimdi yöntem ne olmalı diye düşünüyorlar. Kapatsalar sonuç almaya dair kaygılılar, kapatmadan da gün geçtikçe kendi alanlarının daraldığını görüyorlar. Böyle bir karmaşa içinde arayış içindeler. Tabi HDP’yi kapatma ihtimalleri de var. Tabi nasıl sonuç almayı planlıyorlar? Kapsamlı bir biçimde kadın, gençlik ve toplumun her kesimi üzerinde psikolojik bir savaş yürütüp, pasifize etmek ve bitirmek istiyorlar. Ama gerek kapatma olsun gerekse de diğer faşist saldırı biçimleri ile HDP’nin işlevsiz kalıp mücadele etmesini engellemek istiyorlar. Fakat tüm bunlar yapmak istedikleri şeylere çare değildir. Ne kadar kapatsalar da cezaevlerine de atsalar, ne kadar belediyeleri gasp da etseler de bir sonuç alamazlar.

DEMOKRASİ GÜÇLERİ KENDİLERİNE GÜVENMELİ

Peki neden? Çünkü bir kültür oluşmuş durumdadır. Artık Kürt demokratik mücadelesi, demokrasi güçlerinin mücadelesi, kadınların, gençlerin mücadelesi bitirilemez. Kimsenin gücü buna yetmez. Hatta ne kadar Kürt siyaseti ve mücadelesinin üzerine gelinirse ondan daha fazla radikal bir mücadele ile karşılaşırlar. Yani bu saldırı yöntemleri ile irade kırılıp sonuç almaları mümkün değildir. Tabi bu yaptıkları saldırılar güçlü oldukları anlamına gelmiyor. Yani tüm yaşadıkları krize, ekonomik bunalıma ve uluslararası yaşadıkları bu kadar baskı ve aldıkları eleştirilere rağmen eğer HDP’yi kapatmayı düşünüyorlarsa büyük bir risk göze almışlardır. Tabi HDP’yi kapatma ihtimalleri vardır.

Çıkaracağımız sonuç şudur: Kürt demokrasi hareketi, Türkiye demokrasi güçleri kendilerine güvenmeli ve AKP-MHP faşist iktidarının sonunun yaklaştığını bilmelidirler. Tüm bu saldırıları, vahşetleri güçlü olmalarından değil, çaresizliklerinden ve sona yaklaştıklarından kaynaklıdır. Başka çareleri kalmadığı için bu biçimde vahşice saldırıyorlar. Demokrasi güçleri daha güçlü bir şekilde mücadele verirse, AKP-MHP faşizminin devam etme şansı yoktur. Tabi bu noktada Türkiye’deki partilerin ve demokrasi güçlerinin faşizm karşısındaki rolleri önemlidir. Yıllardır Kürt hareketine yönelik saldırılarının payandası durumunda olan CHP bu haliyle kendisine kaybettiriyor. Bu politika ile muhalefet olma şansları da yoktur. Tabi AKP-MHP iktidarının HDP karşısındaki saldırıları ve kapatma girişimlerine karşı CHP’nin yaptığı açıklamalar ile buna destek olmayacakları görünüyor. Bu yönde açıklamaları var. Doğru olan da budur.

İYİ parti ise MHP’nin zemininden kaymak istemiyor. MHP’nin yürüdüğü yoldan gitmeye devam ediyorlar. Esas olan faşist iktidarının bu saldırıları karşısında tutum alabilmektir. Bu anlamda CHP’nin tavrı önemlidir. Tabi muhalefet sadece parlamentoda değildir. Esas muhalefet, sokakta, mahallede, şehirlerde radikal bir şekilde tepki vermektir. Mevcut pandemi sürecini bu konuda bir gerekçe yapmamak lazım. Erdoğan istediği zaman binlerce insanı bir salonda toplayıp kongreler yapabiliyor. Muhalefet bu anlamıyla sadece basın açıklaması ve parlamentoda sınırlı kalmamalı. Hem HDP hem Kürt halkı, Kürt hareketinin dostları, tüm demokrasi güçleri bilmelidir ki bu saldırı sadece HDP’yi hedef almıyor tüm toplumu hedef alıyor. Bu anlamıyla tüm demokrasi güçlerinin birlikte ayağa kalkması ve mücadele vermesi gerekir. Türkiye’de birçok sorun yaşanmaktadır. Örneğin ekonomik kriz. Eğitim alanında, ekonomide, sağlıkta, adalet alanında her türlü toplumsal soruna karşı meydanlara çıkılmalıdır. Toplum eğer yaşananlara karşı tepki vermezse, faşizm bundan daha fazla güç alır ve iktidarını sürdürür. Tüm demokrasi güçleri HDP’nin verdiği radikal demokrasi mücadelesini esas alıp mücadele vermeli tutum sahibi olmalıdır.

AKP ve MHP iktidarı S-400 krizi nedeniyle ABD ve Rusya arsında sıkışmış durumda. Öte yandan Türkiye ekonomisi batmış ve siyaseti tıkanmış ve salgın ile beraber toplum ciddi sıkıntılar yaşamaktadır. Fakat Erdoğan ve çevresine göre her şey yolunda gidiyor. Her gün daha iyi olduklarını söylüyorlar. En son Ay’a gideceklerini söylediler. Siz son tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tüm faşist diktatörler böyledir. Yani toplumun yaşadıkları sorunlar sıkıntılar onlar için önemli değildir. Tek amaçları bir gün daha kendi iktidarlarını devam ettirmeleridir. Sanki AKP MHP iktidarı toplumun yaşadığı siyasi, ekonomik, adalet, sağlık ve diğer sorunları bilmiyorlar mı? Çok iyi biliyorlar. Toplumu nasıl manipüle edeceklerini de biliyorlar. Bir ara Akdeniz ve Karadeniz’de petrol, gaz filan bulduklarını söylediler. Bir ara bunu gündem yapıp bir süre toplumu manipüle etmeye çalıştılar. Bununla esas sorunların üzerini kapatmaya çalışıyorlar. En son işte Ay’a çıkacaklarını gündemleştirdiler. Şimdi reform yapmaktan filan bahsediyorlar. Bir yandan reform yapacaklarını söyleyip, öte yandan toplumu nefessiz bırakmış durumdalar.

Üniversitelerden tutalım demokrasi mücadelesi veren güçlere kadar herkesin üzerinde bir saldırı yürütüyorlar. Bunun yanında reform yapacaklarını söylüyorlar. En son yeni anayasa oluşturmayı gündeme almışlar. Tüm bunlar aslında faşist iktidarın toplumu oyalama ve kendi kirli politikasını yürütme yöntemidir. Nasıl halk kandırılabilir, nasıl halk bu gündemler ile oyalanır hesapları ile bu tür şeyleri ortaya atıyorlar. Amaçları sadece vakit kazanmaktır. Yani tek amaçları ömürlerini biraz daha uzatmaktır. Halkın sorunları, yaşadıkları acılar, çektikleri sıkıntılar şüphesiz umurlarında değildir bunların. Yani Erdoğan ve çevresinin ekonomik siyasi ve ticari durumu adeta bir şebeke, bir şirket gibi çalışmaktadır. Yani bir parti gibi değil, kar amaçlı bir ticari şirket gibi ülkeyi yönetmektedirler. Şüphesiz bu durum böyle devam etmez.

TOPLUMU KANDIRABİLECEK BİR ARGÜMANLARI KALMADI

İlerde bunların hepsi bitecek ancak bunlar sadece nasıl daha fazla kandırmaya devam edebiliriz derdindeler. Yani öyle bir parti düşünün ki kuruluşunda yer almış kişilerin şu anda yüzde doksanı terk etmiş durumdadır. Yani pragmatik, çıkarcı, şahsi ve ailevi menfaate dayalı ahlaksız, ilkesiz bir partidir. Yani kendi partileri içinde birçok insanı ihaleler ve çeşitli yöntemler ile zengin ettiler. İçerde zorla baskıyla bir politika yürütüyorlar, dışarıda zaten AKP-MHP iktidarının hiçbir itibarı kalmamış durumda. Ortadoğu’da, Avrupa ve ABD’de bu iktidarın hiçbir imajı ve itibarı kalmamış. Böyle bir iktidar ne yapar? Zorla, baskıyla, elinde kalan imkanlarla herkesi sindirmeye ve ömrünü uzatmaya çalışır. Onlar da bu gerçeğin farkındalar. Artık toplumu kandırabilecekleri başka bir argüman kalmamış. Her gün yeni bir yalanları ortaya çıkıyor. Artık sürdüremez duruma gelmişlerdir. Yani uluslararası alanda da iç siyasette de AKP-MHP faşist iktidarının sürebilmesinin hiçbir nedeni kalmamış durumdadır.

Tek sebep vardır o da muhalefetin onlara tekmeyi vurmamasıdır. Yani muhalefet meydanlara çıkarsa güçlü kitlesel bir şekilde sokaklarda şehirlerde büyük tepki verirse iktidarın süresi biter. Bu açıdan önemli bir süreçteyiz. Belki Türkiye toplumu bedel ödedi sorunlar yaşadı. Bizim hareketimiz de bedel ödedi. Fakat yaklaşık yüz yıllık Türkiye Cumhuriyeti’nin son aşaması olan faşist AKP-MHP iktidarının bu son demlerini yaşamasının temelinde bizim verdiğimiz mücadele yatıyor. Yani onların yaşadığı tüm krizler sonrası ortaya çıkan kirli politikaları, yalanları verdiğimiz mücadele sayesinde teşhir olmuştur. Elbette biliyoruz ki önümüzde daha güçlü ve radikal mücadele vermemiz gereken bir süreç var ancak iyi biliyoruz ki her gün AKP ve MHP iktidarı sona doğru yaklaşıyor. Yani çok az zamanları kalmıştır. Şu anda kendilerine zaman kazandırmaya çalışıyorlar. Onların sonunun gelmesi her an mümkündür. Ve onların bitmesi demek Kürt ve Türkiye halkı için bir devrim niteliğindedir.

28 Şubat’ı geride bıraktık. Bildiğiniz gibi Erdoğan kendini sürekli 28 Şubat mağduru olarak gösteriyor. Şimdi ise kendisi herkese 28 Şubat’ı yaşatma sebebi olmuş durumdadır. Kayyumlardan tutalım yapılan tutuklamalar ve baskılarla bu durum devam ediyor. Nasıl bu sürece gelindi.?

Yani 28 Şubat’ın nasıl bir konsept olduğu neyi amaçladığı anlaşılması gereken bir konu esasında. Mesela Erdoğan ve Çevik Bir’in ilişkileri önemlidir. Alttan alta bu ilişkiler yaptıkları görüşmeler ortaya çıkıyor. Esas amaç Erbakan’ı devirip Erdoğan’ı iktidara hazırlamaktı. Yani Erdoğan’ın 28 Şubat mağduru olma meselesi 28 Şubat ile mücadele etmesi filan hepsi bir konsept dahilinde. Baskıcı güçler öyle istedikleri her şeyi çok rahat Erbakan’a kabul ettiremiyorlardı. Biraz insani değerler dini değerleri taşıyordu Erbakan. Fakat Erdoğan öyle biri değil. Tamamen pragmatik ve iktidarı esas alan biridir. Benim kanaatim 28 Şubat’ın bir plan dahilinde devreye sokulmuş bir konsept olduğudur. Amaç Erbakan’ı devirip bahsi edilen ılımlı İslam’ı ortaya koymaktı.

Ortadoğu’da bunu temsil eden bir kişilik oluşturulmaya çalışıldı. Bu kişilik de Erdoğan’dı. Bu Erdoğan için bir şans ve fırsattı. O yüzden Erdoğan’ın 28 Şubat mağduru olma durumu söz konusu değildir. Bu 4 ay cezaevinde kalma durumu bile bir plan dahilinde gerçekleşti. Hepsi bir plan dahilinde Ortadoğu’da ılımlı İslam’ı yaymak amacıyla temsilen bir kişilik açığa çıkarmaktı. Tabi sonuç alamadı bu başka meseledir. Ama konsept buydu ve Erbakan’ı da bu plana kurban ettiler. Yani bu yüzden Erdoğan 28 Şubat mağduru değildir ki kimseyi mağdur etmesin. Esas amaç onun ön plana çıkarılmasıydı. Yani Erdoğan ve partisinde demokrasi ve insan haklarını görmek mümkün değildir. Her şey onların iktidarı için mubahtır. Yani Kürtler için dediklerini hatırlıyorsunuz. ‘Çocuk da olsa kadın da olsa gereği yapılacaktır. İstemiyorlarsa terk etsinler’ sözleri hala akıllardadır.

Yani özelikle Kürt halkına karşı düşmanca bir tutum içerisindedir. Bu vesileyle söyleyelim, KDP kendini kandırmasın aynı zamanda onların da düşmanıdır. Güney Kürdistan’da yapılan referandumda bunları gördük. Yani ellerinden geldiğince istifade edip kullanmaya çalışırlar. Tek dertleri PKK’ye karşı onları kullanmaktır. Yani Erdoğan, Güney Kürdistan’ın statüsünü ne kabul etmiş ne de kabul eder. Aynı zamanda demokratik değerlere kapalıdır. Erdoğan’ın demokrasi adına herhangi bir mücadelesi yoktur. İstanbul büyükşehir belediyesi başkanlığından beri hazırlanmış bir kişidir. Yani bir emek veya bedel vermemiştir. Yukarıdan inme biridir. Kapitalist güçler özellikle ABD, Erbakan’ı kurban ederek Erdoğan’ı hazırlamışlardır. Erdoğan’ın verdiği bir bedel, yürüttüğü bir demokrasi mücadelesi veya çektiği bir acı yoktur ki empati yapabilsin. Kaskatı bir faşisttir. Sırf iktidarı için kendi partisinin kuruluşunda yer alan birçok arkadaşını saf dışı bırakmıştır. Yani belki kendi şahsi ailesini hedef almaz ama onun dışında herkesi hedef yapabilir. Yani bu faşist bir iktidar karakteridir.

‘Dem dema azadiyê ye’ hamlesi birkaç gün sonra 6 ayı geride bırakacak. Bu 6 aylık süreçte yapılan eylem ve etkinlikler sonucunda nasıl bir durum ortaya çıktı ve bundan sonra nasıl gelişecek?

Yanılmıyorsam bugün zindandaki arkadaşlar 96 gündür açlık grevindeler. Zindandaki tüm arkadaşları selamlıyorum. Bizler de inanıyoruz ki ‘Dem dema Azadiyê ye’ hamlesi mutlaka başarıya ulaşacaktır. Direniş, mücadele, bedel vermek gerekiyor. Kürt halkı ve PKK olarak da buna hazırız. Şüphesi tarihi bir hamledir bugüne kadar da önemli sonuçlar ortaya çıktı. Aydınlar, yazarlar, kadınlar, gençler tarafından güçlü bir şekilde sahiplenildi. Güney Afrika’dan tutun, tüm Avrupa’ya kadar, milyonlarca üyesi olan İtalyan, İngiliz sendikalarına kadar, her yerde çok önemli ve olumlu tepkiler ortaya çıktı. En son Güney Kürdistan’da bu da bir ilktir 74 akademisyen Rêber Apo’nun özgürlüğü için çağrıda bulundu.

Hamlenin bundan sonra da aralıksız bir şekilde, sonuç alana kadar sürdürülmesi gerekir. Tabi daha örgütlü de olması gerekir. Örneğin; her tarafta imzalar toplanıyor ve bu imzaları kimi AB’ye gönderiyor, kimi BM’ye gönderiyor. Halbuki tek bir hedef olmalı, herkes imzaları oraya göndermeli. Bakıyoruz, Rojava da Başur da imza kampanyasına başlamış her biri bir tarafa gönderiyor. Böyle olmaz. Tek bir noktaya gönderilmeli. Eğer imza toplanıyorsa Rêber Apo’yu seven, özgürlüğünü talep edenlerin sayısı milyonları geçiyor o halde her yerde imza toplanıp tek bir adrese gönderilmeli ki sonuç alınsın.

Rêber Apo’nun hakikati, felsefesi, paradigması sadece Kürt veya Ortadoğu halklarına değil, tüm insanlığa cevap oluyor. Her toplum geleceğini onda görüyor. Rêber Apo’nun paradigmasını, felsefesini daha fazla yaygınlaştırmamız. Dünyanın 4 bir yanında aydınlar, yazarlar, akademisyenler Rêber Apo’nun paradigmasını okuyor, nasıl tarif ettikleri de ortadadır. O yüzden Rêber Apo’nun özgürlüğüne ilişkin bu kampanya üzerinde daha fazla durmalıyız. Şüphesiz önümüzdeki süreçte daha önemli sonuçlar da alınacaktır. Başta da 4 parça Kürdistan ve yurtdışında olan Kürt halkı bu hamleye öncülük edecektir. Mart ayına girdik yani mücadelenin daha da sıcak geçtiği ay. Kampanyanın da daha örgütlü, daha güçlü, daha radikal devam etmesi gerekir.

Mart ayı Kürt halkı için özel bir yere sahip. Hem Mart ayına, hem de 8 Mart Dünya Günü’ne dair mesajınız nedir?

Mart ayı hem Kürt halkı hem de Ortadoğu halkı için önemi bir ay. Bu vesile ile 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü de kutluyorum. Zilanlar, Semalar, Beritanlar, Sakineler ve daha binlercesi kadın özgürlük mücadelesine öncülük etti. Onları kadın özgürlük çizgisi tüm dünyadaki kadınları etkiledi. Şehit kadın arkadaşları saygı ile anıyorum, onlar kadın özgürlük çizgisine damga vurdular. Kadınlar adaletleri ile, vicdanları ile, direniş ruhları ile her zaman topluma öncülük etmişlerdir. Eğer kadın örgütlü ise, iradeli ise, mücadeleci ise, hiçbir güç toplumun iradesini kıramaz, toplumun taleplerinin ve mücadelesinin önünde duramaz. Kadın hareketinin böyle tarihi bir rolü var. Doğrusu birçok tarihi sonuçlar da aldı bu mücadele.

Bugün Kürt kadınlarının filmleri yapılıyor, romanları yazılıyor. Önderlik çizgisinde özgürleşen kadın her anlamda dünya kadınları üzerinde büyük bir etkiye sahip oluyor. DAİŞ çetelerine ve işgalcilere karşı verdikleri mücadele ile insanlığın vicdanını harekete geçirenler özgür kadın mücadelesi veren Kürt, Arap, Hristiyan kadınlardır. Bugün dünyadaki mücadeleci kadınlar bu çizgide bir araya geliyorlar. Hepsine başarılar diliyor, 8 Dünya Kadınlar Günü’nü bir kez daha kutluyorum.

Mart ayı dediğimiz gibi önemli bir ay. 12 Mart Qamişlo katliamının yıldönümü. 16 Mart Halepçe katliamının yıldönümü. 21 Mart herkesin de bildiği gibi Kürt halkı ve birçok halkın bayramı olan Newroz’dur. Aynı şekilde Mazlum Doğan arkadaşın şahadet yıldönümü. Kahramanlık Haftası da Mart ayında. Heval Egîd’in şahadeti de 28 Mart. Hemen hemen Mart ayının her gününün bir anlamı var. Hem Kürt halkı hem de hareket olarak, hem o kahramanlara layık olma, hem yaşanan katliamların intikamını alma, hem de Rêber Apo çizgisinde Mazlumların, Egîdlerin izinde yürümeli, öncülük rolünü oynamalıyız. Halkımız da Mazlumların, Egîdlerin direniş ruhu ayakta olmalı. Gücümüzü Rêber Apo’nun özgürlüğü için birleştirmeli, Mart ayını mücadelemizin zafer ayı yapmalı ve Rêber Apo’nun özgürlüğünü sağlamalıyız.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu