Hasan Bildirici

“Ne Şam’ın şekeri Ne Arabın yüzü”

Bu sözü babam söylerdi. Ona da babasından kalmış. Dedelerinin Osmanlı zamanında gittiği Arap savaşından dönmediğini anlatırlardı. Çoğu dönmedi. Arap çöllerine karışıp gittiler. Şarkılar yakıldı bunun için:

Havada bulut yok bu ne dumandır
Mahlede ölüm yok bu ne şivandır
Şu yemen elleri ne de yamandır

Ah o yemendir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir

Mustafa Kemal Atatürk de Osmanlı düzenini korumak için gittiği Libya’dan 1912 yılında yaralı bir şekilde kaçtı. İsyancıların elinden canını zor kurtardı.

Her yerden böyle kaçtılar. Bütün Arap ellerinden. Kaçarken de:

Ne Şam’ın şekeri, ne Arabın yüzü” dediler.

Ünlü olan Şam’ın şekerinden bir daha Arap yüzü görmemek için kaçanların devşirme torunları bu şarkıyı ve Arap ellerindeki tarihi hezimetlerini unutmuş olacaklar ki, IŞİD aracılığyla Şam’da öğlen namazı kılmaya niyetlenmişler; çölleri bu kez kendilerine inanmış ahmakların ceset tarlasına çevirmişlerdi. Birkaç Kürt kasabası ele geçirdikten sonra şimdi yine Arap sınırlarına çakılıp kaldılar. Ne ileri gidebiliyorlar ne geri çekilebiliyorlar.

1992 yılında, ayrılmadan önce PKK’nin Lübnan sorumlusu olan Kani Yılmaz’a, Lübnan’da, Araplarda siyasetin nasıl yürütüldüğünü sormuştum:

Ben de yakın ilişki içinde olduğumuz Lübna’nın Küba büyükelçisine bu soruyu sordum,” dedi Kani Yılmaz. “Verdiği cevap şuydu: ‘Sabahtan akşama kadar konuşacaksın, çok şey vermiş gibi görüneceksin, aslında hiç bir şey vermeyeceksin’”

Üç kutsal dinin doğuşuna analık yapmış Arap elleri deyip geçmiyeceksin. Arap denince önce bir duraksarım. Şaşkınlık, hayranlık, çekingenlik, uzaklaşma… Aynı anda bu duyguların hepsi bende yer değiştirir. Hem Yahudi, hem Hırsitiyan, hem Müslüman olmak zorunda kalmış bir coğrafyanın insanlarından ve siyasetinden söz ediyoruz. Bir arkadaş Suriye’de bana bir Arapla tokalaştıktan sonra “parmaklarını say,” demişti, ama herhalde bu bir abartı.

Arapları seviyorum, ama ürküyorum. Üç büyük dine analık yapmış bir coğrafyanın her şeyi görüp geçirmiş toplulumlarına Erdoğan- Bahçeli çetesi yeni bir Osmanlı oyunu oynamaya kalktı, ama kendilerini Araplarla burun buruna getirecek bir kaç Kürt köy ve kasabası alıp, çakılıp kaldılar. Şimdi Araplara yakın en uçtaki askerlerini kimse görmeden usulca geri çekilyorlar.

Ne Şam’ın şekeri, ne Arabın yüzü” diyemeden, yeni Yemen Şarkısı’nı dillendirmeye fırsat kalmadan bu kez soluğu Karabağ’da aldılar.

Araplar akıllı! Türkiye ile birlikte girdikleri Suriye’nin şeriat savaşından, ipe sapa gelmez bütün radikal İslamcıları Türkiye’nin üstüne atıp kaçtılar. Kaçmakla da yetinmediler. Arap etkisindeki Kuzey Afrika da dahil hemen hemen bütün Arap coğrafyası Türkleri mallarıyla birlikte boykot ediyor.

Mallarını Araplara satamayan Türkler, üstlerine kalmış çoğu Arap onbinlerce teröristle baş başa kalmış durumda. Bu terörsitleri konumlandırabilecekleri doğru düzgün bir yer de yok. Birkaç Kürt, bir iki de Arap köy ve kasabasına Amerika ve Rusya tarafından toplu telef edilmek üzere toplanmışlar.

Şimdi oldu mu yani?

Arap ellerini ele geçirmek üzre tertiplenmiş bir savaştan, Arap çöllerinde, Arapların bile ipe sapa getiremediği onbinlerce yabancı uyruklu teröristi toplayıp getirmenin adı ne oluyor şimdi?

Libya’da gözünden yaralanan Atatürk, Mısır’a kaçtı, oradan Romanya’ya geçti, Romanya’dan da İstanbul’a tek başına geldi.

Arap coğrafyasına savaş açan Recep Erdoğan, Arap ve Kafkas ellerinin bütün teröristlerini toplayıp beraberinde getirdi.

Öncekiler, yani Osmanlılar “Ne Şam’ın şekeri ne Arabın yüzü,” diyerek ve Yemen şarkısını söyleyerek ve de tek tek basaraktan dönmüşlerdi.

Erdoğan ve çeteci yönetimi dünyanın bütün teröristlerini toplayıp getirdi.

Üstelik rütbe hırsızı generallerin ordusu yapıyor bu taşıma işini. Erdoğan ve çetesi tarafından arkadaşları olan generallere tecavüz edilmeyi içine sindiren rütbe hırsızı bu generaller, havadan ve karadan terörist taşıyıp duruyor.

Darbecilikten ve uşaklıktan başka bir kişiliğe sahip olmayan bu generaller, “dünyanın bütün teröristlerini ne uğruna taşıyoruz?” türünden kişilili bir soruyu akıllarına getiremiyorlar.

Bir ülkenin hem yönetimi ve hem de ordusu hain ise, hainler tarafından yönetiliyorsa, yukarıda söylediklerim oluyor aynen.

Ne Arabın yüzü, ne Şam’ın şekeri!”

“Havada bulut yok bu ne dumandır
Mahlede ölüm yok bu ne şivandır
Şu yemen elleri ne de yamandır

Ah o yemendir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir”

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Aynı kategoride
Kapalı
Başa dön tuşu