Ali Usta

Ali Usta: Nazım Hikmet’in Kamuran Bedirxan’a Mektubu

‘Kürdler, tarihin yetim çocuklarıdır’ demişti batılı bir tarihçi…
Ali Şeriati de kendi inancına göre; ‘Kürdler ümmetin yetim çocuklarıdır’ demişti.
Ben de kendi düşünceme göre söylersem; ‘Kürtler sosyalistlerin yetim çocuklarıdır.
Daha Lenin döneminden başlayarak, sonraları Stalin’in ihanetine, sürgünlerine maruz kalan Kürtler ne yazık ki her zaman kullanıldı.
Çünkü zayıftılar. Zayıftılar, çünkü parçalanmışlardı. Parçalanmışlardı çünkü, tarih boyunca katliamlara ve soykırımlara, sürgünlere maruz kalmışlardı.
Dünya Onlar’dan habersizdi çünkü sömürgeciler bu katliam ve soykırımlarını sıkı bir gizlilik içinde yapıyorlardı. TC dönemiyle birlikte Takrir-i Sükun yasasıyla katledilenler katledilmiş, zindan ve sürgüne gönderilmişler ve yasaklar sebebiyle kimse de bunlardan haberdar değildi.
Nazım Hikmet’e yapılan eleştiriler de bence bu yönde değerlendirilirse daha gerçekçi olur. Kürtler; Nazım’a sitemlerinde çok haklılar. Nazım; Koçgiri’yi, Zilan’ı, Ağrı’yı, Dersim’i… görmemiştir. Habersizdir belki de.
Haberi olsa bile; Resmi ideolojinin pompaladığı ‘Doğu’daki gericileri bastırma’ sorunudur.
Aydın bilinçlenmesi de bir süreç sorunudur.
Ta ki Nazım, 1950 sonlarında Paris’te, sürgündeki Kürd aydını Kamuran Bedirxan’la tanışıncaya kadar.
O zaman biraz Kürdistan’ı ve Kürtlerin mücadelesini tanıma şansına sahip olmuştur.
Ömrünün sonlarında Bedirxan’a yazdığı mektup 1980 başlarında Paris Kürd Enstütüsünde bulunmuş ve yayınlanmıştı.
Nazım Hikmet’in Kamuran Bedirxan’a mektubu:
Kökleri yüzyılların derinliklerine dalan, tarihiyle, kültürüyle, Kürt milletinin önemli bir çoğunluğu Anadolu’nun bir parçasında yaşar. Anadolu’nun öbür parçalarında yaşayan Türk milletini Kürt milleti kardeşi sayar. Her iki millet, bütün imparatorluklar gibi, halkların zindanı olan Osmanlı İmparatorluğu’nda, Türk ve Kürt derebeylerinin, Osmanlı İmparatorluk idaresinin ağır zincirlerine vurulmuşlardır.
Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan sonra ise her iki millet emperyalizme karşı tek bir cephe kurup çarpışmışlardır. Anadolu milli kurtuluş hareketi yalnız Türkler için değil, Kürtler için de tarihlerinin en şerefli sayfalarından biridir. O dövüş yıllarının sonradan Türk idarecilerince yasak edilen en unutulmaz türkülerinden biri, ‘Vurun Kürt uşağı namus günüdür’ diye başlar.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra, Türk idarecileri ve egemen çevreleri, Kürt hareketinin tamamıyla vaat ettikleri millet ve insan haklarını tanımadı. Hatta işi Kürt milletinin millet olarak varlığını bile inkâra kadar götürdü.
Bu dönem, Türk idarecilerinin ve egemen sınıflarının emperyalizmle uzlaşmaya başlaması dönemidir. Bu inkârla, bu uzlaşmamanın aynı dönemde baş göstermesi sadece bir rastlaşma değildir.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti’ni Orta ve Yakın Doğu’da emperyalizmin kalelerinden biri haline getiren Türk politikacıları Kürt milletinin milli varlığını inkârda ısrar ediyor ve Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde öteki azınlıklarına tanıdığı hakları bile Kürt milletine tanımıyor.
Türk ve Kürt halklarının Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içinde dış ve iç politikada aynı emellere hasret çekmeleri bugünkü Türk idarecilerini korkutuyor. Her iki millet kardeş milli kültürlerini, milli ekonomilerini geliştirmek, toprağa, tarım araçlarına, hürriyete, demokratik haklara kavuşmak istiyor. Türk ve Kürt halkları Türkiye Cumhuriyeti’nin tarafsız bir politika gütmesini, emperyalizmin üssü olmaktan kurtulmasını özlüyor.
Gerçek Türk yurtseverleri Kürt kardeşlerinin Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde milli haklarına kavuşmak için yaptığı kavgayı can ve gönülden nasıl destekliyorsa, gerçek Kürt yurtseverleri de Türk halkının demokrasi ve milli bağımsızlık için yaptığı kavgayı öylece destekliyor.
Anadolu’da yaşayan Türklerle Kürtlerin arasına nifak sokmak isteyen gerici, sömürücü, karanlık kuvvetler, emperyalizmle el ele vererek halklarımızı daha kolay ezmek istiyorlar. Kürt ve Türk halklarının bahtiyarlığa, insanca yaşamaya varmak için derebeylerine, kara kuvvetlere, şehir ve köy ağalarına, gericilere, ırkçılara, milletlerin varlıklarını ve haklarını inkâr edenlere, halkları birbirine düşürüp sırtlarından rahatça geçinenlere emperyalistlerin uşaklarına karşı yürüttükleri yeni milli kurtuluş savaşının zaferi Kürt ve Türk halklarının elbirliğiyle kazanılır. Ancak böyle bir elbirliğiyle kardeş iki millet hürriyete, milli ve insani haklarına kavuşabilir.
Nazım Hikmet,1961
A. Usta
Daha Fazla Göster

Bir Yorum

  1. Ali Usta Bey, hala renkli rüyalar görüyor. Yani Türk ve Kürdün kardeşliğine. Yahu ayıp-ayıp, kardeşlik bir biolojik gerçekliktir. Yani bir ana ve babadan doğan kişilere denir, bu bir. İkincisi 1071’de Kürdlerin yardımıyla Anadolu toprağına gelip vahşicesine Yunanlıların toprağını işgal ettikten, kısa bir zaman sonra Kürlere düşman oldular. Nankörler, barbar olan Türkler bin yıldan beri yüzbinlerce Kürdü öldürdüler, bugünde aynı barbarlığı Kürd’e yapıyorlar. Kürdün hiç bir zaman Türkle ve başka hiç bir halkla kardeşlik bağı yok ve olamazde. Halklar ancak dost olabilirler, ki Türkler “Dosluk” nedir onu bile bilen bir halk değil. Asena’nın dostu Asena’dır. Kısacası Kürdün üç vahşi düşmanı var Türk, İslam dini ve Arap, birde dilenci Parsevan Farısên namerd.

    Son verirken, çok önemli bir şeyi bu site sahiplerine hatırlatmak istiyorum, ki O’da PKK’nın Güney Özgür Parçada öldürdüğü beş şehit Pêşmerge’den hiç bahs-etmemesi. Çok yazık. Saygılar.

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: