Rojev'den

Memo Şahin: Venezuela, Katar, BAE’nin ayağına gidenler neden Kürt kapısını çalmasınlar?

Rusya devlet başkanı Putin’in Ukrayna’yı işgal amacıyla başlattığı savaş dünya dengelerini, altüst etti birdenbire. Kartlar bir anda yeniden karıldı ve dünya genelindeyse, ihtiyaç duyuldu yeni bir arayışa.

Şubat ayının sonuna kadar düşman veya birine karşıt olan güçler arasındaki kalın çizgiler, hatlar, ambargo ve hasımlıklar Rusya’nın başlattığı savaşla birdenbire flulaştı, son buldu, hatta nerdeyse.

Ukrayna savaşından sonra ABD ve Venezuela arasında yıllardır oluşan buzullar erimeye başladı ve muhtaç duruma geldi, birbirinin kanını içmek için fırsat kollayan iki düşman güç, birbirine.

Otuz yıldır Rusya ile flörtleşen Almanya bile, istemeyerek de olsa yeni bir pozisyon almak durumunda kaldı ve Sosyal Demokratlarla Yeşiller 1999’un Kosova savaşından sonra kendini yeniden başka bir savaşın ortasında buldu; bu yeni savaşta Ukrayna taraftarı, Rusya karşıtı oldu.

Yeşillerin eski başkanı ve yeni koalisyonda Başbakan Yardımcısı, Ekonomi ve Enerji Bakanı Habeck, yenilenebilir enerji projesini ötelemek zorunda kaldı ve ihtiyaç duydukları fosil enerji nedeniyle Katar’la Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) kolları arasında buldu, kendini aniden.

Bu yeni konstelasyonda, arayışta temel öge ve amaç şüphesiz ki yayılmacı bir amaç güden, serseri bir mayın gibi yakınında olan her objeyi yok etmeyi amaçlayan Rusya’ya sınırlarını hatırlatmak ve Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un tanımıyla beyin ölümü gerçekleşen NATO ve Batı Bloku’nu ayakları üzerinde dikeltmektir, yeniden.

Diğer taraftan bunu yaparken, Rusya’nın elinde tehlikeli bir silaha dönüşen, hem döviz ihtiyacını gidermek, hem de Avrupa’yı kendine mahkum bir konumda tutmak için kullandığı enerji ihracatını kısıtlayarak kol ve kanadını kırmak, tek kutuplu bir dünyayı biraz daha ayakta tutmaktır diğer bir amaç.

Erdoğan’ın Yeni Türkiye’si bu değişen dengeleri kavramakta eli çabuk davrandı ve BAE, Suudi Arabistan, İsrail ve Mısır’la buzları eritmeye başladı, Ukrayna ve Rusya arasında arabulucuğa soyunarak uluslararası arenada, yer açtı kendine yeniden. Suriye ise sırada.

Sözkonusu enerji olunca, hasımlık ve düşmanlıklar son buldu bir anda. Ukrayna savaşı ile petrol ve enerji bir anda dünya gündeminin en baş sıralarında yer almaya başladı. Enerjiye ulaşımda baş gösteren güçlükler sonucu her kalem ihtiyaç maddesinin fiatı katlanmaya başladı ve bu, dünya genelinde hayat pahalılığına, enflasyona yol açtı. İnsanlar, toplumlar daha da fakirleşirken, petrol, gaz ve kömürü elinde bulunduran ülkelerle uluslararası tekeller kazançlarına kazanç kattı, zenginleştikçe zenginleşti.

İklim değişimiyle evrensel ölçekte yaşanan ısınmayı engellemek için dünya genelinde başlatılan tüm proje ve planlamalar Ukrayna’da yaşanan savaşla biraz daha ötelendi, fosil enerjiye duyulan ihtiyaç Rusya’nın önünü almak için yeniden ve acilen dünya gündemin en başına oturdu. Ve dünyanın gündemi bugün enerjiye duyulan ihtiyacı acilen ve ivedilikle gidermek oldu.

Kürdistan ise, özellikle de Kürdistan’ın güneyi fosil enerjinin, petrol ve gazın oldukça bol olduğu, el atılmamış yatakların bolca bulunduğu bir alan ve ülke. Ayrıca cografik bakımdan Katar’dan da, BAE’den de daha yakın bir konumda Avrupa’ya.

Gündem fosil enerji olunca, Venezuella, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri‘nin kapısında sıraya giren uluslararası güçler, neden Kürtlerin kapısını çalmasınlar?

Dün, 2017’de Kürdistan’da yapılan bağımsızlık refarandumuna karşı çıkanlar, böylelikle de Kürtleri Kurtlar Sofrası’ında çakal sürülerine peşkeş çekenler, enerjiye ihtiyaç duydukları bir ortamda neden farklı bir arayış içine girmesinler?

Katar, Suudi Arabistan, BAE, yönünü Batı değerlerine açmış Kürdistan’dan daha mı demokratik ve sekülerler? Kanlı bıçaklı oldukları bir Venezuela ile işbirliğine kapıyı aralayanlar, neden Kürdistan’la yeni bir arayışa ihtiyaç duymasınlar?

Tabii burada temel mesele Erdoğan’ın Yeni Türkiye’sine hendek atlatmakta. Kardeşleri ve kader birliği içinde olunan Müslüman Kardeşleri tahtan indiren Sisi’li Mısır’la ilişkileri normalleştirmeyi, Hamas’la varolan ilişkilere rağmen İsrail’le yeni bir başlangıcı gündemine alan bir devlet, eline fırsat geçmişken neden Kürtler’le yeni bir yol arayışına girmesin, yeni bir vizyonu gündemine almasın?

Bunu derken sadece Güney Kürtlerini kastetmiyorum. 2013 ile 2015 yılları arasında açık bir şekilde PKK ile dialoga girmekten sakınmayan, PKK lideri Öcalan’la bir arayış içinde bulunan, bunu Türk toplumuna yansıtmaktan kaçınmayan ve oldukça da pragmatist davranan Erdoğan’lı Türkiye’den bahsediyorum.

Bakûr, Rojhilat, Başûr ve Rojava’da ezici bir çoğunluğu sunni Müslüman bir toplum olan Kürtlerin Şii olan İran’la gidebilecekleri ortak bir yol yok. Tamam dilleri pismam ve dotmam, hepsi bu. Bunun dışında Kürtleri Farslarla birarada tutan herhangi bir bağ ve ilişki yok. Kaldı ki İran, Batı’nın projektörlerine ne zamandır takılı bir durumda, sıkı bir abluka altında ve Irak’ta nicedir sorun yaratmakta. Ayrıca Kürtlerin tüm çabalarına rağmen Irak’lı kimi Şii güçlerle de gidecekleri fazla bir yol da kalmadı, ne zamandır. İş, bir yol ayrıma iyice dayandı.

Şayet PKK bir an önce yeni bir frekans ayarına girer, Güney Kürdistanlı başat ve belirleyici bir güç olan ve Batı tarafından da kabul gören KDP ile iletişimde yaşanan arızalara bir son verebilirse, yeni bir kapı açılabilir, Kürtler için.

Açılan bu kapı Kürtlere hem Bakûr ve Başûr‘da nefes almada olanak yaratabilir, hem de giderek belirsizlik kazanan Rojava’da yeni bir opsiyona yol açabilir. Tersi bir durumsa en başta PKK’ya kaybettirir ve daha da yanlızlık ve belirsizliğe itebilir, Rojava’nın kaybına ise tümden yolaçabilir.

Bunları derken TC’nin PKK’ya yönelik Güney Kürdistan’da başlattığı bu yeni saldırı ve istila füryasına sessiz kalalım demiyorum. Buna ve TC’nin Bakûr ve Rojava’daki tüm saldırılarına, imha girişimlerine karşı seferber olalım. Bunu yaparken ama, yeni bir Kürt kapışmasına da kapıyı sıkı sıkıya kapalı tulalım.

Şimdinin ABD Başkanı Biden kek Mesud Barzani’ye atfen, „ömrümüz Kürdistan’ın bağımsızlığını görmeye yetecek“ demişti bir zamanlar. Her iki lider de hayatta. Yakın bir gelecek bu düşü gerçekleştirmekte bir eşik olabilir pekala.

Şayet Erdoğan, Batı’nın bastırması sonucu ve bir dönem daha iktidarda kalmak için kimi kamburlarından kurtulmaya hazırım derse ve PKK değişen dünyanın bu yeni seyrini kavramakta, bu konjuktürü okumakta başarılı olabilirse, Kürdistan’ın üç parçası, Bakûr, Başûr ve Rojava için yeni bir süreç gelişebilir ve Kürdistan’ın bu üç parçası, Batı’nın enerji ihtiyacını karşılamak karşılığında yeni bir kulvara evrilebilir, en azından nefes alabilir!

Rusya, İran ve Suriye kaybedenlerin başında geliyor, daha şimdiden. Bunlarla birlikte görünen güçlerin ise hareket alanları daralıyor, her geçen günle.

Böylesi bir opsiyona, arayışa şans tanımakta yok mu, yarar?

21.04.2021 ([email protected])

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu