RÖPORTAJ

“Kürtlerin katliama maruz kalmasının tek sebebi devlet sahibi olmadıklarındandır”

Kürtler, IŞİD ile yürüttüğü başarılı mücadeleye rağmen uluslararası arenada henüz resmi bir statü kazanamadı.

Her ulusun kendi kaderini tayin hakkının tanındığı, Birleşmiş Milletler’de 40 milyonu aşkın nüfusu, bin yıllık tarihi olan Kürtler temsil edilmiyor. Devlet sahibi olamayan Kürtlerin, kendi haklarını elde etmek için yeterli düzeyde diplomasi yapılıyor yor mu? Savaşta elde ettiği kazanımları masada pazarlık konusu yapabiliyor mu? Kürtler için devlet olmanın önemi nedir? Kürtlerin BM ve uluslararası toplumda temsil edilmemesinin nedeni nedir? Kürtlerin son döneminde gündemine giren brakujî ve Doğu Kürdistanlı Mustafa Selimi’nin idamı gibi can alıcı soruları gazeteci-yazar Aydın Dere ile konuştuk.

-Kürtler Güney Kürdistan ve Rojava Kürdistanı’nda İŞİD’e karşı bir mücadele yürüttü ve başarılı oldu. Kürtlerin bu başarılı mücadelesinin uluslararası düzeyde büyük bir sempati ve ilgi ile karşılandığını gördük. Bir asır önceki paylaşım savaşında Kürtler, elde edemedikleri statüyü ya da devletleşmeyi bu yüzyılda elde edebilirler mi, bu fırsat var mı sizce?

Kürtlerin İŞİD’e karşı verdiği mücadelenin başarılarını ulus olarak bir edinime dönüştürmek kuşkusuz tarihi bir fırsattır ve bu bir zorunluluktur. Çünkü tarih belli kriz dönemlerinde birtakım fırsatlar sunar. Birinci Dünya Savaşı ve İkinci Dünya Savaşı birçok halkın paylaşım sürecinde devlet sahibi olmasını sağladı. Bazen de bölgesel devletleşme dizaynları oldu. Balkan Savaşı nüfusları beş yüz bin ile beş milyon arasında değişen yedi ayrı halkın devlet sahibi olmasını sağladı. Körfez Savaşı, Güney Kürdistan’ın doğuşunu sağladı, ayrıca İŞİD’e karşı savaş da Rojava’nın doğuşunu sağladı. Fakat dikkat ederseniz nüfus bakımından Balkanlar’da ortaya çıkan yedi ayrı devletten çok daha fazla bir nüfusa, toprağa ve jeopolitik öneme sahip olan Kürtler henüz devlet sahibi olamadı. Birtakım koşullar farklı olsa da suçluyu sürekli dışarda aramak yerine acaba uluslaşmanın gereklerini yeterince gerçekleştirdik mi, uluslaşmayı partiler üstü ve çok daha öncelikli tuttuk mu, tutuyor muyuz, parçalar arası güç birliği yapabiliyor muyuz? Başur(Güney), statüsünü koruyor Rojava’nın da bir statü sahibi olması gerekiyor ve bu yoldalar. Bağımsızlık şartlarının tam olgunlaştığını söyleyemeyiz, bu koşullar jeopolitik koşullardan çok Kürtlerin kimlik ve devletleşmenin yeterince anlama ve bilince çıkarma konusunda sorunları var. Fakat Birleşmiş Milletler üyeliği başvurusu yapabilir. En önemlisi de bağımsızlığa giden yolun çok daha sağlamlaştığını görüyoruz.

-Kürtler Birleşmiş Milletlere üye olabilir mi ya da bunun koşulları ve şartları var mıdır?

Türkiye İŞİD’i Kürtlere yönlendirirken, salt Kürtlerin kazanımlarını değil varlığını bertaraf etmeyi amaçlıyordu, fakat tersi oldu. Kürtler, Başur ve Rojava’da muazzam bir direniş sergiledi. Bunu gören Batılı güçler tercihini Kürtlerden yana koydu. Kuşkusuz biz dünyaya yön verenler değiliz, ABD’nin askeri ve siyasi desteği olmasaydı korkunç kayıplar vermemiz kaçınılmazdı ve bugün sahip olduğumuz kazanımlara sahip olamazdık. Sonuç olarak bu bir başarı fakat bunun bir üst aşamasına geçilmesi gerekiyor.

-Biraz açar mısınız, farklı aşama dediğiniz nedir?

Bu iki toprak parçamızın şimdilik içişlerimizde iki ayrı federasyon olarak uluslaşabilmesi mümkün. Rojava henüz resmi bir statüye sahip olmamışsa da ticari ve siyasi ilişkilerde Başur ile hareket etmesi kendisini kuvvetlendirir ve fiiliyatta bunu yapabilir. Bu aşama geç değil, bunu mutlak başarmalıyız. Fakat ön hazırlıklar olmalıdır. İki parça arasında siyasi ve ticari ve bu ilişkilerin geliştirilmesi zorunludur. ABD ve Avrupa Birliği’nin istediği de budur. Bunun diğer bir aşaması bu iki parçanın Birleşmiş Milletlere ulus olarak aday başvurusu hazırlıklarının başlatılması şartları olgunlaşmıştır. Bilindiği gibi Birleşmiş Milletlere üye olmanın iki temel şartı var: Aynı dili konuşan, ortak tarih, sosyolojik olarak aynı ulusal kültür sahibi ve demografik olarak bulunduğun topraklarda çoğunluk olmak. Demokrasiyi esas alarak, aynı ulus içinde farklı etnik grupların kimlik haklarının tanınması ise zaten mevcuttur. BM’ye başvuru şartları ise halk olarak toprakların üstünde askeri egemenlik diğer şartı ise idari ve siyasi egemenliktir. Bunun uluslararası hukuka uygun teknik yol haritasının çıkarılması ve uygulanması gerekir. Bunu mutlaka Lozan Antlaşmasının yüzüncü yıl dönümüne yetiştirmek çok daha anlamlı olacaktır.

“Devlet olmak; halk olarak yaşadığın toprakların tapusuna sahip olmaktır”

Birleşmiş Milletlere üye olmanın önemi çok büyüktür. Yerküremizde Birleşmiş Milletlere kayıtlı yaklaşık 200 devlet vardır. Devlet olmanın önemi ise halk olarak yaşadığın toprakların tapusuna sahip olmaktır. Bu tapu Birleşmiş Milletlere ancak ve ancak üye olup devlet olmakla mümkündür. Bir halk toprakların tapusuna sahip olmadan asla egemenlik hakkına sahip olamaz. Uluslararası seyahat hakkı, pasaport ve kimlik hakkı, yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynaklarını işletme, ithalat ve ihracat hakkı vb. bir halkın özgürlüğünü ve egemenliğini sağlayan tüm olanaklar bir halk için devlet sahibi olmakla mümkündür. Hatta bir devletin sınırları dahilinde yerin derinliğine ve uzayın boşluğuna doğru egemenlik ve bu alanları kullanma ve işletme hakkı, askeri ve sivil hava sahası sahibi olma hakkı sadece ve sadece devlet sahibi olmakla mümkündür. Birleşmiş Milletlerde yer almak ve dünyamızın sorunları hakkında söz sahibi olmakta devlet olmakla mümkündür.

“Kürtlerin katliama maruz kalmasının tek sebebi devlet sahibi olmadıklarındandır”

Bu anlamda yaklaşık 50 milyonluk kadim bir halkın devlet sahibi olmasına karşı olmak bir tez olarak kabul görülemez. Bu haksız, hukuksuz bir dayatma olur, hatta ağır bir suçtur. Çünkü ‘Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı’ ilkesi insanlığın ve bir dünya parlamentosu olan Birleşmiş Milletlerin en önemli bir ilkesidir. Uluslararası düzeyde tarihsel ve sosyolojik boyutlarıyla kabul görmüş bazı olgulara karşı olunamaz ve o olgu inkâr edilemez. Örneğin Yahudi ya da Ermeni soykırımını inkâr etmek dünyanın birçok ülkesinde bir görüş, bir fikir değil bir suç olarak kabul edilir. Örneğin İsviçre’de veya ABD‘de iltica eden birinin “Size iltica ediyorum fakat devlet olma hakkınıza karşıyım.“ demesi onun iltica talebinin direkt ret edilip, yurt dışı edilmesini sağlar. Çünkü bir halkın egemenlik hakkına karşı gelmenin suç sayıldığı bir dünya gerçekliğimiz var. Sömürgecilerinin katliam ve sömürülerine bu denli maruz kalmanın tek sebebi devlet olmamış olmaktır. Kaldı ki, Kürtler Ortadoğu‘nun en kadim üç ulusundan biri ve dünyada devlet olmuş onlarca ulustan çok daha fazla nüfusa, toprağa ve ulus olma karakteristiklerine sahiptir. Bundan ötürü özerklik, federasyon gibi statüler savunulur elbette fakat, bunlar devlet olma yolunda ara geçişler olarak bilinmeli ve savunulmalıdır.

-Kürtlerin uluslararası ilişkilerini, diplomasi çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Ayrıca Kürtlerin gerçek dostları var mı sizce?

“Bir statüye sahip değilsen zaten hiçbir devlet seninle diplomatik ilişkiye girmez”

Kürtler için çok zor ve çetrefilli bir alan çünkü, dört parçadan söz ediyoruz ve hepsinin sorunları ve koşulları çok farklı. Diplomasiye sahip olmak için öncelikle davanı sömürgeci devletin bir içişleri sorunu olarak görmeyeceksin. Çünkü dava böyle görüldükçe devletlerin başka bir devletin içişlerine karışmama engeli ile karşılaşılıyor. Diplomasi uluslararası ilişkiler içindir, içişleri için değil. Bu anlamda en az federasyon hakkı savunulmalı. Bu olanaklara şimdilik en çok Güney Kürdistan sahip olmasına rağmen maalesef istenilen düzeyde olmadığını Referandum sürecinde gördük. Diğer yandan, güçlü geçmiş bir miras yok,  uluslararası ilişkiler ve diplomasi için yetiştirilmiş diplomatlarımız yetersiz. Akademik anlamda var olanı da ilk kez Güney Kürdistan’da Federasyon sonrası kısmen kurumsallaştı.  Rojava’da ise henüz çok yeniler, diğer parçalarda zaten diplomasiden söz edilemez, çünkü o zemin yok. Yapılan çalışmalar daha çok alt düzeyde enformasyon çalışmalarıyla sınırlıdır. Çünkü diplomaside ulusal çıkarlara göre karşılıklı ilişkiler ve antlaşmalar olur. Bir statüye sahip değilsen zaten hiçbir devlet seninle diplomatik ilişkiye bile girmez ve bu devletler hukukuna da aykırıdır.

“Ulusları ulus yapan temel unsurlardan birisi de ruhi şekillenmedir”

Diplomasi, her devletin kadrolarının yetiştiği ciddi bir kurum ve ekoldür. Ulus devletler çağında ilk kez Güney Kürdistan gibi, kendi topraklarımızda askeri, ekonomik ve her açıdan kendi kendimizi yönettiğimiz bir avantaja sahip olduk. Çok önemli demokratik reformlar yapılmış fakat, ulusal bir ordunun ve parlamentonun çok daha yetkinleştirilmesi, tüm kurumların parlamento denetiminde tamamen ulusal olması, ayrıca sivil toplum örgütlerinin ve özellikle basının tamamen özgür olması büyük önem arz ediyor. Ulus olarak, dört parçada birlikte hareket etmek temennimiz olsa da maalesef koşullar henüz oluşmadı. Fakat ulus olarak hayatın her alanında G. Kürdistan ve Rojava’da denetlediğimiz toprakları korumak, kollamak ve iki parça arasında siyasi ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesini sağlamak gayet mümkün; fiziki bir birlik olmazsa da zihinsel ve ruhsal bir birlik gayet mümkün. Çünkü ulusları ulus yapan temel unsurlardan birisi de ruhi şekillenmedir.

“Ortadoğu’da ABD ve İsrail’e ters düşen hiçbir halk amacına ulaşamaz”

Tüm parçalar ve diplomasi için en önemli husus dünyaya egemen olan Güney ve Rojava’nın özgürleştirilmesinde belirleyici rolü olan ABD ile ilişkiler güçlendirilmelidir. Bölgede ise İsrail en önemli müttefikimiz olabilir. Unutulmasın ki, Ortadoğu’da ABD ve İsrail’e ters düşmüş fakat, aynı zamanda bir statü sahibi olmak isteyen hiçbir halk amacına ulaşamaz. Kaldı ki bu güçler Ortadoğulu tüm ülkelerden katbekat çok daha demokratik hukuk devletleridirler.

-Biliyorsunuz Doğu Kürdistanlı siyasi mahkum Mustafa Selimi İran’a teslim edildikten sonra idam edildi. Bu  olay sizi nasıl etkiledi?

Öncelikle Mustafa Selimi’yi saygı ve minnetle anıyorum. Bir Kürt savaşçısı, kahramanı İran zindanından Kürdistan’a sığınıyor ve düşmana teslim ediliyor. Bu korkunç bir ihanet örneğidir ve dört parçada Kürt halkını derinden yaraladı. Bu tür olaylar halkların tarihinde bazen dönüm anlarıdır ve bir ulusu ihanetin vahameti konusunda derinden sarsması gerekir. Fransa tarihinde Yahudi Alfred Dreyfus’a yapılan ihanet, Yahudi dünyasını nasıl derinden sarsıp mutlak devlet olması konusunda motive etmişse, Mustafa Selimi davası da Kürtleri böyle sarsmalıdır. Umarız suçlular açığa çıkarılıp hak ettikleri cezayı alırlar.

Son zamanlarda Kürtler arası birlik, en çok konuşulan konular arasında yer alıyor. Birliğin zemini var mı sizce ya da birlikten ne anlıyoruz,  Kürtler birlik olursa  uluslararası düzeyde ne kazanır?

Kürtler arası birlik sorunu çok önemli fakat, öncelikle ulusal anlayış ve refleksler oluşturulmalı, bilinçli ve planlı uluslaşma amaçlanmalıdır. Ulusal çıkarların ve ulusal kurtuluşun öneminin partilerden daha üstün olduğu anlayışına ve bilincine kavuşmak gerek. Birakujîlerden bugünlere çok yol alındı ve uluslaşma trendi iyiye doğru sürüyor. Sonuç olarak, öncelikle birlik bilincini kuvvetlendirmek gerekir. Her parça kendi içinde çoğulcu esasa göre uluslaşmalı, ikinci etap ise parçalar arası birliktir. Bu birlik, ilk etapta mutlak sınırları tamamen kaldırmak anlamına gelmiyor, biraz da zaman ve koşullar belirleyecek. Naçizane bir öneri olarak; dört parçadan kendisi ve aile konumu işbirlikçi olmamış, geçmişi temiz, ulusal dava için entelektüel ve akademik kariyeri olan bilirkişilerden gizlilik esaslarına dikkat edilerek, basına ve kamuoyuna kapalı bir komitenin kurulması ve bu komitenin ulusal ortak prensipler ile hareket etmesi gerekir. Bu yapı Ulusal Bir Kongre hazırlığına gitmelidir. Ulusal birlik için katiyen sokaklara çıkılıp yürüyüş ve gösteri yapılmaz. Birliğin dünyada çokça örnekleri de var. Ulusal birlik esaslarında ümmetçi ya da ideolojik argümanlar katiyen geri planda, parti ve kuruluşların kendi iç sorunları düzeyinde tutulmalıdır. Ulusal birlik ulusal kurtuluşu ve çıkarları esas alır ve zaten bir ulusun kurtuluşu da buradan geçer.

-Dört parçada Kürt siyasi partilerin sömürgecileriyle ilişkilerinde tarih boyunca süre gelen bazı çıkmazları olduğunu görüyoruz. Birakujiler yaşandı, sömürgecilerle süren ilişkilerin yol açtığı tahribatlar var. Kürt siyasi partilerin diğer siyasi partiler aleyhine ilişki geliştirmesi politikasında bir düzelme var mı ve bu konuda nereye doğru gidiliyor sizce?

Maalesef Kürt partilerin sömürgeci devletlerle ilişkileri bazen çok karmaşık ve tehlikeli boyutlara varıyor. Kerkük ve Efrin işgalleri bu zayıflığın ve zaafların ürünüdür. Örneğin öyle bir uluslaşmak gerekiyor ki, herhangi bir partinin Kürdistan’ın herhangi bir ilini, köyünü, kasabasını pazarlayamayacak, ulusal konularda partiler kendi başına değil üst organ olan Ulusal Kongre’nin inisiyatif sahibi olması gerekir. Bunu başarmak çok mu zor? İşte güçlü ve demokratik devletler nasıl devletleştiyse, onları örnek almak gerekiyor. Güvenlik, parlamento, ticaret ve diğer ulusal kurumlar kesinlikle ulusal bir sistem ile işlemeli. Güney Kürdistan’ın özellikle gıda sektörünü Türkiye ve İran’dan sağlamanın çok ciddi sakıncaları var. Öz gücüne, topraklarına ve kendi üretimine dayanmalı ve bir de Rojava ile karşılıklı ticarete. Parça ve partilerin ilişkisini sağlayacak bir girişim başlatılmalıdır. Bir önceki soruda sözünü ettiğim dört parçanın akillerinden oluşan bir komite partilerden bağımsız bu ilişkilere öncülük yapabilir.

 Kürdistan Bölgesi’nin 28 yıllık bir yarı devlet federasyon tecrübesi oluştu, hakeza Rojava çok önemli kazanımlar sağladı, tecrübe sahibi oldu. Bu kazanımlar yeterli mi, çok daha önemli kazanımlar sağlanabilir miydi acaba? Nasıl görüyorsunuz?

Saddam öncesini görmek gerekiyor. Enfaller, Halepçeler, kıyım ve katliamlar ve ABD’nin müdahalesi ile Saddam ve iktidarının yargılanması ve mahkûm edilmesi çok önemli tarihi bir süreçtir. Ardından bu yoksul ve tecrübesiz koşullardan çok güvenlikli en azından Ortadoğu ülkelerinden çok daha demokratik bir konuma gelindi fakat bu yeterli değil.

Kürdistan Bölgesi’nin yarı devlet bir federasyon konumu ve Rojava’nın henüz bir statüye sahip olmasa da topraklarını uluslararası düzeyde ABD’in otoritesi ile korunduğunu söylemekte hiçbir sakınca görmüyorum. Peşmerge ve gerillanın muazzam direnmesi olmasaydı, zaten ABD’den destek göremeyeceklerdi. Kürtlere karşı İran, Suriye ve Türkiye’nin ortak hareket ettiğini unutmayalım, üstüne üstlük kendi aramızda bölük pörçük olmamız salt kendi öz gücümüze dayanarak bu güce ulaşmak mümkün olmayacaktı. Dikkat ederseniz, Türkiye farklı güçlere dayanırken İran ve Suriye Rusya’ya dayanıyor. O halde devletsiz Kürtler neden ABD ve İsrail gibi devletler ile müttefik olmasın? İşte birileri hep Kürtleri bu ittifaktan uzak tutup avlamak istiyor.

Kürdistan Bölgesi’nin 2017’de gerçekleştirdiği Bağımsızlık Referandumu Kürtler açısından ne anlam taşıyor?

Referandum, bağımsızlığın ya da Birleşmiş Milletlerin bir şartı değil, tamamen ulusal ve uluslararası düzeyde bir nabız ve niyet yoklamasıydı. Sonuç muazzamdı, çok ciddi bir ulusal ilgi ve katılım oldu fakat, sömürgeciler buna tahammül edemediyse de Referandum amacına ulaştı. Referandum ikinci kez olmaz ve olmasına da gerek yoktur zaten.

Bağımsızlık ise farklı bir hazırlık gerektirir. Bunun için ulusal ve uluslararası hazırlıkların iyi yapılması ve müttefik devletlerin dayanak olmalarını sağlamak gerekir.

Aydın Dere kimdir?

Aydın Dere; yazar ve gazetecidir. Muş’un Varto ilçesinde dünyaya geldi. 1984’de İsviçre’ye yerleşti ve eğitimini burda sürdürdü. Fransız dilinin yanısıra, tiyatro ve resim eğitimi aldı. 90’lı yıllarda Yeni Ülke, Gündem, Özgür Politika ve İsviçre’nin Le Courreir gazetelerinde, Berfin, Güney gibi bir çok dergide yazdı. Cenevre Belediyesi Edebiyat ve Etkinlileri organizatörlüklerinin yanısıra, tv programları yaptı, resim sergileri açtı.  Dere’nin “Ağlayan Toprak” isimli bir şiir ve “Kırık Sesler” isimli bir deneme kitabı bulunuyor. İki yıl üst üste şiir ve deneme dalında Hüseyin Çelebi 13. ve 14 Edebiyat Ödüllerini ve Diyarbakır Eğitim Sen Edebiyat Ödülünü aldı. Hükümet Dışı Örgütler (ONG)adına, Bağımsız Gazeteci sıfatıyla Birleşmiş Milletler’de Ortadoğu’nun siyasal sorunları ve insan hakları içeren konuşmalar yaptı.

Serpil Güneş – BasNews

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu