Aydın Dere

KÜRDLER VE ULUSLARRASI İLİŞKİLER

Kürdler Batı’dan çok şey bekliyor, kuşkusuz buna hakları da var çünkü dünyayı yöneten bir güç. Fakat hayatta karşılıklı olmayan menfaatler hüsran ve acılarla doludur, çünkü acılar beklentilerden doğar. Bu anlamda beklentiler karşılıklı olur ve buna uygun davranılırsa doğru yola da çıkılır. Maalesef dünyamızda Batı’nın dışında Türkiye ve İran ile baş edecek başka devletler de yok. Ayrıca,  Batı’nın dünyaya hükmetmesi çok önemli bir olay ve bizim için de bir avantaj çünkü caydırıcı bir güç. Saddam’ı Kürdlere yargılatıp Kürdistan Federasyonu’nu kurmak kolay değildi. Ve yine Bunca kahramanlığa ve direnişe rağmen Rojava’da Batı olmasaydı hallerimiz niceydi acaba?

Bir gerçek var ki, hayatın her alanında müttefiklik karşılıklı çıkarlara dayanır.

Devletler ve halklar ilişkisinde dostluklar ve kardeşlikler olmaz, olmamıştır da.

Kürdler her halk gibi özgürleşmek istiyorken Kürdlerin topraklarını işgal eden onlara dünyayı zindan eden devletlerin devlet olma avantajından kaynaklı çok ciddi pazarları ve ticari ilişkileri var. Durup dururken kimse çocuklarının mamasını, ulusunun uzun yıllara dayalı ticari ilişkilerini Kürdlere ya da başka bir halk için riske atmaz. Hiç bir devlet Kürdlere “Aman canlarım size çok çektirdik, pişmanız gelin sarılıp ağlaşalım ve sizlerden özür dileyelim” demez.

Yıllardır kelli felli Kürdler ve basını büyük bir sırrı kefş etmiş gibi “Batı Türkiye’ye silah satıyor” diyorlar. Vay nasıl da bildiniz ve gördünüz, tabii ki Birezler, hemen senin hatırın için silah satışı duracak, çünkü sen bitenesin. Yok, böyle bir dünya! Peki, hiç düşündük mü acaba Batılılar bizi nasıl görüyor?

Sen değil misin sorununu Türkiye ile hal etmek isteyen ya da sen değil misin Bağdat’tan “Petrol payımı artır” diyen ya da diğeri Suriye’nin haritasını kendisine bayrak yapan? Ha şimdi bunlara işaret ederken amacım eleştirmek değil, içinde bulunduğumuz konjonktürel sorunlar ve bazı şeylerin zorunlu olduğunu ve bazı şeyleri zamana bırakmamız gerektiğini de bilmiyor değiliz, fakat dünyayı da aptal yerine koymayalım. Hâlâ kırk yıldır aynı alanda yaşayan iki büyük partimiz sosyal medya ve televizyonlar üzerinden atışıyorlar. Hâalâ aralarında bir masa etrafında bile toplanamıyorlar.

Eee, hangi devlet bize niye güvenip yatırım yapsın?

Devletler hoppa bizim için sömürgecilerimizle yüz yıllık ticari ilişkisini hemen kesmez, çünkü bu dünyanın bir gerçeğidir. Biz de ağzımızı açıyor “Emperyalist, memperyalist” deyip Batı’yı aşağılıyor ve tek bir satırı hukuka sahip olmayan bizler Batı’ya çokta ders veriyoruz, tabii ki dersler de ne dersler?

Peki, ne yapmak gerekiyor? Mesele de burada; Kürdler mücadele ederken modern dünya koşullarına uygun seküler-demokratik bir ulusal kurtuluş mücadelesi vermeli, buna uygun uluslararası hukuka göre hareket etmeli, kendi aralarında ulusal birlik sağlamalı ya da en azında her parça içinde bir ulusal birlik kurmalı. Buna uygun ulusal bayrak ve müttefik olabilecek devletlere geleceğe dönük “Topraklarımın sahibi olacağım, bir statü sahibi olacağım, bize yapacağınız yardımlar, yatırımlar boşa gitmeyecek” biçiminde güven verebilmeli.

Şayet Batı’ya düşmanlık yapıyorsak, diasporada dil ve kültür hakkımızı geliştirmek için sunulan olanaklardan yararlanamıyorsak, modern diplomasiyi iyi değerlendiremiyorsak, uluslararası hukuka uygun davranamıyorsak, ideolojik olarak Batı’ya ters düşüyorsak kuşkusuz çok şey beklemeye de hakkımız yok.

Sahi, Batı’yı çok aşağılayanlara sormak gerek. Madem bu kadar aşağılıyoruz, peki neden hep bir beklenti içindeyiz ya da neden sıkıştığımızda Batı’ya sığınıyoruz? Bu anlamda beklenti içindeysek Kürdlerin de müttefik olmaya uygun olmaları gerekmez mi?  Başur’da devlet olma projesine sahip, güven verici bir ulusal ordu ve ulusal ittifak; Rojava, Bakur ve Rojhilhat’a aynısı. Bunlar olmadan Kürdler müttefik olmaya amade devletlere güven veremez. Çünkü ticarette güvensiz ürüne ve  pazara kimse yatırım yapmaz…

Rojava’da birlik çalışmaları çok önemliydi, fakat maalesef şimdilik askıya alındı; umarım yeniden başlarlar ve başarırlar. Başur’da umarım ulusal bir ordu ve ittifak kurarlar. Bakur’da umarım 30 milyonun davasını Türkiye’nin içişleri sorunu olmaktan çıkarırlar ve dünyaya “Biz bir halkız” konsepti ile hareket etiğimizi gösterebileceğiz. Kuşkusuz önce Özgüç, fakat uluslaşmadan da Özgüç mümkün değil. Ayrıca Özgüç olgunun bir ayağı, fakat uluslararası dayanakların da sağlam olmalı. Ve en önemlisi de uluslaşmadan da kimse dünyadan hayallerimize yatırım yapmasını beklemesin. Bunlar olmadan kimse bir yere varabileceğimizi düşünmesin. Tüm bunlara rağmen başarabilir miyiz? Elbette… Olamaz mı? Olabilir hem de çok uzak değiliz. Fakat biraz daha gayret…..

Roni Aydın DERE

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Aynı kategoride
Kapalı
Başa dön tuşu