Kurdistan

Kürt tarihindeki Viyana komplosu!

13 Temmuz 1989 akşamı Viyana Linken Bahngasse Caddesi 5 numaralı adrese doğru çıktığında Dr. Qasimlo hayatının en sıcak savaşından, komplodan habersizdi…

Görüşme bir ses bandına kaydediliyordu. Daha sonra Avusturya polisinin açıkladığı o bantta Qasimlo’nun “Hem eli boş döneceğim, hem de İran söz verdiği otonomi için çalışıyor diyemem” sözleri işitilecekti. Sözlerden sonra ise kurşun sesleri…

13 Temmuz 1989, saat 16:00 civarı; yer Viyana birinci bölgedeki Avusturya İçişleri Bakanlığı binası. Müzeyi andıran Bakanlığın tarihi binasında rutin bir gün. Tek sıra dışılık bakanlık koridorunda bekleyen 3 Kürt. Dr. Qasimlo iki arkadaşıyla birlikte bakanlığın birinci katında, bakanın başdanışmanı Manfred Matzka’nın bürosunun kapısının önünde bekliyor. Bakanlığa girişleri güvenlik defterine saat 15.50 olarak not edilmişti. Matzka’nın sekreteri randevunun onayını bir gün önce telefonla konuştuğu Dr. Qasimlo’ya vermişti. Dr. Qasimlo’nın asıl amacı İçişleri Bakanı Franz Löschnak ile görüşmekti.

Ancak ters giden bir şeyler vardı. Dakikalar sonra Matzka yerine onları sekreteri karşılayarak randevunun iptal edildiğini söyledi. (Görüşmenin neden iptal edildiği ve Dr. Qasimlo’nun bakana ne söylemeyi düşündüğü hala çözülemeyen en kritik ayrıntıdır) Bakanlıktan saat 16.30’ya doğru eli boş çıkan Dr. Qasimlo şaşkındı, ama bunu dert etmedi. Çünkü saat 17.30’da bir randevusu daha vardı. Ertesi gün, yani 14 Temmuzda, daha sonra cumhurbaşkanı olacak dönemin SPÖ Grup Başkanı Heinz Fischer ile görüşecekti.

59 yaşındaki Kürdistan Demokrat Parti-İran (PDK-İ) Genel Sekreteri Dr. Abdulrehman Qasimlo, çıkmak istemediği İran vatandaşlığı yüzünden cebinde sahte bir pasaport taşıyordu. Buna rağmen o sadece Viyana’da değil, aynı yıllarda Doğu ve Batı Avrupa başkentlerinin kulislerinde de tanıdık bir Kürt simaydı. Hatta 4 gün önce, 10 Temmuz 1989 akşamı, Viyana’dan önceki son durağı olan Paris’te Washington’a gidiş için ‘yeşil ışık’ almıştı. Nedense Beyaz Saray, Tahran’ın tehlikeli bulduğu bu Kürt liderini durup dururken ‘Tehlikeli Marksistler’ listesinden çıkartmıştı.

Dr. Qasimlo, Paris’teki son gecesinde eşi Hélène Krulich ve bir grup gazeteciyle batının kendisine karşı soğuk savaşı bitirmesini kutluyordu. 13 Temmuz akşamı saat 17.00 civarında Avusturya İçişleri Bakanlığı binasının bulunduğu Herrengasse caddesinden yaklaşık 4 km ötedeki Linken Bahngasse Caddesi 5 numaralı adrese doğru çıktığında ise Dr. Qasimlo hayatının en sıcak savaşından, komplodan habersizdi. Onu ve yardımcısı Abdulkadir Azeri’yi taşıyan arabayı PDK-İ Viyana’nın temsilcisi Kerim Piroty kullanıyordu.

Viyana üçüncü bölgede bulunan Linken Bahngasse caddesinde saat 17.30’da gerçekleşecek buluşmanın yerini Süleymaniyeli Fadil Resul ayarlamıştı. Üçüncü kattaki o ev Avusturyalı Renata V. isimli kadına aitti. Renata, Resul’un imam nikahlı ikinci eşiydi. 1975 yılından itibaren Viyana’da yaşayan, Uluslarası İlişkiler Bölümü’nde doktora çalışmasını yapan Resul, iyi bir Kürt lobicisiydi. Viyana’ya gelen Kürt liderlerin görüşmelerini o ayarlıyordu. Bir gün önce Dr. Qasimlo’yu Cezayir’in ilk devlet başkanı Ahmed Ben Bella ile görüştüren Resul, az sonraki buluşmanın da mimarıydı.

Dr. Qasimlo ve Azeri buluşma yerine 500 metre kala, Hilton Oteli’nin önündeki otobüs durağında arabadan indi. Dr. Qasimlo, şoför Kerim Piroty’e bundan sonrasını tek başına gideceklerini ve onun gelmemesini söyledi. Piroty, onları bırakırken, bu son dakika değişikliğine bayağı öfkelenmişti ve ilerleyen saatlerde yakın bir arkadaşına, “Eğer böyle önemli bir görüşmeye katılmayacaksam, ben ne işe yarıyorum? Viyana temsilciliği görevini bırakacağım” demişti.

Dr. Qasimlo ve beraberindekiler Hilton’un önünden Linken Bahngasse Caddesi 5 numaralı eve doğru yürürken, onlardan birkaç dakika önce üç İranlı, Cafer Sahraroodi, Mustafa Ajvadi ve Amir Mansour Bozorgian otelden ayrılmış ve buluşma yerine ulaşmıştı. Ceplerinde diplomat pasaportları vardı ve 10 Temmuz’da Viyana’ya gelmişlerdi. Daha sonra ‘Tanık D’ kodlu bir görgü tanığı o gün Mahmut Ahmedinejad’ın da (2005’te cumhurbaşkanı seçilecekti) onlarla birlikte olduğunu ve keşif yaptığını söyleyecekti. Bir gün öncesine, 14 Temmuz’a kadar ayrı ayrı otellerde rezervasyon yapan İranlı ekip o sabah Hilton’da bir araya gelmişti. Frankfurt üzerinden aktarmalı gelen Sahraroodi nedense diğerleri gibi direk Tahran-Viyana hattını seçmemişti.

Her iki tarafa da kapıyı Resul açtı. Taraflar salondaki masa etrafında toplanmış, müzakereler başlamıştı. Sadece Amir Mansour, heyetinin koruması olarak ara salonda ayakta bekliyordu. Görüşme bir ses bandına kaydediliyordu. Daha sonra Avusturya polisinin açıkladığı o bantta Qasimlo’nun “Hem eli boş döneceğim, hem de İran söz verdiği otonomi için çalışıyor diyemem” sözleri işitilecekti. Sözlerden sonra ise kurşun sesleri…

İki silahtan çıkan kurşunlarla Qasimlo alnından, şakaklarından ve boynundan, Resul kafasından ve boynundan vurulmuş, Abdullah Kadir Azeri ise adeta kurşun yağmuruna tutulmuştu. Viyana Adli Tıp’ın raporuna göre Azeri 8 kurşunla can vermiş, 5 kurşun da vücudunu sıyırmıştı. Olay yerine gelen ilk polislerin bilgi notuna göre “Ölüm komandoları aldıkları ‘sipariş’i yerine getirmekten emin olmak istercesine namlularındaki bütün kurşunları boşaltmıştı.”

İran ve Kürt heyetlerinin kana bulanan bu ikinci (ilki 30 Aralık 1988’de, bizzat Talabani’nin arabuluculuğuyla gerçekleşmişti) müzakere gününde unutulan bir ayrıntı vardı. O gün yani 13 Temmuz 1989; 3 Haziran 1989’da ölen İran İslam devriminin lideri Humeyni’nin 40. yas günüydü. Qasimlo’nun eşi Hélène Krulich cinayetten bir hafta sonra 13 Temmuz tarihine dikkat çekecek ve “İran İslam Cumhuriyeti’nin katliam için bugünü seçmesi tesadüf değildi” diyecekti. Zira Humeyni, 11 Şubat 79 devriminden 6 ay sonra, 19 Ağustos 1979 günü devlet televizyonundan Dr. Qasimlo’yu “Allah’ın bir numaralı düşmanı” ilan etmişti.

22 OCAK 1946, MAHABAD…

22 Ocak 1946 günü Mahabad’ın tarihi Çarçira meydanında Kürdistan bayrağı göklere çekildiğinde ve Qazi Muhamed elindeki bildiriyi okuyarak Kürt Cumhuriyeti’ni ilan ettiğinde Abdulrahman Qasimlo 16 yaşında, Tahran’da üniversiteye hazırlanan bir öğrenciydi. Urmiye’nin zenginlerinden olan babası Muhammed’in cumhuriyetin kuruluşunda yer aldığından haberdardı, hatta onun Sovyetlere giden Kürt heyette yer aldığını bile duymuştu. Daha 14 yaşındayken Komünist Tudey partisinin gençlik kollarına üye olan Qasimlo, Mahabad’ın yıkılışını, 31 Mart 1947 günü Qazi Muhammed’in Çarçira’da asılışını ve 2 yıl cezaevinde kalacak babasının tutuklama haberini Tahran’da kaygı içinde duydu. Bu olaylar dizisi Qasimlo’nun hayatındaki belki de en önemli kilometre taşıydı.

Aslında İran ordusunun Mahabad’ı kanla bastırdığı günlerde Qasimlo ailesinin çocukları güvendeydi. Hüseyin Türkiye’de mimarlık, Ahmet Paris’te matematik, Ali ise Tebriz’de tıp okuyordu. Hatta ailesi Abdulrahman’ı ise daha güvende olsun diye 17 yaşındayken Tahran’dan Paris’teki abisi Ahmet’in yanına gönderdi. Bu, onun Avrupa’ya ilk ayak bastığı andı. Abdulrahman, Fransızcayı çabuk öğrendi çünkü çokdilli büyümüştü. Anadili Asurice idi, fakat Kürtçe (Sorani ve Kurmanci lehçeleri), Azerice, Farsça ve Arapçayı da anadili gibi konuşuyordu.

Abdulrahman Qasimlo’ya bu zengin hayatın kapısını aslında Asuri olan annesi Naneh açmıştı. Babasıyla evlenmesi için Müslüman olmak zorunda kalan ve Fatma ismini alan Nenah’ın Qasimlo aşiretinin içinde çoğu zaman anadilini konuşması hoş görülmezdi. Ancak Nenah, en küçük çocuğu Abdulrahman’a gizlice Asurice öğretti, hatta onunla gizlice yan köydeki Ortodoks kilisesindeki dini ayinlere bile gitti. Belki de bu parıltılı-gizemli çocukluk, renkli ve uyumlu kişilik sayesinde Qasimlo, Avrupa’ya ayak uydurmakta pek de zorlanmayacaktı.

Bu arada 1948’de Çekoslovakya sosyalist yönetime geçince Tudeyli gençleri ülkesine davet etti. Kabul edilen İranlı öğrenciler arasında tek bir Kürt vardı, o da 18 yaşındaki Abdulrahman Qasimlo’ydu. Böylece hayatının en önemli istasyonu olacak Prag günleri başladı. Ütopyası sosyalizmin ete-kemiğe bürünmüş haliyle Prag’da tanıştı, 22 yaşında Prag Üniversitesi’nin Ekonomi ve Siyaset Bölümü’nü kırmızı renkli bir diplomayla (bu en iyi dereceyle mezuniyet demekti) bitirdiğinde evlendi.

Qasimlo, 20 yaşındayken üniversitenin bir kutlamasında Lena ismiyle bilinen, kendisinden birkaç ay küçük olan Praglı Hélène Krulich ile tanıştı. Lena daha sonraki yıllarda kaleme aldığı ve Türkçe’ye “Kürt Ülkesinde Avrupalı Bir Kadın” adıyla çevrilen anılarında ilk başta aksanından dolayı Slovak sandığı bu Kürt genciyle tanışma anını “Hayatımda hiç kimse bana öyle bakmamıştı. O bakış hayatımı değiştirdi” diyecekti. Ne gariptir ki Lena da 1952 yılında İran elçiliğine gidip, evlenmek için başvurduğunda Qasimlo’nun annesinin kaderini yaşayacak, Müslüman olmak zorunda kalacaktı.

1968 PRAG BAHARI…

Çevresinin ve ailesinin “Çıldırdın mı, bir Müslüman ile nasıl evleneceksin?” sözlerine kulağını tıkayan Lena, eşi Qasimlo’yla birlikte gözünü Kürdistan’da açtı. Başka bir kimlikle Kürdistan’da yaşadıkları maceraları ve tehlikeleri Lena anılarında daha sonra uzunca anlatacaktı. Bu arada iki kız çocukları oldu; Mina 1953’te, Hewa 1955’te dünyaya geldi.

Qasimlo 1957’de, 9 yıl önce öğrenci olarak kapısından girdiği Prag Üniversitesi’nde ise artık öğretim görevlisiydi. Fakat işi hiç de kolay değildi, Sovyetlerin bilim bürokrasisi onu bayağı zorlayacaktı. Hatta öğrencesi olan devlet başkanı Antonin Novotny’nin oğlunu sınıfta bıraktığı için neredeyse ‘düşman’ ilan edilecekti.

Qasimlo’nun Prag Üniversitesi’nin kürsüsünde ders verdiği yıllarda İngilizce kaleme aldığı “Kürdistan ve Kürtler” isimli kitabı ise hala keşfedilmeyi bekleyen bir bilim hazinesi niteliğinde. Çek Bilimler Akademisi tarafından 1965 yılında basılan kitap Kürdistan’ın sosyal-ekonomik özelliklerine mercek tutuyor, Kürt sorunun çözümünde yeni ufuklar açıyordu. Kürdistan’ın dört parçasını tarihi geçmişleriyle teker teker ele alan bu kitapta kendi kaderini tayin hakkı, az gelişmişlik ve sanayi devrimi arasında sıkışmış Kürdistan için Dr. Qasimlo’nun reçetesi şuydu;

“Kürt toplumu, Afrika’da son dönemlerde bağımsızlığını kazanmış ülkelerdeki gibi kabileler birliği bile değildir. Kürt köylü-çiftçileri dünyadaki en düşük yaşam standartlarına sahipler. Kürdistan, her ne kadar kelimenin tam anlamıyla bir sömürge olmazsa da siyasi statüsü itibariyle böyledir. Üstüne üstlük bu ülke birçok devlet tarafından paylaşılmıştır. Kürt halkının ulusal özgürlük mücadelesi Kürt sorununun çözümünü hedefliyor. Aynı zamanda Kürt ulusal özgürlük mücadelesini temsil eden iki ana akım giderek güçleniyor. Bunlardan biri proletarya diğeri de ulusal burjuvazidir.

Tarihsel ve yerel şartlar göz önüne alındığında Kürdistan devrimci güçlerinin savaşta üstünlüğü kazanma ve elde tutmak için gerekli temel özellikleri vardır. Tabii komşu ülkelerin çalışan sınıfının desteğini alırlarsa, ki bu destek Kürdistan’ın gelecekteki sosyalist gelişimini garanti edecektir. Ulusal hakların, özellikle de kendi kaderini tayin hakkını garanti altına almak, Kürt ulusunun tarihinde önemli bir aşama olacaktır. Ancak sorunun bu yönünün çözülmesi emperyalizmin Ortadoğu’daki etkisi-gücüne son verilmeden mümkün olmayacaktır.

Bu nedenledir ki Kürt halkının özgürlük davası Ortadoğu’da emperyalizme karşı olan tüm halkların da davasıdır. Kürt sorununun çözümü, Kürt ulusunun spesifik yaşam koşulları ve ülkesinin durumu göz önüne alınarak inşa edilmelidir. Sorunun çözümüne stereotip (basmakalıp) bir yaklaşım veya hamle son tahlilde ana hedefe sadece zarar verecektir. Ama her şeye rağmen Kürdistan, kısa bir sürede Ortadoğu’nun parıldayan bahçesi olabilir.”

Dr. Qasimlo böylesine kritik tespitlerle bilim kulvarında yol alırken, Mahabad ile gelen 20 yıllık sessizlikten sonra, Doğu Kürdistan’ın ‘ilk kurşunu’ 1967’de patladı. Newroz ile birlikte bir grup genç, dönemin İran rejimi Şah Pehlevi yönetimine karşı 4 kalaşnikof, 2 makineli tüfek, 85 eski tüfekle ayaklandı. Direniş her ne kadar 18 ay sonra kanlı şekilde bastırılmış olsa da bu Doğu Kürdistan’ın ilk modern pêşmerge/gerilla savaşının kıvılcımıydı.

Aynı yıllarda Qasimlo ise 68 Prag baharına tanık oldu. Komünist rejimi güçlendirmek için kente giren Rus tankları bütün Praglılar gibi onun da hayatını değiştirmiş, ona hafiften hayal kırıklığı yaşatmıştı. Üniversite salonlarında SSCB’nin ‘sert yüzü’ Qasimlo’yu yeterince sıkmıştır. Bu arada Bağdat’tan aldığı teklif onu heyecanlandırır, Irak cumhurbaşkanı Ahmet Hasan el Bekir’in ricasını kıramamıştı. 1970’de Irak Planlama bakanlığında çalışmaya, Bağdat üniversitesinde ekonomi ve siyaset dersleri vermeye başladı. Eşi Lena ise Prag’da kalmıştı.

Bu arada Mustafa Barzani önderliğindeki Güney Kürdistan devriminin dalgası Bağdat’a ulaşmış, Kürt-Arap müzakereleri başlamıştı. Barzani, Qasimlo’ya “Bağdat’ta bizim temsilcimiz olur” teklifiyle gitti. Ancak O, bunu geri çevirdi. Kimilerine göre Qasimlo, o yıllarda ilişkileri gergin olan Barzani ve Talabani arasında taraf olmamak için teklifi reddetmişti.

Ancak bilim dünyasının yanında pratik siyasete de hevesliydi. 1973 yılında İran Kürdistan Demokrat Partisi (KDP-İ)’nin üçüncü kongresinde liderlik için adaylık teklifini geri çevirmeyen Qasimlo, genel sekreterlik koltuğuna oturdu. Kongredeki sloganı ise hayatının sonuna kadar vazgeçmeyeceği, Viyana’da müzakere masasında katledilmeden birkaç dakika önce dile getireceği slogandır; “İran’a demokrasi, Kürdistan’a otonomi.”

Qasimlo, 1976’da Prag’a döndüğünde ise SSCB yönetimi ile deyim yerindeyse külahları değiştirmişti. Prag’ta ‘istenmeyen adam’ ilan edilmişti. Lena’nın “eşim evine döndü” sevincini “ülkemizi derhal terk et” tebligatı bozmuştu.

“PARİS’TE ENTELLEKTÜEL, KÜRDİSTAN’DA PÊŞMERGE”

Qasimlo, Paris’e yerleşmeye karar verdi, eşi ve çocukları yine Prag’da kaldı. KDP-İ’nin liderliğinin yanında ise Paris’in ünlü Sorbon üniversitesinde doktor ünvanını aldı ve 1978’e kadar, hayatındaki en kritik Kürdistan’a dönüş kararını alacağı yıla kadar, burada dersler verdi. Şah Pehlevi rejiminin baş aşağı gidişi görülünce Qasimlo 1978’in Kasım’ında Kürdistan’a döndü. Ertesinde ise 1 Şubat 1979’da Humeyni’yi taşıyan uçak Paris’ten havalanıp Tahran’a inecekti. Aslında Qasimlo, İran’da değişimin habercisi olan 1978 yazında, ara sıra Paris’in Neauphle-le-Château semtinde bulunan evinde Humeyni’yi ziyaret etmiş, çeşitli sözler almıştı. Humeyni, Tahran’a inişinden 10 gün sonra devrimini ilan ettiğinde ise Kürtlere “sizi de göreceğiz” diyordu.

Ancak hemen ertesinde mollalar arasında Kürtlere karşı homurdanmalar başladı. Doğu Kürdistan’ın büyük kentlerinden Senendej’de Newroz’da başlayan serhildan, daha ilk günlerinde 600 ölü vermişti. 28 Mart’ta Kürt heyetiyle görüşen Humeyni, hiç bir şekilde müzakereye yanaşmıyor, “İslam’da Kürt, Azeri, Fars, ulus, azınlık yok. Hepimiz Allah’ın ümmetindeniz” diyordu. Qasimlo ise meydanlarda “Biliyorsunuz, biz Kürtler hainlerimize ‘cehş’ diyoruz, işte bu andan itibaren Humeyni’nin sözlerine kanan her Kürt ‘cehş’tir. 1975 ihanetini ne çabuk unutunuz?” diye bağırıyordu.

Bu arada Newroz’da Senendej’ten başlayıp, Nisan’da Urmiye’ye uzanan ‘Kürt baharı’ ise bir Kürt katliamını dönüşmüştü. Çiçeği burnundaki cumhuriyet, Kürdistan’a 200 bin Pasdaran ve polis gücü yerleştirmiş, 3 bin karakol daha inşa etmişti. 17 Ağustos’ta Humeyni, Qasimlo’yu “Allah’ın düşmanı” ilan etti, Kürdistan 20. yüzyılın ikinci yarısındaki en büyük kıyımlardan birisiyle karşı karşıyaydı. Bu tarihlerde en az 10 binden fazla Kürt sivilin katledildiği tahmin ediliyor, 1990’a kadar ise bu rakam 40 bine çıkacak, 500’den fazla Kürt köyü yakılacaktı.

1979’un yazındaki şiddetli çatışmaların ardından Qasimlo liderliğindeki pêşmergeler dağlara çekildi. O yıllarda Dr. Qasimlo’yu iyi tanıyan gazeteci Georg Hoffman-Ostenhof bu pêşmerge lideri için şunu diyecekti: “Onu Kürdistan’da ziyaret ettiğimde kamplarda savaşçılarına ders veren siyasi bir lider, bir komutan olarak görüyorum. Ama aynı adam Paris’te, iyi Fransızca konuşan bir entelektüel olarak karşıma çıkıveriyor.”

Dr. Qasimlo’nun o kamplarda ders verdiği peşmergelerden birisi de 20 yaşındaki Ata Nasiri’dir. Diwandereli bu genç, 1982 yılında Mahabad yakınlarındaki kampa yapılan operasyonda sol bacağını kaybetti. Partisi onu zorlu bir yolculuğun ardından hem tedavi olması ve hem de okuması için Bağdat üzerinden Viyana’ya gönderdi. Aradan geçen yılların ardından görüştüğümüz Nasiri, ilginç bir ayrıntıyı anlattı. Ona Almancayı Renate V.’nin öğrettiğini söyleyen Nasiri “O, İran ve Kürdistan’dan gelen gençlerin gittiği bir dil kursunda öğretmendi. Bize ilk başta kendisini solcu olarak tanıttı, fakat 5-6 yıl sonra onun Müslümanlığa geçtiğini ve kapandığını duydum” bilgisini verdi.

HALEPÇE İLE BAŞLAYAN SÜREÇ…

Nasiri’nin Avusturya yapımı protez bacağıyla tanıştığı yıllarda Kürdistan’da Dr. Qasimlo ve güçleri İran-Irak savaşının ortasında sıkışmış kalmıştı. 1984’e kadar ki savaşın bilançosu ağırdır; 10 bin pêşmergesi yaşamını yitirmiş, Dr. Qasimlo ise karargahını Doğu-Güney Kürdistan sınır hattındaki Kandil dağına çekmişti. 1985’lerin ortasında Talabani’nin desteğiyle “Müzakere de mücadelenin başka şeklidir” deyip Tahran’la yıllardan sonra ilk teması kurdu. Ancak 1988 Halepçe katliamı vuku bulunca sırtını İran’ın düşmanı Bağdat’a döndü. Kimilerine göre Halepçe ile birlikte değişen bu dengeler, Dr. Qasimlo’yu müzakere masasına itti.

Taraflar, ilk kez 30 Aralık 1988’de Viyana 9. bölgesinde bulunan YNK’li Xebat Maruf’in evinde, bizzat Talabani’nin arabuluculuğuyla masaya oturdu. Görüşme yeri ise hem YNK’liler ve hem de PDK-İ militanları tarafından sıkı şekilde korunmuştu. Hatta Avusturya istihbaratı Stapo evi yakın markaja bile almıştı. İkinci görüşmeye de katılan istihbarat şefi Sahraroodi, İran’ı temsil ediyordu. İki gün süren sıkı pazarlıklarda Dr. Qasimlo “Kürtçe anadilde eğitim, Kürtçe ikinci resmi dil” talebinden asla vazgeçmedi ve görüşmeler kesildi.

4 Haziran 1989’da Humeyni ölünce, Rafsancani hükümeti Kürtlere “yumuşama” mesajları gönderdi. Tahran, Dr. Qasimlo ve partisiyle yeni bir müzakere için randevu alma girişimi başlattı. Devreye bu kez Viyana’da yaşayan Fadil Resul girdi. Ancak Dr. Qasimlo Paris’i önerdi. İranlılar ise “Ya Viyana, ya da Berlin. Paris asla olmaz” baskısını yapınca Dr. Qasimlo’yu taşıyan uçak 11 Temmuz’da Paris’ten Viyana-Schwechat havaalanına indi, niyeti görüşme öncesindeki iki günü Avusturyalı politikacılarla diplomasi trafiğiyle geçirmekti.

13 TEMMUZ 1989, SAAT 19.37…

İlk polis ekipleri kan gölüne dönen Linken Bahngasse Caddesi 5 numaralı binanın üçüncü katındaki eve ancak saat 19.37’da ulaşmıştı. Merdivenlerde Cafer Sahraroodi kanlar içinde bulundu. Arkadaşı Mansour Bozorgian ise 3 dakika sonra caddenin birkaç metre aşağısında bulunan köprüde karşılaştığı polislere “Vurdular, arkadaşımı vurdular, kurtarın onu” diye bağırıyordu. “Hatasız suikastta” Sahraroodi’nin vurulması bütün planı ters-yüz etmişti. Sahraroodi, polis gözetiminde hastaneye kaldırıldı, Bozorgian ise Schottenring karakoluna götürüldü.

Cebinden İran pasaportu çıkan ve iyi İngilizce konuşan Bozorgian “Cinayet anında orda değildim, saat 19.00 civarında McDonalds’a gitmiştim, döndüğümde arkadaşım kanlar içinde yatıyordu” diyordu. Ancak o akşam McDonalds’da çalışan hiç kimse Bozorgian’ı teşhis edemedi ve sabah 5’te gelen talimatla günlerce saklanacağı İran Büyükelçiliğine teslim edildi. Sabah 10’da ise Viyana emniyet müdürü ve istihbarat şefleri Dr. Qasimlo’nun bir gün önce kapısında beklediği İçişleri Bakanı Löshnak’ın bürosunda, kriz masasında toplandı. Artık Viyana-Tahran hattında bazen sinirleri gerecek, bazen ipleri kopmaya noktasına getirecek uluslararası bir kriz vardı.

15 Temmuz’da sağlık durumu iyileşen Sahraroodi polise verdiği ilk ifadesinde “Ben ara salondaydım ve kapıyı açan genç bir adam bana silahını doğrultup, ateş etmeye başladı” dedi. Öğleden sonraki saatlerde Viyana güvenlik birimlerine cinayetin bir numaralı şüphelisi Bozorgian’ın saat 19 uçağıyla Tahran’a uçağı bilgisi düştü. Polis ve savcılık jet hızıyla saat 18.00’e doğru Bozorgian hakkında tutuklama kararı çıkarttı ve uçağın kalkmasına yarım saat kala havaalanında bekleyen birimlere ‘düğmeye basın’ talimatı verildi.

Bozorgian, ertesi gün kaçma tehlikesi yok denilerek ve “Yurt dışına çıkmama” şartıyla serbest bırakıldı. Ancak polisin topladığı bütün deliller ve peşine düştüğü işaretler İranlıları gösteriyordu. Cinayetin işlendiği gece polis çöpte cinayet silahı ve bir motosiklete ait evrakları bulmuş, 19 Temmuz günü ise polise ifade veren bir görgü tanığı o akşam o caddede geçtiği sırada motosikletli üç kişi gördüğünü söylemişti. Eşkâl, Sahraroodi’nin ta kendisini tarif ediyordu. Ancak 22 Temmuz’da Viyana, Tahran’dan gelen baskı karşısında teslim oldu ve iki doktorun eşliğinde hastaneden çıkartılarak saat 19.00’da kalkan uçakla ülkesine gönderildi.

Aynı gün çıkan Die Presse gazetesinin manşetinde ise Dışişleri Bakanı Alois Mock’un sözleri vardı. Bakan “Schweinerei” (Alçakça, ya da kelime kelime çevirsek domuzca) diyordu. Aylarca süren Tahran’ın ‘Viyana kuşatması’ ardından Bozorgian’a da üstü kapalı şekilde 5 Aralık’ta çıkış izni verildi. Yeşiller milletvekili Peter Pilz, 1997 yılında yayınladığı “Tahran’a giden eskort” isimli kitabında o aylarda Viyana kulislerinde yaşanan “Dr.Qasimlo depremini” ayrıntılı bir şekilde anlatıyor. Pilz’e göre İran’ın “ölüm komandoları” içişleri-adalet-dışişleri bakanlığının ‘harika’ bir operasyonuyla ülkelerine paketlenmişti.

Avusturya hükümeti ise soru önerilerine verdiği yanıtlarda “Tahran’dan baskı görmedik” diyecekti. Fakat nedense cinayetten bir yıl sonra 1990’larda İran ile ticaret ilişkisinde yüzde 60’lık gözle görülür bir patlama olmuştu. Eşinin cenazesini 19 Temmuz 1989’da almak için Viyana’ya gelen Hélène Krulich ise iki ülkeye de ateş püskürtüyordu. Dr. Qasimlo ertesi gün Paris’teki o ünlü mezarlıkta diğer “Kürdistan şehitlerinin” yanına toprağa verildiğinde, Fransız ve Avrupa’nın birçok ülkesinden parlamenterler, bakanlar, ünlü siyasetçiler vardı, fakat Avusturya’dan hiç kimse yoktu… (Die Presse gazetesinin 1997’de yayınladığı bir kamuoyu yoklamasında Avusturyalıların yüzde 55’i ‘Hükümet katillerin kaçmasına göz yumdu’ diyecekti.)

HAYATLARI DR. QASİMLO İLE KESİŞENLER;

HÉLÈNE KRULİCH: 13 Temmuz akşamı saat 20.00 civarında PDK-İ’nin Paris bürosundan, hawar/çığlık ve ağlama sesleriyle gelen telefonla eşinin ölüm haberini öğrendi. Eşinin mücadelesini, hayatını, anılarını katıldığı konferanslarda anlatmaktan yorulmayacaktı. “Ölene kadar ailemdeki Kürt damarını unutmayacağım” diyen torun sahibi 83 yaşındaki Krulich, Paris’te yaşıyor.

KERİM PİROTY: O akşam saatlerce Hilton otelinin önünde bekledi. Aslında Piroty, görüşmenin otelde gerçekleşeceğini biliyordu, Linken Bahngasse caddesine doğru onlarca polis arabası ve ambulansın girdiğini görünce şüphelendi. Binaya ulaştığında arkadaşlarının cenazeleri çıkartılıyordu. O akşam Dr. Qasimlo’yu bıraktıktan sonra verdiği “Parti işlerini bırakacağım” sözünü ise 1992’de yeni lider Şerefkendi’nin de Berlin’de benzer bir suikastla katledilmesinden sonra yerini getirdi. Tıp eğitimini bitirdi, iki çocuğu var. Şu anda 61 yaşında olan Dr. Piroty, Viyana yakınlarında bir muayene işletiyor.

RENATE V.: Dr. Qasimlo’nun arkadaşlarının dile getirdiği bu isim aslında ilk kez basına yansıyor. Bilgiler iddia düzeyinde olduğu için soy ismini gizli tutuyoruz. Cinayetin ertesindeki günlerde Viyana’da “Qasimlo’yu İran değil, Halkın Mücahitleri öldürdü” dedikodusunu yaydığı belirtiliyor. Ancak o akşam neden kendi evinde (cinayet burada işlenmişti) olmadığı hala bilinmiyor. Kimilerine göre sıkı, bir o kadar da gizli İran taraftarıydı ve Humeyni’nin 40. yas günü için Tahran’a gitmişti. Yaşı şu an için 60-65 arasında tahmin edilen Renate V.’nın Müslümanlığı bırakıp alkolik olduğu iddia ediliyor.

ATA NASSİRİ: Olayı TV kanallarının gece bülteninde duydu. O gece sabaha kadar ağladığını söyleyen Nassiri, Dr. Qasimlo’yla en son birkaç ay önce görüşmüştü. Birlikte çektikleri fotoğraf hala evinin bir köşesinde asılı. Eğitimini tamamladıktan sonra Viyana belediyesinde çalışmaya başladı, şu anda engelliler bölümünün müdürü. 54 yaşında, iki çocuk babası Nassiri, belediyeye yolu düşen Kürtlerin aradığı ilk isim. 2010 yılında kendi imkanlarıyla Dr. Qasimlo ve arkadaşlarının katledildiği evin karşısına küçük bir anıt taşı dikmeyi başardı. “En iyi yoldaşım” dediği protezini ise iki yılda bir değiştiriyor.

AMİR MANSOUR BOZORGİAN: Mayıs 1990’da garip bir şekilde Avusturya onu bulmak için İran büyükelçiliğini arama kararı çıkarttı. Ancak Avusturya basınına göre çarşafa bürünen bir kadın kılığında ve sahte bir kimlikle çoktan ülkesine gitmişti. İran’a döndükten sonra general rütbesini aldı ve Doğu Kürdistan’daki birliklerin bağlı olduğu, Dr. Qasimlo’nun memleketi Urmiye’de bulunan Pasdaran (devrim muhafızları) karargahının başına getirildi.

CAFER SAHRAROODİ: Viyana’daki görevin ardından İran’ın yurt dışı operasyonlarını yapan Kudüs birliklerinin komutanı oldu. Ağustos 1996’da PDK-İ’nin Güney Kürdistan Koy kasabasında bulunan karargahına operasyonu bizzat o yönetti.

PETER PİLZ: Dr. Qasimlo dosyasının gün ışığına çıkmasında önemli katkıları oldu. 2005 yılında basının karşısına çıkarak İran’ın yeni cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın da cinayette rolü olduğunu söyledi. Paris’e sığınan İranlı bir gazetecinin “Tanık D” koduyla Ahmedinejad’ın rolüne ilişkin tanıklık yapacağını bildirerek, Viyana’daki adli makamları harekete geçirdi. Ancak bu girişimi kısa bir süre sonra rafa kaldırıldı. 2010’da WikiLeaks belgelerinin açıklanmasına yardımcı olmak için şirket kuran 59 yaşındaki Pilz, hala Yeşiller milletvekili.

CELAL TALABANİ: Dr. Qasimlo gibi o da dünyaya sosyalist pencereden bakıyordu, üstelik Kandil’de karargahları yan yanaydı, yoldaşıydı. 1990’ların başında Kandil’den indi ve Bağdat’a uzandı. Dr. Qasimlo’nun katledilmesinden sorumlu tuttuğu Avusturya hükümetine “İçişleri Bakanlığındaki o görüşme neden iptal edildi?” sorusunu yöneltti. Dönemin içişleri bakanı Löschnak ise yıllar sonra Dr. Qasimlo’ya herhangi bir randevunun verilmediğini öne sürecek, “İranlılarla görüşmesinden bile haberimiz” yoktu diyecekti.

Kaynaklar;

1- Abdul Rahman Ghossemlou, Kurdistan and The Kurds, Czechoslovak Academy of Sciences, 1965, Prag.

2- Namo Aziz, Kurdistan, menschen, geschichte, Kultur, DA Verlag, 1992, Nürnberg,

3- Hélène Krulich, Kürt Ülkesinde Avrupalı Bir Kadın, Avesta Yayınları, 2012, İstanbul

4- Peter Pilz, Eskorte Nach Teheran, Ibera & Holden Verlag, 1997, Wien,

5- Die Presse gazetesinin arşivi ve konuya ilişkin değişik tarihlerde Avusturyalı parlamenterlerin meclise sunduğu soru önerileri ile hükümetin yanıtları.

PERWER YAŞ – ANF

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu