Hasan Bildirici

Korona günlerinde solculuk

Korona virüsü karşısında çuvallayan devletlerin aldıkları aşırı karantina tedbirleri dünyanın emekçi insanlarını mahvetti. Onları aç bıraktı, iş olanaklarını elinden aldı, küçük işyeri sahiplerinin işleri bir daha toparlanamayack şeklilde çöktü. Zaten yoksullardı, yoksullukları ona-yirmiye katlandı. Yüzyıllar boyu önce savaş diyen çeteci devletlerin “önce sağlık” diyerek çökerttikleri insan yaşamından geriye bundan sonrası için ucuz bir iş başvurusu için birbirinin yüzünü gözünü tırmalayacak işsiz ve perişan milyonlar kaldı.

İsviçre’de yüz binkişilik bir kantonda kalıyorum. Bu kantonda bugüne kadar virüse yakalanmış insan sayısı 350. Ölü sayısı ise 12… İki aylık karantina boyunca 12 yaşlı insan bu virüsten ölmüş. Yaş ortalaması 75-80 arası olan 12 insan zaten ömürlerinin sonuna gelmişlerdi. Karşılıklı iki pencerenin cereyanından dahi etkilenip ölebilirlerdi. Gripten, kalp krizinden, böbrek yetmezliğinden ölebilirlerdi. Yaşlarını aldıkları için ölmeleri gerekiyordu. Yaşlandığımızda bize de ölmek için bir hastalık gerekecek. Mutlak ölmemiz gerekiyor. Ölümden kaçış yok. İki ay boyunca 12 yaşlı insanın öldüğü yüzbinlik kantonda bir buçuk aydır her yer kapalı. Sadece marketler, bankalar, polis ve askeri teşkilatlar açık. Bir de devlet açık. Sadece halkı kapatmışlar. İsviçre’deki sağcı partiler önlemlerin hızla gevşetilmesini ve halkın yaşama dönmesini savunurken, solcu partiler ve solcu sendikalar karantinanın daha da ağırlaştırmasını istiyor. Bu mudur solculuk? Çete devletlerinin aldığı aşırı karantina tedbirlerinin gardiyanlığını yapmak mı oluyor solculuk?

O gün sosyal medyada DİSK temsilcilerinin sokakta, karantina tedbirlerinin daha da sıkılaştırılması üzerine bir açıklamalarını dinledim. Basın açıklaması sırasında maske takmış DİSK temsilcisi kişiler inşaatların derhal kapatılmasını istiyor. DİSK’in derhal kapatılmasını istediği iş yerindeki işçilerin bundan sonraki yaşamlarını nasıl sürdüreceklerine dair bir önerileri var mı? Var… Çalışmayıp bir kaç ay daha devletten veya iş sahibinden maaş almak. Peki işten atıldıktan veya iş yeri çöktükten sonraki işçilerin geleceği ile ilgili DİSK’in bir düşüncesi var mı? Yok… Basından öğrendiğim kadarıyla devlet, DİSK’in ihbarı sonucu o işyerini kapattı. Aynı şeyi İsviçre’deki solcu sendika da yaptı. Bir şey yapıyor görünmek için inşaatları gezdi, inşaatların kapanması doğrultusunda demeçler verdi. Neyse ki, İsviçre devleti inşaat çalışmalarını durdurmadı. Bazı kurallara uyma koşuluyla inşaat işleri devam etti. Mesafe kurallarına dikkat etmek koşuluyla inşaatlarda yapılan çalışmalardan dolayı kimseye ek bir virüs bulaşmadı.

Fransa’da 7 milyon insan şimdiden işsiz kaldı. İsviçre’de sosyal yardım başvurusu dört katına çıktı. İsviçre’de yaşayanlar bilir, sosyal yardım parasıyla geçinmek İsviçre’de insanın düşeceği en aşağı konum anlamına geliyor. İsviçre’de sosyal yardıma düşmek her türlü aşağılanmayı göze almak, itilmeyi ve her ay sosyal yardımın kesileceğine dair kahredici tehdidi almak anlamına gelir.

İnsan yaşamı önemlidir. Ama bir insanın evine, çocuğuna ekmek götürmesi ve diğer ihtiyaçlarını karşılaması da bir o kadar önemlidir. Hatta aç kalmış işsiz bir insan için ekonomi sağlıktan önce gelir. İşi, gücü ve geçim kaynağı olmayan bir insan acımasız para düzeni karşında sadece onurunu değil, bir ilaç ve sağlık deryası içinde yaşasa da akıl ve geleciğini de kaybetmiştir.

Karantina günlerinde ve sonrasında zenginlerin kayıplarını telafi etme imkanları olacaktır. Bu telafi hem de bildiğimizden daha kolay yollarla yapılacaktır. Parası olan devlet, toplam kasasının yüzde bilmem bir kaçını ayırarak zenginlerin kaybını karşılar. Türkiye gibi parası dibe vurmuş ve hazinesi boşaltılmış devletler ise para basarak bu işi halleder.

Durduk yerde karşılıksız para basmanın riskleri vardır. Türkiye bir ara aşırı para basmakla bir doları 3 milyon TL’ye çıkarmıştı. Olsun, insanlar milyonlarla konuşuyordu. Marketteki bir colanın fiyatı bir buçuk milyondu. Bol sıfırlı o günleri hatırlıyorsunuzdur. Yoğurt aynı yoğurt, diyelim 200 gram… Devlet 200 gram yoğurda ha bire su katarak bulaşık suyu kıvamında bir ayran içiriyordu. Şimdi bu riskin bir hafifini alarak tekrar para basar, basdığı paradan her haneye 1000 YTL gönderir. Ancak paranın çok çok büyüğünü destek ve kredi adı altında zengin sınıflara aktarır. Zengin sınıflar için basılmış karşılıksız paranın faturasını yine halk öder. Nasıl mı öder?

Normal bir maaşı ve işi varken 2 liraya aldığı domatesi bu kez 4 liraya gider satın alır. İşçi işini kaybetmiş, geliri düşmüş, ancak karşılıksız para basılıp enflasyona neden olunduğu için malın fiyatı iki kat artmıştır.

Milyonlarca insanın işsiz kalması; bir sene, iki sene cinnet sınırında bir hayat sürdürmesi devletleri elbette biraz rahatsız eder. Ancak devletleri asıl rahatsız edecek konu sermaye sahiplerinin parasızlığıdır ki, onu hemen telafi ederler. Bir süre sonra işler açılır, işçi alımları başlar, corona tedbirlerinden dolayı kaybedilmiş bir işçi nesli çıldırtılarak, aç bırakılarak, gösteri yapmışsa coplanarak, “ne yapalım corona krizi vardı” bahaneleri öne sürülerek toprak altı edilir.

İşçiler ve emekçiler için asıl sorun korona krizi bittikten sonra başlayacak. Çok azı eski işine dönebilecek. Hiçbir iş yeri eski düzeninde olmayacak. Eski işini kaybeden işçi yeni bir iş bulsa bile eskisinden ucuza çalışacak.

Peki sol bunun için mi devletlerin aldığı aşırı karantina tedbirlerini destekliyor?

Aç kalmak, işinden olmak ve geleceğini kaybetmek için mi?

Bu durumda hangisidir öldürücü olan? Korona mı yoksa devletlerin aldığı tedbirler mi?

Dünya tersine döndü. Şu anda Avrupa ve Amerika’da sağcı partiler iş yerlerinin açılması için bastırıyor. Solcu partiler ve sendikalar, toplumu korona ile korkutarak kısıtlamaların sürmesini istiyor.

Marketler, postaneler, karakollar, bankalar, askeri kışlalar, meclisler açık. Berberler, lokantalar, küçük iş yerleri, konfeksiyonlar, tamirhaneler kapalı… Bunun adını da toplumsal karantina koymuşlar. Hayır, karantinada tutulan yoksullardır. Sokakların yoksulların elinden alınmasıdır. Sokağı evlerine taşıdıkları için, karantina zenginleri vurmaz.

Bu dönemde solun ve solculuğun parolası “ev hapsine hayır”, “sokakların ve işimizin elimizden alınmasına hayır” olmalıdır.

Devletlerin kurum ve kuruluşlarında coronaya karşı nasıl tedbirler alınıyorsa, kimse merak etmesin emekçi halk da tedbirlerini alır. Sosyal mesafeyi uygulayıp el yıkamayı yapan devlet değil, bireyin kendisidir.

Marksizm ve Leninizm uğruna, sınıf savaşlarında bugüne kadar tahmini bir rakamla 200 milyon insan öldü. Eşitlik, özgürlük ve daha adil bir ekonomik yaşam için verildi bu kayıplar. Pasifik ve Atlas Okyanuslarındaki köpek balıklarının dna’larına bakılsa, daha iyi bir yaşam için Avrupa’dan Amerika’ya göçerken köhne yelkenileri batmış yüzbinlerce Avrupalının köpek balıkları tarafından yenilmiş izlerine rastlanır. Ekonomi yoksa, sağlık üç kuruş etmez. Daha iyi bir yaşam için bu kadar bela atlatmış ve risk almış üretici sınıfların geleceğini devletlerin ve grip seviyesinde bir korku virüsünün ezip geçmesine sol yardımcı oluyor.

Uğruna 200 milyon ölü verilen sol ve solculuğun sürekli neden yenildiğini bu poltikalara bakarak insan daha iyi anlıyor.

Onlarca yıldır sol, Türkiye’de olduğu gibi dünyada da, kapitalist ve sömürücü düzenin gediklerini ve yamukluklarını kapatıyor.

Ben bir solcuyum. En güzel şarkıyı solcular söyledi, en güzel marşlar solculara ait, en güzel şiiri solcular yazdı ve okudu, en güzel roman ve öykü kitapları solcuların, insni değerler uğruna ölüm karşısında en büyük fedekarlığı solcular yaptı, ama kötü poltikalar da solculara ait…

Korona günlerinde olduğu gibi…

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı