RÖPORTAJ

Kimse çözüme hazır değil

PYD Eşbaşkanlık Divanı Üyesi Foza Yusif, Suriye’de çözüm için zamana ihtiyaç olduğunu belirterek, ”Ne Suriye güçleri ne de bölgesel ve küresel güçler çözüm için hazır. Önümüzdeki iki yıl boyunca savaş ve kriz hep gündemde olacak” dedi.

PYD Eşbaşkanlık Divanı üyeliğinin yanı sıra TEV-DEM Yürütmesi’nde de görev alan Foza Yusif, ENKS’nin Özerk Yönetim’e katılımı üzerine tartışmaların sürdüğünü belirterek, ENKS’nin muhafazakar, demokratik prensipleri esas almayan tutumu ve Güney Kürdistan modelinin taklit etmeyi aşmayan ufkunun sorun oluşturduğunu kaydetti. Hem Kürt ulusal birliği hem de Rojava Kürtlerinin birliği için kendilerini sorumlu görüp bunun adımlarının atılması için mücadele ettiklerini; ENKS ile diyalogu, bu çerçevede ele aldıklarını kaydeden Yusif, şunu vurguladı: ”Tüm zorluk ve sıkıntılara rağmen ulusal menfaatlerimiz neyi gerektiriyorsa yapıp bu sürecin üstesinden gelmekte kararlıyız.”

PYD Eşbaşkanlık Divanı Üyesi Foza Yusif, yazılı sorularımızı yanıtladı.

ABD ve Rusya ile dengeli bir diyalog/ilişki sürdürmeye çalışıyorsunuz. İki tarafın da ittifak ve öncelikleri var. ABD, Türkiye’yi; Rusya ise Suriye’yi gözden çıkaramadığı gibi makul bir çözüme de getiremiyor. Sizin bu konudaki ikna çabanızı destekleyen, bu iki gücü çözüme zorlayacak argümanlarınız nedir?

Kürtler, Suriye krizinin başından beri 3. Yol çizgisini esas alarak önemli bir güç olduklarını gösterdi ve bulundukları taraf kazandı. DAİŞ’e karşı mücadelenin ve PYD öncülüğünde geliştirilen demokratik ulus perspektifinin başarılı sonuçları, alternatif bir modelin inşasını olanaklı kıldı.

Devrim yıllarında ortaya çıkan halkların bağımsız gücü, Suriye üzerinde mücadele içinde olan güçler tarafından görmezden gelinemedi. Bu realiteyle bağlantılı olarak Kuzey-Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi, artık bütün Suriye için  bir siyasi çözüm projesi olabiliyor. Dolayısıyla Suriye sahasında siyaset yapan güçler, milyonların sahip çıktığı ve milyonların yaşadığı bir alanı yöneten bu gücü dikkate almak zorunda. Bu gücü ve projesini gözardı edemezler.

Artık şu çok net olarak görüldü; Kürtler ve Özerk Yönetim olmadan Suriye’de çözüm gelişemez. Hepsi, şimdi bu gerçekliği kabullendi; Kuzey-Doğu Suriye’deki iradeyi dikkate almak ve ilişki geliştirmek zorunda olduğunu anladı. Bununla birlikte Suriye gerçekliğine göre çözüm projesi olan tek güç de biziz. Suriye’deki tam çözüm için temel olabilecek tek alan Kuzey-Doğu Suriye’dir. Bizim dışımızda iki yol var;

* Hiçbir şey olmamış gibi 2011 öncesine dönmek isteyen rejim.

* Suriye halklarının karşıtı güçlerin güdümündeki parçalı ‘muhalefet’.

Suriye hükümeti ile başından beri diyalog kurmaya, karşılıklı kabul ile sınırlara ve üniter yapıya zeval vermeyecek bir çözüm istiyorsunuz. Zaman zaman diyalog da kuruldu. Bize somut olarak sizin ne istediğinizi; Suriye’nin mevcut yönetiminin neye itiraz edip tam olarak nasıl bir yol/yöntem ve çözüm dayattığını izah edebilir misiniz?

Özerk Yönetim’in kurucuları olan siyasi güçler olarak, her zaman sorunların çözümü için diyalogu esas aldık, çünkü Suriye’deki sorunların çözümünün askeri olmadığına inandık. Suriye Devrimi’nin ilk nedeni demokrasinin yokluğuydu. Ulus devlet, bir kabus gibi Suriye’yi boğuyordu. Bütün bu alt üst oluşlar, yaşananlar, büyük yıkım ve kayıplara rağmen rejim, hala ulus devlet modeliyle sorunları çözmek istiyor. Demokratik değişim ve dönüşümü kabullenmiyor. Tek dil, tek bayrak, tek ulus, tek kültür düsturuyla hareket etmeyi sürdürüyor. Bakınız; rejim, hala ana dilde eğitimi kabul etmiyor. Her diyalog kurulduğunda ilk gündeme getirdikleri konuların başında rejimin eğitim sisteminin devamı dayatması geliyor. Bu, demokratik dönüşüme ne kadar kapalı olduklarını gösteren çok somut bir örnektir. Bizim bütün çabamız/gayretimiz, sorunların demokratik ve barışçıl çözümü içindir ama maalesef rejim bundan kaçıyor.

Türk devletinin tehdit ve saldırıları sürüyor ama aynı zamanda Kuzey-Doğu Suriye’nin bir bölümünde de işgalci konumundadır. Bunların yanı sıra hem uluslararası gücünü hem de içerideki nüfuzunu size karşı kullanıp bir çok konuda blokaj oluşturuyor, içeride kaosu kışkırtıyor. Türkiye bağlamında şu anda durum nedir, arayış ve çabalar ne düzeydedir?

Türk devleti, Suriye krizinin başından beri hep olumsuz bir rol oynadı; krizi derinleştirip müdahale zemini oluşturmaya çalıştı. DAİŞ ve Nusra ile son olarak bünyesinde direkt çeteleri örgütlemeye kadar her türlü kirli yöntemi kullandı. Başlangıçta bunu gizli/örtülü yapıyordu, ancak bundan sonuç alamayınca artık aleni yapmaya başladı. Türk devleti, sadece Kürtler için değil, bölgedeki bütün halklar ve demokratik kazanımları için büyük bir tehlikedir. Türk devleti, Suriye’nin geleceğinde belirleyici söz sahibi olmak ve Kürtlerin hiçbir statü sahibi olmamasını sağlamak istiyor. Bunun için bütün yöntemlere başvuruyor. Takip ettiğimiz, anladığımız kadarıyla Türk devleti bir kez daha bölgemize sardırmaya hazırlanıyor, bunun fırsatını kolluyor. Direkt bir işgal saldırısının fırsatını bulamazsa da istihbarat marifetiyle kaos, fitne, suikast gibi özel savaş yöntemlerini artıracak. Zaten hali hazırda bütün bunları yapıyor.

ABD ve Rusya ile yapılan anlaşmalara ve sizin işgal edilen alanlara yönelik operasyonel girişiminiz olmamasına rağmen olası bir yeni Türk işgal saldırısına karşı askeri ve siyasi olarak nasıl bir hazırlık içindesiniz?

Türk devletinin bölgemize yönelik özel savaşı sürdürdüğü açıktır. Biz de buna karşı kesintisiz bir mücadele içindeyiz. Mesela son dönemde ajanları marifetiyle yıkıcı faaliyetleri var. Buna karşı önemli bir çalışma yürütülüyor ve büyük oranda boşa çıkarılıyor. Halkımız da Özerk Yönetim’in güvenlik güçleriyle birlikte hareket ettiğinden birçok hücreleri çökertildi. Bunun yanında Arap oluşumları nezdinde karışıklık ve fitne çıkarmaya çalıştı ama bunu da başaramadı. Şunu çok net olarak ifade edebilirim; Türk devleti savaşı durdurmuyor, bize karşı günlük olarak hiçbir yöntemden sakınmadan savaşı sürdürüyor. Bütün bunlara karşı muazzam bir mücadele içindeyiz. Toplumumuzu, Türk devletinin kirli politikalarına karşı günlük olarak uyarıyoruz; siyasi bilincini ve savunmasını güçlendiriyoruz. Elbette avunma sistemimizi tahkim ediyoruz. Diplomatik alanda da Türk devletinin soykırım siyasetinin deşifresi ve buna karşı tavır geliştirilmesi için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Bütün bu dış kuşatılmışlık, tehdit ve saldırıların, Kuzey-Doğu Suriye’de hayatın her alanına, hatta yönetim biçimi ve önceliklerine de yansıması kaçınılmaz. Yine de Özerk Yönetim ve organları, güvenlikten ekonomik sorunların aşılmasına kadar neler yapabiliyor?

Özerk Yönetim, 2014’te kuruldu; şimdiye kadar savaş ve inşa paralel olarak yürütüldü. Bundan dolayı bütün saldırı ve güçlüklere rağmen yıkılmayıp ayakta kalabildi. Bölgedeki birçok devlet bile krizlere karşı duramıyor ama Özerk Yönetim, bütün krizleri güçlü bir şekilde karşılamayı ve büyük oranda başarmayı bildi. Kuşkusuz olağanüstü koşullarda yaşadığımızdan Özerk Yönetim de hep olağanüstü çalışmanın içindedir. Siyasi alanda yapılanma, kurumlaşma, demokratik işleyişin bütün normlarıyla ilerletilmesi gibi konularda yoğun mesai harcanıyor. Bununla eş zamanlı olarak Suriye’deki çözüm için dışarıda siyasi ve diplomatik hamleyi sürdürüyor. Bildiğiniz gibi ekonomik alanda Sezar Yasası’ndan dolayı Suriye çok etkilendi ama Kuzey-Doğu Suriye, bu etkiyi minimize ediyor, çünkü temel ihtiyaç maddelerine zam yapılmadı. Bölgenin kendine yetmesi için tarımda ciddi projeler yürütülüyor. Elbette zaman lazım, çünkü üzerimizde aynı zamanda ağır bir ambargo var. Bütün zorluklara rağmen sürecin üstesinden gelineceğine inanıyoruz. Halkın görüş ve önerilerine açık olduğu için olağanüstü koşullara göre çabuk organize olabiliyor.

Özerk Yönetim ve diğer yapıların çalışma modelini özetleyip pratikte sorunlar yaşanıp yaşanmadığını, nelerin aşılmaya çalışıldığını özetleyebilir misiniz?

Özerk Yönetim, eşbaşkanlık sistemiyle dünyadaki egemen yönetim biçimlerinden farklıdır, üstelik yerele dayalı bir öz yönetimdir; her kademesinde ve kurumunda böyledir. Her alandaki yüzde 50 kadın yönetimi/temsiliyeti, yenidir ve dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Bütün etnik kimlik ve inançların katılımı, Özerk Yönetim’e büyük güç veriyor. Kuşkusuz bunları söylediğimde her sorunun üstesinden gelindiği gibi toz pembe  bir tabloyu kastetmiyorum. Kozmopolit bir toplum ve sorunlu bir coğrafyada yaşıyoruz. Eskinin birçok alışkanlığı hala kendini gösteriyor. Bürokratik hastalık, kurumlaşamama, merkeziyetçilik gibi. Bunlar Suriye rejiminden kalan hastalıklar. Bunlara karşı mücadele var, sürekli bir değişim dönüşüm de söz konusu. Yönetim, halkın eleştirilerine açık, bugüne kadar halkın benimsemediği birçok kararı/uygulamayı iptal veya revize etti. Aslında birçok konuda doğal referandum uygulanıyor, demek yanlış olmaz. Bu da Özerk Yönetim’in halktan kopuk değil, halk için olduğunun göstergesidir ve olumludur.

ENKS ile diyalog başladı ve devam ediyor. Büroları açtılar, siyasi mutabakat da belirli bir düzeyde sağlandı, deniliyor. Şu anda hangi aşamadadır; neler başarıldı ve daha başarılması gereken neler var, somut olarak okurlarımızla paylaşabilir misiniz?

Kürt güçlerinin birliği, Kürt halkı için en önemli ve anlamlı çalışmaların başında geliyor, çünkü parçalılık düşmanlarımıza büyük bir güç, bize de büyük zaafiyet veriyor. Bunu için de PYD olarak hem Kürt ulusal birliği hem de Rojavayê Kurdistan Kürtlerinin birliği için kendimizi sorumlu görüyor ve bunun adımlarının atılması için mücadele ediyoruz. ENKS ile aramızdaki diyalogu, bu çerçevede ele alıyoruz. Bilindiği gibi temel konulardaki siyasi bakışta anlaşıldı, ardından Rojava’daki Kürt siyasi hareketi üzerine görüşmeler yürütüldü ve bir dereceye kadar bu konuda anlaşıldı. Şimdi de ENKS’nin Özerk Yönetim’e katılımı üzerine tartışma sürdürülüyor. Önemli olan; birliğimizi, demokratik bir temel üzerine inşa etmemizdir. Maalesef ENKS’li kardeşlerimiz bu konuda çok muhafazakar ve demokratik prensipleri esas almıyor. Mesela biz, bütün siyasi ve toplumsal güçlerin iradeleriyle Rojava Kürtlerinin birliğine katılmaları, kadınların yüksek oranda dahil olmaları gerektiğini söylüyoruz. Onlar ise dar, bazı partilerle sınırlı kalmasını istiyor. Güney Kürdistan modelini esas alıyorlar ama her parçanın özgünlüğü, koşullarının farklılığını; taklitten ziyade Güney deneyiminin eksikliklerinden ders çıkarılması gerektiğini anlatıyoruz. Tüm zorluk ve sıkıntılara rağmen ulusal menfaatlerimiz neyi gerektiriyorsa yapıp bu sürecin üstesinden gelmekte kararlıyız.

Kuzey-Doğu Suriye’de hem 10 Ekim’e kadarki bazı suçlar için af ilan edildi hem de Hol Kampı’ndaki bazı Suriyeli ailelere ayrılma hakkı tanındı. Tam olarak olan nedir?

DAİŞ operasyonları sırasında yakalanan ve Hol Kampı’nda tutulan ailelerin, DAİŞ ile ilişkisi, suçlu olup olmadıkları sorgulandı. Durumu netleşip suçsuz oldukları anlaşılanlar çıkarıldı. Suçlu olanlar çıkarılmıyor. Güvenlik açısından sorun oluşturmayanlar bırakılıyor. Özerk Yönetim’in af konusundaki kararı da bu esaslar üzerinedir.

Kuzey-Doğu Suriyeli ve sorumlulukları olan bir Kürt siyasetçi olarak önümüzdeki kısa, orta ve uzun vadeye projeksiyon tuttuğunuzda, nasıl bir Kuzey-Doğu Suriye ve Suriye görüyorsunuz?

Suriye’de savaş bitmedi, çözümün sağlanması için daha çok zamana ihtiyaç var. Ne Suriye güçleri ne de bölgesel ve küresel güçler çözüm için hazır. Dolayısıyla en az önümüzdeki iki yıl boyunca savaş ve kriz hep gündemde olacak. Kürtler için tehlike ve fırsatlar iç içedir. Kürtler, artık Ortadoğu’da siyasi bir varlık ve aktördür; bunu kimse inkar edemez ama soykırım politikaları da reva görülüyor. Eğer biz büyük siyasi yanlışlar yapmaz, 3. Yol hatımızı savunup birliğimizi sağlarsak sadece Kürtler için değil, tüm Suriye’yi çözüm yoluna koyabiliriz. Tüm tehlikelere rağmen demokratik özerklik ve demokratik ulus projesinin günbegün ilerleyeceğine dair iyimserliğimi koruyorum. Suriye krizinin çözüm yolu, Kuzey-Doğu Suriye’den geçiyor. Halkların ve özellikle kadınların iradesi, bu realiteyi dost ve düşmanımıza tanıttı.

Yeni özgürpolitika

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu