MEDYADAN

Kim iktidar olursa olsun, Türkiye’de aslolan devlet ve dindir – Ergun Babahan

Hıristiyan Batı karşısında öfke, nefret benzeri duygulara sahip ülke çoktur. İran’dan Pakistan’a kadar geniş bir coğrafyada Batı karşıtlığ özellikle radikal İslam’ın yükselişiyle zirve yapmış durumda. Türkiye diğer müslüman ülkelerle öfke ve nefrette birleşiyor ama buna bir de tavan yapmış bir aşağılık duygusu ekliyor.

Türkiye, Batı medeniyeti karşısındaki ezikliğini ve kaybetmişliğini temeli olmayan bir cüret ve saldırganlıkla kapatmaya çalışıyor.

Son Ayasofya kararı bu aşağılık duygusunun bir başka açık dışa vurumu oldu. “Biz sizden izin almayız” çıkışının ardından Rusya’dan ve özelllikle Putin’den icazet alındığı ve garanti verildiği ortaya çıktı. Şu an itibariyle Ayasofya’daki eşsiz mozaiklerin garantörü Türkiye devleti değil, Rusya’dır. Bu gerçeğin altını çizmek şart.

Bu aşağılık duygusunun verdiği bir başka mesaj var: Biz müslümanlar çoğunluk hale geldiğimiz hiçbir yerde hıristiyanlara yaşam hakkı tanımayacağız, ibadethanelerine el koyacağız, sürüp yok etmeye çalışacağız. Biz çoğulcu, başka inançlara saygılı toplumsal modellerde değil, baskıcı, yasakçıya tekçi toplumlarda yaşayabiliriz.

Bu modelin ortaya çıkışı tarihsel bir sürecin sonucu. Farklı inançların bu coğrafyada yaşıyor olmasından duyulan korku AKP’nin ortaya çıkardığı bir model değil.

Abdülhamid ile şekillenmeye başlayıp Talat Paşa ile gerçek rengini alan ve CHP döneminde perçinlenen bu zihniyetin temel sonucu, 6-7 Eylül olaylarıyla son rengi verilen hıristiyanların Anadolu’dan temizlenmesidir. AKP Varlık Vergisi’ni getiren İnönü rejiminin İslamcı modelidir ama seküler olduğu iddia edilen İnönü rejimi bugünkü İslamcı toplumun temellerini güçlendiren isimdir.

Savaşın kaybedilmesi Türkiye’yi nefret ve kompleksle dolu bir ülke haline getirmiştir. Üstelik bu nefret ve öfke yaratıcı bir enerjiye dönüşememiş, varlığını pavyonda yiyip tüketen babaya kızmaktansa konsomatrislere kin duyan evlad misali, Batı kindarı kuşaklar yetişmesine yol açmıştır. Laikçisi ve dincisiyle bu kuşak sadece kin duyan, üretemeyen, yaratamayan ve rekabet edemeyen bir kuşaktır.

Hıristiyan ve Yahudi halklarını “temizleyen” bu tekçi anlayış yolu çıkışı itibariyle faşizandır. “Kendi gibi olmayan” kimseye yaşam hakkı tanımayan bu zihniyetin, kendi halkalarına muamelesi de farklı olmamıştır.

1915 soykırımının ardından kurulan cumhuriyetin tarihi bir katliamlar tarihi olagelmiştir. Şark İslahat Planı ile başlayıp Dersim Soykırımı ile devam eden bu yaklaşım, AKP-MHP rejiminde en kaba dışavurumlarından birini bulmuştur.

Bir buldozer gibi önüne çıkan herşeyi yakıp yağmalayan bu anlayışın temelinde Asya tipi toplumlarda devletin yeri ve rolü yatıyor. Aslında devlet fikrinin çıktığı yer Antik Yunan veya Roma değildir, Çin’dir. Çin, İsa’dan 300 yıl önce, yani Batı’da modern devletin ortaya çıkışından 800 yıl önce çok geniş bir nüfus ve coğrafyayı yöneten tek tip merkezi bir bürokrasi yaratmıştır. Çin, Roma’dan çok etkili biçimde sadece liyakata dayalı bir bürokratik düzen kurmuştur.*

Roma ve Yunanistan’ın devlet fikrine katkısı hesap veren yönetim anlayışına katkıları olmuştur temelde. Asya’nın Avrupa medeniyetinden ayrıldığı temel nokta burasıdır. Çünkü, Asya toplumlarından farklı olarak Batı başta Katolik kilisesi ve feodal beylik sistemi olmak üzere bir farklı karar merkezi, bir direniş odağı, bir sivil toplum nüvesi yaratabilmiştir.

Batı toplumları Şark gibi tepeden inme biçimde mutlak hükümdarın emir ve düzenlemeleriyle çıkmamıştır kabile düzeninden. Katolik kilisesi bu dönüşümün sosyal alt yapısını sağlamıştır mesela, tıpkı imparatorun danışmak zorunda olduğu feodal beyler meclisinin meclislerin temelini oluşturması gibi.

Bunun sonucu bireysellik modern devletin kuruluşundan çok önce sahneye çıkmış, hukukun üstünlüğü modern devlet tüm gücü eline almadan inşa edilmiştir.

Elbette toplumlar geçmişin elinde bir oyuncak değildir, birbirlerinden fikir ve kurumlar ödünç alırlar ama bugün ne oldukları önemli ölçüde geçmişlerine bağlıdır.

Çin’den Anadolu’ya kadar bu coğrafya din dahil olmak üzere tüm kurumların devletin emrinde olduğu, hukukun üstünlüğü ilkesinin hiçbir zaman sağlanamadığı, keyfiyet ve kendisi gibi olmayandan nefretin egemenliğinin sürdüğü devletlere ev sahipliği yapmıştır. Devletlerin adı değişmiş ama temel ilke hep aynı kalmıştır.

Osmanlı’da 3. Selim ile başlayıp cumhuriyet döneminde Mustafa Kemal ile devam eden reformların amacı sadece devleti güçlendirmek olmuş, Batı tip eğitim, askeriye,  giyim kuşam hedefiyle kısıtlı kalmıştır.

Özel mülkiyet ve can güvenliğinin hiçbir zaman garantide olmadığı bu coğrafyada şimdi 3. Selim döneminde başlayan görüntüde Batıcılık fikrinden de vazgeçilmiş, taşralı ve şekilci İslamcılık dönemine geçilmiştir.

Şekilci modernleşmenin bu ülkeye getirebileceği çoğulculuk ve hukuk bu kadardır. Yaşlı bir fahişenin makyajı kadar işe yaramış ve gerçeği örtmeye yetmemiştir.

*Francis Fukuyama: The Origins of Political Order: From Prehuman Times to the French Revolution

Ahval

Daha Fazla Göster

Bir Yorum

  1. türk türkdür
    tarihi kasablikdir
    devleti olusturan toplumdur
    yani bu vahsetin adi türk milletidir
    o neyse babahan benden bin kat iyibilir
    yi aciklar
    tabiki tesbitleri dogrudur
    hpd hükümti kursada türk milletine hizmet edecekdir
    buda bu dört yada bes raydir
    tek bayrak
    tek millet
    tek dil
    tek din
    ve türk kasabligi
    yani türklük

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı