RÖPORTAJ

Karayılan’dan çağrı: Kimyasal saldırılar için yerinde inceleme yapılsın

HSM Karargah Komutanı Murat Karayılan, Türk devletinin kimyasal silah kullanımının “kesin” olduğunu belirterek uluslararası heyetleri inceleme yapmaya çağırdı. Karayılan ayrıca, "Acilen ulusal birlik ve ortak Kürdistani siyasete ihtiyaç var" dedi.

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan Türkiye’nin Başûrê Kurdistan ve Rojava’ya yönelik işgal saldırıları, Türk devletinin kimyasal silah kullanarak işlediği savaş suçlarını,  KDP’nin tutumu ve ABD’nin Ortadoğu politikasına ilişkin MedyaNews’in sorularını yanıtladı.

Türk devletinin Kürdistan’da Uluslararası savaş hukukunu ayaklar altına aldığını, yetkili kurumların ise Türk devletinin suçlarına göz yumduğunu ifade ederek, “Eğer gelip inceleme yaparlarsa daha somut kanıtlara da ulaşabilirler, bizim imkanlarımız bu kadardır. Bundan önce Garê saldırısı sürecinde de çağrı yapmıştık, şimdi yine çağrı yapıyoruz heyetler gelsin, yerinde inceleme yapabilir ve daha somut tespitler de bulunabilirler.” dedi.

MedyaNews’in sorularını yanıtlayan PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan’ın değerlendirmelerinin birinci bölümü şu şekilde:

*Türkiye’nin Başûrê Kurdistan ve Rojava’ya yönelik saldırılarını son dönemde yoğunlaştırması, İran’ın da Başûrê Kurdistan’a girme sinyalleri vermesi, Kürt özgürlük mücadelesi açısından ne anlama geliyor? Türkiye’nin nisanda başlattığı saldırılarda son durum ne?

Şüphesiz Kürdistan’daki işgalci güçler açısından Kürt halkının kazanımlarına karşı sürekli bir tehdit var. Şimdi en büyük tehdit ise Türk devleti öncülüğünde geliştirilmekte. Şimdi Türk devletinin 23 Nisan’dan itibaren geliştirdiği saldırının üzerinden neredeyse 6 ay geçiyor. Bu aylarda çok büyük bir savaş yaşandı ve yaşanıyor. Bunları birkaç cümle ile dile getirmek zordur. Şimdi Türkiye devleti 2021 yılını kendisi için özel olarak planladı. Planlarında bu yıl Başûrê Kurdistan’da bulunan tüm mevzilerimizi işgal etmeyi, gerillayı tasfiye edip oralardan çıkarmayı, buralardaki merkezlerimizi dağıtıp hareketi koordinesiz bırakmak istedi. Nasıl ki 1998 yılında Türk devleti ve komplocu güçler Suriye’ye bir saldırı düzenleyip Önderimiz Abdullah Öcalan’ı, esir alıp tasfiye etmek istedilerse, şimdi de veya 2021 yılında da böyle bir plan yaptılar. Yine Amerika, Almanya ve İngiltere gibi hegemonik güçler destek verdi. Yılın başında zaten Türkiye’nin savaş bakanı Bağdat’a gitti, Hewler’e geldi veya Irak devletine geldi, PDK’yi işte böylesi bir konsepte destekçi yaptılar. Onlar 2 veya 3 ay içerisinde Başûrê Kurdistan’daki bütün gerilla bölgelerini,  Qendîl ve Garê de dahil olmakla birlikte işgal etmeyi hesaplıyorlardı, hedefleri böyleydi.

Bunun için daha yılın başında, 10 Şubat’da Garê’ye sürpriz bir saldırı gerçekleştirdiler fakat orada kırıldılar. Öyle ki Garê sınıra uzaktır, gerilla varlığı orada yoğundur. Eğer sınırda saldırırsak kazanırız diye düşündüler. Bu temelde bu saldırılar başladı. Xabur suyundan Şemzînan’a kadar, havadan, ve karadan üç koldan neredeyse 100 km’lik bir arazide gerilla mevzilerine saldırdılar. Birinci ve ikinci günde Türk ordusu gelip nereye ulaşmış ise, nerede havadan asker yerleştirmişse bu altı aydır da hala ordalar. Yani savaş hala oralarda yaşanmaktadır. Planladıkları gibi ilerleyemediler. Güçlerini indirdikleri yerler de hakimiyet kuramıyorlar.  Yani bazı yerlerde 6-7 km ilerlemişler, bazı yerlerde de 3-4 km ilerlemişler o kadar. Şimdiye kadar da savaş oralarda yaşanmakta. Şimdi Türkiye ordusu bütün modern tekniği kullanmaktadır. Özellikle savaşı hava gücü ile yürütüyor. Her yeri sürekli bombalıyor. Bu şekilde de işgal etmek ilerlemek istiyor. Fakat şimdiye kadar bunu başarmış değil. Neden? Gerilla da bir süredir kendini yeniliyor, geliştiriyor. Yeni yöntemler kullanıyor gerilla. Birincisi böyle küçük, uzman ve birbiriyle koordineli gerilla timleri ile hareket tarzı geliştirdi. Gerillanın geliştirdiği diğer taktiklerden bir tanesi de araziyi savunmak için, yer ve mekan olarak tünel savaşı. İşte gerilla bu her iki yöntemi kullanıyor. Yüksek bir taktik performans açığa çıktı. Öyle görünüyor ki Türk devleti bu kadarını beklemiyordu onlar da bu durum karşısında afalladı. Fakat ilk hafta yoğun bir biçimde çok fazla basına vermelerine ve üzerinde çok konuşarak zafer havası oluşturma istemlerine rağmen, tıkanıklık yaşandığında ve git gide tehlikeyi ve yenilgiyi gördüklerinde bu savaşı Türkiye’den ve dünya kamuoyundan gizlemeye başladılar. Yani böyle geniş ve büyük bir savaşın yaşandığını göstermiyorlar.

Türk devleti, yaşadığı tıkanma ve kendi düşüşünün üstünü kapatmak için çağın bütün teknolojisinin yanında kimyasal silah kullanıyor. Uluslararası kanunları böyle ihlal ediyor ve şimdi bu şekilde kendini bu yenilgiden çıkarmak istiyor. Bu çerçevede Avaşin, Zap ve Metina alanında savaş devam etmektedir.

*Başûrê Kurdistan ve Rojava’nın bazı bölgelerinin neredeyse yabancı güçlerin savaş alanına döndüğü bir süreçte Kürt birliğini sağlama konusunda olumlu adımlar atılabilecek mi? Bu koşullarda KDP ve KYB nasıl bir tutum almış durumda? KDP çevrelerinden PKK’ye yöneltilen suçlamaları (savaşta sivillerin zarar görmesinden PKK’nin sorumlu tutulması) siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kürdistan’ı işgal eden devletlerin arasında her ne kadar çelişki olsa da, ihtiyaç duydukları zaman Kürt ve Kürdistan bir araya gelip ortak kararlar alarak planlar yapıyor ve siyaset belirliyorlar. Fakat maalesef bu siyaset karşısında dört parça Kürdistan bir araya gelemiyor. Ortak bir siyaseti netleştiremiyor. Şüphesiz bunun birçok sebebi var. Çok acil bir şekilde ulusal birliğe ve ortak Kürdistani bir siyasete ihtiyaç var. Fakat sömürgeci işgalci güçlerin bunu engelleme oyunları var. Yani onların ağırlığı var. Şimdi YNK’nin durumu ulusal tutum konusunda normaldir. Fakat KDP özellikle Türk devletinin PKK’yi ve PKK şahsında Kürt halkının kazanımlarını ortadan kaldırma konseptine dâhil oldu. Şimdi Türk devletinin yürüttüğü bu saldırının bir tarafı da KDP güçleridir.  Yani onlar da gerilla alanlarını kuşatıyorlar, ambargo uyguluyorlar, yolları kapatıyorlar. Bu şekilde Türk devletinin işgal konseptini adeta tamamlıyorlar. Yine öyle görünüyor ki anlaşmışlar ve böyle Türk devleti Başûrê Kurdistan topraklarını işgal ettiğinde KDP buna karşı hiçbir tepki göstermiyor.  Türk devletinin saldırıları sonucu buradaki köylüler büyük bir zulüm ve zarar görüyor. Yani Türk devleti Başûrê Kurdistan halkımızı da korkutmak için, kimsenin PKK ile hareket etmemesi için zaman zaman insanları bilinçli bir şekilde hedef alarak öldürüyor ve bağ ve bahçelerini tahrip ediyor. Bu da bir işgal siyasetidir. Türk devleti bunu bilinçli yürütüyor. KDP bunu bilmesine rağmen kalkıp PKK’yi suçluyor. Bu doğru bir şey değil. Halka zarar veren, bu saldırıları geliştiren bellidir, Türk devletidir. Türk devletinin buralarda ne işi var? Neden bu kadar saldırı geliştiriyor? Bilinçli bir şekilde halka zarar veriyor. Bu yapılanlara karşı Türk devletine tavır almak yerine PKK bunlara sebep oldu, diyorlar. Bu doğru değildir.

Fakat buna rağmen bu dönemde Kürdistan özgürlük mücadelesinin ortak bir siyasete ihtiyacı var. Çünkü işgalci güçlerin Kürdistan topraklarında çok fazla plan ve oyunları var. Biz de bu planları boşa çıkarmak için ulusal, demokratik ve ortak bir Kürt siyaseti geliştirmek için çabalıyoruz. Bunun için mücadele yürütüyoruz. Ama KDP’nin şimdi Türkiye ile beraber hareket etme tavrı, bunun yakın bir zamanda gerçekleşmeyeceğini gösteriyor. Yani bu durum, bütün temiz kalpli Kürtlerin, Kürtlerin dostlarının umut ettiği gibi bir birliğin şimdilik, bilinmeyen bir tarihe ertelendiğini gösteriyor. Çünkü Kürt siyasetinde ailesel ve örgüt çıkarları ulusal çıkarlar üstünde tutma var, bundan dolayı da ulusal çıkar birinci plana alınmıyor. Böyle bir ayrımcı süreç gelişiyor. Şimdiki durum böyle izah edilebilir.

*HPG, Türkiye devletinin Başûrê Kurdistan’a yönelik saldırılarında kimyasal silah kullandığını belirtiyor. Türkiye ise bunu reddediyor. Bu konuda elinizde kanıt var mı? Bizimle paylaşabileceğiniz ne tür bilgiler var?

Türk devletinin kimyasal silah kullandığı kesindir, Türk devleti Başûrê Kurdistan’da kimyasal sillahları gerillaya karşı kullanıyor. Konuya ilişkin HPG birçok kez açıklama yaptı. Belgelerde var, görüntüler var, görünüyor, hem tünellerin içinde çekilmiş görüntüler var hem de tünnellerin dışında çekilen görüntüler var. Gazların kullanıldığını gösteren mühimmatlar var, böyle çok sayıda belge var ve HPG bu belgelerin çoğunu kamuoyuna da açıkladı. Elimizde bazı mühimmat kalıntıları var onlar da inceleniyor belki onlar daha somut kanıtlar olabilirler. Fakat burada Uluslararası sorumlu güçler çok ilgisiz yaklaşıyorlar ilgilenmiyorlar, bu kadar çağrı olmasına rağmen sessiz kalıyorlar, neden? çünkü Türk devleti NATO üyesidir. Bundan önce Suriye’nin oradaki silahlı güçlere karşı kimyasal silah kullandığını söylediler tüm dünya ayağa kalktı Suriye’ye muhtıra verdiler, müdahale ettiler, saldırdılar peki bu çifte standartın nedeni nedir? insanlara karşı kimyasal silah kullanan bir devlete karşı bir tepki olmalı. NATO üyelerine herşey reva görülüyor, NATO ülkesi olmayanlara karşı ise tepki gösteriliyor. Uluslararası güçler ve kurumlar kimyasal silah kullanılan bölgelere gelebilir, kimyasalın kullanıldığı bölgenin bir bölümünde KDP var tüm dünyanın da KDP ile ilişkisi var Başûrê Kurdistan’a gelirlerse gerilla alanlarına da gelebilirler. HPG 6 yoldaşımızın Girê Sor’da kimyasal ile şehit edildiğini açıkladı. Girê Sor, sınır hattında bulunuyor. Girê Sor ve sınır karakolu Sivri tepe arasında bir kilometre mesafe var, sınır taşı Girê Sor tepesinde bulunuyor. Girê Sor’un bir bölümü Türkiye toprakları sayılıyor. Orada bir tünel var, biz oradaki tüm güçlerimizi çektik, Türk devleti hala o tünele girmemiştir, arkadaşlarımızın cenazeleri ise hala orada. Uluslararası kurumlar gidip orada kimyasal olup olmadığı konusunda inceleme yapabilirler, kimyasalın izleri hala o tünellerde mevcuttur, bunun içindir ki, Türk devleti de giremiyor. Herşey gözler önündedir, daha somut belge isteyenler müdahale etmelidir. Bizi inandırıcı bulmuyorlarsa o zaman bağımsız heyetler gelip bakabilirler. Türk devleti Kürdistan’da Uluslararası savaş hukukunu ayaklar altına almakta ve savaş suçu işlemektedir. Yetkili kurumlar Türk devletinin suçlarına göz yummamalı ve müdahale etmelidir. Eğer gelip inceleme yaparlarsa daha somut kanıtlara da ulaşabilirler, bizim imkanlarımız bu kadardır. Bundan önce Garê saldırısı sürecinde de çağrı yapmıştık, şimdi yine çağrı yapıyoruz heyetler gelsin, yerinde inceleme yapabilir ve daha somut tespitler de bulunabilirler.

*ABD’nin 2000’li yıllardan bu yana ekonomik ve politik olarak güç kaybettiği ve dış politikasının da bu güç kaybına paralel tekrar şekillendiğine ilişkin değerlendirmeler var. Son olarak da ABD Afganistan’dan çekilirken, Irak ve Suriye’den de çekilme gündemde. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? ABD dış politikasında köklü bir değişiklik ya da şimdilik bir belirsizlik söz konusu mu; öyle ise bunun Orta Doğu ve Kürdistan üzerinde ne gibi etkileri olabilir?

Başta Amerika ve küresel güçler dünya siyasetlerinde bir yeniliğe gidiyorlar. Kendi çıkarları doğrultusunda siyasetlerinde yeni bir dizayn yapıyorlar. Bu çerçevede değişimler var. Bu onların dünyadan ellerini çekeceği anlamına gelmiyor. Değişim yapıyorlar ama ellerini de çekmiyorlar. Afganistan’da durum farklı. Amerika ve NATO Afganistan’da yenildi. Geri çekilmek zorunda kaldılar. Burada şu ortaya çıktı. Eğer bir toplum kendisini örgütlerse modern teknolojiler ve her türlü saldırılara karşı da kendilerini koruyabilirler. Bu bir kez daha ıspatlandı. Küresel güçlerin dünyanın tümünden ellerini çekmeleri daha iyi olur. Eğer bugün Amerika Irak ve Suriye’den çekilmek istiyorsa çekilebilir. Bunda bir sakınca görmüyoruz, daha iyi olur. Fakat bu durumlar hemen yerine getirilemez.

Esas olan halkın, örgütlerin kendi öz güçlerine dayanmalarıdır. Sırtını başka bir güce hele hele uluslararası hegemonik bir güce veren, ona dayanan hiç bir örgüt veya güç amaçlarında başarılı olamaz. Çünkü bu güçlerin yarın ne yapacağı belli olmaz. Başarının yolu özgüce dayanmaktır. Kendi iraden ile siyaset yapmak istiyorsan öz gücünü esas almalısın, düşüncemiz bu şekilde Rojava, Suriye ve Irak’taki güçler de herkes kendi öz gücüne dayanmalı, kendi kendini savunmalı, doğru olan da budur. Eğer bir siyasi güç bunu esas alırsa diğer güçlerin çekilmesi ya da çekilmemesinden etkilenmez. Kendini öz gücüne dayanarak örgütlenip kendini savunmayı esas alan güçler ancak zaferi kesinleştirirler.

 

Daha Fazla Göster

Bir Yorum

  1. Sayın Karayılan, sizin savaş alanınız Kürdistan’ın Kuzey parçası, Güney değil, bu bir. İkincisi: Sizin orada, yani Güney parçada üs kurmanız yine doğru değil. Siz oradan gelip bir Türk askeri üsüne saldırı yapıyor ve geri kaçtığınızda faşist Türk devlet güçleri arkanızda oraya gelerek işgal ediyor. Yani sebepte siz oluyorsunuz. Neden hep KDP’yı suçluyorsun? Lütfen biraz iğneyi de kendinize batırın. 37 yıldır kirli bir savaş yürütüyorsunuz, peki ne kazandınız ve mazlum halkımıza ne verdiniz? Sizin yanlış politikanızdan dolayı 4200 köy virane, koca coğrafya tarumar, 10 milyon insanımız göç sonucu asimilasyon çarkının önünde ve sefillik. 60 binden fazla şehit olan genç insanımız. Sizin yüzünüzden Efrin, Gırê Sıpi, Serê-kaniyê gitti. Lütfen gücünüzü o parçadan çekin, dönün Ağrı, Sipan, Nemrut, Munzur’da karargahınızı kurun, bakalım barbar Türk ordusu Güney’e girer mi? görürüz o zaman. Ayrıca siz KDP’nin Türk devletiyle ilişkilerini eleştirirken, peki siz kimlerle ilişkidesiniz? Onu da lütfen açıklar mısın???????

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: