RÖPORTAJ

Karayılan: Zulme karşı kutsal bir direniş vardır

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, Kürdistan Özgürlük Mücadelesinin soykırımcı sömürgeci rejime karşı kesintisiz direnişten taviz vermediğini söyledi.

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, AKP-MHP-Ergenekon yönetimindeki Türk devletinin, yalana ve inkara dayanan, kendi yalanlarında ısrar eden, yalanlarını gerçekmiş gibi gösteren arsızlaşmış bir devlet olduğunu vurguladı. Devletin, Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı sürdürdüğü savaşla ilgili verdiği bilgi ve rakamların gerçeği yansıtmadığını izah eden Karayılan, “Dikkat edin; sadece savaşta değil, farklı konularda da böyledir” diyerek, korona salgını ve ekonomiyle ilgili paylaşılan verilere dikkat çekti.

Dengê Welat radyosunun sorlarını yanıtlayan PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan’ın söyleşinin tamamı şu şekilde:

Tecride, Faşizme ve İşgale Son; Özgürlüğü Sağlama Zamanı Hamlesi çerçevesinde eylemler yapılıyor, birçok kesimden de tepkiler gelişiyor. Buna rağmen Türk devletinin hala İmralı tecrit sisteminde ısrar etmesinin nedeni nedir?

Biz şimdiye kadar kamuoyunu İmralı gerçeği ve Önderlik gerçeği hakkında yeterli bilinçlendiremedik. İmralı gerçekliğini kamuoyuna gerektiği gibi mal edememe durumu var. Şüphesiz bu bizim için bir özeleştiri konusudur. Üzerinden 22 yıl geçti; halen bakıyoruz kamuoyu tarafından İmralı sistemi olması gerektiği gibi ele alınmıyor, tam anlaşılmamış. Bu bizim eksikliğimizdir.

İmralı sistemi, insan haklarının, hukukun ve kanunların ayaklar altına alındığı bir sistemdir. Adaletsiz bir biçimde yürütülen psikolojik işkence sistemidir. Faşizmdir. Gerçeği budur. Bugün faşist AKP-MHP rejimi, İmralı’daki bu sistemi tüm zindanlarda ve tüm ülkede adım adım uyguluyor. Tüm Türkiye’de hakim hale getirmek istiyorlar ve etmişlerdir de. Bugün kimse, Türk zindanlarında ve esas olarak tüm ülkede “hukuk var, adalet var, eşitlik var” diyemez. Öyle bir şey yoktur.

İmralı’da gerçekleşen şeyler, bugün tüm Kürdistan ve Türkiye’de hakim hale gelmiştir. İmralı sistemi, Türkiye için anti demokratik bir sistem ve faşizm rejimidir. Türkiye’de gerçekleşen yüzü budur. Kürdistan’da ise bu soykırım ve faşizm biçiminde yansımasını bulmaktadır. Kürt halkının katledilmesidir. İmralı’da organize edilen şeyler bir çekirdektir ve bu çekirdekten tüm Kürdistan ve Türkiye’ye dağılmaktadır. İmralı İşkence Sistemi parçalanmadığı ve ortadan kaldırılmadığı sürece Türkiye’ye demokrasi, adalet ve hukukun gelmesi mümkün değildir. Bu gerçeği biz Türkiye kamuoyuna iyi kavratamıyoruz.

Bilinmeli ki; İmralı’daki psikolojik işkence sistemi parçalanmadığı ve ortadan kaldırılmadığı sürece Kürdistan’a özgürlük, eşitlik ve barışın gelmesi de mümkün değildir. İmralı sistemi, aslında bir özel savaş rejimidir ve Kürdistan’da Kürt halkı üzerinde yürütülen soykırım sistemidir. İçeriği böyledir.

İmralı sistemi olduğu sürece savaş da olacaktır, barış söz konusu olmayacaktır. Savaşın olduğu ama barışın olmadığı sürece Türk devletinin faşist ve insanlık dışı uygulamaları da devam edecektir, ortadan kalkmayacaktır. Bunun için tüm demokrasi ve özgürlük yanlısı güçler, öncelikle İmralı İşkence Sistemi’ne karşı mücadele yürütmelidir. Herkes buna karşı durmalı ki, Türkiye’de hukuk ve demokrasinin önü açılsın ve gelişsin. Türkiye’de böyle soykırımcı, faşist ve insanlıkla hiçbir ilişkisi olmayan bir zihniyet, İmralı İşkence Sistemi temelinde kendisini hakim kılmış durumda. Bunun için de bu faşist-soykırımcı sistemin aşılması için öncelikle İmralı sisteminin ortadan kaldırılması gerekir.

Önder Apo özgür olmalı. Bir halkın önderidir ve bu halk önderi sömürgeciliğin elinde esir olarak kaldığı sürece, Kürt toplumunun da esir olduğu, Kürt halkının da sürekli baskıcı ve soykırımcı siyasetle karşı karşıya geleceği anlamına gelmektedir. Dolayısıyla bu halkın özgürleşmesi için öncelikle İmralı İşkence Sistemi’nin ortadan kalkması ve önderliğinin özgürleşmesi gerekir. Bunlar birbirine bağlıdır ve birbirlerinden ayrılamazlar. Belki bazı kişiler bunları birbirinden ayrı görüyor ama ayrı değildir. Önder Apo şimdi bu psikolojik işkenceye karşı orada direniyor. Ne için direniyor? Kürt halkının hakları için direniyor. Özgürlük ve demokrasi için direniyor. Eğer geri adım atmıyorsa Kürt halkının haklarından geri adım atmıyor; demokrasi ve özgürlük prensiplerinden geri adım atmıyor demektir. Bu, devrimci bir duruştur; halkını ve bölge halklarını temsil eden bir duruştur. Buna karşı işkence sistemi devam etmektedir; tüm Kürdistan ve Türkiye’de bu sistem hakim kılınmaktadır.

Hamle çerçevesinde belli bir eylemsellik ortaya çıktı. Hem uluslararası alanda hem de Kürdistan’da belli bir düzey gelişti, ancak doyurucu değildir, daha fazla yükseltilmesi gerekmektedir. Başta Bakur olmak üzere tüm Kürdistan parçaları ve yurt dışındaki Kürt toplumunda bu sorunu ciddi bir şekilde öncelikli sorunumuz olarak ele almalıyız, çünkü bu halkın geleceği bununla bağlantılıdır. Bugün halkımızın geleceği tehlike altındadır. Bunu bilmeliyiz. Bu soykırımcı faşist siyaset, halkımızı ortadan kaldırmak istiyor. Çöktürme Planı da Şark Islahat Planı’nın devamı niteliğindedir. Halkımızı yok etmek istiyorlar. Halkımız üzerinde bu kadar büyük bir tehlike vardır. Zaten Önder Apo da bunu biliyor ve buna karşı bir duruş sergiliyor. Halkımız da bir bütün olarak bu gerçekliği görmeli, bunun için çok daha fazla eylemsellik geliştirmelidir.

Kadın Özgürlüğüne Dayalı Demokratik Ekolojik Toplum Paradigması, Ortadoğu ve dünya çapında yankılanmaktadır. Demokratik Modernite’yi temsil etmektedir. Bu anlamda uluslararası alanda da belli bir sahip çıkma düzeyi vardır ama eğer biz Önder Apo’yu doğru anlatabilmiş ve tanıtabilmiş olsaydık, dünya halklarının sahiplenişi de çok daha fazla olabilirdi. Mesela şimdi Britanya sendikaları -ki bunların milyonlarca üyeleri vardır- sahipleniyor. Bunun, tüm Avrupa’da, Latin Amerika’da, Afrika’da, Asya’da geçerli olması gerekirdi. Yani bu konuda belirttiğimiz gibi eksiklerimiz vardır. Çabalar vardır ama yeterli değildir. Fakat biz biliyoruz ki, bu eksiklikleri ne kadar giderirsek, Önder Apo’nun gerçekliğini dünya kamuoyuna ne kadar tanıtabilirsek, o kadar daha fazla sahiplenme gelişecektir. Çünkü zaten Önder Apo bir ulus-devletin elindeki bir tutsak değildir; uluslararası bir tutsaktır. Dünya güçleri esir almışlardır ve İmralı sistemini oluşturmuşlardır. Bu sistemden sorumlu güçler vardır. Komploya katılan güçler, aynı zamanda bu sistemden de sorumludur. Dünya çapında bu sorunu çok daha somut yöntemlerle gündemleştirirsek sahip çıkma da çok daha fazla gerçekleşir. Bu konuda bazı gelişmeler vardır; bunlar insana umut vermektedir.

TC devletinin zindanlarında yoğun baskı ve işkence var, yine her gün zindanlardan cenazeler çıkmaktadır. En son Sıtkı Berktaş’ın yaşamını yitirdiği haberi geldi. Bu hususta neler söyleyebilirsiniz?

Öncelikle son zindan şehidi olan Sıtkı Berktaş yoldaşı anıyor, anısı önünde saygıyla eğiliyorum. Sıtkı yoldaş şahsında tüm şehitlerimize verdiğimiz sözü bir kez daha yineliyorum. Sıtkı Berktaş’ın değerli ailesine başsağlığı diliyorum. Sıtkı yoldaş, bu ailemizin ikinci şehidi oldu. Aynı zamanda tüm Kürdistan halkına başsağlığı diliyorum. Sıtkı yoldaş 28 yıldır zindanda direnmiş. Bu başlı başına bir tarihtir. Sıradan bir şey değildir. Sıtkı yoldaşın 28 yıllık direnişi, tüm Kürdistan halkı açısından bir gurur kaynağıdır. Düşmana karşı geri adım atmamış, direnmiş ve düşman da insanlık dışı bir şekilde yaklaşarak gerekli tedavileri yaptırmamış, bakmamış ve bu biçimde şahadete ulaşmıştır. Bu tabi normal bir ölüm değildir, sıradan bir şey değildir. Her şeyden önce böylesi kişiler zaten sıradan kişiler değildir. Bir kişi 28 yıl boyunca inancına bağlı kalacak, bu uğurda her şeyi göze alacak ve kendini feda edecek! Bundan daha yüksek, bundan daha büyük bir şey yoktur. Bunun için başta Sıtkı yoldaşın ailesi olmak üzere tüm halkımız böylesi yiğitleri yetiştirdiği için sonuna kadar başı dik olmalı.

Sıtkı Berktaş 28 yıl boyunca zindanda Türk devletinin faşizmine karşı teslim olmamış ve direnmiştir. Egîd Civyan, 26 yıl boyunca Kürdistan dağlarında aynı şekilde direnmiş, savaşmış, destan yaratmış ve öyle şehit düşmüştür. Bugün Kürt gençleri, Kürt halkının öncüleri, Kürdistan devrimcileri direniyor. Bu soykırımcı, sömürgeci sistem karşısında boyun eğmiyorlar. Başı dik bir şekilde direniyor ve kendilerini feda ediyorlar. Bu, insanlık için çok büyük bir şeydir. Yani insanlığına sahip çıkmak için onurlu ve şerefli bir duruş sahibi olmak çok ulvi bir şeydir. Bunun yanında bu zulmü ve vahşeti yürütenler de bir o kadar alçak ve insanlıktan uzaklaşmışlardır.

Dikkat edin; devrimci bir kadın, Semire Direkçi. Onuru ve şerefi için 23 yıldır zindandadır. Şimdi Diyarbakır Zindanı’ndadır. Sağlık sorunları yaşamış, ameliyat olmuş, bağırsakları dışarıdadır. Tedavi olması için imkan yaratmıyorlar ve öyle yaşıyor. Bundan daha büyük vahşet var mıdır? Yani tedavi edilmesi gereken, bağırsakları dışarıda olan bir insan var ama bunlar tedavi olmasına bile izin vermiyorlar. Devrimci bir kadın militan. Şüphesiz onuru için yaşıyor. Eğer boyun eğseydi böyle yaklaşmazlardı. O direniyor, ondan dolayı böyle yaklaşıyorlar.

Bugün Kürdistan dağlarında, bu ülkenin topraklarında, Kürdistan ve Türkiye zindanlarında bu ülkenin devrimcileri, canları pahasına insanlık onurunu savunuyor ve işkenceye, zulme karşı boyun eğmeyerek insanlığı temsil ediyor. Karşılarında ise zulümkar Erdoğan’ın baş gardiyanlığında, merhametsiz, vicdansız ve onursuz bir şekilde onlara işkence yapanlar vardır. Onlarda vicdan, din ve keramet yoktur. Tayyip Erdoğan’da bunlar olsaydı, hakimiyeti altındaki zindanlarda bu zulüm olmazdı. Bunlara yol vermezdi ama onlarda insanlık onuru yoktur. Onlar için hakimiyet esastır. İktidarları esastır, paraları esastır, çıkarları esastır. Kim ölmüş, kim kalmış onlar için teferruattır.

Kısacası zindanlarda bir zulüm vardır ve bu zulme karşı kutsal bir direniş vardır. Bu yolda şehitler veriyoruz. Şüphesiz bu şehitlerimiz, direnişleri ve duruşlarıyla Kürdistan Özgürlük Mücadelesinin sembolleridir. Öncülerimizdirler. Onların hayallerini gerçeğe dönüştüreceğiz, intikamlarını alacağız, düşmandan hesabını soracağız. Mücadeleyi bu temelde yükseltiyoruz.

Bakıyoruz AKP ve MHP tüm mafya, hırsız, katil arkadaşlarını affetti ve çıkarttı; içeride ise sadece siyasiler kaldı. Yani Türkiyeli devrimci sosyalistler ve Kürdistan Özgürlük Mücadelesi devrimcileri ellerinde kaldı. Şimdi onları da bir yandan baskı ve işkence yöntemleri, diğer yandan koronavirüsü ile tasfiye etmek istiyorlar. Zaten bilgiler geliyor; zindanlarda bu virüs yayılmış durumda. Herhangi bir tedbir de yoktur. Amaçları soykırım geliştirmektir. Yani bazılarını tasfiye etmek, diğerlerini de teslim almak istiyorlar. Unutmamalıdırlar ki, bu gelenekte teslimiyet yoktur. Nasıl ki şimdiye kadar kimse onlara teslim olmamışsa bundan sonra da olmayacaktır. Onların zihniyeti böyledir ve bunda ısrar ediyorlar. Onlara karşı zindan direnişleri de kahramanca yürütülmektedir. Zindanlardaki tüm yoldaşları saygıyla selamlıyoruz ve onlara canı gönülden başarılar diliyoruz. Tabi dışarıdakiler olarak, onların direnişine cevap olabilmek için çok daha büyük görevlerimiz vardır.

Bugün Apocu Hareket, Önder Apo’nun İmralı Zindanı’ndaki öncülüğünde direniyor. Tüm zindanlarda Apocular direniyor. Kürdistan dağlarında, ovalarında, şehirlerinde, sokaklarında, yurt içinde ve yurt dışında Apocu Hareket direniyor; tarihi bir savaş yürütüyor. Zulme karşı bir insanlık direnişi yükseliyor. Her geçen gün, zaman çok daha fazla önem kazanıyor. Bu dönemde mücadele çok daha fazla yükseliyor. Bu anlamda mücadelemiz çok tarihi bir dönemden geçiyor. Bu tarihi dönemde Kürdistan dağlarında, ovalarında, şehirlerinde, zindanlarında direniş devam ediyor. Zulüm kalesi yıkılmak üzeredir. Bugün bu zulüm kalesi zayıflamış, devrimci dalga ise güçlenmiş durumdadır. Bu konuda herkes, bulunduğu her yerde sorumluluklarına sahip çıkmalı, rolünü oynamalı, Önder Apo’nun çizgisinde ve kahraman şehitlerimizin izinde tereddütsüzce yürümeli. Bunları yerine getirirken yaratıcı ve cesaretli olmalıdır. Bu biçimde herkes sorumluluklarına sahip çıkarsa inanıyoruz ki içinde bulunduğumuz dönem kendisiyle birlikte büyük bir başarıyı da getirecektir.

İşgalci Türk devleti özellikle son süreçte ‘Yıldırım’ adını verdiği operasyonlar yaparak bunlarla çok fazla psikolojik savaş yürütmektedir. Bu yoğun özel savaşın amacı nedir?

Bu dönemde Türk devleti askeri operasyonlardan çok hareketimiz ve gerilla üzerine psikolojik operasyonlar yürütüyor. Hatta birçok askeri operasyon psikolojik operasyonlara zemin ve katkı sunması için geliştiriliyor. Bugün daha çok psikolojik operasyonlara ağırlık verilmiş, yalana dayalı propaganda yürütülüyor. Böylelikle istedikleri şeyleri, halka ve kamuoyuna empoze etmiş olacaklar. Eğer bir yerde sadece bir askeri operasyon geliştirmişlerse bu operasyonun on katı psikolojik algı operasyonu yürütüyorlar. Propaganda sistemleri var. Yüzlerce TV ve gazete imkanları var. Bunun için psikolojik savaşa ağırlık vermişler. Olmayan bir şeyi varmış gibi gösteriyorlar. Var olan şeyleri de yokmuş gibi gösteriyorlar.

Bununla neyi hedefliyorlar?

“Gerillayı bitirdik” demek istiyor. “PKK’yi tasfiye ettim, bu konuda başarılıyım; Türkiye üzerindeki tehditleri ortadan kaldırdım” demek istiyor. Bu şekilde Türkiye halkında ulusal-milliyetçi damarı şahlandırarak şovenizmi yükseltmek istiyor. Bununla iktidardaki ömürlerini uzatmak istiyor. Asıl amaçları budur. Bu yüzden gerilla eylemlerini katiyen yansıtmıyorlar.

Gerillanın bir yerde eylem yaptığını söylemek veya açıklamak istemiyorlar. Bunu asla söylemiyorlar. Örneğin en son iki fedai gerillamız İskenderun’da eylem yaptı. Ondan önce Peyas’ta kontrol noktasını vurarak İskenderun merkezine gidip şehrin göbeğinde eylem yaptılar ama onlar tersine, eylemi çarpıtmak istediler. O yüzden ‘eylem yapmak istediler ama biz engelledik’ diye açıklama yaptılar. Zaten fedai arkadaşlarımız da Peyas’ta çatışmaya girmiş oradan İskenderun merkezine ulaşmış. Sanki eylem gerçekleştirilmemiş gibi lanse etmeye çalıştılar. Halbuki görülüyor ki eylem gerçekleştirilmiş. Onlar her zaman ‘biz başarılıyız’ algısını oluşturmaya çalışıyorlar. Gerillayı da sanki başarısızmış, dağılıyormuş gibi göstermeye çalışırken bir taraftan da kendisini başarılıymış gibi göstermeye çalışıyor. Halbuki İskenderun’da Harun ve Zinar arkadaşlar eylem gerçekleştirdiler ama bunu tersyüz etmeye çalışıyorlar.

Yine 11 Eylül’de gerçekleşen operasyonda Egîd Civyan, Canfeda ve Hebûn arkadaşların yaptıkları eylem var. Onlar da büyük bir eylem gerçekleştirdi. Operasyon koordinesini imha ettiler. Elimize kesin bilgiler ulaştı; bir yarbay, bir yüzbaşı ve 10’dan fazla uzman çavuş o eylemde öldürüldü. Fakat bunu itiraf etmediler. Hala da itiraf etmiş değiller. O eyleme ilişkin sanırım sadece iki askeri ölü olarak verdiler. Bir yarbayın öldürüldüğünü gizlediler. Bu rejim böyledir; bize karşı psikolojik bir savaş yürütüyor. Gerillanın gelişimini, başarısını ve gücünü gösterecek her şeyi gizliyorlar.

Mesela Amanos’ta o kadar arkadaş var ama sanki Amanos’ta gerilla kalmamış gibi propaganda yapıyorlar. Yaptıkları bu kara propagandaya rağmen halen de Amanos’ta operasyon yapıyorlar. Madem Amanos’ta gerilla kalmamış, o zaman neden operasyon yapıyorsun? Bunu da “Suriye’den tekrar gerilla gelmiş onlara karşı operasyon yapıyoruz” diyerek izah ediyorlar. Halbuki böyle bir şey yok. Eski yalanlarına taze yalanlar ekleyerek devam ediyorlar.

Serhat Glîdax’daki (Ağrı) operasyon ve Heftanin’deki savaş Türk işgalci sisteminin karanlık bir sayfasıdır. Yani Heftanin savaşına ilişkin kamuoyuyla bilgi paylaşmıyor. 25 gün boyunca Glîdax’da operasyon gelişti ama bunun hakkında da kamuoyuna bilgi vermiyor.

Neden?

Orada darbe yediler. Orada bir gerillayı bile yaralayamadılar. 25 günlük operasyonda 11 gün boyunca aralıklarla çatışmalar yaşandı. Türk ordusu, İHA’lar, SİHA’lar, savaş uçakları, Kobra helikopterleri başta olmak üzere tüm tekniklerini bu operasyonda kullandı. Fakat operasyon sonucunda gerilla tek bir kayıp vermeden onlarca askeri savaş dışı barıkıyor, asker cenazelerinin üzerine giderek silah kaldırıyor. Gerilla bu operasyondan başarılı bir şekilde çıkıyor. Ancak bunu kamuoyuna yansıtmıyorlar. Dolayısıyla hiç kimse orada ne kadar askerin öldüğünü bilmiyor.

Heftanin’de de Kürdistan gerillası her gün eylem yapıyor ama onlar hiç kayıplarından bahsetmiyor…

Doğrudur. Hatta Heftanin’de arkadaşlar yaptıkları eylemlerin bir kısmının görüntüsünü çekerek belgeliyor. Örneğin gerilla eylem görüntülerinde açık bir şekilde görülüyor; mevzide 5-6 asker var; gerilla o mevziiyi imha ediyor, orada bir şey kalmıyor. Bu eylemlerin görüntüleri yayınlanıyor ama buna ilişkin tek bir açıklama yapılmıyor. Bir Allah’ın kulu çıkıp da bu belgelere dayanarak, “nerde bu ölü askerler” diye sormuyor. Bu devlet arsızlaşmış bir devlettir. Kendi yalanlarında ısrar eden bir devlettir. Yalanlarını gerçekmiş gibi göstermeye çalışıyor. AKP’den önce devlet böyle değildi. AKP’den önceki dönemde düşmanı vurup üzerinden silah kaldırınca ya da herkesin gözü önünde eylem olunca hiç olmazsa da eylem yapıldığını söylüyorlardı. Tabi olduğu gibi vermiyorlardı ama kısmi de olsa bazı eylemleri veriyorlardı. Şimdi ne yaparsan da vermiyorlar; “bu eylemler örgüte hizmet edecek” diyerek inkar ediyorlar. Yani bir inkarcılık yürütüyorlar.

Dikkat edin; sadece savaşta değil, farklı konularda da böyledir. Şu anda korona salgını var değil mi? Korona hastalığı hakkında da kamuoyuyla gerçek bilgileri paylaşmıyorlar. Ortaya çıktı ve ispat edildi ki Sağlık Bakanı her gün ekranlara çıkarak kamuoyuna yalan söylüyor. Kendine göre rakamlar veriyorlar.

Hakeza ekonomi için de aynı; yalan rakamlar ekranlarda dönmekte. Bu devlet böyle yalana ve inkara dayalı bir devlet. Bu faşist rejim alenen yalancıdır. Yalanlarıyla toplumu kendine göre şekillendirmek istiyor. Bunun için toplumu kandırmaya çalışıyorlar. Eğer hakikat penceresinden bakarsan bu topluma karşı yapılan büyük bir hakaret ve saygısızlıktır fakat bunların gerçekleri böyle.

Şu anda Heftanin’de neler olup bittiğini hiç vermiyorlar. Heftanin’de o kadar darbe yemişler, hatta bazı eylemlerin görüntüleri bile var fakat hiçbir şey olmamış gibi gösteriyorlar. Sadece gerilla kayıpları varmış gibi gösteriyorlar. Tabi bunu yaparken de yine abartılı rakamlar kullanıyorlar. Bazen verdikleri kayıp haberi doğru olsa bile verdikleri rakamlar doğru değil. Mesela bir kaybımız varsa iki katını veriyorlar. Ya da bazen, “bombaladık” diyerek, falan yerde 8 gerilla kaybı varmış gibi gösteriyorlar. Özellikle Medya Savunma Alanları için bu tarzda rakamlar veriyorlar ama sonra ortaya çıkıyor ki öyle bir şey yok. Sadece biz kayıp veriyormuşuz gibi lanse ediyorlar ve her zaman gerilla ve PKK’nin zayıfladığını, tasfiye etmek üzere olduklarını söylüyorlar. Hep bu imajı ve algıyı toplumda yaratmak istiyorlar.

Bu son yıllarda savunma ve içişleri bakanları birbirleriyle rekabete girmişler. Bir bakanlık “bu yıl içerisinde bu kadarını tasfiye ettik, bir ayda bu kadarını tasfiye ettik” diyor, bir bakıyorsun ardından diğer bakanlık açıklama yapıyor, o da “biz bu kadarını şu kadar ayda tasfiye ettik” diyor. Yani Kürt evlatlarının öldürülmesi üzerinden kendileri için başarılar yaratmak istiyorlar. Kelle avcılığını kendileri için bir başarıymış gibi görüyorlar. İşte bu böyle bir devlettir. Bunlar gerçekte devlet midir, çete midir? Bu nasıl bir devlettir? “Bu kadar teknikle, tankla, topla operasyon yapıyoruz, bu kadar kişiyi de öldürdük” diyorlar. Bununla hem yalan söylüyorlar -ki bugüne kadar verdikleri hiçbir rakam doğru değil- hem de bununla bazı sonuçlar elde etmek istiyorlar. Tabii. Bakıyorsun diğer taraftan kendi kendilerini yalanlıyorlar.

Nasıl oluyor bu?

Bir bakıyorsun “PKK terör devleti oluşturmak istiyor, Rojava’da devlet kurmak istiyor, kimler kimler yardım ediyor. PKK Güney Kürdistan’ı ele geçirmiş; Hewlêr’i de ele geçirmek istiyor. PKK Şengal’i merkez yapmış” diyorlar. Bir taraftan da bunu söylüyorlar. Hani sadece 400 gerilla kalmıştı? Bu 400 kişi nasıl oldu da devlet kurmak üzere! Diğer taraftan da “PKK bilmem kaç yüz kişiyi Ermenistan’a göndermiş Azerilere karşı savaşıyorlar” denilmekte. Hatta bugün bile böyle bir haber vardı. Bunlar tamamen yalandır. Bu söylemleriyle kendi açıklamalarını yalanlamış oluyorlar. Sanırım bunlar insanların ve kamuoyunun zekasını geri görüyorlar. Bir taraftan “bitiriyoruz” diyorlar, bir taraftan da “devlet kurmak üzereler, on binlerce askeri var, ta Ermenistan devletine yardımda bulunuyorlar” deniliyor. Bu söylemleriyle yalancı olduklarını itiraf ediyorlar.

Ne gerillanın Ermenistan’a gittiği doğru ne de tasfiye olmak üzere olduğu. Kürdistan Özgürlük Mücadelesinin bir hakikati var. İçinde bulunduğumuz dönemde Kürdistan Özgürlük Mücadelesi en güçlü ve başarıya en yakın olduğu çağını yaşamaktadır. Türk devletinin öfkeden deliye dönmesi ve karşısında ne yapacağını şaşırması bu yüzdendir. O yüzden bir taraftan “tasfiye olmak üzereler” derken, diğer taraftan “devlet kurmak üzereler, Türkiye için büyük bir tehlike var” diyorlar. Öfkelerinden bu şekilde konuşuyorlar. Aslında panik ve telaş içerisindeler.

Kürdistan Özgürlük Mücadelesinin gelişiminde bir istikrar var. Kuşkusuz bir savaş var. Daha önce izah ettiğimiz gibi zindanlarda, ovalarda, şehirlerde, dağlarda ve her yerde bu savaş amansız bir şekilde veriliyor. Bu savaşta kazanacağımıza olan inancımız yüksektir. Türk devleti kara propagandayla bunu tersyüz etmeye çalışıyor.

Son dönemde saflarınızdan ikna ederek kaçırdıklarını iddia ettikleri kişilere ilişkin de haberler yapılıyor. Yine az önce belirttiğiniz gibi, güçlerinizin kayıplarına ilişkin de çok abartılı bilançolar açıklanıyor. Bunlara ne dersiniz?

Biz büyük bir orduyuz. Bazen, özellikle de Güney hattında bazı kişiler saflarımızdan kaçıyor. Ancak son iki yılda neredeyse bu da kalmadı. Eğer yaşanırsa da çok az yaşanmakta. Halkımız da arkadaşlarımız da şunu bilmeli. Bu eskiden saflarımızdan kaçmış kişiler Güney’e gitmişler. Güney ise KDP marifetiyle bir rehabilitasyon platformuna dönüşmüş. Yani bizden kaçanları topluyorlar, bir süre besledikten sonra bırakıyorlar. Bu kişiler rezil rüsva ortada kalıyor. Kişilik krizine ve bunalıma giriyorlar. O arada aileleri ve MİT’le temasa geçiyorlar. Onlara, “gelirsen seni tutuklamayız” deniliyor. “Sadece ifade verip evine gideceksin” denilerek kandırılıyorlar. Ailelerini de alıp HDP binasının önüne götürüp bir mizansen yapıyorlar. Halbuki o ailelerin çoğu HDP binasının önünde bekleyen ailelerden de değil. Ta bilmem nereden getiriyorlar. Sonra teslim olmuş olan kişiyi Dihok’tan alıp HDP binasının oraya götürüyorlar. Sanki HDP binasının önündeki ailenin çocuğunu iknayla getirmişler gibi gösteriyorlar. Halbuki onu PKK’ye getirseler bile PKK onu kabul etmez. Böyle inançsız düşmüş birini PKK kabul etmez. PKK onurlu, inançlı ve değerli insanların yeridir. Bizden kaçan birçok kişi daha sonra pişman oluyor ama tekrar aramıza dönemiyorlar. Bazıları dönmek için başvuruda bulunuyor. Dönseler bile artık bizimle bir olamayacaklarını biliyorlar. Bu yüzden gidiyorlar.

Gittiklerinde ne yapıyorlar?

Propaganda prosedürünü yürüttükten sonra onlara, “kontralaşacaksın, kontralaşmazsan olmaz” diyorlar. Artık hayatını zehre çevirerek kendileri için kontra olarak kullanıyorlar. Propaganda yapmak için sanki o kişi gerilla içerisindeymiş, MİT ona ulaşmış ikna edip getirmişler gibi gösteriyorlar. Gerçekte ise öyle bir şey yok. Gerilla saflarında kimse böyle ikna edilmemiştir. Mesela bu Serhat operasyonundan önce ihanet eden biri vardı. Zaten bu, basına da açıklanmıştı. Böyle ihanetler yaşanabilir. Onların dedikleri gibi gelip ikna ettikleri kimse yok. Gerillada bu son yıllarda daha güçlü bir kararlılık gelişmiştir, onların belirttikleri gibi kopmalar yok. Verdikleri rakamlar tamamen yalandır.

Günümüzde savaş istihbarat üzerinden yürütülüyor. Bütün dünyada bu böyledir ama Türk devletinin kara savaş gücü kalmadığından ve gerillayla göğüs göğse çarpışamadığından bütün ağırlığını istihbarat ve tekniğe vermiş durumda. İstihbarat aldıkları yerlerden bazı birliklerimize darbe vuruyorlar. Bir bakıyorsun bir timimiz veya 1-2 arkadaşımız darbe yemiş. Hangi esas üzerinden bu oluyor? İstihbarat alma esası üzerinden bu gerçekleşiyor. Örneğin operasyonlara rakamlar veriyorlar. Eğer o operasyonlar istihbarata dayalı gelişmemişse sonuç almamıştır. Bunlar niteliksiz operasyonlardır. İçişleri Bakanlığının bahsettiği, reklamını yaptığı operasyonlar sonuç alabilecekleri operasyonlar değildir. Gerilla açık vermişse onlar o açıktan istifade ederek gerillaya darbe vurabiliyorlar.

Bu açıklıklar nasıl veriliyor?

Bunun üzerinde çok duruyoruz ama üzerinde durmamıza rağmen kimi yerlerde açık verilebiliyor. Düşman da o açıklık üzerinden bazı noktaları vurabiliyor. Böyle olduğunda kayıplar yaşanabiliyor. Bu, düşmanın verdiği rakamlar gibi değildir. Yanlış hareket tarzı veya yanlış üstlenme olan yerlerde 1-2 arkadaş veya bir tim savaşarak şehit düşebiliyor. Kimi yerlerde bunlar oldu. Yaşadığımız kayıpları ilan ediyoruz. Halkımız bilmeli ki biz kayıplarımızı gizlemiyoruz. Bazen geç ilan edebiliyoruz.

Neden?

Çünkü resmi tekmili bekliyoruz. Düşman bazen bazı arkadaşları şehit düşürdüğünü söylüyor ama biz düşmana inanacak değiliz. Ta ki arkadaşlardan resmi tekmil gelinceye kadar bekliyoruz. Yine yaşanan olayların özgünlüklerine göre, kimi konularda detaylı bilgilere ulaşmak için çok yönlü araştırmalar yapılabiliyor. Böylesi kimi durumlarda da şehit ilanları gecikebiliyor. Şehitlerin sicilleri netleştikten sonra hepsi ilan ediliyor.

Daha Fazla Göster

Yorum yaz

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu