RÖPORTAJ

Karayılan: Kürt Kürdün kanını dökerse asıl o zaman felaketi yaşarız

Türk devletinin saldırılarının arttığı bu süreçte hiç bir Kürt partisinin zayıflamasını istemediklerini söyleyen PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, "Kürt Kürdün kanını dökerse bir 100 yıl daha kaybederiz. Asıl felaketi o zaman yaşarız" dedi.

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, ANF’ye verdiği röportajda 19 Temmuz Rojava Devrimi’ni, Zap, Avaşin ve Metina’da devam eden gerilla direnişini, ulusal birliğin önemini ve KDP ile yaşanan son durumu değerlendirdi.

Rojava Devrimi ile insanlık için büyük bir tehlike olan DAİŞ’in yenilgiye uğratıldığını söyleyen Karayılan, bugün Rojava’da yürütülen demokratik özerk sistemin tüm bölgede örnek alınacak bir sistem olduğunu kaydetti. Rojava’daki özerk sistemin şu an büyük tehlikelerle karşı karşıya olduğunu belirten Karayılan, demokrasi ve özgürlükten yana olan tüm güçlerin bu tehlikeye karşı Rojava’yı savunması ve Rojava halkı ile dayanışma içinde olması gerektiğini vurguladı.

KDP’nin gerilla alanlarına sevkiyat yapmasının ardından ortaya çıkan tehlikeli durumun hala devam ettiğinin altını çizen Karayılan, “Ortaya çıkan tehlikenin ardından Kürdistan halkı hem 4 parçada, hem de yurtdışında alanlara çıktı. Aydınlardan sanatçılara, yazarlardan siyasetçilere birçok kesim birlik talebini dile getiren açıklamalar yaptı. Bu durum karşısında bir kamuoyu oluştu. Bir kez daha hassasiyetlerinden dolayı kendilerine teşekkür ediyorum. Daha önce belirttiğimiz tehlike hala geçmedi ama umut ediyorum ki her 2 tarafta da olumlu gelişmeler yaşanır ve tehlikeli durum bir an önce değişir. Evet sorunlarımız var ama birlik olamazsak bile birbirimizi zayıflatmamalıyız. Biz hiçbir partinin zayıflamasını istemiyoruz, hiç kimsenin KDP’yi de zayıflatmasını istemiyoruz. YNK’nin de yaşadığı iç sorunlardan güçlü bir şekilde çıkmasını umut ediyoruz” dedi.

Türk devletinin ‘sadece PKK ile sorunum var’ açıklamasına bazı Kürt güçlerin de inandığını hatırlatan Karayılan, Türk devletinin PKK, Rojava ve Başur’un statüsünü tehlikeli gördüğüne dikkat çekti.

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan’ın söyleşisi:

Rojava Devrimi 10. yılına girdi. Devrimin yıldönümü vesilesiyle neler söyleyebilirsiniz?

Öncelik başta şehit ailelerinin olmak üzere tüm Kürdistan halkının ve İslam aleminin Kurban bayramını kutluyorum. Rojava Devrimi 9. yılını geride bırakıyor. Rojava Devrimi başta Rojava halkımıza, tüm Kürdistan halkına ve Ortadoğu halklarına kutlu olsun. Şehit Xebat Derik, Gelhat, Arin Mirkan, Avesta şahsında tüm Rojava şehitlerini minnetle anıyor, anıları önünde saygı ile eğiliyorum. Rojava’da çok şehit verildi, çok kişi gazi oldu, çok büyük kahramanlıklar ve destanlar yazıldı. Rojava gazilerine de şifa ve sağlık diliyorum. Rojava Devrimi, sadece bir halkın veya Kürt halkının devrimi değil. Kürt, Arap, Asuri, Süryani ve Suriye’de yaşayan tüm halkların devrimidir. Aynı zamanda kadın özgürlük devrimidir.

Rojava Devrimi olmasaydı, Kobanê’deki tarihi direniş olmasaydı ve DAİŞ büyük darbe yemeseydi, DAİŞ’in başkenti olan Reqa’nın düşmesi mümkün değildi. DAİŞ imparatorluğunun bu kadar kolay yenilmesi mümkün olmazdı. DAİŞ tüm insanlığın başına bela olmuştu. Rojava Devrimi insanlık üzerindeki DAİŞ tehlikesinin son bulmasında büyük bir rol oynadı. Bu anlamda Rojava Devrimi aynı zamanda insanlığın devrimi oldu. İnsanlık için değerler yarattı. Bugün Rojava’da yürütülen sistemin hem tüm Suriye, hem de Ortadoğu’da örnek alınacak bir sistem olduğunu kanıtladı. Fakat bu sistem bugün büyük tehlikelerle karşı karşıyadır. Demokrasi ve özgürlükten yana olan tüm güçlerin bu tehlikeye karşı Rojava’yı savunması, Rojava halkı ile dayanışma içinde olması gerekir. Bir kez daha Rojava Devrimi tüm halklara kutlu olsun.

KDP güçleri geçtiğimiz ay Metina’da gerilla denetiminde olan alanlara girmişti. O süreçte siz de önemli bir açıklama yaptınız. Bu açıklamanız kamuoyu nezdinde de çokça tartışıldı. O açıklamada belirttiğiniz tehlike şu an geçmiş mi, yoksa devam etmekte midir? Şu anda son durum nedir?

O tehlikeli durum hala devam ediyor. Açıklamada belirttiğimiz şeyler hakikatlerdi. Yaşanan tehlikeleri belirttik. Bunun ardından Kürdistan halkı hem 4 parçada, hem de yurtdışında alanlara çıktı. Aydınlardan sanatçılara, yazarlardan siyasetçilere kadar birçok kesim birlik talebini dile getiren açıklamalar yaptı. Bu durum karşısında bir kamuoyu oluştu. Kürdistan halkı yurtseverlik görevi gereği dikkatli bir şekilde hareket etti. Bir kez daha hassasiyetlerinden dolayı kendilerine teşekkür ediyorum. Ulusal bir duruş sergilendi. Özellikle Kürt halkının dostları enternasyonalist güçlere harekete geçti, Başur’a geldiler. Hewlêr’de Kürdistan’ı savunma inisiyatifini kurdular. Hala da çalışmalarını yürütüyorlar. Bu çok onurlu ve değerli bir şeydir. Bir kez daha teşekkürlerimi ve selamlarımı iletiyorum kendilerine. Başarılarını diliyorum.

Yine Kürt sanatçıları sürekli toplantılar aldılar, açıklamalar yaptılar. Bir heyet oluşturdular o heyet de Başur’a geldi. Onları da selamlıyorum. Emekleri ve çalışmaları çok değerli. Bu güçler üzerlerine düşen rolü oynadılar, bir kamuoyu da oluşturdular. Fakat o tehlikeli durum hala geçmedi. Çünkü askeri güçler hala pozisyonlarını koruyorlar. Bahsettiğim güçlerin çabaları sonucu biraz duruldu ama tehlike hala devam ediyor. Geçtiğimiz Çarşamba günü heval Cuma bir açıklamada bulundu, ‘Birileri Kek Mesut ile görüşmüş ama Kek Mesut hala Kürt kanı dökmeyeceğine dair verdiği sözün arkasında olduğunu söylemiş. Biz de bu durumdan memnuniyet duyduk ve biz de üzerimize ne sorumluluk düşüyorsa yapmaya hazırız’ dedi. Bu önemli bir çerçeve, ben de bu açıklamaya katılıyorum. Daha önce yaptığımız açıklama hala geçerli. Umut ediyorum ki her iki tarafta da olumlu gelişmeler yaşanır ve tehlikeli durum biran önce değişir. Böylece söylenen şeyler ve verilen sözler de pratiğe geçer.

Önceki açıklamalarınızda, Kürtler arası bir savaşın felaket olduğunu belirtmiştiniz. Bu savaşı neden felaket olarak adlandırdınız? Ayrıca hareket olarak ulusal birliği sıkça gündemleştiriyorsunuz? Neden bu süreçte Kürtler arası birliği bu kadar önemli ve gerekli görüyorsunuz?

Yaşadığımız süreçle alakalı bu durum. Süreci iyi okumak gerekir. Bu soruya birkaç nokta ile cevap vermek istiyorum.

Birincisi; Türk devletinin yeni konsepti, yaklaşık 6 yıldır sürdürdüğü bu konsept önemli. Türk devleti bu konseptte kendini Kürt sorunundan kurtarmak için Türkiye’yi genişletmeyi hedefliyor. Bölgede hakimiyet kurarak egemen bir devlet olmak istiyor. Bu konsepti açık bir şekilde uyguluyorlar. Bu konsept, işgal ve ırkçılık içeren bir konsepttir. Bu konsept tüm halklar için tehlikeli ama özellikle biz Kürt halkı için çok daha büyük bir tehlike oluşturuyor. Kürt siyasetinin bunu göz önünde bulundurması gerekir.

İkincisi; Lozan Antlaşması 100 yıl için yapılmıştı ve bu anlaşmanın sona ermesine 2 yıl kaldı. Bilindiği gibi Lozan Antlaşması biz Kürtler için büyük bir hakaretti. Bölgenin en kadim halkı olan Kürtler inkar edildi, Kürdistan 4 parçaya bölündü, 98 yıldır büyük katliamlar yapıldı, büyük trajediler yaşandı, soykırım yapıldı. Bu durum hala devam ediyor. Adeta bölge zindanları Kürtlerin yeri yurdu yapıldı. Halkımız çok büyük acılar çekti. Binlerce Kürt işgalci devletler tarafından katledildi, sebebi de bu anlaşmaydı. Lozan antlaşması Kürtlere çok büyük bir haksızlıktı fakat şimdi Türk devleti diyor Lozan’da bizim de hakkımız yendi, bize de haksızlık yapıldı. Onlar Misakı Milli sınırları hakkımız vardı elimizden alındı diyorlar. Türk devleti şimdi bahsettiğim çerçevede de Misakı Milli hedefliyor. Hem siyasi, hem hukuki, hem de askeri olarak şimdiden bunun hazırlığını yapıyorlar. Tabi bu durum bizim için çok büyük bir tehlikedir. Hiçbir Kürt siyasetçi bu gerçeği göz ardı etmemeli.

Üçüncüsü; bilindiği gibi bölgede 3. Dünya Savaşı yaşanıyor. Herkes de biliyor ki bu savaştan sonra bölge yeniden dizayn edilecek. Zaten Türk devleti de, diğer işgalci devletler de bu durumdan pay almak için büyük bir çaba gösteriyorlar. Biz Kürtler de bir kez daha 2. bir Lozan yaşamamak için, bir ulus olarak bu topraklarda özgür yaşamak için parçalı değil, birlik olmalıyız. Ortak bir strateji yürütmeliyiz. Ulusal bir strateji olmalı. Böyle bir strateji izlemeyip, birbirimize düşersek, birbirimize saldırırsak, Kürt Kürdün kanını dökerse 100 yıl daha kaybederiz. Asıl felaketi o zaman yaşarız. Felaket işte budur. Bizim korkumuz tam olarak bu. Çağrılarımız da bunun içindir. Yani 2023 yılında ortak bir strateji yürütmeliyiz. Birbirimizi zayıflatmamalıyız, Kürt siyaseti güçlü olmalı. Bu dönem sıradan bir dönem değil. Bu yüzden taktiksel düşünmemeliyiz, şüphesiz askeri, siyasi olarak taktiksel yaklaşımlar olabilir ama bu süreç stratejik yaklaşmamız gereken bir süreç. Evet sorunlarımız var ama birlik olamazsak bile birbirimizi zayıflatmamalıyız. Biz hiç bir partinin zayıflamasını istemiyoruz, hiç kimsenin KDP’yi de zayıflatmasını istemiyoruz.

UMUT EDİYORUZ Kİ YNK ARALARINDAKİ SORUNLARI GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE AŞACAKTIR

YNK’nin bir takım iç sorunlar yaşadığını duyduk, YNK’nin o sorunlardan zarar görmesini istemiyoruz. Umut ediyoruz ki YNK’li yetkililer aralarındaki sorunları aklı selim bir şekilde halledip, güçlü bir şekilde aşacaklardır. Bütün Kürt örgütleri için bunu söylüyorum bu PKK için de geçerlidir. Düşman sadece PKK ile sorunum var diyor, maalesef bazı Kürt güçleri de doğru dedi düşmanın bu açıklamasına. Belki taktiksel yaklaşıyorlar bilemiyorum ama eğer gerçekten böyle düşünüyorlarsa yazık. Çünkü Türk devletinin stratejisi belli. Türk devletinin sorunu PKK değil Kürt halkıdır. Kürt halkının varlığını Türk devleti için tehlike olarak görüyor. Hatta 3 şeyi tehlike olarak görüyor, biri PKK, diğeri Rojava, bir diğeri ise Başur’un statüsü. Yani Kürt kimliğini tehlikeli görüyor. Geçmişte Saddam da Kürtlerle sorunum yok peşmerge ile var diyordu. Yani aynı şeyi şimdi Türk devleti söylüyor.

Bakur’da özgürlükten bahseden herkesi hedef yapıyor ve herkese PKK’li damgası vuruyor. Bakın geçen sene Japonya’da Kürtçe öğrenmek isteyenlere yardım edilecek denildi. Resmi olarak bu hak verildi. Türk devleti onları kınadı ve nasıl böyle bir hak verirsiniz dedi. Sanırım Japon yetkililer de şaşırmıştır bu durum karşısında. Türk devletinin zihniyeti böyle. Bizim de bu zihniyeti görüp buna karşı tedbir almamız lazım. Eğer tedbir almazsak Kürt halkı büyük bir kayıp yaşar. Bu yüzden felaket olur dedik. Bundan dolayı ulusal birliği çok önemli görüyoruz. Bu vesile ile bir kez daha tüm Kürt siyasetçilerine, parti yetkililerine çağrıda bulunuyorum; birlik için çabalayın. Çünkü halkımızın ulusal birliğe ihtiyacı var.

Yine daha önceki açıklamanızda ‘biz düşmanın gücünü kırabilir ve yenebiliriz’ dediniz. Düşmanınızın belli düzeyde bir gücü var ve çağın ileri tekniğini kullanıyor. Böylesi bir gücü nasıl yeneceksiniz?

Doğrudur, düşman şu an Başur’a yönelik büyük saldırılar yapıyor. Bu saldırılarda da büyük bir teknik kullanıyor. Türk devleti operasyonunu teknik üzerinden yürütüyor. Türkiye bu kadar büyük bir ekonomik kriz yaşarken bile tüm imkanlarını savaşa yatırıyor, sabah akşam Başur’u bombalıyor. Türk devletinin stratejisine ne kadar büyük önem verdiğini buradan da görebiliriz. Peki biz nasıl yeneceğiz biz düşmanı? Durum çok hassas ve bizim de bu süreçte ulusal birliği geliştirmemiz lazım. Ulusal bir tutum sergilememiz gerektiğinden bahsettik. Böyle olmasının sebeplerinden biri de budur. Türk devleti Avaşin, Metina, Zap hattına bir saldırı başlattı. Bu saldırılar 86 gündür devam ediyor. İddia ediyoruz ki bu devleti burada yenilgiye uğratabiliriz. Bunun fırsatı var.

Türk devleti o kadar güçlü bir devlet değil, çok fazla reklam yapıyor, tekniği ve istihbaratı da kuvvetli bunlar da doğru. Ama darbe almış durumda. AKP-MHP iktidarı yenilgi sürecinde, askeri durumları da aynı şekilde. Düşmanı yenilgiye uğratma fırsatımız var, eğer gerilla ablukaya alınmazsa, gerillanın yoluna çıkılmazsa ve Türk devleti ile istihbarat paylaşımı yapılmazsa. Gerilla şu anki yöntemleri ile Türk devletini yenilgiye uğratacak güce sahiptir. Biz yardım istemiyoruz, Başur güçlerinin tarafsız olmalarını ve gerillaya engel olmamalarını istiyoruz. Gerilla fedai bir güçtür. Büyük bir cesaretle savaşıyor ve yeni taktikler geliştiriyor. Bu bir fırsattır, düşmanı burada yenilgiye uğratmak istiyoruz.

Geçmişte Türk devletini Zap’ta yenilgiye uğrattık ve Türk devleti Başur’a yönelik siyasetini değiştirmek zorunda kalarak kırmız çizgiden çıkardı Başur’u. Bugün de Avaşin’de, Zap’ta, Metina’da Türk devletini yenilgiye uğratırsak başta Başur olmak üzere tüm Kürt halkının eli daha da güçlenir. İrade sahibi olacaklar. Yani burada bir başarı olursa sadece PKK değil tüm Kürt halkı bundan fayda görecektir. Bu yüzden gerillaya yardım edilirse iyi olur ama yardım etmiyorlarsa engel de olmasınlar. Türk devletine de yardım etmesinler. Bu çok önemli.

TÜRK DEVLETİNİN KİMYASAL SİLAH KULLANIMINA KARŞI TÜM DÜNYA SAĞIR VE DİLSİZ

2018 yılında Efrîn işgal edildikten sonra gerilla olarak yeni yöntem ve taktikler üzerine yoğunlaştık. 3 yıldır Türk devleti ile savaşmak için hazırlık yapıyorduk. Türk devleti ile arazide savaşmak için büyük bir hazırlık yaptık. Bunları öylesine söylemiyoruz. Üzerimizde büyük bir yük var. Yükümüzün ne kadar ağır olduğunun farkındayız. Şuan yüzlerce arkadaşımız birkaç metre aralıkla düşmanla yüz yüze bir savaş yürütüyor. Biz burada propaganda yapmıyoruz, bir gerçeği dile getiriyoruz. O gerçek de şuan 86 gündür devam eden savaştır. Bölgedeki halkımız savaşı görüyor, Başur medyası da savaşın olduğu alana gidiyor. Fakat Avaşin ve Zap’ta ne olduğunu kimse görmüyor.

Şunu da söylemek istiyorum, Zendura hattındaki arkadaşlar yöntemlerinde değişiklikler yapmak zorunda kaldılar. Yani KDP güçlerinin Metina alanlarına geçmesinin ardından oradaki arkadaşlar yöntemlerini değiştirmek zorunda kaldılar. Güvenlikten kaynaklı şu an çok fazla açmak istemiyorum ama belki ileriki süreçte konuşulur. Yaşanan savaşı herkes görüyor ama en büyük savaş Avaşin’de yaşanıyor şu an. Türk devleti saldırıların başladığı tarih olan 24 Nisan’da hangi dağları bombalıyorsa hala aynı dağları bombalıyor. Evet düşman kasıtlı bir şekilde köyleri bombalıyor, köylüleri korkutmak istiyor. Bunun sebebi de halkı göç ettirmek ve halk arasında çelişkiler yaratmak. Bunu kasıtlı yapıyor.

Düşman şu an Avaşin’in batısında Mervanos, Banista alanlarını, Avaşin’in doğusunda ise Mam Reşo alanını tutarak gerillayı ablukaya almak istedi. Her iki koldan da saldırılar yaparak Avaşin’i ele geçirmek istedi ama 40 gün boyunca başaramadı. Geldiler ve çok büyük kayıp vererek geri çekildiler. Daha sonra 7 Haziran’da yeni bir saldırı başlattı. Arap taburu dediğimiz yerden saldırmaya başladı ve 40 gündür de orada büyük bir savaş yürütülüyor. Türk devleti gerillanın direnişini aşamayınca bu bölgelerde kimyasal silah kullanıyor. Bu durumu açıklamamıza rağmen maalesef dünya kamuoyu buna karşı sağır ve dilsiz.

GERİLLA SIRADAN ASKERİ BİR GÜÇ DEĞİL

Türk devleti vahşi bir devlettir, savaş suçu olan her türlü yol ve yöntemi kullanıyor. Her türlü yasak silahı kullanıyor. Türk devleti bütün bunlara rağmen 3 aydır bir başarı elde edemedi. Hala Avaşin’in kontrolü gerilladadır. Eğer bu devlet bu kadar güçlü olsaydı bir haftada başarılı olurdu. Hadi Avaşin’de nasıl bir savaş yürütüldüğünü kimse görmüyor, ama Metina’daki savaşa herkes şahit. Sıradan bir güç orada 24 saat duramaz ama bizler sıradan askeri bir güç değiliz. Yılların tecrübesine sahibiz. Yeni bir taktik yürütüyoruz ve bu taktikle düşmanı yenilgiye uğratmak istiyoruz. Düşmanın tekniğini bu taktiklerle boşa çıkarıyoruz. Bu taktikler cesaret, fedakarlık ve insan aklıdır. Rêber Apo’nun fikir, felsefe ve düşüncesi ile kendini fedai olarak yetiştiren, aynı zamanda yeni taktiğe yoğunlaşan biri ancak orada başarılı olur. Oradaki arkadaşlarımız da şu an bunu yapıyor.

Kürt halkının tarihinde ve mücadele tarihimizde, yeni ve ilk defa yaşanan şeyler oluyor. Tarihte Kürtler hiç bir zaman Zendura alanında 2 gün savaşmamıştır ama şu an 86 gündür orada bir savaş yürütülüyor. Bu savaş herkesin gözü önünde yaşanıyor. Hem fedakarlık ve cesaret açısında, hem de askeri performans açısında yeni şeylerdir bunlar. Bu şekilde düşman karşısında Kürt halkı için kazanımlar elde etmek istiyoruz. Doğrudur çok zorlukları var. Zaten şimdiye kadar da hiç kolay olmadı. Serhat Giravî, Sarya, Viyan, Bawer gibi arkadaşların fedakarlıkları ve emekleri ile yürütülüyor bu savaş. Bizler bu kahraman şehitlere borçluyuz. Hala bu savaşı yürüten yüzlerce Kürt gencin yarattığı destan bizi çok etkiliyor. Bizler bu işin sorumluları olduğumuz halde o direnişçilerden çok etkileniyoruz.

Nasıl mı? Örneğin komutanlık bulunduğunuz yerde zorlanıyorsanız bırakın gelin diyor, alandaki komutan arkadaş yaralımız var, arkamızda bırakamayız, sonuna kadar savaşacağım diyor. Komutan böyle söyleyince diğer arkadaşlar da biz de gelmiyoruz diyerek sonuna kadar direniyorlar. Bu çok büyük bir şey, bu durumu izah edemiyorum bile. Yerden göğe kadar ancak saygı duyabiliriz. Bu kahraman arkadaşlarımızdan yaşayanlar var ve hala savaşıyorlar. Bu çok önemli bir şey. Bu arkadaşlarımızın cesaret ve kahramanlıkları ile düşmanı yenilgiye uğratabiliriz. Dediğim gibi böyle bir başarının yaşanması tüm Kürt halkının elini güçlendirir.

Bu dönemde halkımızın böyle bir başarıya ihtiyacı da var. Bir kez daha söylüyorum bu başarı kolay olmuyor. Büyük fedakarlık gerektiriyor. Böyle vahşi bir devlet karşısında 86 gün savaşmak başlı başına bir başarı. Türk devletinin Avaşin, Zap, Metina ve diğer gerilla alanlarına yaptığı bombardıman Vietnam’a yapılmamıştır. Tonlarca bomba yağdırarak başarılı olmak istiyorlar. Ama arkadaşların taktikleri düşmanın tekniğini boşa çıkarıyor. Bu kahraman arkadaşların fedakarlıkları ve cesaretleri ile başarıya ulaşacağız. Zafer özgürlük gerillasının olacaktır. Bu zafer tüm Kürdistan’a ve bölgeye büyük bir fayda sağlayacaktır. Çünkü AKP-MHP faşizmi burada yenilgiye uğrarsa tüm Türkiye’de yenilgiye uğrar. Tüm demokrasi ve özgürlükçü güçlerin de eli güçlenir. Bu yüzden bu direnişi tarihi bir direniş olarak görüyoruz.

Türk devletinin Kuzey Kürdistan’daki operasyonları devam ediyor. Yine Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit de ağırlaştırılarak sürüyor. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Öncelikle Suruç şehitlerini saygı ve minnetle anıyorum, şehitlere verdiğimiz sözümüzü bir kez daha yineliyoruz. İşgalci Türk devleti sürekli Kürdistan dağlarına saldırılarda bulunuyor ama en son İzmir’de bir saldırı yaptılar. Orada özgürlük mücadelesinin bir militanı olan genç Kürt kadını Deniz Poyraz’ı şehit ettiler. Silahsız ve savunmasız bir şekilde şehit edildi. Deniz Poyraz’ı da saygı ve minnetle anıyorum, anne ve babasına başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Dağlardaki tüm yiğitler adına onları selamlıyorum.

İşgalci Türk devleti soykırım konsepti ile bize karşı bir savaş yürütüyor. Bu yüzden tüm değerlerimiz hedeftir. Bu savaşın merkezi de İmralı’dır. Bugün Türk devletinin İmralı’da Rêber Apo ile oradaki diğer arkadaşlara yönelik yürüttüğü işkence ve tecridin dünyada bir benzeri yok. Orada bir zulüm var. Tabi buna karşı Rêber Apo’nun büyük bir direnişi söz konusu, her türlü psikolojik savaşa karşı direniyor. Başta Rêber Apo olmak üzere tüm zindan direnişçilerini saygı ile selamlıyorum. Yine tecridin sona ermesi için zindanlarda devam eden açlık grevi eylemi var. Zindandaki, Şehit Rüstem Cudi Kampı’ndaki (Maxmur), Lavrio Kampı’ndaki tüm direnişçileri selamlıyorum. Yaptıkları eylem çok anlamlı, en az gerilla direnişi kadar anlamlı ve önemli.

Şu an her alana saldırı var. Türk devleti siyasi alana, tüm kurumlara, özgürlükten yana olan Kürtlere, Alevilere, ezilenlere, tüm demokrasi güçlerine yönelik büyük saldırılarda bulunuyor. Çünkü faşist rejim bu şekilde ayakta kalmak istiyor. Bu yüzden HDP’ye, demokrasi ve Kürt kurumlarına karşı saldırıda bulunuyorlar. Aynı zaman da gerillaya da saldırıyor. Bu saldırılara karşı Botan’dan Dersim’e, Mardin’den Siirt’e kadar gerilla da çok büyük bir direniş sergiliyor. Gerilla arkadaşlarımızı da selamlıyorum.

ERDOĞAN’IN AMED’DE SÖYLEDİĞİ HER ŞEY YALAN

Genel olarak her tarafta düşmanın zulmü ve saldırıları var. Dediğim gibi düşmanın amacı soykırım yapmak. Birkaç gün önce Erdoğan Amed’e geldi. Orada söylediği her şey psikolojik savaş cümleleriydi, hepsi yalandı. Birçok Kürt siyasetçi bunun cevabını verdiği için geniş bir şekilde ele almayacağım ama şu var ki yalan söylüyor. Kendileri süreci bozdular, Erdoğan bizzat Dolmabahçe mutabakatını tanımıyorum diyerek masayı devirdi. Daha sonra savaş başlattı, şimdi de gelip süreci ben bozmadım diyor. O kadar yalan da olmaz. 5 Nisan’dan sonra önderliğe yönelik tecrit başladı, yine katliamlar başladı, bombalı saldırılar yapıldı. Suruç’ta 33 genç vahşi bir şekilde katledildi, bir çoğu da yaralandı. Bunlar AKP-MHP rejiminden bağımsız değildi.

Elbette misilleme hakkımız oldu. Artık meşruydu misilleme hakkımız çünkü insanlarımızı şehit ettiler. Daha sonra Ceylanpınar’da 2 polis bizim uygulamadığımız bir yöntemle öldürüldü. Ardından birileri Amed eyaletinde yurtseverler olarak biz yaptık diye üstlendiler. Kayıtlara da bu şekilde geçti ama olay netleştirilmedi, bunlar kimdir, nedir diye. Hala araştırılması gereken bir konu. Yani muğlak kaldı. Rejimin savaş konseptine uzak bir olay değil. Suruç’ta katliam yaptılar, daha sonra 2 polisin öldürülmesi ile olayı tamamlamaya çalıştılar. Böyle bir çerçevede yapılma olasılığı uzak değil. Biz de bu konuda henüz bir netliğe ulaşmış değiliz. Türk devleti her şeyi yapıp süreci bozdu ve saldırıya geçti.

Lozan Antlaşması’nın tarihi olan 24 Temmuz’da bilinçli bir şekilde Medya Savunma Alanları’na yönelik saldırılar başlattılar. Hepsi planlıydı. O süreçten bu yana devam eden direniş tarihi bir direniştir. Mücadele tarihimizde önemli bir yere sahip. Hem İmralı, hem diğer zindanlar, hem gerilla, hem siyasi alan, hem de halkımız soykırım siyasetine ve faşizan saldırılara karşı çok büyük bir direniş içerisinde. Bu direniş karşısında düşman yenilgi ile yüz yüze kaldı, evet biz de çok büyük kayıplar verdik, hiç kolay olmadı bu süreç fakat düşman yenilgi noktasına geldi. Kürt halkının, ezilen halkların, demokrasi güçlerin davası başarıya her zamankinden daha yakın.

ANF

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu