RÖPORTAJ

Karayılan: Erdoğan kumar oynadı, kaybetti

Türk devletinin Garê’ye yönelik saldırıyı kış boyu devam eden operasyonlarının zirvesi olarak hesapladığını söyleyen PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, “Erdoğan bir kumar oynadı ve kaybetti” şeklinde değerlendirdi.

Garê operasyonunun amacını, “Garê’yi işgal edip, stratejik bir alana yerleşmek” şeklinde nitelendiren Murat Karayılan, türk devleti tarafından öldürülen esir askerler konusunda ise, “ Arkadaşlarımız o esirleri savunmak için kendilerini feda etti. Esirlerin sorumlusu bu operasyona karar veren Tayyip Erdoğan ve Hulusi Akar’dır” dedi.

Esir askerlerin öldürülmesi olayında Türk devletinin kimyasal gaz kullanarak suretiyle katliam yaptığının altını çizen PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, bağımsız bir heyetin bölgede incelemelerde bulunması gerektiğini ifade etti.

Süleyman Soylu’nun kendisine dönük tehditlerine cevaben de Karayılan, “Hodri meydan diyorum, gelsin bakalım. Ama kendi gelsin, Türkiye halkının çocuklarını üzerimize saldırtıp, Garê’deki gibi öldürtmesin. O kadar yiğitse kendi gelsin. Meclis salonlarında öyle laflar söylemek kolay” diye konuştu.

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan’ın Stêrk TV’de yayınlanan röportajı şöyle:

Türk devleti 10 Şubat’ta Garê’ye yönelik bir saldırı başlattı. Sizce bu saldırının asıl amacı neydi? Saldırıya ilişkin birçok şey söylendi, hatta devlet aklı ile yapıldığından bahsedildi ama kamuoyunda, basında Garê saldırısını Türk devleti açısından büyük bir yenilgi ve rezalet ile sonuçlandığı konuşuluyor. Garê’de 4 süren çatışmaları siz nasıl yorumladınız?

Garê’deki savaş ve mücadele tarihimizdeki büyük direnişlerden biri oldu. 4 gün boyunca destansı bir kahramanlık sergilendi. Bu destanın yaratıcılarını, değerli komutan Şoreş Beytüşşebap şahsında kahraman şehitlerimizi anıyorum. 15 arkadaşımız destansı bir direniş sergileyerek şehit düştü. Hepsine borçluyuz. Cesaretleri ile fedakarlıkları ile, emekleri ile bu destansı direnişi yarattılar. Bütün şehitlerimize bir kez daha söz veriyoruz, anılarını yaşatacağız. Her zaman yolumuzu aydınlatacaklardır.

İşgalci Türk devletinin Garê’ye yönelik operasyonu öyle sıradan bir operasyon değil. Zaten kendileri açıkladı, en üst kademede alınan bir karar ile yapıldı bu operasyon. Türk Cumhurbaşkanı, bakanlar, Genelkurmay Başkanı hepsi birlikte operasyonu organize etmişler. Aylarca hazırlığını yapmışlar. Bilindiği gibi son 6 yıldır işgalci Türk devleti ile aramızda büyük bir savaş yaşanıyor. Bu savaşı kazanamadılar, amaçlarına ulaşamadılar. Bu yüzden sistemlerinde kriz çıktı. AKP-MHP ve Ergenekon tarafından kurulan ittifak siyasi, ekonomik, toplumsal ve askeri bir kriz içindedir. Yani tehlike ile karşı karşıyalar.

Bu kışı bir fırsata çevirerek bize karşı hamleler geliştirmek ve bunun sonucunda rejimlerini devam ettirmek istediler. Hatta başarı elde edip erken seçime gitmeyi hedeflediler. Son bir buçuk ayda Bakurê Kürdistan’da onlarca operasyon yaptılar. Serhat’tan, Mardin’e, Dersim’e kadar Bakur’daki güçlerimize karşı saldırılar düzenlediler. Hiçbirinden sonuç alamadılar. Mardin’de 3 şehidimiz oldu ama onun dışında hiçbir yerde kayıp vermedik. Garê’ye yönelik saldırıyı da bu operasyonların zirvesi olarak hesaplamışlar. Amaçları Garê’yi işgal edip, stratejik bir alana yerleşmek. Bu şekilde hem bize hem de etraftaki güçlere karşı güçlü bir pozisyon almayı planladılar.

KUMAR OYNADI, KAYBETTİ

O bölgede esirler de vardı. Türk devleti de esirlerin o bölgede olduğundan haberdardı. O bölgeye saldırarak esirleri, ölü ya da canlı bir şekilde alıp şov yapma niyetindelerdi. Siyasi bir şov yapıp iktidarlarını uzatmak istediler. Bu yüzden böyle bir saldırı yaptılar. En üst aşamada bir hazırlık da yapmışlardı ama esasında operasyonun yapılmasında bir mantık yoktu. Tehlikeyi göze almışlardı. Erdoğan bir kumar oynadı ama tamamen kaybetti bu kumarı. İşgal için geldilerse zaten işgal edemezlerdi, esirlerini kurtarmak için geldilerse onları da kurtaramazdı, yani tamamıyla bir yenilgi yaşadı. Aslında bazı fırsatlardan yararlanmak istediler. Kışın keşif uçakları daha iyi sonuç alıyor, onlar da bunu kullanmak istediler.

Bir diğer gerçek ise Garê’de bulunan arkadaşların istenilen düzeyde tedbir almamaları. Tedbir konusunda arkadaşlar yeterli tedbir almamışlar, Türk devleti bunu da tespit etmiş. Arkadaşlar genelde Bakur alanında çok büyük tedbirler alıyor. Türk devleti de Garê hattında tedbirlerin biraz hafif olduğunu tespit edince bölgeye saldırarak bu durumdan yararlanmaya çalıştılar. Bir sürpriz yapıp sonuç almak istediler. Başta da dediğim gibi büyük komutan Şoreş, Rojhat ve Seyfi hevaller şahsında büyük bir direniş gerçekleşti. Daha ilk andan itibaren arkadaşlar düşmana büyük darbeler vurdu, kahramanca bir savaş verdiler. Arkadaşların bu direnişi sonucu düşman o bölgede tıkandı. Onlar da tıkandıklarını anladılar ve daha sonra insanlık dışı yöntemler uyguladılar, gaz kullandılar. Yenilgiye uğrayınca kirli yöntemlere başvurdular. Dördüncü güne kadar da kampa girememişlerdi. Çünkü büyük bir direniş vardı.

Eğer yaz mevsimi olsaydı, ya da 3-4 saat yağmurlu, bulutlu bir hava olsaydı, Türk ordusundan bir kişi bile o bölgeden kurtulamazdı. Hepsi imha edilirdi. Arkadaşlarımızın kahramanca direnişleri sonucu yine çok büyük bir darbe yediler. Fakat daha büyük bir darbe alırlardır. Türk ordusu kuşatıldığını fark edince gaz kullandı ve arkasına bakmadan kaçtı. Bunların eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, tereyağından kıl çeker gibi geri çekildik demişti. Bunlar da aynı şekilde çekildiler. Türk ordusu açısından bu durum derin bir yenilgidir.

GARÊ ÖNEMLİ BİR AŞAMADIR

Erdoğan ilk defa, ‘Maalesef başaramadık’ demek zorunda kaldı. Garê’deki kahramanlarımız Erdoğan’a bu konuşmayı yaptırdı. Garê’deki direnişten ne kadar bahsetsek eksik olur. Arkadaşların cesareti ve fedakarlığı sonucunda yaşandı bu direniş. Tabi bu direnişin çok önemli sonuçları da var. Demokratik Modernite Gerillası’nın yeni dönem savaş ve mücadele yöntemlerinin nasıl sonuç aldığını gördük. Bu yöntemler Haftanin’de de denendi fakat Garê bunun ispatı oldu. Arkadaşların verdiği bilgilere göre yaklaşık 20 Dron, 41 savaş uçağı Garê alanında uçtu. Helikopterler ve Atak dedikleri uçaklar da zaman zaman devreye girmiş. Fakat bize karşı büyük bir kayıp yaşatamazlardı. Onlarca yeri vurduklarını açıkladılar ama vurdukları yerde bir şehidimiz oldu, Heval Gelhat. Şehitlerimizin hepsi çatışmada oldu.

Gerilla üzerinde durduğumuz yeni savaş tarzı olan uzmanlığa dayalı tim savaş tarzı ile hareket ettiği sürece, düşmanın tüm tekniği, görüntü, istihbarat alma çabaları sonuçsuz kalır. Bu bizim için çok önemli bir sonuç. Tünel ve tim savaş tarzı ile başarıya ulaşacağımız Garê’de bir kez daha ispat edildi. Düşman da Garê’ye ilişkin birçok şey söyledi. Devlet Bahçeli, Garê’den önce, Garê’den sonra demeliyiz açıklamasında bulundu. Yani Garê önemli bir aşamadır. Onlar kendi açılarından böyle bir şey söylüyor ama bizim açımızdan da böyledir.

Bizim de Garê’den önce ve Garê’den sonra dememiz lazım. Çünkü bu tarihi direniş ile yeni bir döneme geçildi. Başarı tarzı nasıl olurun cevabı daha da netleşti. Bu yüzden şimdiden diyebiliriz ki 2021 yılı sıradan bir yıl değil. Büyük bir direniş ve destansı bir kahramanlıkla yeni yıl başladı bizim için. İnanıyoruz ki bu, bütün yıl için bir yöntem, bir ruh olacaktır. Garê’de 2 sonuç ortaya çıktı. 1; Apocu fedai ruh, kahramanca duruş. 2; dönem gerillasının mücadele yöntemleri. Bu ikisi sonuç aldı, destansı direnişi yarattı.

4 günlük savaşın ardından bombardımanda öldürülen esirlere ilgili Türk devleti ve AKP medyası hareketinizi suçluyor. Bu esirler 5 yıldan fazla bir süredir elinizdeydi ve esirlerin sizin tarafınızdan öldürüldüğü iddia edildi. Fakat Türk devletinin yaptığı bombardıman ve kullandığı gaz ortada bu da yaşananların çok daha farklı olduğunu gösteriyor. Bu durumu nasıl değerlendirdiniz?

Bu operasyonun esirlerin kurtarılması için yapılmadığı yüzde yüz ortadadır. Düşman Garê’nin ortasına yerleşmek istedi. Fakat baktılar ki etrafları kuşatılmış geri çekilmek zorunda kaldılar. Birazcık askeri bilgisi olan bir insan bile bu operasyonun mantıklı bir şey olmadığını anlar. Yer altında olan bir kampı bombalayarak, gaz kullanarak oradaki esirleri sağ alabilmek mümkün mü? Bu akla ziyan bir şey. Bakın ne kadar saldırıyorlarsa da komutan Şoreş ve yoldaşları düşmana darbe vuruyor, kampın dışına çıkmak zorunda kalıyorlar, geri çekiliyorlar. Daha sonra ise kampı uçakla bombalıyorlar. Bombardımanın ardından tekrar kampa girmek için saldırıyorlar ama tekrar geri çekilmek zorunda kalıyorlar. Yani bir defa değil onlarca kez saldırıyorlar ardından da gaz kullanıyorlar. Yani esirlerin sağ kurtarılması için hiçbir şey yapmamışlar tam tersi tüm öldürücü silahları kullanmışlar.

Nasıl sağ kurtarmaya gittik diyorlar? Yalan söylüyorlar. Öyle bir şey yok. Bu kadar vicdansız, merhametsizler. Kendileri için savaşan insanları öldürmek istediler. Neden? Kariyerleri için. İktidarlarını devam ettirmek için esirleri kurban ettiler. Erdoğan’da vicdan olsaydı bunları yapmazdı. Nasıl ki Roboski’de sivil, genç insanlarımızı talimatla bombalayıp öldürdülerse, Garê’de de aynı şeyi yaptılar. Hareket olarak bugüne kadar hiçbir esiri öldürmedik. Şimdiye kadar yüzlerce kişiyi esir aldık ve bir şekilde ailelerine teslim ettik. Arabulucular oluyordu. Ama bu esirler için şimdiye kadar hiçbir arabulucu olmadı. Neden? Çünkü AKP-MHP rejimi onaylamadı. Yani kimse onlardan habersiz alanımıza gelemez. Duyduğumuza göre İHD ve sivil toplum kuruluşları bir heyet kurup arabuluculuk yapmak için birçok defa devlete başvuruda bulunuyor ama onay vermiyorlar. İHD inisiyatif kullanarak çağrıda bulundu ama sadece çağrıda bulunarak sonuç alınmaz.

Yani kimse bu esirlerin sağ bırakılması için yanımıza gelmedi. Esir ailelerinin bunu çok iyi bilmesi lazım. Kürt halkı ve Türkiye halkları çok iyi bilsin ki bu esirlerin sağ kurtarılması için hiçbir çaba harcanmadı. Bizim kimseyi heder etme gibi bir niyetimiz asla olmadı. Biz evrensel savaş kriterlerine bağlıyız. Elimizde olan insanları her şekilde koruyoruz. Arkadaşlarımız o esirleri savunmak için kendilerini feda etti. Daha önce elimizde olup sağ bırakılan esiler de bu durumdan bahsediyorlar. Onları savunmak için kendimizi feda ettik. Bunun birçok örnekleri de var. Esirleri misafirimiz olarak görüyoruz, bu şekilde yaklaşıyoruz. Esirlerin sorumlusu bu operasyona karar verenlerdir. Tayyip Erdoğan ve Hulusi Akar’dır. Eğer Türkiye’de hukuk olsaydı bunların istifa etmesi gerekirdi, ya da haklarında soruşturma açılırdı. En azından operasyondan yenilgi alındı diye soruşturma açılırdı. Neden hesap sorulmuyor? Çünkü en baştakiler bu operasyona karar verdi.

Bir konuya daha açıklık getirmek istiyorum. Cotyar isimli bir insanımız da oradaydı. Arkadaşlar onu bırakmaya hazırlanıyorlardı. Aslında arkadaşların yanındaydı tam olarak misafir değildi. Bizim insanımızdı. Elbette ki sorumluluk yine bize ait ama katledilmesinin asıl sorumlusu Türk yetkililerdir. Onların vicdansızlığı ve merhametsizliği böyle bir olayın yaşanmasına sebep oldu.

BAĞIMSIZ HEYET İNCELEME YAPMALI

Biz hazırız. Bağımsız bir heyet gelip inceleme yapabilir. Hala o bölgeye kokudan gidilmiyor. Şehit düşen arkadaşlarımızın cenazeleri de var orada. Onlardan da örnek alınabilir. Bağımsız bir heyet davet ediyoruz, gelip incelemelerde bulunabilirler. Faşist Türk devletinin katliamını, kendi insanlarını nasıl öldürdüklerini, arkadaşlarımızın nasıl şehit düştüklerini gelip görsünler. Bu vahşetin sorumlusu Türk devletidir, biz değiliz. Biz esirleri koruduk.

İnsanlık dışı bir durum var ortada. Esirler, MİT çalışanıydı, polisti ama Türk devleti diyor ‘sivil’ insanlardı. Kendi elemanlarına sahip çıkmıyor. Esirler kendileri de mektup yolladı, basına konuştu, ‘devlete o kadar çalıştık, devletin bize sahip çıkması gerekir’ dediler. Ama bu devlet vicdansız, merhametsiz bir devlet. Kariyerleri, menfaatleri için kendi insanını böyle harcayan bir devlet. Bu olayın aslı budur.

Garê’de şehit düşen yoldaşlarımızın ailesine ve tüm Kürdistan halkına başsağlığı diliyorum. Şehitlerimiz sembolümüzdür, hepsine borçluyuz. Onlar bu destansı direnişi yarattı. Yine yanımızda öldürülen esirlerin ailelerine de başsağlığı diliyorum. Özellikle Cotyar’ın ailesine başsağlığı diliyorum. Aileler bilmelidir ki bizim böyle bir niyetimiz yoktu. Biz böyle bir şey yapmadık. Bu katliamın sorumluluğu faşist Türk devletine ve yetkililerine aittir.

Garê’ye yönelik operasyon başladığında Eski Özel Harekatçı Abdullah Ağar, ‘Peşmerge kıyafet değiştirip TSK operasyonuna katıldı’ diye bir açıklamada bulundu. Peşmergelerin PKK’den rahatsız olduğunu iddia ediyor. Kürtler arasında bir çatışma yaratabiliriz, birakujî savaşı çıkarabiliriz mesajı vermeye çalıştı. Abdullah Ağar’ın bu söylemini nasıl yorumluyorsunuz?

Önemli bir konuya değindiniz. Her şeyden önce şunu belirtmek istiyorum. Böylesi tarihi süreçlerde, Kürdistan özgürlük davamız önemli bir aşamadan geçiyor. Kürtler Ortadoğu’da bir iradeye sahip oldular. Ulusal hakikatlerini artık daha fazla dile getirip, temsil edebiliyorlar. Fakat başta Türk devleti olmak üzere düşmanlarımız bu durumdan rahatsız ve buna karşı harekete geçtiler. Bakın Türkiye ve Suriye yaklaşık 10 yıldır birbirinin kanını içiyor. Türkiye Suriye’ye karşı her alanda savaş yürütüyor. Ama birbiri ile görüşmeler yapıyorlar. İran’la, Irak’la görüşüyorlar, ziyaretlerde bulunuyorlar. Konu ne? Konu Kürtler. Bu devletlerin arasında birçok çelişki ve sorun var ama ortak oldukları tek konu Kürtler.

Türk devlet sisteminde de farklı kanat var bunlar birbiri ile anlaşamıyorlar. Irkçısı var, milliyetçisi var, Türk İslamcısı var, Avrasyacı var, NATO’cu var. Yani Türk sistem bürokrasisinde birçok kanat var. Bu kanatlar bir araya gelemiyorlar aralarında çelişkiler var. Tek anlaştıkları konu var o da Kürtler. Kürtlere karşı süren savaş sona erse bu rejim çöker. Çünkü Tayyip Erdoğan, Devlet Bahçeli, Doğu Perinçek, Hulusi Akar bunlar Kürt halkına karşı birlik olmuş durumdalar. Kürt konusunda ortaklar ama diğer şekilde aralarında birçok çelişki var. Etrafımızdaki devletler de öyle.

Düşman bize karşı birlik oluyorsa bir Kürtler neden birlik olmayalım? Neden? Eğer bu önemli süreçlerde Kürtler olarak içimizdeki sorunları çözmeksek, ulusal bir tutum sergilemezsek, tarih bizi mahkum eder. Halkımız bunu kabul etmeyecektir. Halkımızın bu önemli süreçlerde Kürt siyasetinden beklediği şey en azından karşıt olmamamız. Halkımızın beklentisi birlik olmamızdır. Şüphesi düşmanın planı Kürtler arasında bir çatışma çıkarıp, Kürtlerin varlığına son vermek. Böyle bir hedefleri var.

KÜRTLER ARASI SAVAŞ HEDEFLENİYOR

Abdullah Ağar, psikolojik savaşın özel kadrolarından biridir. Bu şahıs günde 6-7 televizyon gezip konuşuyor. Kendi döneminde de birçok Kürdü katletmiş bir katildir. Şimdi de propaganda yapıyor. Diyor, ‘Peşmerge de PKK’den rahatsız olduğu için asker kıyafeti giyip, TSK’nın yanında savaşıyor.’ Böyle bir şey yok. Bununla ilgili yazılı bir açıklama da yaptık. Amacı ne? Provokasyon yaratmak. İki tarafı birbirine karşı kışkırtmaya çalışıyor. Zaten attığı Tweet’ten sonra bir karşıtlık da ortaya çıktı ama düşman yapıyor bunu. Düşman Kürtler arasında bir çatışma çıksın diye tahrik ediyor. Hayır kimse bu oyuna gelmesin. Bu süreçte ulusal bir tutum geliştirme çabası çok önemli ve hayati bir konudur. Burada herkese sorumluluk düşüyor.

Biz sürekli bunun çağrısını yapıyoruz, bazıları sanki PKK’nin buna ihtiyacı olduğu için bu çağrıyı yapıyor diye düşünüyor. Hayır, hepimizin ihtiyacı var. Biz her şartta ve koşulda savaşabiliriz, kendimizi koruyabiliriz, davamızı yürütebiliriz. Ama ulusumuzun ortak bir siyasete ihtiyacı var. Herkese sorumluluk düşüyor. Yekgitûy, Goran, Komela, Rojava, Rojhilat, Bakur’daki bütün partilere sorumluluk düşüyor. Fakat burada bizim ile KDP’nin sorumluluğu ve ilişkisi önemlidir.

Sayın Karayılan bu noktada bir şey sormak istiyorum. Türk devletinin Garê yenilgisinin ardından önümüzdeki süreçte Kürt güçleri, örneğin KDP gelirse peşmerge ve gerillalardan oluşan ortak bir savunma gücünü oluşabilir mi?

Bu bizim hayalimiz tabi ki gerçekleştirmek istiyoruz. Her yurtsever Kürt böyle bir şeyin olmasını umut ediyor. Biz de buna açığız. Fakat her şeyden önce aramızdaki sorunları halletmeliyiz. Dediğim gibi en büyük sorumluluk Kürt siyasetine düşüyor. Bu dönemde Kürt siyasetinin taktiksel düşünmemesi, dar yaklaşmaması lazım. Stratejik düşünmeli. Çünkü dönem stratejik bir dönem. Kürtler için varlık ve yokluk dönemidir. Bu yüzden çok önemli. Bu konuda olumlu gelişmelerin yaşanacağını umut ediyorum.

Türk devleti Garê’yi işgal edip herkesi tehdit etmeyi amaçlıyordu. Türk devleti durup durup, Kıbrıs’tan bahsediyor, Azerbaycan’dan bahsediyor, Kerkük’ten bahsediyor. Kerkük’ü de Kıbrıs gibi yapmak istiyorlar. Yani Türkçülüğü, Osmanlıcılığı geliştiriyorlar. Araplara, Kürtlere sürekli tehdit oluşturuyorlar. Kürtlerin varlığına yönelik tehditler bunlar. Kürt siyaseti olarak, PKK, KDP ve diğer tüm Kürt partileri bu önemli süreci göz önünde bulundurmalı ve ona göre yapıcı bir yaklaşım geliştirmeliyiz. Her şeyden önce olumlu bir yaklaşım sergilemeliyiz ki bahsettiğiniz şey gerçekleşsin. Biz buna hazırız zaten.

Düşman Kürtler arasında çelişkiler yaratıp, provokasyonlar geliştirmek istiyor. Abdullah Ağar’ın Tweet’i göz önünde. Zaten düşmanın hayali Kürtler arası savaş çıkarmak. Bu faşist ittifak sadece PKK’ye karşı savaşmak için değil, Kürt halkının tüm kazanımlarını yok etmek için ortak saldırıda bulunuyor. Ama sıraya koymuş. Bizim de bunu görmemiz ve buna göre hareket etmemiz lazım. Kürt siyaseti şu an bir sınavla karşı karşıya ve umut ediyorum ki bu sınavdan başarılı bir şekilde çıkacaktır. Düşmanın buralarda at koşturmasına müsaade etmeyecektir. Her zamankinden daha fazla fırsatlara sahibiz. Garê direnişi de bunun ispatıdır. Teknik ile kendini çok güçlü göstermeye çalışıyor ama biz daha güçlüyüz. Gerçekliğimiz var, irademiz, kendi topraklarımızda savaşıyoruz bu yüzden başaracağız. İnanıyorum ki düşmanın oyunları da boşa çıkacaktır.

Eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı İsmail Hakkı Pekin, Paris katliamını itiraf etti. ‘PKK’nin Avrupa’daki yöneticilerini ve üyelerini öldürmeliyiz’ dedi. Yani Kandil zor ama Avrupa’da suikastlar yapılmalı itirafında bulundu. Bu itirafları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu faşist, ırkçı bir zihniyettir. Öldürme ile sonuca ulaşmak istiyorlar. Bunu söyleyen zaten Ergenekon kanadından. Bunlar Kürtleri öldürerek, Kürdistan’da soykırım siyaseti ile başarıya ulaşmak istiyor. PKK’nin davası Kürt davasıdır. Konu toplumsal bir konu. Biz hakikati temsil ediyoruz. Bildiğiniz gibi 21 Şubat Dünya Anadil Günü’ydü. Anadil doğal, insani bir haktır. Doğduğunuzda hangi anadilini kullanıyorsanız o dille eğitim görülmeli, o dille yaşamalı insan. Peki şu an bu hak Kürtler için var mı? Biz işte bunun için mücadele ediyoruz. Kürdistan’da en insani hak bile yok. Bizi yok etmek istiyorlar. Yürüttüğümüz savaş varlık savaşıdır. Kürt halkının varlık savaşıdır. Biz bu toprakların gerçeğiyiz. Bizi öldürerek bitiremezler. Bunlara hala anlamamışlar; PKK katledilme ile, şehit edilme ile bitmez daha da güçlenir.

Rêber Apo’nun Kürdistan’da geliştirdiği sinerji ile her şahadet bizi zayıflatmaz, güçlendirir. Bunlar hala bunu anlamamışlar. Diyorlar, ‘Kandil’dekiler çıkmıyor, onları öldüremiyoruz, gidip Avrupa’dakileri öldürelim. MİT Paris’tekileri öldürdü, biz de öldürelim.’ Öldürme ile sonuca gitmek istiyorlar. Kürdistan’da terör estiriyorlar, katliam yapıyorlar bu şekilde netice elde etmeyi amaçlıyorlar. Kürdistan’da soykırım siyaseti yürütüyorlar. Bu şekilde Kürt halkını yok edemezler. 90 yıldır Kürtleri katlediyorlar. Zindanları Kürtlerle dolu. Binlerce arkadaşımız zindanda. Önderlik zindanda, ağır bir tecrit ve psikolojik işkence altında. Bizler sonuna kadar direneceğiz. Şehit düşsek bile yerimiz kat be kat doldurulacaktır. Bunlar bu gerçeği hala anlamamışlar. Zannediyorlar ki öldürme ile bizi bitireceklerdir.

Yıllardır bitireceğiz diyorlar. Daha 1984 yılında 72 saate onları bitireceğiz demiştiler. Yani faşist, hunhar bir anlayışa sahipler. Kandil’dekileri öldüremiyoruz, Paris’e, Berlin’e, Brüksel’e gidip oradakileri öldürelim diyorlar. Bunu açık bir şekilde söylüyorlar. Madem BM var, insan hakları kurumları var, Avrupa Konseyi var, AİHM var peki nerede bunlar? Türk devleti şımarık bir çocuk gibi. Avrupa ülkelerinin sessizliğinden, Amerika gibi hegemonik güçlerden dolayı böyle şımarık oldu.

MACRON PARİS KATLİAMINI AYDINLATMAK İÇİN MAHKEME AMBARGOSUNU KALDIRMALI

Fransa’nın başkenti Paris’in ortasında 3 değerli arkadaşımızı şehit ettiler, belgeleri var, elimizdeki MİT esirleri de bunu itiraf etti, ses kayıtları var, bu kayıtlar yayınlandı da ama Fransa adaleti sessiz. Heval Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in şahadetinde Fransa mahkemeleri sınıfta kaldı. Neden? Çünkü Fransa istihbaratı da bu katliamda yer alanlarla bir ilişki içindeydi ve bunun üstünü örttüler. Tetikçiyi de öldürüp, üstünü örttüler.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron bazı iyi şeyler söylüyor, Erdoğan’ın siyasetini biraz çözmüş. Sayın Macron’a çağrıda bulunuyorum; Erdoğan’ın gerçek yüzünün ortaya çıkmasını istiyorsa, Paris katliamına ilişkin Fransa mahkemelerine uygulanan ambargoyu kaldırsın. Adil, gerçek bir mahkeme oluşturulsun. Hukuk yürütülsün. Fransa bunun altında ezilmesin. Fransa halkı için de bu çok önemli bir konu.

Paris katliamını itiraf eden İsmail Hakkı Pekin sıradan bir general değil. Üstelik sadece bir kez söylemiyor, daha sonra da verdiği demeçlerde ‘istihbaratımız Paris’teki cinayetleri işledi, yine onları öldürmeliyiz’ diyor. Çünkü Fransa’nın, Avrupa’nın bu tutumundan cesaret alıyorlar. Paris katliamını itiraf etti ama zaten bu katliamı MİT’in yaptığına dair belgeler var. Fakat Fransa bunun üzerine gitmedi, göz yumdu. Adaletsizlik burada da var. Bir an önce adaletin yerini getirilmesini istiyoruz. Fransa’nın halkımızın bu umudunu yerine getirmesini bekliyoruz.

Türk devletinin Garê yenilgisinin ardından Türk İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, size ilişkin şöyle bir söylemde bulundu; ‘Murat Karayılan’ı yakalayıp bin parçaya bölmezsek yüzümüze tükürsün.’ Soylu’nun şahsınıza yönelik böyle bir söyleme cevap verme gereği duyuyor musunuz?

Normal bir devlet ve normal bir bakan böyle bir cümle kurmaz. Neden bu şekilde tehdit ediyorlar ve sokak dili kullanıyorlar? Birincisi yenildiler ve buna tahammül edemiyorlar. Ağır bir yenilgi aldılar. Bu şekilde bir söylem kullanmalarının sebeplerinden biri bu. İkincisi ise zihniyetleri. Parça parça edeceğim diyor. Yani üst düzey bir yetkilinin böyle konuşması zihniyetlerini açığa çıkarıyor. Faşist, katliamcı bir zihniyet. Onlar bundan anlıyorlar. Dediğim gibi Kürt meselesini bu şekilde halletmek istiyorlar. Bir söz var, demirden korkan trene binmez diye. Eğer bizler şahadetten korksaydık bu işi yapmazdık. Bizler bu halkın fedaileriyiz ve her zaman, her şeye hazırız. Hodri meydan diyorum, gelsin bakalım. Ama kendi gelsin, Türkiye halkının çocuklarını üzerimize saldırtıp, Garê’deki gibi öldürtmesin.

O kadar yiğitse kendi gelsin. Meclis salonlarında öyle laflar söylemek kolay. Türkiye’deki en büyük yalancı kim diye sorarlarsa, Süleyman Soylu derim. 2016 yılından bu yana ‘Bu sene PKK’nin sonu olacak’ diyor. Hatırlarsanız 2016 yılında Nisan ayında hatta gün bile veriyor, ‘PKK’nin ismi bile anılmayacak, yok edeceğiz’ diyordu. Her yıl aynı yalanları söylüyor. Psikolojik savaş uzmanıdır kendisi. Kürt halkının düşmanı, bir faşisttir. Bu kadar katliam, gözaltı, tutuklama hepsini o yürütüyor. Bu şekilde sonuç alamazlar. Bizler meşru bir mücadele yürütüyoruz.

Onlar nasıl Türk milleti ise, bizler de Kürt milletiyiz. Kendimizi yönetme hakkımız, dil hakkımız, varlık hakkımız var. Bu haklı yolda bütün bedelleri vermeye hazırız. Bu halk bugüne kadar çok değerli evlatlarını bu uğurda feda etti, bizler de bu mücadeleye hayatımızı adadık, her türlü bedeli vermeye de hazırız. Çünkü doğru ve halkı bir yoldayız. Varlık ve özgürlük için bu mücadeleyi yürütüyoruz, kimsenin tehditlerinden de korkmuyoruz.

18-26 Ocak 2021 tarihleri arasında HPG Komuta Konseyi’nin yıllık olağan toplantısını gerçekleştirdiniz. 40 delege katılım sağladı. Toplantıda öncelikli olarak tartıştığınız konular ve aldığınız kararlar nelerdir?

HPG Komuta Konseyi’nin yıllık olağan toplantısı bizim için, mücadelemiz için çok önemli ve başarılı bir toplantıydı. Dediğiniz gibi her alandan 40 arkadaş katılım sağladı. 1 alan dışında diğer tüm alanlardan arkadaşlar toplantıya katıldı. Toplantıda yaşadığımız tüm sorunlar tartışıldı. Toplantının asıl teması ‘nasıl başaracağız’dı. Bütün alanlardaki sorunlarımız açık bir şekilde tartışıldı. Çok önemli kararlar da alındı. Yıllık planlama yapıldı, dönem perspektifi netleştirildi. En önemlisi de son 3 yıldır yeni bir gerilla gücü kurmayı amaçlıyorduk.

Rêber Apo, kadın özgürlükçü, demokratik, ekolojik bir paradigma geliştirdi. Yani Demokratik Modernite paradigmasını geliştirdi. Gerilla da demokratik modernite gerillasını yaratmak istiyor. Temel bir değişim gerçekleştirmek istiyor. Toplantımız bu husus üzerinden yürütüldü. Çünkü yeni dönem gerillasının istihbarata, her türlü tekniğe karşı cevap verebilmesi gerekir. Rêber Apo, ‘en büyük teknik insanın kendisidir’ diyor. Biz de Rêber Apo felsefesi ile yeni dönem gerillası yaratmak istiyoruz. Bunun için de gece gündüz çalışıyoruz. Birçok mesafede kat ettik. Toplantıda bu konudaki eksikleri giderme üzerine tartışmalar yürütüldü. Tabi eksiklerimiz var, hala tam olarak hedeflediğimiz aşamaya gelmedik.

Kürtler çok geç değişimi kabul ediyor, alışkanlıklarına bağlı. Arkadaşlarımız kolay kolay değişmiyor. Birçok yeni karar alıyoruz ama klasikleşme duvarına çarpıyor. Yani klasik gerillaya, klasik duruşa çarpıp bize geri dönüyor. Kendi içimizde de bir mücadele yürütüyoruz. Alışkanlıklara bağlı, keyfi, değişime kapalı yaklaşımlar var. Fedakar, cesur, cesaretlidir ama değişime kapalı. Buna karşı da bir mücadele veriyoruz. Toplantımız bunun üzerinde durdu. Halkımız bunu bilsin, bütün komutanlarımız özeleştirilerini verdiler. Yeni döneme cevap olmak, daha başarılı bir gerilla gücü yaratmak için önemli kararlar alındı. Derin bir yoğunlaşma sağlandı. Toplantıda ortaya çıkan sonucun Garê’deki direniş üzerinde de etkili olduğunu düşünüyorum. Çünkü toplantıdaki arkadaşlar da Garê alanına geçtiler.

GARÊ’DE DESTAN YAZILDI

Garê zaferi, HPG Komuta Konseyi’nin yıllık olağan toplantısında alınan kararların ne kadar doğru ve önemli olduğunu bir kez daha ispat etti. Buna yoğunlaşmamız lazım. Daha başarılı, daha cesur, daha kararlı, daha yetenekli bir gerilla yaratmak istiyoruz. Taktik, teknik alanında yaratıcı, cevap olabilen bir gerilla olmalı. Şüphesiz ilk önce ideolojik derinlik, örgütlü duruş, askeri duruş anlamında güçlü olmalı. 1 kişi 50 kişi bedelinde olmalı, yani 5 kişilik timimiz 250 kişiyi yenebilmeli. Böyle bir düzey yaratmak istiyoruz. Bu yönde yoğunlaşıyoruz.

Garê’de de ortaya çıktı, mesela o kadar keşif uçağı vardı ama onlarca Tim hareket halindeydi. Eğer uzmanca hareket edilmeseydi onlarca görüntü verilir ve darbe alınırdı. Biraz uzmanca hareket edildiği önemli bir destan yaratıldı, 15 arkadaşımız şehit oldu. Elbette çok değerli arkadaşlardır, kahramanlar her biri. Çok çok değerli fedailerdir, ne kadar söylesek de haklarını ödeyemeyiz. Hepsine borçluyuz. Komutan Şoreş heval şahsında gerçekleşen direniş her zaman yolumuzu aydınlatacaktır. Demokratik modernite gerillasının gerçek öncüleridirler. Şehitlerimiz bunu ispatladı hem ruh hem de yöntemleri ile ispatladılar.

Toplantımız başarılı bir şekilde sona erdi. Önderliğin şehitlerin, Kürdistan annelerinin beklentilerine daha iyi cevap olacağımızı umut ediyorum. Bütün arkadaşların çabaları da o yöndedir. Bu dönemde artık kazanmak istiyoruz. Düşmanın yıllardır bize karşı kullandığı tekniği nasıl boşa çıkarırız, Kürt özgürlük davasını, devrimci halk savaşı çizgisinde nasıl başarıya ulaştırırız? Bunun üzerinden bir yoğunlaşma sağlandı. Belli bir aşamaya da geldi. Önümüzdeki süreçte, toplantımızda alınan karar ve yapılan planlar üzerinden bir yürüyüş gerçekleşecek. Rêber Apo’nun, Kürdistan’ın özgürlük yürüyüşü.

Dem dema azadiyê ye hamlesi çerçevesinde daha fazla başarı sağlayacağız. Her şart ve koşulda rol alan ve mutlaka kazanan, yenilmez bir gerilla gücü yaratmak istiyoruz. Bu konuda birçok mesafe katlettik ama hala eksikliklerimiz var. Toplantımızda bunlar da tespit edildi, bu eksikleri gidermemiz gerekiyor. Kürdistan özgürlük gerillasının zafer gerillası olacağına, Rêber Apo ve Kürdistan’ın özgürlüğünü sağlayacağına inanıyoruz.

anha

Daha Fazla Göster

Yorum yaz

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu