Rojev'den

Kani Xulam yazdı – Gandhi’nin Amerikan Devrimi: Kürtler Aynısını Ortadoğu’da Yapabilir mi?

Gandhi’nin Amerikan Devrimi:

Kürtler Aynısını Ortadoğu’da Yapabilir mi?

Yıl 1985 idi. Columbia Üniversitesinin 23 yaşındaki bir mezunu ev masraflarını karşılamak için Manhattan’da işten işe koşturuyordu. Bir gün, üniversitesinde, bir sivil haklar simgesinin konuşacağına dair bir duyuruya rastladı.

Mezun kişi Barack Obama idi. Simge isim Stokely Carmichael’dı. Obama Carmichael’ı görmeye gitti. Yıllar sonra, anılarında, “kötü bir rüya gibiydi,” diye yazacaktı. Artık Kwame Ture olarak da bilinen Carmichael, Obamaya göre, yarı “deli” yarı “aziz” bir insandı.

Stokely Carmichael 1941 yılında Trinidad adasında dünyaya gelmişti. Bir İngiliz uyruklu idi. Ailesi İngiltere ile olan bağlılığı ile biliniyordu. Çocuklarına Stokely Standiford Churchill Carmichael adlarını vereceklerdi.

1978 yılında bu dört isim çöplüğe atıldı. Yerlerini Kwame Ture aldı. Kwame ismi Kwame Nkrumah’tan geliyordu. Ture ismi Ahmed Sekou Toure’nın kısaltılmış soy ismi idi. Birinci şahıs Ghana’yı bağımsızlaştırmıştı. İkincisi Gine’yi.

Carmichael’ın ismi geçen yaz Amerikan basınında yer aldı. Başkan Clinton, John Lewis için düzenlenen cenaze merasiminde, Lewis’ın mücadele yıllarında doğru yolda olduğunu Carmichael’ın ise yanlış yola saptığını dile getirdi.

Böyle söylediği içinde eleştirilere tabi tutuldu.

Bence Lewis hayatta olsaydı, Clinton’a göz kırpardı.

Genç Obama Carmichael’ı tanıtmakta zorluk çekmişti. Yaşlanan Clinton’un böyle bir sıkıntısı yoktu. Carmichael’ın Şiddetsiz Öğrenciler Derneğinin başkanlığını Lewis’tan devralmasından sonra güzel bir mirasa gölge düşürmüştü.

Baskan Clınton 1960’larda yer alan fikir çatışmasına atıfta bulunuyordu. John Lewis ve arkadaşları Hazreti İsa, Henry David Thoreau, Leo Tolstoy, Mahatma Gandhi ve Dr. Martin Luther King Jr. gibi rehberleri bol olan şiddetsizlik felsefesine sadık kalmışlardı.

Stokely Carmichael, başlangıçta en azından, şiddetsizlik harekâtının bir parçasıydı. Ancak şiddetsizliğe olan bağlılığı ahlaki olmaktan çok pratikti. Çok geçmeden Malcolm X’in görüşlerinden etkilenecekti. Hayatının sonuna doğru bir tabanca bile kuşanacaktı.

Malcolm X ve Dr. King suikastlere kurban oldular. Carmichael ve Lewis sevdiklerinin yanında barış içinde vefat ettiler. Hayatları boyunca özgürlük için uğraştılar. Özgürlük biz Kürtlerinde hedefindedir. Hangisinin Kürtlere daha fazla yararı olabilir acaba?

Bu makalenin bundan sonraki bölümünde Carmichael ile Lewis’ın hayatlarına odaklanacağım. Size kişiliklerini hissetmeniz için yaptıklarından örnekler vereceğim. Kimin Kürtlere daha iyi bir özgürlük rehberi olacağı kararını ise size bırakacağım.

Bireylerin yaşamlarını birbirine karşılaştıran bu deney yazım antik çağa kadar uzanan bir tarihe sahiptir. Yunan yazarı Plutarch ünlü Yunanların yaşamlarını ünlü Romalıların yaşamları ile karşılaştırırdı. Çağdaşlarına, okurlarımda, “öykünme ruhunu uyandırmak istiyorum,” derdi.

Bende aynı niyetle bu yazıyı kaleme alıyorum. Kim bilir belki Carmichael ile Lewis’ın izinde yürüyen Kürt gençlerimiz olacak. Onlar, şayet, Kürdistan ve Ortadoğu’da özgürlüğün sınırlarını genişletirlerse, ben de özgürlüğün çağrısına layık bir yazı yazdım derim.

Stokely Carmichael’ın bir sivil haklar eylemcisi ya da Atlantik’in iki yakasında organizatörlük yapacağını kimse kestiremezdi. Aynı zamanda onun 1968’de Amerika’dan Afrika’ya kalıcı bir şekilde ayrılacağı da ihtimaller dışındaydı.

İstediği ve kendisinden beklenilen bir doktor olmasıydı. Babası onun Trinidad adasına geri dönmesini, orda bir klinik açmasını, adalıların tıbbi ihtiyaçlarını karşılamasını ve ölünceye dek orda kalmasını planlıyordu.

1960’ların şafağı tüm bu planları altüst etti.

Tarih her şeyi altüst eden bu tür sismik olaylar ile doludur. Amerika 1776 yılında bağımsızlığını ilan edince ve Fransa 1789’da devrimini yapınca şair William Wordsworth söyle yazmıştı:

“O şafakta hayatta olmak mutluluğun adıydı
Ama genç olmak cennetin ta kendisi!”

“O şafakta” parlayan özgürlük yıldızı Amerika ve Fransa’ya birer cumhuriyet hediye edecekti. 1960’larda yaşananlar ise siyahların Amerika’yı daha adil bir ülke yapmak için verdiği efsanevi şiddetsizlik mücadelesiydi.

Asil bir hedef olmasına rağmen eşitlikçilik hedefi ne yazık ki şimdiye kadar insanlığın ulaşamayacağı bir merhalede kalmıştır. Karl Marx sevmese de Aristo’nun şu sözü hala da geçerliliğini korumaktadır:

“Eşitsizliğin en kötü biçimi, eşit olmayan şeyleri eşit hale getirmeye çalışmaktır.”

Yunan bilgesine rağmen, Amerika önündeki imtihanı vermeye zorlanacaktı. Sadece şiddetsizliğin Amerikalıları kanun önündeki eşitliğe götürme şansı vardı. İki siyah lider bu iş için hazırdı. Yaşlı olanının adı Bayard Ruskin’dı. Genç olanının ise Rahip James Lawson’dı.

Ruskin, Dr. King’i şiddetsizlik felsefesi ile tanıştıran şahıs oldu. 1955 yılında sürmekte olan Montgomery Otobüs boykotunu başarıyla sonuçlandırdı.

Rahip Lawson, John Lewis ve arkadaşlarını, kilise çatıları altında, Hintli devrimcinin öğrencileri yapmayı görev bildi.

Carmichael o günlerde bir lise öğrencisi idi.

Kuzey Carolina’daki Greensboro Dörtlüsünün başlattığı oturma eylemi ile birlikte sivil haklar mücadelesi ile tanıştı. Önceleri pek ilgilenmedi. Dört öğrencinin pek ciddi olmadığını düşünmüştü. Fakat eylemlerinde ısrar ettiklerini görünce merakı arttı.

Şans eseri birkaç hafta sonra başka bir protesto için başkent Washington’daydı. Orada, kendisi gibi grev yapan siyah öğrenciler ile tanıştı. Tanıştığı insanlar bildiği protestoculardan farklıydı. Nezaketliydiler. İyi giyinmişlerdi. Disiplinli oluşları gözünden kaçmamıştı.

Hepsiyle tanışmak istiyordu.

Howard Üniversitesi öğrencileri idiler. Şiddetsiz Eylem Grubunun (NAG) üyeleri idiler. NAG Şiddetsiz Öğrenciler Derneğinin (SNCC) bir parçası idi. Hepsinin ortak bir gayesi vardı: Amerika’daki kanuni ayrımcılığı gayrı-kanuni yapmak.

Carmichael onların bir parçası olmak istedi.

Sonbaharda, Howard Üniversitesine kaydını yaptırdı. Sanki yeni bir dinin üyesiymiş gibi NAG’ın saflarına katıldı. Gandhi ve felsefesi ile tanıştı. Anladığı kadarı ile yapılan eylemlere katıldı.

Howard Üniversitesi Amerika’nın başkenti Washington’dadır. 120 kilometre doğusunda ayrımcılık yasaları yürürlükte idi. Maryland’in doğu yakasındaki beyazlar istediği gibi hayatlarını sürdürüyorlardı. Siyahlar ise ırkçılığın ve sömürünün soldurucu etkilerine maruz kalıyorlardı.

NAG bu legal ayrımcılığa son vermek istedi. Önce bir işyeri hedef seçildi. Kardeş organizasyon Cambridge Şiddetsiz Eylem Komitesi (CNAC) ile ilişkiye geçildi. Ayrımcılık yapan iş yerine, Gandhi’nin tavsiyesi çerçevesinde, yapılacak olan eylem hakkında önceden bilgi verildi.

Belirlenen günde Stokely Carmichael ve arkadaşları sanki bir baloya gidermişçesine en güzel elbiselerini giyinerek ayrımcılık yapan iş yerinin önünde toplandılar. Eşit muamele görmek istediklerini dile getirdiler.

Tıpkı televizyonda gördüğü gibi hakaret ve saldıranlara maruz kaldılar.

NAG ve CNAC gönüllüleri yapılan hakaretlere yanıt vermediler. Saldıranlara karsı koymadılar. Ama pes de etmediler. Düzenli, barışçıl, nazik ve çoğu zaman şenlikli protestolarına yasalar çerçevesinde devam ettiler.

Bir gün bir beyaz, Eddie Dickerson, Carmichael’ı yere düşürdü. Karnını defalarca tekmeledi. Yorulduktan sonra, sanki hiçbir suç işlememiş gibi, elini kolunu sallayıp, evine gitti.

Akşam protestocular yaralarını sarmak ve vücutlarını dinlendirmek için yerel bir kiliseye çekildiler.

Gandhi’nin olabileceğini tahmin ettiği gibi Dickerson vicdan sancılarını hissetti ve eylemcilerin dinlendiği kiliseyi hiç kimseye haber vermeden ziyaret etti. Birkaç saat sonra ibadethaneden dönüştürülmüş bir şekilde ayrıldı.

Birkaç ay sonra harekete katıldı ve beyaz ırkın günahlarını telafi etmek için Georgia eyaletine gidip orada ayrımcılık yapan iş yerlerindeki protestolarda yer aldı. Bazı eylemlerde dövüldü. Bazen hastanelik ve bazen de hapishanelik oldu.

Carmichael acaba Dickerson’ın dönüşümünü nasıl karşıladı?

858 sayfalık otobiyografisinde olayla ilgili sadece üstünkörü bir referansı var. Şiddetsizlik onun için bir muamma idi. Arkadaşları ve bağlı olduğu siyah ırkı adına eylemlere katılıyordu. Tek istediği siyahların beyazlarla aynı haklara sahip olmasıydı.

Yıllar sonra dirençli bir eylemci oluşu saygıyla anılacaktı.

19. doğum gününü “Özgürlük Yürüyüşleri” için gittiği Mississippi eyaletinin Parchman Cezaevinde geçirdi. Amerikalı ünlü yazar William Faulkner bu cezaevi için ‘Ölüm Durağı’ lakabını kullanmıştı. 1961’de hala o acımasız ünvanını koruyordu.

Bir gün, bir gardiyan Carmichael’ı hırpaladı. Yapılan kötü muameleyi protesto etmek için eski bir ilahi şarkıyı yüksek sesle seslendirdi, ‘Tanrı’ya bana nasıl davrandığını söyleyeceğim!’ Arkadaşları ona koro şeklinde eşlik etti.

Gardiyanlardan daha iyi muamele istiyorlardı.

Ne yazık ki gardiyanların tavırlarında gözle görülür bir değişiklik kaydedilmedi.

Carmichael’ın tutuklanmaları artıyordu ama çalışmalarını ihmal etmedi. Annesine verdiği sözü tuttu ve yüksek notlarla mezun oldu. Harvard Üniversitesi kendisine bir burs teklif etti. Kabul etmedi. Ayrımcılığın kalesi, Güney’e, taşındı.

1965 yılı Stokely Carmichael için belirleyici bir yıl oldu.

Bir kilise diyakozu olan Jimmie Lee Jackson’ın ölümü bir anlamda birçok şeyi değiştirdi. Jackson annesini polisin coplamasından korurken öldürülmüştü. Cinayeti protesto etmek için Dr. King ve arkadaşları Selma’dan Montgomery’a kadar bir yürüyüş kararı aldılar.

Gün olarak 6 Mart 1965 seçildi. Tarihe ‘Kanlı Pazar’ olarak geçecekti. Şerif Jim Clark komutasındaki eyalet polisleri yürümekte olan 600’e yakın protestocuya saldırdı. Gaz kullandı. Yürüyüşe liderlik yapan John Lewis feci şekilde dövüldü.

Dr. King ikinci bir yürüyüş için Selma’ya bütün Amerikalıları, ama özellikle kendilerine dindarım diyenleri, çağırdı. Binlerce Hristiyan ve Yahudi yanıt verdi. 9 Mart yürüyüş günü ilan edildi. Vali George Wallace izni iptal ederek yürüyüşe yasak getirdi.

12 gün sonra mahkeme emriyle üçüncü yürüyüşe izin verildi.

Dr. King ve Carmichael dahil olmak üzere on binlerce kişi yeni yürüyüşte yer aldı. 80 nolu Otoyolu boyunca yürüyen protestocular Lowndes İdari Bölgesinden geçtiler. Yüzlerce yerli hem protestocuları hem de Dr. King’i görmek için yol kenarına gelmişti.

Gelenlerin çoğu Dr. King’in hayranıydı. Carmichael ise onları potansiyel oy veren insan sayısı olarak görüyordu. İsimlerini ve adreslerini topladı. Yürüyüşten sonra kendilerini ziyaret edeceğine dair söz verdi.

Carmichael sözünü tuttu ve üç SNCC gönüllüsü ile birlikte kendilerini ziyaret etti. Bazı şaşırtıcı istatistikler kendilerini bekliyordu. Lowndes İdari Bölgesinin yüzde 80’ı siyahtı. 5122 kişisi oy verebiliyordu ama şimdiye kadar hiç oy kullanmamıştı.

SNCC gönüllüleri bu potansiyel seçmenleri tek tek ziyaret ettiler. Hepsine okuma yazma imkânlarını sundular. Demokrasinin işleyişi hakkında bilgi verdler. Yerel ve federal seçimlerde oy kullanmaları için kayıtlarını yaptılar.

İlerleme yavaştı. Bazen tehlikeli anlar yaşanıyordu. Carmichael bilhassa beyaz gönüllüleri için endişe duyuyordu. Jonathan Daniels onlardan biriydi. New Hampshire eyaletinin Keene şehrinden gelmişti. Bir İlahiyat öğrencisi idi.

Fakat Daniels ve arkadaşları tehlikeyi göze alarak gelmişlerdi.

Carmichael’ın kâbus senaryosu 20 Ağustos’ta vuku buldu. Lowndes İdari Bölgesindeki siyahlar ve onların SNCC gönüllüleri 14 Ağustos’ta Fort Deposit’daki bir bakkal dükkânını ayrımcılık yaptığı için protesto ettiler. Hepsi tutuklandı. Bir çöp kamyonu ile nezarethaneye götürüldüler.

Keene yerlisi Daniels tutuklananlardan biriydi. Kefalet paraları olmadığından hepsi hapishaneye atıldı. 6 gün sonra serbest bırakıldılar. Arkadaşlarını arayıp dolmuş rica ettiler. Beklerken Ruby Salas adındaki genç bir kız soğuk bir içecek almak istedi. Daniels ona bakkala gitmesinde eşlik etti.

Onları dükkânda gönüllü polislik yapan Tom Coleman av tüfeği ile bekliyordu. Bayan Salas’ı tehdit etti. Silahını genç kıza yöneltti. Daniels kendisini namluyla siyah kızın arasına koydu. Vuruldu. Anında can verdi.

Bayan Salas’a bir şey olmadı.

Carmichael haberi duyduğunda sinir krizi geçirdi. Ölebileceğini biliyordu ama bir yoldaşının ölümüne nasıl tepki vereceği konusunda bir bilgisi yoktu. Jonathan’ın ailesi ile tanışamayacak kadar perişan bir haldeydi. Onlarla görüşmek için annesinden kendisine eşlik etmesini rica etti. Birlikte cenazeyi Keene, New Hampshire’a götürdüler.

Cenazeden sonra Lowndes İdari Bölgesine geri dönüp işlerine devam etti.

O ve arkadaşları oy kullanmak için binlerce siyahın kaydını yaptıkları halde başka bir sorun ile yüz yüze geldiler. Mevcut partilerin siyahlara yardım eden hiçbir programı yoktu. Fakat Alabama yasaları yeni parti kurulmasına izin veriyordu. Onlar da siyahların mücadelesine hizmet edecek bir parti kurmaya karar verdiler.

Adını Lowndes İdari Bölgesi Özgürlük Örgütü koydular. Sembol olarak bir siyah panter seçtiler. Platformları için “Bir Adam Bir Oy” sloganını kullandılar. “Siyahlar için siyah kuvvet” en çok sevilen sloganları oldu.

Kara panter ile rekabet eden düzen partileri Demokrat ve Cumhuriyet partileri idi. İkincisi Güney’de yok sayılacak kadar azdı. Birincisi ise sembol olarak beyaz bir horoz kullanıyordu. Platformları için eski sloganları, “Beyaz Üstünlük ve Sağ Yol!” ile devam ettiler.

1966 ara seçimlerinde Lowndes İdari Bölgesinin siyah sakinleri kara pantere oylarını verdiler. Haber bültenlerinde, ‘Kara Panter’ kelimeleri kısa bir süre sonra partinin ismi olarak geçti. Panter partisi seçimi kazandığı halde horoz partisi seçimi kazandı denildi. Siyahlar umutlarını gelecek seçimler için sakladılar.

“Kara Panter” partisi ile “Beyaz Horoz” partisinin rekabet ettikleri yıl, Stokely Carmichael Şiddetsiz Öğrenciler Derneğinin başkanlığına seçildi. Ancak 1966 yılı, aynı zamanda, Carmichael’ın şiddetsizlik felsefesine olan inancının kırıldığı yıl olacaktı.

Kırılma 17 Haziran 1966’da Mississippi eyaletinin Greenwood ilçesinde gerçekleşti.

James Meredith’ın vurulmasının ardından Memphis, Tennessee ile Jackson, Mississippi arasındaki yürüyüşe katılmıştı. Yürüyüşçüler 16 Haziran gecesi Stone Street İlkokulunun bahçesinde dinleneceklerdi. Ancak polisler kendilerine saldırdı ve tutukladı.

O gece, hapishanede, Carmichael şiddetsizlik felsefesine elveda dedi.

Ertesi gün kefaletle serbest bırakıldı. Bir daha gönüllü olarak tutuklanmaya razı olmayacağını yürüyüşçülere söyledi. Protestoculara kendisiyle ‘Siyah Kuvvet’ sloganını haykırmalarını istedi. Dediği yapıldı. “Kara Panter” ile “Siyah Kuvvet” sözleri hep onun ismiyle anılır oldu.

Bir ay sonra, Carmichael ve Dr. King Chicago’ya gitmişlerdi. Her biri kendi programını izliyordu. Chicago Daily News gazetesi her biri için birer gazeteci gorevlendirmisti. Yazdıkları haberde şu değişime dikkat çektiler: Gençler Carmichael’ı görmeye, yetişkinler ise Dr. King’ın konuştuğu salona gitmişlerdi.

Greenwood, Mississipi’de sadece şiddetsizlik felsefesi çöplüğe atılmamış aynı zamanda Carmichael yeni bir siyaset tarzı ile sahneye çıkmıştı. Bir keresinde şöyle demekten sakınmamıştı, “81 kiloyum, tamamen siyahım ve kendimi çok seviyorum.”

“Kendimi çok seviyorum” ifadesinin siddetsizliğin temel ilkesi tevazu ile pek alakası yoktu. Gurur, Carmichael’ın günlük konuşmasında alçak gönüllüğün yerini almıştı.

Şiddetsizliğin kısıtlamalarından kurtulan Carmichael Kuzey Vietnam dahil Avrupa ve Afrika seyahatine çıktı. Ho Chi Minh ile görüşüp Amerika’nın Asya’daki askeri macerasını Hanoi’de kınadı. Savaş karşıtı eylemcilerin sık sık tekrarladığı “Cehenneme Hayır, Askerliğe Gitmeyeceğiz!” sözlerini benimsedi ve popüler olmasında büyük bir rol oynadı.

Devrimin bir toprak kitlesine ihtiyacı vardır dedi ve Afrika’yı kendi üssü olarak gördü.

Beyazların Avrupa’ya, siyahların Afrika’ya dönmelerinin gerekliliğini savundu. Fakat Yahudilerin bu günkü Israil’e dönmesine karşı çıktı. Ne yazık ki onun yeni edindiği ilkeler istisnaları barındırabiliyordu. Ona göre, Filistin bölgesi Filistinlilere aitti.

Libya lideri Muammer Kaddafi’den övgüyle söz etti. Libyalıların o çok sevdiği Afrika lideri hakkında ne düşündüklerini görecek kadar yaşamadı. Gine’deki patronu Ahmed Sekou Toure diktatör oldu. Ture hiçbir zaman Ahmed Sekou Toure’yi tenkit edici bir laf yapmadı.

Aynısını Suriye diktatörü Hafız Asad’ı eleştiremeyen Abdullah Öcalan içinde söyleyebiliriz.

Ture beyazlara ve işbirlikçilerine karsı dünya çapında bir devrim umudunu hep canlı tuttu ve telefonlarına cevap verirken, “Devrime hazırmısın” sorusu ile başlardı. Otobiyografisinine, “Devrime Hazırmısın,” başlığını verdi.

Ture 57 yaşında prostat kanserinden öldü. Son nefesine kadar Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) sağlığı ile oynadığını iddia etti.

Daha uzun bir hayat yaşayan sivil haklar simgesi, arkadaşı John Lewis’tı. Geçen Temmuz’da öldüğünde 80 yaşındaydı. Cenaze merasiminde Amerika’nın üç başkanı konuştu. Dördüncüsü yazılı bir mesaj gönderdi.

ABD Kongresinde katafalka yatan ilk siyah lider oldu. Binlerce insan tabutunu ziyaret etti. Bende bunlardan biriydim. O ziyaret esnasında Kürt dünyasına kendisini tanıtacağıma dair söz verdim.

Lewis’ın de ünlü olacağını hiç kimse kestiremezdi. Biri “başkanların arkadaşı olacak” deseydi insanlar gülerdi. 2011 yılında Başkanlık Özgürlük Madalyasını layık görüldü. 2012 yılında Harvard ve 2017 yılında Yale üniversiteleri kendisine fahri doktora diploması verdiler.

Lewis daha 16 yaşındayken Troy, Alabama’dakı kütüphaneden bir kütüphane kartı almak istemişti. Müracaatını yaptığında kendisine sadece beyazlara kütüphane kartı veriliyor denmişti.

42 yıl sonra ‘Rüzgar ile Yürümek’ adlı otobiyografisini yazdı. New York Times’ın en çok satılan kitaplar listesine girdi. Kendisine kütüphane kartı vermeyen Troy’daki kütüphane onu kütüphaneye davet etti. Gecikmelide olsa kendisine bir kütüphane kartı verildi.

Lewis fakir bir ailenin çocuğu idi. Kaldığı bölge genellikle siyahların oturduğu bir yerdi. Uzun sure beyazların varlığından habersiz yaşadı. Belki de bu iyi bir şeydi. Irkçılık ile nihayet tanıştığında onu belli bir mesafede tutmayı başardı ve tüm hayatı boyunca onunla savaştı.

O anlamda sevgili Musa Anter gibiydi.

Sevgi dolu bir aile ortamında büyüdü. Sevgi dolu bir tanrı inancı onu hem siyahları ve hem de beyazları bir ailesi olarak görmesinde büyük bir rol oynadı. Hayat boyu tüm dünya ile ve onun sayısız sorunları ile ilgilenmeyi görev bildi.

Örneğin, 1997 yılında Leyla Zana ve arkadaşlarının kayıtsız şartsız serbest bırakılması mektubuna ilk imza atanlardan biriydi.

1955 yılında Dr. King’i ilk kez radyoda dinledi. Gazeteler aracılığı ile Montgomery Otobüs boykotunu takip etti. Başarısını kendi başarısı olarak gördü. Dr. King gibi bir rahip olmak istedi.

Ama parası yoktu.

Şansı vardı—annesi bazen bir yetimhanede çalışıyordu. Eve geldiğinde eski gazeteleri ve dergileri getiriyordu. Bir gün John’a rahip yetiştiren bir okul hakkında bir broşür getirdi.

Okul Nashville’deydi. Lewis tarlada pamuk toplamak istemiyordu. Ailesi onu başka bir eyalete göndermekten endişe duyuyordu.

Israr etti. Galip geldi. Başvurdu. Kabul edildi.

1957 yılında rahip olmak için Lewis Alabama eyaletini terk etti. 1959 yılının sonbaharında Nashville’deki bir şiddetsizlik calıştayına davet edildi.

Gandhi’nin öğrencisi Rahip James Lawson ders veriyordu. Bölgedeki üniversite gençliği davet edilmişti. Bir düzine öğrenci ilgi göstermişti. Lewis diğer öğrenciler ile tanıştı. Kaydını yapıp haftalık derslerine başladı.

Yıllar sonra şiddetsizlik felsefesi ile tanışmasını şöyle anlatacaktı: ‘Hayatım boyunca aradığım bir şeydi.’

Izdırabın şifalı yanını öğreniyordu. Acının özgürleştiren özelliği üzerinde duruyorlardı. Ruhu arındıran yönleri üzerinde yoğunlaşıyorlardı. Acıdan muaf olmak yoktu: veren, çeken ve şahit olan—herkes, istesede istemesede, payını alıyordu.

Özgürleştiren acı vicdanı uyandırmak ile mükellefti. İyi niyetli insanların merhamet duygularını uyandırıyordu. Kötü niyetli insanların suçluluk yüklerini artırıyordu.

1960 ile 1966 yılları arasında Lewis 40 defa tutuklandı. Beyaz ırkçılar, polisler, bazen esnaflar ve bazen de alışverişçiler tarafından defalarca dövüldü.

Selma’da kafatası kırıldı. Montgomery’de kendi kanı havuzunda ölüme terk edildi. Sık sık filme alınan temiz giyimli, nezaketli, kanunlara saygılı binlerce insan sadece Amerika da değil tüm dünya da haber oldu.

Siyah Amerika haklarının peşinde ısrar ediyordu. Beyaz Amerika yapılan talepler karsısında zorlanıyordu. Şiddetsizlik ağacının meyve vermesi, maalesef, zaman istiyordu.

1961’de Lewis Güney’deki ayrımcılık yasalarının federal kanunlara aykırı olduğunu ispatlamak için Özgürlük Seferleri’ne katıldı. 6 beyaz ve 6 siyah arkadaşları ile Washington’da otobüse binip New Orleans’a gitmeye karar verdi.

Rock Hill, Güney Carolina’da Özgürlük Sefercilerini bekleyen büyük bir beyaz grup ile yüz yüze geldi. Saldırıya uğradı. Lewis’ın kafatası kırıldı. Şansına polis araya girip durumu sakinleştirdi.

48 sene sonra beyaz bir adam Lewis ile görüşmek için randevu istedi. Adının Elwin Wilson olduğunu söyledi. Rock Hıll, Güney Carolina’dan geldiğini açıkladı. Af dilemeye geldiğini dile getirdi.

Dickerson gibi Wilson’da affedildi.

Yine de bazı kalpler hiç yumuşamadı. Bunlardan biri de Alabama Şerif’i Jim Clark’tı. “Kanlı Pazar’ın” direktörüydü. Sık sık yaptıklarından hiç sıkıntı duymadığını dile getiriyordu. Bir kitap yazdı, “Jim Clark’ın Hikayesi: Selma Tecavüzünü Gördüm”.

Pek satılmadı. 1966 yılında yapılan seçimlerde siyahların oy farkı ile makamını kaybetti. Mobil ev satıp geçimini sağlamaya çalıştı.

1964 yazında, New York’lu bir öğretmen Greenwood, Mississippi’ye taşındı. Gönüllü öğretmenlik yapmak istedi. Siyah bir ailede kaldı. Özgürlüklerine katkıda bulunmak için ilçenin siyahlarına bedava okuma yazma dersleri verdi.

Beklemediği bir şeye tanık oldu.

“Onlar [siyahlar], insan derisinin renginin ötesinde görme yetenekleri ile [beyazları] silahsızlandırmışlardı. Ancak ‘düşman’ bir kategori değildi; çevresindeki insanların değer yargıları renkleri [beyazları ve siyahları] görmüyordu. Sadece önemli olan şeylere odaklanıyordu.”

Örneğin, “Bayan [Fannie Lou] Hamer özgürdü. O, çok az insanın uluşabileceği bir merhaleye varmıştı: acının ötesinde bir yere gitmişti—hem işkencecilerine ve hem de soydaşlarına aynı ilgiyi gösterebiliyordu.”

Şöyle özetledi izlenimlerini, “Böylesi insanlar nadirdir. Başkalarından nefret etmezler kendilerini de hor görmezler.”

Sally Belfrage’ın sözleri, “Acıların ötesindeki bir yer,” sonunda Amerika’yı yola getirdi. Şiddet içermeyen protestolar ile birleştiği zaman Amerika adına konuşanları ciddi bir hesaplaşmaya götürdü.

Amerika Güney Vietnam’da özgürlük için savaştığını iddia ettiği sürece kendi sınırları içindeki bir ırkın başka bir ırk üzerindeki tahakkümü sadece Washington’u düşmanlarının maskarası yapıyordu.

Bu iki yüzlülükten kurtulmak için Başkan Lyndon B Johnson önce 1964 yılında Medeni Haklar Yasası’nı ve ardından 1965 yılında Oy Hakları Yasası’nı imzaladı. Amerika daha adil bir ülke oldu.

En güzel tarafı bu şiddetsiz devrim için göller dolusu değil kovalar dolusu kan dökülmüştü.

“Acıların ötesindeki bir yer” Kürdistan’ıda bağımsız edebilir.

Kürtlere işkencecilerine karsı duyduğu nefreti çöpe atmalarını dayatmaktadır. Onun yerini sevgi ve saygı almalıdır. Kürtler kendilerinden nefret edenleri görmemezlikten gelme alışkanlığını öğrenmek zorundadır.

Acıyı bilgeliğe ve sevgiye dönüştüren reçeteye bizim de ihtiyacımız vardır.

Rahip James Lawson tüm bu olanlarda büyük bir rol oynadı. Lewis haklı olarak başarılarının tümünü ona borçlu olduğunu hiç unutmadı. “James Lawson’dan daha iyi bir öğretmen bulamazdım. Tanrı tarafından gönderildiğini gerçekten hissettim ve bugün halada öyle düşünüyorum.”

Eflatunun öğretmeni Sokrat’ı övmesi tarihe geçmiştir. Aynısını Lewis ve Rahip Lawson ıcınde söylemek mumkundur.

Rahip Lawson övgü alan tek kişi değildi.

Columbia Üniversitesinde Ture ile tanıştıktan 23 yıl sonra Barack Obama Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk siyah başkanı oldu. Yemin törenine davet edilen Lewis, Başkan Obama’dan davetiyesini imzalamasını rica etti.

Amerika Birleşik Devletleri’nin 44. başkanı ricayı kabul etti. Davetiyeye “Senin sayende John” yazdıktan sonra imzaladı.

Genç bir başkanın yaşlanan bir eylemciye sunabileceği en içten bir iltifattı. Dünyada Amerika Birleşik Devletleri var olduğu sürece hatırlanacak bir sözdü.

Kani Xulam

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu