RÖPORTAJ

Kalkan: İmralı sistemi yıkılacak

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, Kürt sorununda çözümsüzlüğü öngören uluslararası komplonun, 23. yılda İmralı sistemi gibi sonuçlarıyla birlikte tamamen berhava edileceğini, Öcalan’ın özgürlüğünün önünün açılacağını söyledi.

Gerillanın özgür Kürdistan, demokratik Türkiye devrimine öncülük edecek formasyona, bilinç düzeyine, örgütlülüğe, eğitime, donanıma; cesaret ve fedakarlığa sahip olduğunu belirten PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, 22 yıldır uluslararası komplonun, İmralı işkence ve tecrit sistemi biçiminde sürdürülmesine karşı mücadele ettiklerini hatırlatarak, “Bu 22 yıl az değildir. Uzun bir süreç ve komplo stratejisi, değişik taktik aşamalardan geçti. Farklı farklı mücadele süreçleri yaşandı. Bütün komplocu planlamalar şimdiye kadar boşa çıkartılıp başarısız kıldı. Uluslararası komplocu güçler ne yaparlarsa yapsınlar başarılı olamadılar. Komplolarını sonuca götüremediler” dedi. Yıkımın eşiğine getirilen Türk iktidarının da yıkılacağını kaydeden Kalkan, “Kesinlikle bu yıl içerisinde komploya karşı 23. yıl mücadelesinde komployu devam ettiren, Kürt sorununu sürdüren, Kürt soykırımının uygulanma merkezi olan İmralı işkence ve tecrit sistemini parçalanacak, Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünün önü açılacak. Bunu sağlayacağız. Buna gücümüz var. Hareket olarak da var. Halk olarak da var” şeklinde konuştu.

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, Medya Haber TV’nin sorularını yanıtladı. Söyleşinin tamamını paylaşıyoruz:

Uluslararası komplonun amacı neydi, nasıl gelişti?

Ben öncelikle İmralı işkence ve tecrit sistemine karşı insanüstü bir tutumla direnen 3. Önderliksel doğuşu o kadar zor koşullarda gerçekleştirerek tüm ezilenler için kurtuluş yolunu gösteren o büyük düşünceyi yaratan Önder Apo’yu saygıyla selamlıyorum. İmralı direnişini kutluyorum.

23 yıldır ‘Güneşimizi Karartamazsınız’ şiarıyla Önder Apo etrafında ateşten çember oluşturan Halil ve Aynur yoldaşlardan en son Dilşêr Herekol yoldaşa kadar gelen, sayıları on binleri bulan kahraman şehitlerimizi saygı ve sevgi ve minnetle anıyorum.

Uluslararası komployu 22 yıldır bu duruş ve tarihin büyük direnişi başarısız kıldı, boşa çıkardı. İnanıyoruz ki tümüyle yenilgiye uğratacak. Komployu -ki insanlığın alnında bir kara leke gibidir- ortadan kaldırarak bu kara lekeyi silecek. Bu büyük mücadele ile önümüzdeki yakın süreçte halkımızın ‘Kara Gün’ sözü de bu biçimde gündemden çıkacak.

Soruya gelince şöyle de bakılabilir: Şimdi 9 Ekim 1998 komplosu üzerinden 23 yıl geçti. 15 Şubat komplosunun 22. yıl dönümü, 23. yıla giriyoruz. Soru şöyle de sorulabilir; komplo olmasaydı Kürdistan’daki, Türkiye’deki, Ortadoğu’daki, dünyadaki sonuçlar, yaşanan gelişmeler nasıl olabilirdi? Çünkü Kürt sorununun tüm boyutlarıyla açığa çıkartıldığı Kürt halkı açısından çözüm iradesinin ortaya çıkartıldığı, uluslararası komploya dayalı olarak yaşayan, var olan sisteme de çözümün dayatıldığı, en makul demokratik siyasi çözümün Önder Apo tarafından böyle bir sisteme sunulduğu bir ortamda gerçekleşti.

STATÜKONÜN DEVAMINI ÖNGÖREN SALDIRIYDI

Aslında bu çözüme karşı bir saldırıydı. Kürt sorunun çözümünü istemeyen, Kürt halkının özgürlüğünü istemeyen, dolayısıyla Kürdistan’ı parçalayan, Kürtleri yok sayıp yok etmek isteyen zihniyet ve siyasetin sistem ve tarz olarak devam etmesini isteyen, öngören bir saldırıydı. Uluslararası komplo esas olarak böyle bir saldırıdır. Dolayısıyla eğer Önder Apo’nun Avrupa’ya çıkarak Roma’da Kürt sorunu için sunduğu 8 maddelik demokratik siyasi çözüm önerisi kabul edilse, bir siyasi irade gelişse, böyle bir zihniyetle yaklaşılsaydı ne olurdu? Kürt sorunu çözülürdü. Kürtler özgür yaşayan bir topluluk haline gelirdi. Soykırım altında ezilen, asimilasyona uğrayan, katledilen bir toplum değil de kendi kendini yöneten özgür bir toplum haline gelirdi. Bunun en azından Kuzey Kürdistan’daki çözümü, doğrudan Kürdistan’ın diğer parçalarını ve Türkiye’yi etkilerdi. Genel bir Kürt çözümü gelişir, dolayısıyla Kürt sorunun varlığına dayalı çelişki ve çatışmalar, katliam, işkence, baskı, sömürü ortadan kalkardı.

KÜRT’E SOYKIRIM, TÜRK’E FAŞİZM OLARAK DÖNÜYOR

Bunun Türkiye’deki etkisi ne olurdu? Kuşkusuz zihniyet ve siyaset olarak köklü bir demokratikleşme olurdu. Dikkat edelim AKP-MHP faşizmi bir kişinin hak arayışında bulunmasına izin vermiyor. Açıklama yapmasını istemiyor. İki kişinin bir araya gelip hakkımızı istiyoruz diye yürümesini kabul etmiyor.

Gencin ‘üniversiteme kayyum atama, rektörü ben seçeceğim. Kadının özgür yaşamak istiyorum. İşçinin-emekçinin haklarımı istiyorum diye bütün taleplerine böyle o kırmızı görmüş İspanyol boğaları gibi saldırıyorlar. Çok nettir. En son Boğaziçi Üniversitesi’nin öğrencilerine saldırının durumu ortada. Ne diyorlar? ‘Gezi gibi olacak’ diyorlar. Buradan kalkarak ‘Türkiye’de ameliyat yapılacak’ diyorlar. Yani sizin yaptıklarınız öyle çok fazla bir sorun teşkil etmese de ama sizin açtığınız kapıdan çok şey geçecek diyerek Kürt’e dayatılan soykırım Türkiye’ye, Türkiye’nin bütün halklarına, gençlerine, kadınlarına, işçi ve emekçilerine dört başı mamur bir faşist diktatörlük, faşist baskı, sömürü ve terör olarak yansıyor. Dolayısıyla Kürt’e soykırım Türk’e ağır faşizm olarak geri dönüyor.

Zihniyet ve siyaset olarak faşizmin bütün bu izleri ortadan kalkacaktı. Bu ırkçı, şoven, milliyetçi, kafatasçı, Turancı düşünceler ortadan kalkacak, buna dayalı bu faşist ulus devlet yıkılacak, Türkiye gerçekten de hakkı olan büyük bir demokratikleşme yaşayacak. Türkiye’nin bu biçimde demokratikleşmesi, Kürdistan’ın bütününde, dört parçasında Kürt sorunun çözümü demek, aynı demokratikleşmenin Ortadoğu’da, Arabistan’da ve İran sahasında güçlü bir biçimde yaşanması olacaktı. Ortadoğu tarihte yaşadığı o büyük devrimsel çıkışlardan bir benzerini, belki de en köklüsünü ve anlamlısını bu süreçte kadın özgürlüğüne dayalı, Kürt özgürlüğünü kabul eden bir temelde bir toplumsal demokrasiye ulaşma biçiminde yaşayacaktı. Bunun bütün insanlık üzerinde; Avrupa, Amerika, Afrika, Asya üzerindeki etkileri olduğunu düşünelim, herkese pozitif etkisi olacaktı. Özgür ve demokratik yaşamı bütün dünyaya yayacaktı. Buradan sorunun cevabı çıkıyor.

O halde 9 Ekim ve 1998 ve 15 Şubat 1999 komplosuyla ne yapıldı?

İşte bütün bu gelişmelerin önü alındı, engellendi. Bu gelişmeler olmasın istendi. Ne Kürt’e özürlük olsun ne de Türkiye halklarına, Ortadoğu halklarını ve insanlığa gerçek demokrasi gelsin istendi. Komplonun amacı buydu. Bu temelde sıkıştı.

Özgürlüğe ve demokrasiye saldırı oldu. Kürt sorununun çözümüne saldırı oldu. Komplonun amacı buydu. Aslında Önder Apo’nun imhası temelinde PKK’yi, Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmeyi hedefliyorlardı. PKK’nin tasfiyesine de dayanarak Kürt soykırımını başarıya götüreceklerdi. Kürt soykırımının başarıya gitmesi demek Türkiye’de, Ortadoğu’da faşist, çeteci diktatörlüğün zihniyetinin her yerde hâkim olması demekti. Bu da bütün dünyada her türlü baskı ve sömürünün yapılması demekti.

İSTEDİKLERİ TAMAMEN OLMADI AMA ÇÖZÜMÜ ENGELLEDİLER

Demek ki komplo özgürlüğü ve demokrasiyi engellemek için yapıldı. Komplonun amacı, özgürlük ve demokrasiyi engellemekti. Komplocular özgürlüğe ve demokrasiye karşıydılar. Bunu gerçekleştirecek olan Kürt sorunun çözümüne karşıydılar. Neyi istiyorlardı? Kürt sorunun devam etmesini istiyorlardı. Bu temelde Kürtlerin soykırımının devamı etmesini istiyorlardı. Kürt soykırımına dayalı olarak Türkiye’nin, Ortadoğu’nun faşist, milliyetçi, şoven zihniyet ve siyasetle paramparça edilip birbiriyle çatıştırılarak rahatça sömürüye açık olmasını istiyorlardı. Buna dayanarak baskı ve sömürünün egemen olmasını ve istedikleri gibi sömürü yapabilmelerini istiyorlardı. Buna karşı direnildi. İstedikleri tümden olmadı. Ama çözümü engellediler. Komployla 22 yıldır Kürt sorununa dayalı olarak daha önce sürdürdükleri çelişki ve çatışmalı durumu sürdürdüler, buradan kazanç sağladılar.

BİRİLERİ BÜYÜK KAZANÇ SAĞLADI

Şöyle bir araştırma yapılabilir: Mesela bu 22 yılda örneğin kimler, ne kadar maddi kazanç sağladı? Hangi kişilikler, şirketler, topluluklar Kürdistan’da, Türkiye’de, Ortadoğu’da, dünyada Kürt sorunun varlığına ve yol açtığı çelişki-çatışmaya dayalı olarak ne kadar çıkar sağlandı? Ne tür çıkar anlaşmaları oldu? O kadar silah satıldı? Ne kadar yer altı ve yer üstü kaynaklarına el kondu. Ne kadar fahiş fiyatla ticaret yapıldı? Ne kadar pazarlık oldu?

Bunlar mesela araştırılmaya değer bir durumdur. Onlar araştırılırsa görülecektir ki uluslararası komplo nedensiz değildir, amaçsız değildir. Birileri buradan büyük maddi kazanç sağladılar, çıkar elde ettiler. Bu çıkar için komployu örgütleyip yönlendirdiler, pratikleştirdiler ve böylece de bu kadar kana, sömürüye, baskıya, zulme, işkenceye neden oldular.

KOMPLO YERİNE ÇÖZÜM OLSAYDI DAİŞ DE OLMAZDI

İmralı’da yaşananları düşünelim. Bu 22 yılda bizler on binlerce şehit verdik. Eğer birileri derse ki bütün bunlar mübalağadır. Böyle bir şey olmadı. Ben bilanço veriyorum. Başûr’da, Bakur’da, Rojhilat’ta Rojava’da, DAİŞ-TC saldırılarına karşı direnişte on binden fazla şehit verdiklerini bizzat QSD komutanı söyledi. Bu ne anlama geliyor? Hepsi uluslararası komplonun varlığı nedeniyle oldu. Komplo değil de Kürt sorunun çözümü gerçekleşmiş olsaydı ortada ne DAİŞ olacaktı ne El-Kaide olacaktı. Ne ona karşı savaşmak gerekecekti. Dolayısıyla bu kanın hiçbirisi dökülmeyecekti. Sadece biz değil, TC devleti, ordusu ne kadar kayıp verdiler, DAİŞ ne kadar verdi, diğer çete güçleri ne kadar verdi? Suriye’de çatışma ne haline geldi? Kürt sorunun ortaya çıkartan ve Kürt sorunundan çıkar sağlayan güçler demektir. Kürdistan’ın parçalanıp bölünüp yok sayılması ve yok edilmesi demektir.

KÜRESEL KAPİTALİST MODERNİTE YARATTI

Bu Kürtlerin yarattığı bir sorun değil, küresel kapitalist modernite sisteminin yarattığı bir sorundur. Hegemonik, küresel bir güç haline gelirken Kürtleri yok saydılar, yok etmenin önünü açıp Kürt’e soykırımı dayattılar. Parçalanmış Kürdistan’da Kürt halkına soykırımı dayatarak Ortadoğu’da derin bir çelişki ve çatışma durumu ortaya çıkardılar. Bu çelişki ve çatışma ortamından da çıkar sağladılar. Rahatlıkla Kürdistan’ı da çevresindeki toplumları da ülkeleri de Ortadoğu’nun hepsini de sömürdüler, kazanç sağladılar. Böyle bir sömürü için yaptılar, niye böyle saldırıyı, Kürt düşmanlığını geliştirdiler. Çıkar sağladıkları için bu gerçeği görmek lazım.

Komploya hangi güçler, hangi düzeyde katıldı?

Bunu da 22 yıldır hep ifade ettik. Önder Apo ilk değerlendirmesini 15 Ekim 1998’de yaptı. Komployu analiz etti. Sonra 25 Ekim 1998’de daha geniş bir çözümleme yaptı. 15 Şubat’tan sonra da 22 yıldır İmralı’daki duruşuyla, çalışmalarıyla komplo gerçeğini, planını, komploda çeşitli rol oynayan güçleri ve ne tür roller oynadıklarını hepsini analiz etti. İlk elden, birinci elden böyle bir komplonun çözümlenmiş olma durumu var. Bunu biliyoruz.

KARARI DÖNEMİN ABD BAŞKANI VERDİ

Herkes de değerlendiriyor, tartışıyor. Biz de Hareket olarak tartışıyoruz. Bütün dünya da tartışıyor. Herkes de birçok veriyi, bilgiyi ortaya çıkardı. Şimdi bilinen bir durum var. Ortada artık gizli, saklı bir durum yok. Bu 9 Ekim 1998 ve 15 Şubat 1999 komploları kendiliğinden, durup dururken, rastgele olmadı. Bir amaç doğrultusunda birileri buna karar verdiler, plan yaptılar ve uygulamaya koydular. Hep düşünce çapında büyük yoğun bir baskı ve saldırıyla bunu uygulamaya koydular.

Peki, bu kararı kim verdi? Dönemin ABD Başkanı Bill Clinton verdi. Bill Clinton bizzat bu komplo saldırısını öngören bu yazılı planlamayı imzalamıştır. Danışmanları bu biçimde ifade ettiler. Bu kadar biliniyor yani. Dolayısıyla komployu Amerika örgütledi ve yürüttü. Şimdi de yönetim demokrat bir yönetimdir. Aynı partiden 22 yıl önce bu partiden olan bir yönetim Kürt özgürlüğünü isteyen Halk Önderine durup dururken böyle bir saldırı düzenleyerek Kürt sorununun çözümüne engelledi. Kürt soykırımının devam etmesini istedi. Önder Apo, açıktan ABD’ye he hangi bir şey yapmamıştı. Ne bir eylemi olmuştu ne de başka bir güçle bir siyasi ittifakı, mücadelesi.

İDEOLOJİK SİYASİ BİR SALDIRIDIR

Evet, düşünsel olarak ABD’yi eleştiriyordu. İdeolojik olarak ABD sistemine karşıydı, alternatif bir sistem öngörüyordu ama ABD ile doğrudan hiçbir çatışması yoktu. Dolayısıyla bu saldırı ABD hukukunun gereği değildir. Tümüyle baştan sona bir ideolojik-siyasi saldırıdır. Buna dayanan bir karar.

Şimdi ABD ne istiyordu Kürtlerden? Clinton, şimdi yaşlandı, yarın ölecek. Bu vebal boynunda kalacak. 22 yıldır Kürt özgürlüğünü engelledi. On binlerce Kürt gencinin kanının dökülmesine yol açtı. Bu kadar savaşa yol açtı. Bu kadar kan, baskı, sömürü buradan gelişti. Bunun vebali tümüyle boynunda. Bir şey söylemeyecek mi? 15 Şubat’ın 22. yıl dönümü, 23. yılına giriyor bir şeyler söylemeli, bizzat yapan yönetim de söylemeli. Bugünkü yönetim de o günkü yönetimi devam ettiriyor. Bu lekeyi temizlemek gerekli. Yoksa demokratik bir yönetim de olunamaz. Amerika’ya da dünyaya da demokratik bir yaşam getirilemez. 15 Şubat komplosu, İmralı işkence ve tecrit sistemi devam ettikçe hiç kimse bu dünyadan demokrasiden, özgürlükten söz edemez. Bunların varlığını iddia edemez. Bu çok net bilinmeli. Herkes açıkça görmeli.

O halde birinci sorumlu ortada. Kürt toplumu cevap bekliyor. DAİŞ’e karşı savaşta Kürtler iyi savaşıyor, diyorlar. DAİŞ’e karşı savaşan kadın ve erkeklere o ruhu, bilinci veren, onların Önderim dediği, bu savaşı ve özgürlüğü öğrendiği insanı da durduk yere 22 yıldır İmralı işkence ve tecrit sistemi altında tutuyorsunuz.

Şimdi Bayan Clinton, Kürt kadınlarının savaşının belgeseline maddi yardım veriyormuş. Bir tür günah çıkarmaya benziyor. Bu çok tutarlı olmayan günah çıkarma durumu. Onların o belgeseline para vereceğine bilmem DAİŞ karşısında iyi savaşıyorlar deyip övgü dizeceğine, onların amaçları, özlemleri ne? Ona biraz saygı duy, kulak kabart.

TC’nin kendi başına yapabildiği hiçbir şey yoktur. Biz bunu net biliyoruz. Ondan sonra da timsahın gözyaşı gibi DAİŞ’e karşı savaşan kadınlara övgü diz, para da veririz derse bu olmaz, buna kimse inanmaz. Eğer inandırıcı olacaklarsa gerçekten de bir hata yapmışlarsa hata yaptık, desinler. Suçlularsa suç işledik de diyebilirler. Erdem oradadır. İnsanın erdemli bir varlık olması, hatasını, suçunu kabul edip değiştirebilmesi, kendini düzeltebilmesi, eğitebilmesidir. Bu hatayı düzeltmeliler. Yanlışı düzeltebilmeliler. Suçsa suçu ortadan kaldırabilmeliler. Diğer türlüsü olmaz.

Bakın 6 Kasım 2018’de bana ve iki arkadaşıma karşı tıpkı Önder Apo’ya karşı nasıl karar almışlarsa bundan önceki ABD Başkanı Trump da benzer kararı imzaladı. Bize karşı da imha ve İmralı gibi tutuklama kararı çıkardı. Devam ediyor hala, değiştirme yok.

Bu yönetim gerçekten düzeltmese bir başka yönetim de devam ettiriyor. Devam mı ettirecek? Şimdi kendisinin onlardan farklı olduğunu, o olaylardan ders çıkardığını nasıl söyleyecek? Nasıl inandıracak? Bir de çok tuhaftır ben o zaman da söyledim ‘Trump olur ya da başka biri başkan olur. Almanya beni 6 sene hapiste tuttu. Sonra hâkimleri yanıma geldiler, bana yalvardılar, ‘bir suç kabul et de biz sana ceza verebilelim, biz sana karşı suç işlemişiz’ dediler. Seni haksız yere tutuyoruz’ dediler. Ben niye kabul edeyim, etmedim tabi. Ondan sonra Bonn’daki Meclis PKK’yi suç örgütü olarak ilan etti. O siyasi karara dayanarak bana ceza verdiler. Güya cezayı vermiş hapisten çıkardılar. AİHM’e gittim, ben davayı kazandım. Almanya suçlandı. Şimdi Amerika yönetimi benim hakkımda tutuklama kararı çıkarıyor. Bundan önceki yönetim çıkardı. Şimdi kursun bir mahkeme, adil ve eşit bir mahkeme olsun. Gidelim AİHM’e ben AİHM’de aklanmış bir kişiyim. Bu davadan dolayı benim durumum neyse Önder Apo’nun durumu da aynıdır. Bizim Düsseldorf’ta yargılandığımız davaya getiremediler ama birinci sanığı Önder Apo idi. Biz aklandık. Bu kadar çok şey açıkken Amerika hala komployu sürdürmeye kalkarsa ondan sonra da demokrasiden, insan haklarından, hatta Kürtlerle dostluktan söz ederse olmaz. Sen Kürt’e özgür irade kazandıranı, 22 yıl İmralı işkence ve tecrit sistemine al, ona en ağır suçlu muamelesi yap, ondan sonra da başka Kürtlere, onun bilinç verdiği Kürtlere Rojava’da, Başûr’da, Rojhilat’ta, Bakur’da dostluk kur, ilişki kur, övgü diz. Ona ilişkin hiçbirisi gelişmez.

YANLIŞ HESAP YAPIYORLAR

PKK’yi ona dayanarak yok ederim. Böyle yaparak Önder Apo’yu ve PKK’yi yok ederim hesabı yapanlar yanlış hesap yaparlar. Bu yıldönümü vesilesiyle böyle olmaz. Bunu net ifade edebiliriz. Bu yıl dönümü vesilesiyle herkes doğru düşünmeli, iyi değerlendirmeli, benzer şey için diğerlerine de söylenebilir.

Avrupa olumsuz rol oynadı. Önder Apo o kadar ağır riski göze aldı. Sorumluluk üstlendi. Avrupa’ya çıktı. Avrupa hukukunun en ileri düzeyde kabul edebileceği bir çözüm sundu. Roma’ya gitti, Avrupa Birliği’ne ‘buyurun Kürt sorununu çözün, siyasi etkiniz artsın dedi. Sahip çıkamadılar, Almanya sorumlu, Fransa sorumlu. O zamanın İtalya hükümetinin bir Kürt konferansı düzenleyelim talebini reddettiler. Buna sahip çıkmadılar. Tersine uluslararası komployu yürüten ABD’ye güç, destek verdiler. ABD’nin istediği her şeyi yaptılar.

Diğer yandan Rusya, Yunanistan, Kenya için bir şey demiyorum. Bunlar ufak çıkara kendilerini pazarlayan bir yönetim durumundaydılar. Suçludurlar. O dönemin siyaseti, yönetimi; Moskova’daki de Atina’daki de Kenya’daki de açık korsanlık yaptılar. Bazı maddi çıkarlar karşılığında Önder Apo’nun kaçırılıp 15 Şubat’ta İmralı’ya götürülmesi böyle bir korsanlıkla gerçekleşti.

HÜSNÜ MÜBAREK BİRİNCİ AKTÖRÜ OLDU

Şimdi Ortadoğu’da da rol oynayanlar oldu. Gerçekten de İran kapılarını kapattı. Dayanmadı. Onun Kürt sorunu vardı fakat bir çözüm tutumu gösterebilirdi. O zamanın Mısır yönetimi, Hüsnü Mübarek biraz cezasını gördü. Biz o zaman dedik alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste. Hüsnü Mübarek’ten Kürt’ün ahı biraz çıktı. Kim Kürt’e, zulmetmiş, haksızlık etmişse Hüsnü Mübarek gibi çıkar ahı. Çünkü bütün yalanları o uydurdu. Hafız Esat yönetimi geliştirdi. Demirel yönetimi ile birtakım şeylere teşvik etti. Yani Clinton yönetiminin komployu uygulamadaki birinci aktörü oldu. Çok olumsuz rol oynadı. Mısır yönetimi ne kadar değerlendirir, Mısır siyaseti aydınları değerlendirmeliler. Daha fazla Hüsnü Mübarek görüşünü savunmuyorlar ama Mısır adına, Mısır toplumu adına o rolü oynadı, Kürtlere bu kadar haksızlık yaptı. O halde biraz affettirici olmak lazım. Müslümanlıkta vebal almak en büyük kötülüktür. Bir kişi için en ağır bir durumdur. Orası da vebal altında, Arap sahasının birçoğu vebal altında, Irak’ı da Suriye’si, Mısır’ı vebal altında.

KDP VE YNK DE OLUMSUZ ROL OYNADILAR

Başta KDP ve YNK olmaz üzere benzer biçimde Kürt siyaseti için de söyleyebiliriz. Bu komploda olumsuz rol oynadılar. Sorumlulukları vardır. 22 yıl geçti, hiçbir şey demiyorlar. Ne diyecekler? 22 yıl önce bir Kürt Önderi böyle hukuksuz adaletsiz vahşi bir komplocu saldırıya maruz kaldı. İmralı işkence ve tecrit sisteminde tutuluyor. Kürt siyasetçisiyim, aydınıyım, sanatçısıyım, lideriyim, yöneticisiyim diyenler peki bu gerçek karşısında ne diyorlar? Bir şeyler demeliler. Susuyorlar.

İmralı işkence ve tecrit sisteminin devamına, Önder Apo’nun daha fazla orda tutulmasına ne diyorlar? Çünkü bir gün bile olsa bu muamele doğru değildi, suçtu, şimdi 22 yılı buldu, Avrupa hukukuna göre 15. yılda aslında çıkması gerekiyordu. Biz de biliyoruz bu Avrupa hukukunu, 6 sene zindanında yatmışız. Ne anlama geliyor diye nerdeyse bütün maddelerini ezberledik. Diyorlar 25 yılda. AHİM yeniden yargılanma kararları aldı ama hiçbirisi uygulanmadı.

PKK’NİN DE SORUMLULUĞU, EKSİKLİKLERİ VAR

Diğer yandan biz kendi payımıza ders çıkartıyoruz. Önder Apo yetersiz yoldaşlığı eleştirdi. Komplo sürecinde de komplodan sonraki 22 yıllık mücadele sürecinde de yaşanan yetersizler, zayıflıklar nedir, ne değildir, 22 yıldır bunun yoğunlaşması içindeyiz. İnceliyoruz, tartışıyoruz, araştırıyoruz. Genelde bir öz eleştirel yaklaşım içindeyiz, düzeltmeye çalışıyoruz. Yetersiz yoldaşlığı aşarak Önder Apo’ya yoldaş olmaya çalışıyoruz. Eksikliklerimiz var, hatalarımız var. İstenen sonucu elde edemedik, elde edemiyoruz, ayrı bir mesele ama içimizden tasfiyeciler çıktılar, biz sorumluluğumuz yok, dediler. Biz öyle demiyoruz. Bugün bu çalışmaları yürüten PKK kendi sorumluluğunu görüyor. Komplo böyle bir ortamda bu güçler tarafından gerçekleşti. Yani sorun çeşitli düzeylerde herkesin bir biçimde sorumluluğu var. Mevcut durumda hiç kimse benim yok, diyemez. Aslında Önder Apo’nun duruşu 22 yıldır bu İmralı işkence ve tecrit sisteminin bu biçimde yaşaması herkes için sorumluluğu daha çok arttırıyor, kara lekenin daha çok büyümesine yol açıyor. Herkes bunu görebilmeli.

Nasıl bir mücadele verildi ki bunca süreden sonra hala dimdik ayakta bir Hareket, halk gerçekliği var. Bu süreçte neler yaratıldı?

Tarihin en büyük özgürlük mücadelesi, en gözü pek, en cesur, en fedakar mücadelesi, yani adaletli olanlar, derin düşünenler, anlamak isteyenler için insanlık gerçeğini, özgür yaşam gerçeğini en derinliğine anlayacakları değerler bu mücadelede saklı. 23 yıldır Önder Apo komploya karşı mücadele ediyor. Hareketimiz, halkımız mücadele ediyor. 22 yıldır bu komplonun İmralı işkence ve tecrit sistemi biçiminde sürdürülmesine karşı mücadele ediyoruz. Bu 22 yıl az değildir. Uzun bir süreç ve komplo stratejisi, değişik taktik aşamalardan geçti. Farklı farklı mücadele süreçleri yaşandı. Bütün komplocu planlamalar şimdiye kadar boşa çıkartılıp başarısız kıldı.

KOMPLOCU GÜÇLER BAŞARILI OLAMADILAR

Sonuç da bunu ifade ediyor. Ne çıktı ortaya? ABD uluslararası komplocu güçler ne yaparlarsa yapsınlar başarılı olamadılar. Komplolarını sonuca götüremediler. 9 Ekim 1998’de Önder Apo’ya yöneltilen saldırı anında imha saldırısıydı. Komplo bir günlük bir planlamaydı. Önder Apo’yu bir gün içinde imha etmeyi öngörüyorlardı. Hem de kim vurduya getirip gökyüzünde imha etmek şeklinde. Sonra PKK’nin tasfiye olacağına, Kürt özgürlük mücadelesinin kalmayacağına Kürt soykırımını rahatlıkla yürüteceklerine, bu soykırım ortamının ortaya çıkaracağı çelişki ve çatışmadan çıkar sağlayacaklarına inanıyorlardı. Komploya karşı mücadele buradan başladı. Komplonun boşa çıkartılması ilk günden başladı. Önce Şam’dan çıkarılarak Atina’ya götürdüler, Yunanistan’ın başkentine, oradan çıkarıp tekrar geri çevirip Akdeniz’de vuracaklardı!

Önder Apo dönmedi. Bu şekilde imhayı önledi. Ondan sonra Rusya’ya gidiş olunca bu sefer Rusya’ya yüklendiler, alabilir miyiz, diye ama olmadı. Bir büyük sürek avı başlattılar. Bir sürü para vererek Rusya’dan çıkardılar, Roma’ya götürdüler. Roma’da her türlü baskı uygulandı. İtalyan muhalefeti de dahil, Türk devletini devreye koyarak her türlü baskıyı uyguladılar. Dönemin İtalya hükümeti baskıyı kaldıramaz hale geldi. Sonuçta yalanı, dolanı kullandılar, Önder Apo’ya vaatler verdiler, tekrar Moskova’ya döndürüp CIA denetimine aldılar. Oradan biraz daha vaat verdiler. Tekrar Yunanistan’a getirip komplocu yöntemlerle imha etmeyi denediler. Önder Apo o girişimlerin hepsini de boşa çıkarınca bu sefer vaat verdiler; Kenya’ya götürdüler, oradan Güney Afrika’ya götüreceğiz, diye. İstediğin yere seni ulaştıracağız, diye Yunanistan devletinin sözünü vererek tuzak kurup oradan İmralı’ya taşıdılar. Bu kadar açık bir durum.

İmha etmek için dört ay peşinde dolaştılar. İmha edemeyince idam edilmesini istediler. Şimdi Önder Apo komplonun Kürtlere olduğu kadar esasta Türkiye’ye, Ortadoğu’ya yöneltilmiş bir komplocu saldırı olduğunu derinliğine değerlendirdi, birçok çevreyi ikna etti. 15 Şubat’ı yapanların hesabı şuydu: TC hemen idam edecek, işte Apo’nun olmadığı ortamda da PKK’nin ömrü en fazla 6 ay olur. Basın incelesin, bir sürü insanın değerlendirmesi, demeci vardır. PKK’ye 6 ay ömür biçtiler. Ağustos geldi mi PKK’nin esamesi okunmayacak, yok olacak diyorlardı. Hesap buydu. Şimdi 22 tane yıl geçti. 44 tane 6 ay ediyor.

Komplo ne kadar başarısız kaldı? Komplo ne kadar boşa çıkartılmış oldu? Hesapların ne kadar bozulmuş olduğu ortada. Gün gibi açık. Önder Apo değerlendirmeleri, duruşu ile gerçekleri ortaya koyan, komployu aydınlatan doğru, özgür, demokratik, kardeşçe yaşamın yolunu açan tutumuyla bunu bozdu.

Tabi Hareketimiz gaflet içerisindeydi ama 15 Şubat’tan sonra gerçeği gördü. Önder Apo’yu daha güçlü bir sahiplenme ve anlama gelişti. Halk, Hareket bütünleşmesiyle idam boşa çıkartıldı.

Ondan sonra İmralı sisteminde yok ederiz, dediler. Ecevit-Bahçeli-Yılmaz hükümetini kurdular. Sosyal, demokrat, milliyetçi, liberal bir hükümetti. Güya İmralı’da çürütme politikasıyla yok edeceklerdi. Önder Apo okuyamayacak, düşünemeyecek, yeni düşünce üretemeyecek, PKK de dayanamayacaktı. Önder Apo, en zor koşullarda kimsenin yapamadığını yaparak yeni düşünceler üretti. Kürt sorununun Ortadoğu çapında demokratik Ortadoğu ve özgür Kürdistan formülü ile çözümünü ortaya çıkardı ve bütün o umutları, hesapları bozdu. PKK’nin önünü açtı, Kürt halkının önünü açtı, arkasından paradigma değişimini gerçekleştirdi.

BU BÜYÜK OYUN TEKRAR BOZULDU

Ecevit hükümeti yenilince bu sefer dinci AKP’yi görevlendirdiler. AKP eliyle komployu başarıya götürelim, dediler. Ona karşı Önder Apo tarihin en büyük zihniyet devrimini gerçekleştirdi. Paradigma değişimini ve büyük bir ideolojik yenilenmeyi yaşadı. Demokratik özerkliğe dayalı demokratik konfederalizm çözümünü ortaya çıkardı. PKK’yi iktidarcı-devletçi olmaktan çıkardı. Kadın özgürlüğüne ve ekolojiye dayalı demokratik toplumcu bir paradigmaya kavuşturdu. Böylece Kürt sorununun da bütün bu iktidar ve devlet sisteminin tarih boyuncu ortaya çıkardığı sorunların temel çözüm projesini yarattı. Demokratik özerkliğe dayalı demokratik konfederalizm çözümü bunları içeriyor. PKK’yi böyle bir çözümün öncü gücü haline getirdi ve böylece AKP hükümeti de yenilgiye uğradı. O da boşa çıktı. İşte ondan sonra 20 Ağustos 2005’ten bu yana topyekun faşist-soykırımcı savaş temeline saldırıyorlar. Buna karşı da direniyoruz. Buda da çeşitli aşamalardan geçti. Bugün özellikle 24 Temmuz 2015’ten bu yana kesintisiz bir biçimde AKP-MHP faşist diktatörlüğü ABD’de den, NATO’dan, Kürt sorunundan nemalanan tüm güçlerden destek alarak Önder Apo’ya ve PKK’ye karşı savaşıyor, biz de buna karşı direniyoruz.

Dikkat edilirse Önder Apo direniyor, gerilla direniyor, bütün parti direniyor, Kürt kadınları ve gençleri direniyor, Kurt halkı direniyor, dört parça Kürdistan’da ve yurt dışında bütün Kürt dostları direniyor. İlerici, devrimci, demokratik, sol, sosyalist partiler, çevreler, kişiler direniyorlar. Hepsi Kürtlerle bir oldular, bütün oldular. İmralı işkence ve tecrit sistemine, AKP-MHP faşizmine karşı çıkıyorlar. Kürt halkının özgürlüğünü, Türkiye’nin demokratikleşmesini istiyorlar. Şimdi bu 22 yıllık mücadele evet, büyük bir mücadeleydi, zorlu bir mücadeleydi. On binlerce şehit verdik. Yüz binlerce tutuklu verdik. Kürt halkı yemedi, içmedi, yaşamı durdu, Önder Apo’nun etrafında Kürt sorununun özgürlükçü-demokratik çözümü için mücadele etti, ediyor. Bu kadar acı gördük, zorluklar yaşadık fakat dikkat edilirse hiçbiri boşa gitmedi. Bu büyük oyun tekrar bozuldu. Boşa çıkartıldı. Kürt sorununun nasıl bir sorun olduğu, herkes için nasıl bir handikap olduğu, Önder Apo buna ‘Kurt Kapanı’ dedi. Gerçekten de bu 22 yıllık mücadeleyle açığa çıktı. Özgür Kürt düşüncesi de örgütlülüğü de yok edilecekti.

Gelişmeler ortada. Bakur, 30 yıldır ulusal diriliş devrimini yaşıyor. Her ne kadar bir demokratikleşme düzeyini ortaya çıkaramadıysa da Başûr, 30 yıldır bir statüye sahip. Dahası Rojava Devrimi oldu. Bunlar çok çok önemli, 9 yıldır devrim yaşıyor. Rojhılat bu gelişmelerin derin etkisi altında, yurt dışındaki Kürtler bütün bu mücadelede etkili rol oynuyor.

YENİ BİR ÖNDERLİKSEL DOĞUŞ GERÇEKLEŞTİ

Dahası ideolojik gelişmeler. Bunlar çok çok önemli, Önder Apo uluslararası komplo sürecine giderken gerilla hareketine komuta eden bir partinin Önderi durumundaydı. Bir halkın Önderi durumundaydı ama İmralı işkence ve tecrit sistemi içerisinde uluslararası komploya karşı 22 yıllık mücadele içerisinde ne yaptı? Paradigma değişimini gerçekleştirdi. Büyük bir ideolojik yenilenme yaşadı. Tarihin en büyük zihniyet devrimini gerçekleştirdi, büyük bir entellektüel gelişmeye yol açtı ve yeni bir önderliksel doğuşu gerçekleşti. 3. Önderliksel Doğuş, dedi. Bunu teorik olarak, felsefi olarak, ideolojik-politik çizgi olarak yaptı. Askeri pratik, tarz, strateji, üslup, taktik, tempo olarak yaptı, her bakımdan kendisini yeniledi. Bir parti önderliğinde, bir halkı önderliğinde bütün ezilenlerin kurtuluş yolunu, bütün ezilenlere özgürlük yolunu gösteren bir hale geldi. Kadınlara, bütün halklara, işçi-emekçilere, tüm ezilenlere kurtuluş yolunun gösterdi. Bütün bunların önderi oldu. Evrenselleşti, küreselleşti. Ulusal Önderlik düzeyini aşarak bütün halkların, ezilenlerin, kadınların, gençlerin küresel düzeydeki önderliği haline geldi. Şimdi herkes sahip çıkıyor.

Dikkat edelim; İmralı işkence ve tecrit sisteminin parçalanması, Önder Apo’nun fiziki özgürlüğüne kavuşması için mücadeleyi ulusal düzeyden daha fazla uluslararası düzey yürütüyor. En çok işçi ve emekçiler yürütüyor, kadınlar, gençler yürütüyor. Dünya kadınları Önder Apo’nun geliştirdiği kadın bilimini inceliyorlar. Kürdistan’da gelişen özgürlük hareketini, kadın gerillasını inceliyor, güç alıyorlar, oradan bilinç arıyorlar. Bunu yaratan güce sahip çıkıyorlar. Yani işçi sendikaları, tüm işçi sendikaları, İngiltere’den başladı bütün Avrupa, Afrika’ya yayıldı. Sahip çıkıyorlar. Devrimci-demokratik güçler, partiler sahiplendiler. Yürütülen baskı, tecride karşı açıklamalar yaptılar.

Dikkat edilirse Önder Apo’ya fiziki özgürlük kampanyası Kürtler dışında dünyanın her tarafında sürüyor. Herkes katılıyor, her kesimden insan katılıyor, herkes diyor ki; İmralı işkence ve tecrit sistemi parçalanmalı, Önder Apo’nun bizim üzerimizde emeği var. Onun dehasından yararlanmamız gerekiyor. Bizim için o deha faydalı, o beyin düşünmeli, o dil konuşmalı, biz ondan yararlanıyoruz. Bizim çıkarımıza bir duruş gösteriyor, çaba harcıyor. Herkes sahip çıkıyor. Durum budur. Başlı başına bu bile en büyük gelişmedir. Bir, böyle bir paradigma değişimini gerçekleştirmesi, özgürlük düşüncelerinin tarih boyu başarı kazanamayan, kazanın da başarısını devam ettiremeyen durumunu ortadan kaldırmıştır. Özgürlük akımları için zaferin, başarının yolunu açmış, bir de başarıyı sürdürmenin yolunu açmıştır. Bu kadar tarihi bir zihniyet devrimi gerçekleştirdi. Şimdi bu gerçeklik bu düzeyde yayılıyor.

Kürtleri düşünün, Önder Apo ve PKK’den önce kimse tanımıyordu, Kürt Hareketi’yle kimse dayanışmaya girmiyordu. Tam tersine Kürdistan gericiliğin bir kaynağıydı. Emperyalizmin, sömürgeciliğin en rahat ettiği alandı. Şimdi özgürlük ruhunun, bilincinin, eyleminin geliştiği, herkese özgürlük umudu yayan bir karargâh haline geldi. İdeolojik-siyasi gelişmeleri ifade ettik. Partinin kendini yenilemesi, gerillanın yeni düzende gelişmesi, özellikle kadın ve gençlik örgütlenmesinin yeni paradigma temelinde gelişerek bütün o demokratik ulus inşasına her bakımdan öncülük edecek bir düzey kazanması, bütün bunlar bu sürecin ortaya çıkardığı gelişmeler.

Tabi bir de karşı taraf üzerindeki etkisini söyleyelim gerçi bundan önce birkaç cümleyle söyledik ama 6 ayda PKK’yi bitirenler, 44 tane 6 altı ay geçti, şimdi de PKK bütün Ortadoğu’yu ele geçirecek, diyorlar. Kaygıya kapılmışlar. TC yönetimi, 15 Şubat komplosuyla birlikte Apo’dan ve PKK’den kurtulduk, diyordu. Şimdi 24 saat yemiyor, içmiyor, yatıp uyumuyorlar; Önder Apo’nun ve PKK’nin korkusuyla yaşıyorlar. Her ne yaptılarsa komplocu güçler komploya karşı gelişen mücadele karşısında ayakta tutamadılar, çöküşün eşiğine geldiler. Dağıldı, ABD’nin o tarz birliği, hegemonyası, herkesi yönlendirme durumu kalmadı. Birçok çevre öz eleştirel yaklaştı. Hata yaptıklarını, yanlış yaptıklarını gördüler. Düzeltme yönünde olanlar var. Birçok alanda bu gelişiyor. Zaten uluslararası destek görmesi, sahiplenilmesi, özgürlüğü için mücadelenin gelişmesi bunu açıkça gösteriyor.

Demek ki hiçbir şey boş geçmemiş. Büyük acılar yaşadık. Şehitler verdik. Kan döktük. Bunu kuşkusuz istemiyorduk. Bunlar olmasın diye Önder Apo Avrupa’ya çıktı, Kürt sorununun demokratik siyasi projesini ortaya koydu. Bunlar olmasın diye herkese de çağrı yaptı. Sonuna kadar diretti. Bunun suçlusu biz değiliz. Önder Apo’nun, Hareketimizin böyle olmasını istememesine rağmen birileri bunu istedi. Komplocu güçler Kürt sorununun devamından yana olan güçler, ondan fayda gören güçler, Önder Apo ve PKK düşmanları, Kürt düşmanları bunu istediler. Bütün bu kadar ağır acılı gelişmelerin sorumlusu onlar oldular.

23. yılında nasıl mücadele edilecek?

Hareket ve halk olarak 23. yıla ‘Özgürlük Zamanı’ hamlesiyle giriyoruz. 22. yılda PKK’yi imha ve tasfiye planının boşa çıkardık. Ondan sonra da bu planının uygulayıcısı AKP-MHP faşist diktatörlüğünü yıkmak için Hareket olarak biz yeni bir direnme hamlesi başlattık; İşgale, Tecride, Faşizme Son; Özgürlüğü Sağlama Zamanı. İmralı işkence ve tecrit sistemini parçalanmasını hedefleyen, buna dayalı olarak Kürdistan’ın özgürlüğünü, Türkiye ve Ortadoğu’nun demokratikleşmesini hedefleyen bir mücadele yürütüyoruz. Yani bizi Hareket ve Önderlik olarak imha ve tasfiye etmek isteyen gücü yıkmak faşizmi yenilgiye uğratmak üzere şimdi şimdi hamle halindeyiz. Yani 2021 miladi yıla da bu hamleyle girdik. Partimizin 43. kuruluş yılına da hamleyle girdik. Şimdi 15 Şubat komplosuna karşı 23. yıl mücadelesine de böyle bir hamle halinde giriyoruz.

BÜTÜN DÜNYADA HAMLE HALİNDEYİZ

23 mücadele yılını Hareket ve halk olarak zafer yılı ilan ettik. İddiamız bu, bunu gerçekleştirecek gücümüz de var. Hareket olarak böyleyiz, bütün müttefiklerimizle böyleyiz. Bütün insanlıkla bu konuda biriz. PKK olarak da böyleyiz. Kürt Kadın Özgürlük Hareketi olarak öyleyiz, Halkların Birleşik Devrim Hareketi olarak hamle halindeyiz. Bütün dünyanın devrimci demokratik, özgürlükçü güçleriyle, işçi ve emekçileriyle aynı hamleyi sürdürebiliriz. Bir hamle içerisindeyiz. Hamlemiz sadece bir parça Kürdistan’da değil, Türkiye’de, ya da Ortadoğu’da da değil, bütün dünyada her yerde sürüyor. Her türlü eylem biçimi ile sürüyor.

Biz faşist soykırımcı-topyekun bir özel savaş saldırısına maruz kalıyoruz. Bize yöneltilen imha ve tasfiye saldırısı böyle, biz de buna karşı topyekun direniş halindeyiz. Herkes direniyor. Önderlik direniyor. Hareket direniyor, kadın, gençlik direniyor, halk direniyor. Dostlarımız direniyor. Dört parça Kürdistan direniyor. Ortadoğu ve dünya direniyor. Herkes gücü neye yetiyorsa AKP-MHP faşizmini yıkmak için o temelde mücadele ediyor. Gerilla savaş veriyor. Kadın, gençlik hareketi en güçlü eylemler, serhildanları geliştiriyor. Kürt işçileri, emekçileri her yerde isyan halinde, ayakta, dünyanın dört bir yanında bu böyle. Her gün en az 15-20 yerde eylem oluyor.

İmralı işkence ve tecrit sisteminin kırılması, Önder Apo’nun fiziki özgürlüğüne kavuşması isteniliyor. ‘Özgürlük Zamanı’ hamlesine destek veriliyor. Bu giderek daha fazla sürecek, yayılacak, bu gelişme çok açık ki faşizmi ciddi biçimde zorluyor. Yıkımın eşiğine getirmiş durumda ve yıkacak. Bizim inancımız ve hedefimiz bu. Kesinlikle bu yıl içerisinde komploya karşı 23. yıl mücadelesinde komployu devam ettiren, Kürt sorununu sürdüren, Kürt soykırımının uygulanma merkezi olan İmralı işkence ve tecrit sistemini parçalanacak, Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünün önü açılacak. Bunu sağlayacağız. Buna gücümüz var. Hareket olarak da var. Halk olarak da var. Eksikliklerimizi gidermeye çalışıyoruz. Daha zengin yaratıcı eylemlik geliştirmek istiyoruz. İstiyoruz ki gerilla daha etkili savaşsın, kadın-gençlik eylemliliği daha güçlü gelişsin her yere yayılsın, eylem biçimlerinde var olanı tekrarlamak değil, geliştiren olalım.

TARİHİN EN ÖZGÜRLÜKÇÜ KAZANIMI

Sadece propaganda eden, faşizmi teşhir eden, faşizme çok çeşitli biçimlerde darbeler vurarak yıkımını getiren eylemliliği öne çıkaralım. Devamlılığı olan, sürekliliği olan, büyüyen bir eylemliliği ortaya çıkaralım. Bunlar olabilir, bu yönlü yoğunlaşılırsa gelişebilir. Hata ve eksiklik burada görünüyor. Bazı yerler kendine göre savruluyor. Biraz hata yapanlar da var. Kendine göre amaçtan sapmaya dönük olanlar var ama inanıyoruz ki onlar doğruyu görürler. Gafletten kurtulurlar. Herkes ‘Özgürlük Zamanı’ hamlemizin temel hedefinde birleşir ve bu 22 yıl boyunca yürüttüğümüz mücadelenin ortaya çıkardığı birikimi 23. yılda tarihin en büyük özgürlükçü kazanımına dönüştürür. Bu da nedir; Önder Apo’nun fiziki özgürlüğüne kavuşması, bu sadece bir kişi için değil, Kürt sorununun çözümü, Kürt halkının özgürlüğü için de değil, işte bütün dünya diyor bizim özgürlüğümüz oradan geçiyor. Herkesin yararına, tüm kadınların, ezilenlerin, gençlerin yararına, o halde herkesin yararına olan müjde sunacak büyük bir gelişme inanıyoruz ve umut ediyoruz ki; bu 23 yıl mücadelesiyle ortaya çıkar. Bu konuda kararlılığımız kesin ve tamdır. Sonuna kadar da mücadele edeceğiz.

HAMLE TÜRKİYE ORTAMINI ETKİLEDİ

Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin eylemleri tüm engellemelere rağmen sürüyor. Ciddi bir destek açığa çıkmış durumda. Bir kayyumdan ötürü eylemler neden bu kadar gelişti, ses getirdi?

Bir defa birçok açıdan bakmamız lazım. Birinci olarak bakmamız gereken nokta; Türkiye ve Kürdistan’ın birbiriyle olan ilişkileri hem gerici saldırıların birbiriyle ilişkisi, hem de özgürlükçü, demokratik, devrimci mücadelelerin birbirlerini etkileme durumu. Dolayısıyla şunu söylemek istiyorum; Özgürlük Zamanı hamlemiz, bu temelde gelişen mücadele buna HBDH’nin de benzer bir hamleyle karşılık vermesi Türkiye ortamını ciddi bir biçimde etkiledi.

Bu etkileme her zaman vardır. Böyle bir mücadelede gençliğin etkinliği de sürekli vardır. Biliyoruz ki; demokratik-özgürlükçü mücadelelere devrimci temelde öncülük eden kesim gençlik, aydın gençlik bütünlüğü var. Önder Apo da böyle çıkış yaptı. Kürdistan’daki mevcut özgürlük mücadelesi de Türkiye devrimci-demokratik hareketi içinden çıkıp geldi. Önder Apo THKP-C sempatizanı olduğunu söyledi. Dahası Mahir Çayan’ın Kürt sorununun ciddiyeti üzerine ifade ettiği bir cümlenin kendisini kendine getirdiğini, Kürt sorununun çözümüne daha ciddi yaklaşmaya yönelttiğini ifade etti. Oradan çıkış yaptı. ADYÖD bir birleşik devrim hareketiydi. Apocu Hareket, ADYÖD’e en etkin katılan grup oldu. Ondan sonra da Kürdistan’da yürütülen mücadele bir yanı Kürdistan Özgürlük Devrimi olurken diğer yanı da Demokratik Türkiye Devrimi oldu. Türkiye Demokratik Devrimi’nin bir kolu, bir parçası olma işlemi gördü. Kürdistan’da süren gerilla nasıl ki Kürt’ü özgürleştiriyorsa Türkiye’yi demokratikleşmeyi de temsil etti.

KAYYUM REKTÖRÜ AŞTI

Şimdi bunu biz son dört-beş yıldır Halkların Birleşik Devrim Hareketi biçiminde bir birleşik mücadeleye kavuşturduk. Kadınların Birleşik Devrim Hareketi var. Gençliğin var. Avrupa’da devrimci birleşik güçler mücadele ediyor. Türkiye’de güçlü bir araya gelinmiş Birleşik Devrimci Güçler. Kendini ortaya koyduğu faşizme karşı mücadeleyi daha etkili geliştirmek için. Bu gelişmeler üzerinde gerçekten şu sorgulanmalı; olay bir üniversitedeki gençlik hareketi olmayı aştı, bir kayyum meselesini aştı. Rektör seçilmemiş de atanmış, o aşıldı. Bu eylem Türkiye’deki herkesi etkiledi, kendine çekti. İşçiyi, emekçiyi, bütün devrimci-demokratik güçleri, Kürtleri, kadınları, Alevileri etkiledi. Onunla kalmadı bütün dünyayı etkiledi. Yani Avrupa, Amerika herkes etkisi altında.

Bu neyi gösteriyor; ilginç bir durum, bunun böyle bir kayyumla ya da bir üniversitenin gençliğinin bazı haklarıyla ifade edilemez. Evet, doğru gençler gerçekten de iyi bir çıkış yaptılar, demek ki ortamı vardı. İstekleri de çok makuldür. Hali hazırda farklı bir şey yapmıyorlar. Kayyum rektör istemiyoruz, diyorlar. Üniversitenin özerkliği olacaksa, özgür bilim yuvası olacaksa rektörünü de dekanını da elbette ki üniversite seçecek. Her zaman öyleydi. Gerçi Tayyip Erdoğan öğrenci oldu mu bilmiyoruz. Üniversite okuyup okumadığı meçhul ama ben üniversite okudum. Ankara Üniversitesi’nin öğrencilerindenim. Bütün fakültelerin dekanlarını da üniversitenin rektörünü de üniversite seçiyordu, fakülteler seçiyordu. Türkiye’de de her zaman böyleydi. Aynı Kürdistan’da olduğu gibi AKP-MHP faşist diktatörlüğü bunu kayyuma dönüştürüyor, kayyumculuğu geliştiriyor.

Şimdi gençliğin talebi bu. Bunu bir anda aştı ve herkes kendini bir anda orada gördü. Niye? İki nokta üzerinde durmalıyız;

* Gerçekten de AKP-MHP faşist diktatörlüğünün ne olduğunu görelim. Öyle bir rejim ki; 12 Eylül ile 12 Mart ile başka yerlerdeki faşist diktatörlüklerle de kıyaslanamayacak bir durumda. Yani çok yalancı, demagog, özel savaşçı, her türlü baskıyı, terörü uyguluyor. Hiçbir şeye izin vermeyen bir diktatörlük. Bu durumda esas olan yıkılma korkusudur.

Yani kayyuma karşı biz rektörümüzü seçmek, istiyoruz deyince birkaç öğrenci, Erdoğan-Bahçeli hemen rejiminin, yönetiminin, kaç yıldır oluşturdukları sistemin yıkıldığını gördüler.

Demek ki yıkılma durumunda, 24 saat korku içerisindeler. Dolayısıyla en ufak bir şeye izin vermiyorlar. İpin ucunu kaçırmamak diye bir deyim var ya ‘bir üniversitede eğer gençler biraz yürürlerse herkes kalkar bizi düşürürler korkusu var. O halde hiç kimse aykırı söz söylememeli, aykırı hareket etmeli. Yani eylem, miting olmamalı; tam bir susturma, bastırma, böyle bir faşizm hiçbir yerde yok. Bunu görelim

* Diğer yandan bu faşizmin kabul edilmediği ortaya çıktı. Herkes biraz da Kürt özgürlüğünde kendini görüyordu. Fiili bir durum olarak gençliğin bu çıkışını gördüler, herkes AKP-MHP faşizminden kurtulma istemini orada buldu. Dolayısıyla herkes oraya destek vermeye başladı. İnsanlar bu hareke destek verdiler, çünkü burada AKP-MHP faşizminden kurtuluşun kıvılcımını gördü. Meğerse herkes bu Erdoğan-Bahçeli faşizmine karşıymış. Yani her cepheden öğrencilere destek geldi. Tüm devrimci-demokratik güçler, Türkiye, Kürdistan halkları destek verdiği gibi dünyanın dört bir yanından Avrupa’sından Amerika’sına kadar hemen hemen her eğilimden insan destek verdi. Bu neyi gösteriyor. Bu kadar destek bir rektör seçimi için mi oluyor. Hayır. AKP-MHP faşizminin yıkılması için, Türkiye’nin demokratikleşmesi için, demek ki AKP-MHP faşizmine bu kadar karşıtlık var, tecrit edilmiş, herkes yüz çevirmiş bunlara, yıkılmasını istiyor. Bu da çok açık, önemli bir durum.

Tabi çok uzun süren bir mücadelenin etkisini Türkiye toplumuna, dünyaya yaymak için bir kıvılcım, Kürtlerin, kadınların, gençlerin direnişi, zindanlardaki direnişler bunun ortamını hazırladılar. Tam olgunlaşmış demek ki; bir kıvılcım tüm bozkırı tutuşturur mu? diye Mao’nun bir sözü vardı, işte tutuşturuyor.

Nerdeyse bütün şehirlerde yasak alanlar ilan edilmiş durumda, Kürdistan gerillasına dönük her yerde operasyonlar yapılıyor. Fakat bitti demişlerdi, tükenmişti. Bitmiş, tükenmiş olan bir güce bu operasyonlar niye?

Ben bir kere daha Dilşêr Herekol şahsında HPG ve YJA STAR’ın bütün şehitlerini saygı ve minnetle anıyorum. Burada özellikle Heftanin, Serhed şehitlerini, Dersim’den Amanoslar’a kadar yaşanan şehadetleri saygıyla anıyorum. Gerilla her yerde direndi, direniyor.

Soru kapsamında insan iki boyutta değerlendirebilir;

* Yaşanan bir korkudur, nasıl ki Boğaziçi üniversite öğrencileri kayyum rektör istemiyoruz dediğinde ‘rejimimiz düşecek’ diye ödleri kopuyorsa, gerillanın böyle özgürce dağda durması, özgürlük alanlarında yürümesi, hele hele eylem yapmasından düşmanın ödü düşüyor.

Zaten her gün bu gerilla yaşamıyla, eylemiyle özgürlük kıvılcımını yakıyor, herkesi etkiliyor. Kürdistan’ı, Türkiye’yi ve tüm dünyayı etkiliyor. AKP-MHP faşizmi bu etkinin korkusu altında. Dolayısıyla nasıl iki gencin yürümesini engellemek için bütün her şeyi yapıp saldırı yapıyorlarsa, gerillanın da çığ gibi büyüyen etkisine karşı bütün devleti saldırtıyorlar. Bu açık bir gerçek. Tüm imkanlarını seferber ediyorlar.

İşte Irak’a ve Hewlêr’e gelip yalvardılar, Almanya’ya gittiler, İran’a da gittiler, Rusya’ya gittiler, Tayyip Erdoğan’ın İran’a gideceğini söylüyorlar. Tüm bu diplomasinin tek nedeni var; gerillaya karşı güç oluşturmak. Gerillaya kimsenin destek vermesine izin vermemek. Desteği engellemek.

Görüyorsunuz AKP-MHP faşizmi bunun için fır dönüyor. Bütün imkânlarını gerillaya karşı en vahşi yöntemlerle kullanıyor. Çünkü bütün direnişlerin, devrimci-özgürlük bilincinin, demokratik bilincin yayıcısı, devam ettiricisi gerilladır. Gerillanın varlığı ve eylemi, Kürt toplumunu, kadınlarını, gençlerini olduğu gibi artık Türkiye toplumunu, dünyanın her tarafında etkiliyor. Bunun yayılmasından korkuyorlar. Oradaki genci de vuruyorlar, dağdaki genci de vuruyorlar. Bu birbirine çok benziyor. Bunun için her tarafı yasak ilan ettiler. Her gün vahşi bir biçimde saldırıyorlar. Bütün bunlar gerilla bir etkinlik gösteremesin, dahası gerillanın etkisi yayılmasın. Bütün çabaları bu.

* Belirttiğiniz gibi bu işin öbür boyutu var. Madem ki gerilla bitmişti, şu kadar kaldı, diyordu özel savaşçı Soylu, peki bu kadar geniş bir alanda, Colêmerg’te, Dersim’de, Mardin’de, Botan’da, bütün Serhat alanında yüzlerce yere operasyon yapılıyorsa ve bütün bu alanlar yasak bölgeyse -ki bunlar artık askeri bölge oluyor-demek ki bütün buralarda hep gerilla var. Bütün buralarda savaş oluyor. Peki, bitmiş gerilla ise savaşı kim yapıyor? Eğer gerillayı durdurmuş, bitirmişseniz niye buradaki bütün alanlarda savaş ilanlarında bulunuyorsunuz. Bütün bunlardan da görüldüğü gibi söylediklerinin ne kadar yalan olduğu, boş laf olduğu, toplumu kandırmak için uydurdukları ortaya çıkıyor.

GERİLLA SAVAŞIYOR, SAVAŞACAK

Zaten bir kendilerini ele veren bu yasaklamalarıdır, diğeri de Amed’de HDP binasının önündeki o birkaç kadını tutma çabalarıdır. Onlar orada azalınca hemen üzerine titriyorlar. Madem gerillayı bitirdin o insanları orada aylarca niye tutuyorsun, onlardan daha ne medet bekliyorsun, zaten bitirmişsin. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu, bir taraftan bitirdim diyeceksin, diğer taraftan denize düşenin yılana sarılması gibi her şeyden gerillaya karşı mücadele için medet dileyeceksin. Bu tutarsız bir durumdur.

Evet, gerilla savaşıyor, savaşacak. Arkadaşlar değerlendiriyor. Gerekli düzeltmeleri, değişimleri de gerçekleştiriyorlar. Önümüzdeki süreçte şehitlerinin öncülüğünde hamleye daha çok katılacak, etkili olacak, daha çok öncü olacak. Özgür Kürdistan, demokratik Türkiye devrimini, hamlenin başarısı temelinde daha büyük zaferlere taşıyacak. Gerilla bütün bunlara öncülük edecek formasyona, bilinç düzeyine, örgütlülüğe, eğitime, donanıma sahiptir. Cesaret ve fedakârlıkta da zaten üzerine söylenecek bir şey yok. Ben hepsine başarılar diliyorum. Uluslararası komploya karşı savaşın öncüsü oldular. 23. yılda da bu öncülüklerini zafer çizgisinde sürdüreceklerdir.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu