RÖPORTAJ

İsveç Sol Partili Güzel: Kürtler Kendi kimlikleriyle İsveç’e entegre olmayı başardılar

İsveç Kürtleri, 3 kuşak Kürt kimlikleriyle kendilerini İsveç’e entegre etmeyi başardılar.

Avrupa Diasporası içerisinde İsveç Kürtleri, kendilerini her alanda var etmeyi başardılar. İsveç siyasetine Kürtlerin katılımı oldukça yüksek bir oranda ve bunu 2’inci Kuşak Kürt kadınları temsil etmekteler. İsveç siyaseti Kürtleri oldukça tanıyan ve bu konuda duyarlı bir siyaset. İlk olarak 1970’li yıllarda İseveç Sosyalist Partisi, Kürtlerin bağlı bulundukları ilgili devletlerin imha siyasetini kendi parlamentolarına gensoru şeklinde taşıdılar ve çeşitli yaptırımlar istediler. Kürdistan’ın tüm parçalarına yönelik dönemsel heyetler şeklinde ziyaretler düzenlediler ve hak ihlalleri konularında Avrupa kamuoyunu bilgilendirdiler.

Hediye Güzel, İsveç Sol Partisi içerisinde, 15 yaşında gençlik kollarından başlayarak en üst kademelere, emeği ve bilinciyle yükselmiş, başarılı çalışmalara imza atmış, İç Anadolu Kürtlerinden bir siyasetçi. Onunla İç Anadolu Kürtlerinin Avrupa’ya göçlerini, sorunlarını, 2’inci kuşak Kürtlerin sistem içerisinde kendilerini var etmelerini, Kürt kadınlarının siyasetteki belirgin temsiliyetini ve İsveç’in Kürt siyasetini konuştuk.

Açıklama yok.

İç Anadolu Kürtlerindensiniz o nedenle ilkin şunu sormak istiyorum. İç Anadolu Kürtleri Avrupa’ya hangi gerekçelerle göç ettiler? Gelenek ve göreneklerine sıkı bağlı olmaları nedeniyle ne türden entegrasyon sorunu yaşadılar? Bu sorunlarını nasıl aşıyorlar?

Babam 1964’te Konya’nın Omara kasabasından iki arkadaşıyla birlikte emek göçü nedeniyle İsveç’e yerleşti. 1960’lı yıllarda Türkiyeli veya Kürt nüfus İsveç’te çok fazla yaşamıyordu. Denilebilinir ki Konsolosluk çalışanları veya birkaç Süryani kökenli Türkiye vatandaşı ile sınırlıydı. İsveç’e o dönemler en fazla göç Yugoslavya veya İtalya’dan olmuş. ilk kez Türkiye’den de göç yolu İsveç’e bu tarihlerde açılıyor. O dönem yaşanan göçler siyasi değil. Ağırlıkta ekonomik bir göç durumu söz konusu. Yine Türkiye’den de çoğunlukla kırsal kesimlerde yaşayanlar, çocuklarının geleceklerini garanti altına almak isteyen aileler yurt dışına göç etmeyi tercih etmiş. Göçler ekonomi temelli olduğundan gelenler çok fazla zorluk yaşamamış. Çünkü iş sahaları geniş ve gelenler rahatlıkla iş imkanlarınından faydalana bilmişler. Fabrikalarda, restoranlarda, temizlik vb. işlerde kendilerini iş sahaları yaratabilmişler. İsveç devleti ve halkı da o dönem gelenleri güzel sahiplenmiş. Oluşan olumlu hava sonucunda gelenler bir süre sonra ailelerini de getirmişler. Örneğin; benim babam 1964 yılında İsveç’e gelmiş. İsveç Devleti ve halkının olumlu yaklaşımları sonucunda 1972’de ailemizi getirmiş. Ben burada doğdum ve burada büyüdüm.

O dönemlerde Türkiye’den gelenler ağırlıklı kırsal kökenli. Avrupa kültürü ile entegre olma konusunda sorun yaşamaları beklenen bir sonuç. Benim ailemde ilk süreçlerde adaptasyonda sorun yaşıyor. 50–60 yıl önce Türkiye’den gelenler hangi konularda adaptasyon problemlerini yaşadılarsa bugün gelenlerde aynı sıkıntıları yaşıyorlar. Suriye veya Somali’den gelen göçmenlerde aynı türden adaptasyon sorunlarını yaşıyorlar.

“Çocukların bir ayağı Avrupa ise diğer ayağı ailesinin geldiği ülkedir”

Çocuklar için durum biraz daha farklılaşıyor. Özellikle burada doğup büyüyen yada daha bebeklik döneminde gelenler için durum biraz farklı. İsveçliler bu durumu şöyle tanımlıyor; “sandalyede oturma” yani bir çocuk sandalyeye oturduğunda, bu sandalyenin bir ayağı İsveç’se diğer ayağı o çocuğun ailesinin geldiği ülkedir. Çocuk evinde ailesinin dil, kültür, ahlak ve basın–yayın, medyasını takip ediyor ama okulda veya dışarıda her şey İsveç devleti kanunlarına göre. Dolayısıyla bu bazen sıkıntı, problem ve çelişki yaratıyor ama hızla atlatılıyor çocuklar açısından. Bizim İç Anadolu’dan gelen Kürt aileler – ki- ben ailemden biliyorum, artık 4’üncü nesil burada yaşamaya başladık. Burada değişen durumu ve yaşanan farkı rahatlıkla görebiliyoruz. Bizim ebeveynlerimizin yaşadıkları veya kısmen bizim yaşadığımız problemleri artık çocuklarımız ve onların çocukları yaşamıyor. Artık neredeyse bir İsveçli gibi davranma ve yaşama şekline girmiş bulunuyorlar.

Açıklama yok.

İsveç siyasetine katılmış biri olarak çalışmalarınızdan bize bahsedebilir misiniz? Nelerle uğraştınız? Neler yaptınız? Hangi alanlarda daha fazla emek harcadınız?

İsveç Stockholm Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde master yaptım. Bunun haricinde ayrıca 1 yıllık hem hukuk hem de siyasal bilgiler eğitimi aldım. Eğitim süreci sonrası Brüksel’de 1 yıl boyunca sol parti ile birlikte lobi çalışmaları yürüttüm. Yani aslında şunu söyleye bilirim; Türkiye’den gelmiş eğitim düzeyi çok kısıtlı bir ailenin kızı olarak İsveç imkanlarına dayalı olarak eğitim hayatımı tamamladım. Ama İsveçli bir çocuğun ailesi tarafından sunulan imkanlara da hiçbir zaman sahip olamadım. Örneğin en basitinden; İsveçli bir çocuk eğitim hayatını tamamladıktan sonra ebeveynlerinin veya yakın aile çevresinin desteğiyle torpil şeklinde olmazsa bile daha rahat bir şekilde iş bulma imkanlarına sahipti. Ama aynı pozitif imkanlar bizim gibi göçmen aileler için mevcut değildi. Bu nedenle biz iyi bir efor sarf etmek ve daha fazla çaba göstermek zorundaydık. Bu şekilde kendi emeğimizle bir yerlere gelmek zorundaydık. Bu nedenle eğitimimizi tamamlayabilmek için ailemizin ekonomik imkanlarının yetersizliğinden dolayı, kendi bireysel emeğimizle yani gerektiğinde en zor emek işlerinde çalışarak eğitimimizi tamamlamak zorunda kaldık. Ve daha sonrada bir şekilde bir iş imkanına ulaşabilmek için çok çaba sarf ettik.

“15 yaşındayken İsveç Sol Parti Gençlik Kolu’nda çalışmaya başladım”

Ben Brüksel’de lobi çalışmalarında yer alırken, İsveç Sol Parti’si 2001 yılında seçimler öncesi bana gönderdiği mesajda; parlamento seçimleri için gelip çalışmak ister misin diye sordu. Bende kabul ettim. Zaten daha 15 yaşındayken İsveç Sol Parti Gençlik Kollarına üye olmuştum. Yani ilk siyasi deneyimlerimi burada kazandım diyebilirim. 10 yıl boyunca İsveç Parlamentosu bünyesinde çalıştım. İsveç Sol Parti Basın Müdürlüğü ve Sözcülüğü görevini yürüttüm bir dönem. Hem parti başkanı hem de genel başkanın özel kalem müsteşarlık görevlerini yaptım bir süre. Başkanla birlikte her türlü toplantılarda yer aldım. Seyahatlerinde bulundum. Makalelerini, basın açıklamalarını hazırladım. Yani bir nevi tabiri caizse sağ kolu oldum. Bunu 10 yıl boyunca sürdürdüm.

Bunun haricinde yurtdışı işlerinde Sol Parti Dışişleri Komisyonu ve Enternasyonal ilişkilerde bilirkişi konumunda görev üstlendim bir dönem.

2017 yılı itibariyle sürekli olarak içerisinde yer aldığım İsveç Sol Parti haricinde, İsveç’in en büyük memurlar sendikasının basın müdürü oldum ve şu ana kadar da bu sendikada çalışmalarımı yürütüyorum.

İsveç Kürdü ve kadın kimliğinizle İsveç’te siyasete girdiniz. Ne gibi zorluklarla karşı karşıya kaldınız?

İsveç Sol Partisi’nin göçmenlere ve yabancılara karşı büyük bir hoşgörüsü ve pozitif bakış açısı var. Bu nedenle burada siyasete girişte çok zorlanmadığımı söyleyebilirim. Zaten İsveç Sol Partisi’nin, İsveç’te yaşayan göçmenleri siyasete katma yönünde çok büyük  çabaları söz konusu. Bu nedenle hem ben hemde benim gibi göçmen ailelerden gelen kişilerin İsveç Sol Partisi’nde zorlanma gibi durumları hiçbir zaman söz konusu olmadı. Ben birey olarak kendimi sol partinin ideolojisi, göçmen politikası ve özellikle Kürtler konusunda ki görüşleri nedeniyle, her zaman sempati duydum ve her zaman birlikte çalışmayı doğru gördüm. Bu yaklaşımları nedeniyle benim gibi İsveç’te yaşayan bir çok Kürt genci de İsveç Sol Partisi’ne hem sempati duydu hem de üye oldu.

“İsveç Sol Partisi’nde de alt tabakada olduğun sürece karşınıza çok fazla problem çıkmaz yükseldikçe bazı ayrışmalarla karşı karşıya kalabilirsiniz”

Fakat şunu da belirtmem gerekir ki; İsveç Sol Partisi’nde de alt tabakada olduğun sürece karşınıza çok fazla problem çıkmaz ama yükseldikçe bazı ayrışmalarla karşı karşıya kalabilirsiniz. Örneğin, normal çalışma düzeyinde ağırlıklı olarak kendiniz gibi göçmen insanlarla birlikte olursunuz ama yükselmeye başladıkça göçmen sayısı azalır ve ağırlık yine İsveç nüfusu olur. Ve ne yazık ki onlarda aslında göçmenlerin sorunlarına derinlikli inen veya onları bütün boyutları ile anlayan kesimler olmazlar. Ve ister istemez bu kendisiyle birlikte farklı sorunlar yaratır. Her ne kadar ben ve benim gibi göçmen aile çocukları belli bir dönem İsveç’in göçmenlere yönelik bu hoşgörü ve kucaklayıcı yaklaşımını minnetle karşıladıysalar da bir süreden sonra bunu yeterli görmemekte haklı duruma geçtiler. Çünkü mülteci çocukları artık kendilerini sadece göçmen değil bu ülkenin sahibi olarak görüyorlar. Ben de kendimi bu şekilde görüyorum artık.

“Benim gibi göçmen çocukları İsveç’e minnet borçlarını ödediler ve artık İsveç’te söz sahibi olmak istiyorlar, bunun da en doğal hakkımız olduğunu düşünüyorum”

İsveç’in ailem ve ebeveynlerimi kabul etmesi ve yaşama imkan sunması nedeniyle İsveç’e minnet duyguları yaşamama rağmen şu an ben ve benim gibi insanların artık minnet borçlarını ödediklerini ve söz sahibi olmak istediklerini, bunun da en doğal hakları olduğunu belirtebilirim. Bizim artık borçtan çok bir sorumluluk görevimiz, yani hem ailemize hem çocuklarımıza, hem de topluma karşı sorumluluk görevlerimiz ön plana çıkıyor ve bizde bu sorumluluklarımızı yerine getirmeye çalışıyoruz. Yani bizden önce İsveç’e gelen ve İsveç’e minnet borcu olduğunu düşünen ebeveynlerimiz gibi düşünmüyoruz biz. Yani ne biz İsveç’e borçluyuz nede İsveç bize borçlu. Ama karşılıklı sorumluluklarımız var ve bizde karşılıklı olarak o sorumluluklarımızı yerine getirmekle yükümlüyüz. Zaten bu düşünceye vardıktan sonra; aslında biz göçmenler daha zenginiz. Çünkü biz onlardan daha fazla dil biliyoruz ve daha fazla kültüre sahibiz. Örneğin; ben hem İsveç, hem Türkçe ve hem de Kürtçe dilini, kültürünü, sanatını biliyorum. Ama standart bir İsveçli bu kadarını bilmiyor. Dolayısıyla ben daha zengin, daha iyi durumdayım. Bu nedenle de burada hiç kimsenin ötekileştirilmesine yada ezilmesine müsaade edilmiyor. Bu durum her hangi bir etnik kökenli, inanç mensubu, yada farklı cinsel kimlikli, homoseksüel, lezbiyen veya heteroseksüel bir insan için de geçerli bir durum. Zaten bende bireysel olarak elimden geldiğince bütün azınlıkların yanında yer almaya çalışıyorum.

Açıklama yok.

İsveç Sol Partisi’nin Kürt politikası nedir? İsveç’te yaşayan Kürtlerin sol partiye yaklaşımları nasıldır?

İsveç Sol Partisi ilk defa 1996’da yayınladığı parti programında biz ‘‘Feminist Partiyiz’’ dediklerinde çok büyük tartışmalara yol açtı. Bu tartışmalar uzun bir süre hem kamuoyunda hem basında hem de diğer siyasal partiler bünyesinde tartışmalara neden oldu. Tabi İsveç Sol Partisi açısından bu ani yaşanan bir durum değildi. Çünkü uzun dönemli bir çalışma ve kararlaşma sonrasında atılan bir adımdı ve bugünde bu şekilde devam ediyor. Bu nedenle Türkiye veya dışarıdan gelen sol kökenli örgütler İsveç Sol Partisi’nin Feminist tavrını  yakından inceleyerek örnek almaya ve uygulamaya çalışıyor. İsveç Sol Partisi’nin bu yaklaşımına göre; parti bünyesinde resmi çalışmalarda en az erkek – kadın oranı yüzde 50 oranında olmak zorunda. Yani kadın yüzde 40 erkek yüzde 60 olamaz. Ama kadın yüzde 60, erkek yüzde 40 olabilir. Bu aslında çok büyük bir şey değil ama diğer hiçbir partide olmadığı ve genel anlamda erkekler daha çok ataerkil yaklaşımla birbirlerine yer verdikleri için dikkat çekici bir hal aldı. Bu haliyle kadınlar bir adım öne erkekler bir adım arkaya geçiyorlar. Bende bu temelde aile içerisinde kendi erkek çocuklarıma aynı şeyi öğütlüyorum ve siz bir adım geride durun diyorum. Kız kardeşleriniz ya da eşleriniz önde olsun tavsiyesinde bulunuyorum. Yani artık dünyada kadın, feminizm duygu ve düşüncesinin önde olması gereken bir dönemdeyiz.

“İsveç Sol Partisi, 1977’de İsveç Parlamentosu’na bir önerge sundu Kürt sorununun çözülmesini talep etti”

İsveç Sol Partisi, Kürt politikası için ilk kez 1977’de İsveç Parlamentosu’na bir önerge sundu. Ve bu önergede Kürt sorununun çözülmesini talep etti. O dönem gelişen böylesi bir talep Kürtler açısında büyük bir hayranlığa yol açtı. Asıl ilginç olan durum; o dönemler İsveç’e gelen siyasal anlamda bir Kürt yoğunluğu yoktu. Gelenlerin büyük bölümü ekonomik nedenlerle gelenlerdi ve İsveç Parlamentosu’nda Kürtlere ilişkin böylesine radikal talepler tartışılıyordu. Bu da genel olarak bütün Kürtlerde büyük bir hayranlık uyandırdı. Bundan sonrada İsveç’in farklı siyasal partileri ve hatta iktidar partileri Kürtlerin yaşadığı bölgelere ziyaretler düzenleyerek yerinde Kürt halkını, siyasal hareketlerini tanıma ve izleme çabası içerisine girdiler. Zaten İsveç’te içerisinde en çok Kürt katılımcı bulunduran siyasal parti İsveç Sol Partisi’dir. Bu nedenle Kürdistan’ın dört parçasında ortaya çıkan siyasal durumlar için gözlemci, takipçi veya izleme heyeti gönderen parti İsveç Sol Partisi’dir. Şunu da rahatlıkla söyleyebilirim; İsveç Sol Parti Başkanı Kürtleri çok seviyor. Zaten partinin Kürt politikası ve yaklaşımı da hem belli hem de net.

Açıklama yok.

İsveç Sol Partisi Kürdistan Bölgesi ve Rojava Kürdistanı deneyimine nasıl bakıyor? Nasıl ele alıyor?

İsveç Sol Partisi’nin ilkesel tavrı şu şekilde; Parti, bütün halkların kendi kaderlerini tayin hakkını savunuyor. Kürdistan Bölgesi için, İsveç Sol Partisi şunu söylüyor; eğer oradaki halk biz kendi kendimizi yönetmek istiyoruz veya bağımsız olmak istiyoruz diyorlarsa bırakın onlar kendi kararlarını versinler. Bunun yanında İsveç Sol Partisi Kürdistan’ın farklı parçaları için politika veya tavır belirlemede o parça özgülünde, Kürt dostları ile birlikte araştırma, inceleme ve izleme yaparak siyaset belirliyor.

“İsveç, Kürtler ne yapmak istediklerine karar versinler bizde ona göre onlara destek verelim diyor”

Özellikle Rojava Kürdistanı’nda, önce IŞİD sonra Türkiye kaynaklı yaşanan şiddet ve vahşet karşısında İsveç Sol Parti çok ciddi bir şekilde net bir tavır sahibi oldu ve karşı durdu. Yani hem İsveç Sol Partisi hem de diğer İsveç partileri şu şekilde yaklaşmıyorlar, orada olanlar beni ilgilendirmez. Çünkü şunu biliyorlar ki, Türkiye’de, Suriye’de veya İran’da yaşanan Kürt ihlalleri ve düşmanlıklar neticesinde oradan gelen, ülkesine sığınan insanların problemleri onun da problemidir. Bu nedenle bu problemleri kendi problemleri gibi görüyor ve çözmek için uğraşıyorlar. Bunun içinde şunu söylüyorlar; Kürtler ne yapmak istediklerine karar versinler bizde ona göre onlara destek verelim…

“İsveç Sol Partisi bu temelde geçmişte Kürdistan Bölgesi’ne destek amaçlı birçok defa ziyaret düzenledi”

İsveç Sol Partisi bu temelde geçmişte Kürdistan Bölgesi’ne destek amaçlı birçok defa ziyaret düzenledi ve destek taleplerini iletti. Yine İsveç Sol Parti’si her yıl 1 Mayıs İşçi Bayramı vesilesiyle ekonomik yardım kampanyası düzenler. Bu temelde bu yıl düzenlediği kampanya gelirlerini olduğu gibi Kobane kentine gönderdi. Ve Kobane kentinin, IŞİD savaşı nedeniyle yaşadığı yıkımın yeniden tamir edilmesine destek amaçlı yapıldı bu. Zaten partimizin yaptığı bu çalışmalar ve faaliyetler Türkiye devletini de rahatsız ediyor. Hatta parti başkanımız son toplantıda yaptığı açıklamada; son iş olarak Türkiye’ye gitmek ve cezaevinde sayın Selahaddin Demirtaş’ı ziyaret etmek istiyorum dedi. Türkiye’ye gitti. Zaten bu ilk gidişi değildi. 3’üncü veya 4’üncü gidişiydi ama maalesef görüşe izin verilmedi. Bu nedenle sadece Kürt bölgelerini ziyaret ederek geri döndüler.

İsveç Sol Partisi’nin Kürdistan’da yaşanan jenosidleri tanımak için bir mücadelesi oldu mu?

İsveç Sol Partisi özellikle Halepçe Katliamının jenosid olarak tanınması ve 16 Mart gününün jenosid günü olarak kabul edilmesi için her yıl İsveç Parlamentosu’na önerge veriyor. Ama şu ana kadar ne yazık ki bu önerge kabul edilmedi. Özellikle parlamentoda grupları bulunan sağ partiler bunu kabul etmiyorlar. İsveç Sol Partisi bu önergeyi sunarken Parlamentoya şunu da sunuyor; bu jenosid Halepçe’de oldu ama hiç olmazsa biz bunu görerek ve önünü alarak aynı durumun Rojava Kürdistanı’nda olmasını engelleyelim.

İsveç Sol Partisi, Parlamento’da Kürtlere ilişkin elde edemediği üstünlüğü basın – yayın, medya yoluyla, yine farklı etkinliklerle gündeme getirmek için değişik yol ve yöntemleri de kullanmaltan geri durmuyor. Bu vesileyle sosyal demokrat bakanlara ve milletvekillerine sürekli olarak mektup ve mesajlar gönderiyor. Ve Kürtlere karşı yeni katliamların yapılmaması için çağrılarda bulunuluyor.

İsveç Sol Partisi dışında, İsveç Devleti’nin Kürt ve Kürdistan sorununa yaklaşımı sizce nasıl?

Bu durum dönemine göre değişiklik arz ediyor. Örneğin 1970’lerde Türkiye’den gelen siyasi Kürtlerin anlatımları ve aktarımları sonucunda büyük bir sevgi ve sempati oluşmuştu. Bu uzun bir dönem en üst boyutta devam etmişti ama 1980’li yılların ortalarında İsveç Başbakanı Olof Palme cinayeti sonrasında ve özellikle bu cinayetin Kürtlere, PKK’ye yıkılması neticesinde İsveç’in Kürtlere yaklaşımında ciddi bir değişiklik yaşandı.

Türkiye’de 1990’larda Kürtlere karşı yaşanan şiddet, faili meçhuller ve köy boşaltma olayları sonrasında İsveç siyasal partileri ve kamuoyunda yine bir değişiklik gözlemlendi ve Kürt halkına karşı yeniden bir sempati durumu uyandı. İsveç’te yaşayan Kürtler 1990’lar sonrası İsveç siyasetine giriş yaşadılar ve onların girişiyle İsveç siyasetinde, Kürtler hakkındaki tartışmalar yeniden gündeme geldi diyebiliriz.

Kürt mücadelesi 4 parçada gelişmeye devam ettikçe bütün dünyada olduğu gibi İsveç kamuoyunda ve siyasetinde de belirgin bir şekilde yerini buluyor.

“İsveç sağcıları da, toplumda olumsuz her ne olursa olsun bunu mültecilere yığabiliyor”

Şunu da belirtmekte fayda görüyorum; İsveç zannettiğiniz kadar saf bir durumda değil. Çünkü burada da her ülkede olduğu gibi sağ, milliyetçi partiler mevcut ve bunlarda her yerde olduğu gibi yabancı düşmanlığı, yaşanan her türlü toplumsal sorunu yabancılara yığma gibi bir kültüre sahipler. Özellikle son dönemlerde Suriye’den gelen mülteciler konusunda çok ciddi rahatsızlıklarını dile getiriyorlar. Ve toplumda olumsuz her ne olursa olsun bunu mültecilere yığıyorlar. Bu nedenle 2022’de olacak genel seçimlerde sağ ve milliyetçi partilerin güç kazanması herkes açısından tehlike yaratacak diye düşünüyorum.

İsveç’te yaşayan Kürtlerin, İsveç’te siyasete, hayata, sanata vb. etkinliklere katılımları konusunda neler söylemek istersiniz?

Bana göre; gördüğüm, izlediğim kadarıyla burada en entegre olan toplumların başında Kürtler geliyor. Bunu bir Kürt olarak değil bir realite olarak söylüyor ve bundan da aslında gurur duyuyorum. Zaten bunu sadece ben söylemiyorum. İsveçliler de söylüyorlar. Çünkü Kürtler hem siyasi alanlarda hem kültürel hem edebiyat hem de diğer farklı birçok alanda hiç yabancılık yaşamadan ciddi bir katılım sağlayarak, katkılar sağlıyorlar. Ve İsveç devleti, toplumu da bunu saygınlıkla karşılıyor. En önemlisi de Kürtler burada bunu kendi etnik kimlikleri ile yapıyorlar ve bu şekilde kabul görüyorlar. Genel anlamda İsveçlilerin gözünde biz Kürtler bu konumdayız ve umarım bu durum değişmez.

Hediye Güzel Kimdir?

Hediye Güzel, İsveç doğumlu Anatolia Kürtlerindendir. Eğitim hayatını isveçte tamamlamış iki üniversite mezunudur. Stockholm Üniversitesi siyasal bilgiler fakültesinde master yaptı. Fransa’da 1 yıl “Enstitute d’Etudes Politique” te hukuk ve Fransızca egitimi aldı. Stockholm Üniversitesi basın yayın bölümü mezunudur.

Brüksel’de Avrupa Parlamentosu’nda İsveç Sol Parti’nin Siyasal Danışmanlığı, İsveç Sol Parti Genel Başkanı Lars Ohlyun’un Özel Kalemi ve Basın Müdürlüğü görevini üstlendi.

Sol Parti Yönetim Kurulu Üyesi ve aynı zamanda iki dönem Eşitlik ve Feminizm sözcülüğünü yaptı.

Şu an İsveç’in en büyük Kamu Çalışanlar Sendikası Basın ve Yayın Müdürü görevini yürütmektedir. Aynı zamanda üç çocuk annesidir.

Ruken Hatun Turhallı – BasNews

Daha Fazla Göster

Yorum yaz

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu