M.Husedin

Irkçı Türklükle mücadele kimin sorunu?

Türk Devlet yetkililerin, ırkçı Türklükle arasına mesafe koymamış Türk akademisyenlerin yurtdışı gezilerini ırkçı Türklüğün açık protesto alanlarına çevirebiliriz. Şiddeti tümüyle reddeden barışçıl protesto gösterilerinin bize kazandıracağı global destek her türlü hayal gücümüzün ötesinde olacaktır. Yeter ki inatçı olalım, barışçı olalım, ve gaza gelmeyip protestoyu konusuyla sınırlı tutmayı bilelim.

    • +

Nihayet ırkçı Türklük layık ismiyle anılmaya başlandı. Sıra ırkçı Türklerle layıkıyla mücadeleye geldi demektir.

Önce sorunu tanımlamak gerekir. Üzerine kolayca harekete geçilebilir bazı örneklerle başlamak uygundur diye düşünüyorum.

Türk ırkçılığı bize neler yaptı?

Bellek yıkama hamlesi olarak “soyisimleri”
Bana sorarsanız yapılmış en büyük kötülük her Kürd insanına sinsice iliştirilen resmi “soyisimleridir”. O kadar sinsidir ki, Kürdlerin en önde gelenleri dahi bu işe ayıkmamıştır. Bilebildiğim kadarıyla rahmetli Sirac Bilgin ve ben hariç buna itiraz eden olmamıştır, ki yanılmış olmak beni sadece mutlu eder.

Sirac amca ile iletişimimiz vardı ama bu konuyu konuşmaya fırsat olmamıştı. Olmamıştı ama sanki aramızda telepati varmış gibi neredeyse günü gününe aynı tepkiyi koyuvermiştik. Kendisi Kekuyon’un gerçek aile isimleri olduğunu belirtip imzasını Sirac Kekuyon olarak atmaya başlamıştı. Sanırsam zamanlama olarak bu tepkiyi koymakta ben Sirac Kekuyon’dan sonra gelirim.

Türk Devleti hiç kurulmamış, Kuzey Kürdleri Türk ırkçı boyunduruğuna maruz kalmamış olsaydık bizim aile ismimiz ya aşiret ismimiz olan Qaşan/Qaşî, ya klan ismimiz olan Bîrîm ya da ailemizin ismi olan Husêdin (Husenê din veya dîn) olurdu. Ben Husêdin’i tercih ettim.

Bugün Kuzey’in tüm Kürd önde gelenleri de dahil atalarımızdan devraldığımız aile isimlerini hiç anmayarak ırkçı Türk Devleti’nin bir gecede uyduruverdiği soyumuzla alakasız “soyisimleri” aile ismi olarak kullanmaktayız. Oysa bu yanlıştır. Hepimiz binlerce yıllık derinliği olan bir kültürün çocuklarıyız. Bilmiyorsanız, sorun aile büyüklerinize ve gerçek aile isimlerinizi öğrenin, Öğrenin ve kendiniz cevap verin aşiret, klan veya aile isimlerinden hangisini soyisim olarak taşımayı tercih ederdiniz sorusuna. Elinizden geldiği kadar aile isimlerinizle kendinizi tanıyıp tanıtın.

Modern kimliğin en görünür öğesi olan dil üzerindeki zulüm
Irkçı Türklüğün Kürdlere uyguladığı dil zulmü hepimizin malumu. Kürdçe Kürdler arasında ikinci dil olmuş durumda. Hasan Bildirici’nin değişiyle kendi dilinde bir anaokulu bile olmayan bir topluluğuz. En son Diyarbekir’de bir özel okul denemesi ırkçı Türk Devleti’nin hışmına uğrayıp binasıyla beraber yıkılmıştı. Bundan ala ırkçılık olmaz.

Dilin kaydına yönelik süren zulüm
Oğlumun ismi Ciwan. Gençliğimin idol Kürd şarkıcısı Ciwan Haco’nun ismini oğluma vereceğime onaltı yaşında and içmiştim. Başka ülke topraklarında doğan oğlumun doğum belgesindeki ismi Ciwan ama ırkçı Türk Devleti Kürd kimliğini ve kimliğin bileşenlerinden olan dili, dilin bilinen tek kaydetme yöntemi olan alfabesini reddettiğinden ırkçı Türk devlet kayıtlarında oğlum aynı ismin Türkçe telaffuzu ve kodlamasıyla Civan diye kayıtlı. Bu ırkçı bir uygulamadır, zulümdür.

Temsiliyet hakkının tanınmayışı zulmü
Yirmi milyon Kürd Türk Devleti’ne vergi veririz. Türk Devleti’nin nüfusunun yaklaşık dörtte birini oluştururuz. Aradaki çerez niyetine azınlıkları çıkarırsanız 60 milyon kendini Türk bilen ve 20 milyon da biz. Oysa ödediğimiz verginin karşılığında temsiliyetimiz yoktur. “Vergiye karşılık temsiliyet” o kadar önemli bir başlıktır ki özünde o zamanki Amerikan kolonilerinin İngiltere Krallığı’na bağımsızlık savaşı açmasının sebebidir. İngilizcesiyle “Taxation without representation” başlığıyla formüle edilmiş bir başkaldırıydı Amerikan kolonilerininki. Öyleydi çünkü Amerikan kolonileri İngiliz parlamentosunda temsil edilmiyorlardı. Türkçesiyle “temsil edilmeyenin vergilendirilmesi” başlığıyla İngiliz parlamentosunda temsil edilmeyen Amerikan kolonileri İngiltere Krallığı’na bu sebepten vergi vermeyi reddetmişlerdi ve sonrası bugünkü Amerika Birleşik Devletleri’dir. Türk Devleti o kadar ırkçıdır ki yirmi milyon Kürd’ün varlığı Türk yasalarında kabul edilmez. Türk Devleti’nde Kürd temsiliyeti yoktur. Türk’ün tanımı vardır ve Kürdlük zulümle ve silah zoruyla bu tanıma sokuşturulmaya çalışılır. Sığmayız ve sığmayınca temsilcilerimiz kendilerini ya mezarda ya da ırkçı Türklüğün hapishanelerinde bulurlar.

Miras devralınan coğrafi isimlerin ahlaksızca değiştirilmesi zulmü
Dağlara, nehirlere, ovalara, tepelere, mera, köy kasaba ve koca koca şehirlere Türkçe isimler uydurulmasını hepiniz biliyorsunuz. Bunlar hep ırkçı Türklüğün marifetidir.

Irkçılıkla global mücadele şartı
Peki ırkçılıkla mücadele kimin sorunudur? Bugün açık ki bu ırkçılığın direk hedefi biz Kürdleriz.

Peki mücadele yalnız başımıza bize mi düşer?

Hayır elbette. Irkçılıkla mücadele tüm insanlığın sorunudur.

Nasıl ki ırkçı Almanlarla mücadelenin yükünü Yahudiler tek başlarına yüklenemezlerdi ve yüklenmediler, nasıl ki Güney Afrika’nın ırkçı rejimine karşı tüm dünya seferber olmuştu, benzer şekilde ırkçı Türklükle mücadele de global bir sorun olarak ele alınmalıdır.

Nihayetinde ırkçılık sadece kurbanının değil tüm insanlığın sorunudur. Mücadelesi sorumluluğu da tüm insanlığa aittir.

Şöyle bir örnek düşünün. Uruguay’daki Ermeniler ırkçı Türk Dışişleri bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun gezisi vesilesiyle biraraya gelip Uruguay’da onun kortejine yakın bir protesto eylemi düzenlediler. Irkçı elbette ırkçılığını gizleyemedi ve kendini tüm dünya önünde rezil etti.

Washington’da Tayyip Erdoğan şahsında Türk Devleti’nin Kürdlere yönelik ırkçı uygulamalarını protesto eden Kürdler korumalarının saldırısına maruz kalmışlardı. Barışçı Kürd göstericilere saldırı sonrası Tayyip Erdoğan’a ABD gezilerinde korumalarını beraberinde getirme yasağı kondu ve bu halen uygulamada.

Barışçıl gösteriler, ırkçı faşizan cevaplar. Amerika’da siyahlara yönelik ırkçılığı bitiren mücadelenin lider Martin Luther King’in ve ona esin veren, Hindistan’ı bağımsızlığına taşıyan Mahatma Gandi’nin mücadele formülleri işte bu kadar basitti.

Biz Uruguay’daki Ermeni kardeşlerimizin yapabildiğinin çok daha iyisini yapabilir, Türk Devlet yetkililerinin, ırkçı Türklükle arasına mesafe koymamış Türk akademisyenlerin yurtdışı gezilerini ırkçı Türklüğün açık protesto alanlarına çevirebiliriz. Şiddeti tümüyle reddeden barışçıl protesto gösterilerinin bize kazandıracağı global destek her türlü hayal gücümüzün ötesinde olacaktır. Yeter ki inatçı olalım, barışçı olalım, ve gaza gelmeyip protestoyu konusuyla sınırlı tutmayı bilelim.

Daha Fazla Göster

7 yorum

  1. Belki biliyorsunuzdur, Qashan, Batı İran’da İsfahan bölgesinde bir kentin adıdır. Büyük ihtimalle, aşiretiniz 1500 – 1600 döneminde Safevi ve Osmanlı devletleri arasındaki anlaşmayla İran’dan Anadolu’ya siyasi tampon unsur olarak göç ettirildiler.

    Tarih boyunca, Kürtlerin en önemli sorunu ekonomik (ve dolayısıyla merkezi siyasi) bir varlık gösterememeleri. O yüzden, devletlerin ekonomik olarak ölü bölgelerinde siyasi tampon unsur olarak kullanılmışlar. Ne yazık ki, bu Osmanlı’da da, Türkiye’de de, İran’da da, Suriye’de de böyle…

    60’a 20 gibi nufüs oranına baksanız da ekonomik katılımı ve değer üretimi o oranın çok ve çok altında.

    Bence Kürt siyasetinin en büyük çıkmazı değer üretmeden hak ve kimlik üzerinden tek ve dar boyutlarda top çevirmesi, toplumun ekonomik gelişmeyle siyasi olarak da söz ve hak elde ettiğini hep ıskalaması ve sonuç olarak siyasi tamponda kalması. Aynı sizin yazınızdaki gibi. Irkçılık üzerinden başka kültürleri suçlamak kolay ama aslında ne asıl soru ne de asıl çözüm orada değil. Hiç bir zaman olmadı ve olmayacak.

    Soruyu “ırkçı Türklükle mücadele kimin sorunu” diye değil de “tamponda marjinelde kalan siyasi ve ekonomik kültürle mücadele kimin sorunu” diye sorsaydınız daha zihin açıcı olurdunuz diye düşünüyorum.

    1. 60/20 orani kimligi sahiplenen Kurdlerin ekseriyet kendini Turk sayan geri kalan nufusa oranidir. Siz Kurdistan’da gelisimine izin verilmeyen ekonomiyle Turkiye’nin geri kalan ekonomisinin oranini nufus oraniyla kiyasliyorsunuz ki elmayla armut olmus.

      Turk sahillerinde dizili otellerin ekseriyetinin sahibi Kurd insanlari ama urettikleri ekonomi Turk ekonomisidir. Turk GSYH’sina katkisi 2015’te %12.9 olan bir sektor. Istanbul’da Kurd isverenlerin sayilarinin nufuslariyla orantili oldugunu dusunmek sanirsam ters olmaz.

      Turk irkciliginin varligiyla mucadele ile Kurdlerin tek bir otorite etrafinda birlesemeyislerini kiyaslamak ve Turk irkciligini affedip biraraya gelemeyen Kurd siyasi yapilarina yonelmeyi tavsiye etmek de pek şık durmuyor. O biraraya gelemeyiste Turk irkciliginin payini esgecmeyi ogutlemek sizinki.

      1. Yazınıza temel itirazım ırçılık ve kimliği ana sebep olarak ortaya atan kurgusuna.

        Verdiğiniz cevapla bu kurgunun aslında yanlış olduğunu kendiniz de söylüyorsunuz.

        Cevabınızda iddia ettiğiniz gibi Türkiye’nin batısında ekonomik değer üretimine orantasal olarak eşit bir “Kürt” katkısı olduğuna inanıyorsanız bunun cumhuriyet döneminin sağladığı ayrım ve ırkçılık yapmayan imkanlarla (1924de halkı toprak sahibi yapan kanun değişikleri ve 1980 sonrası turizm sektörüne verilen ciddi teşvikler gibi) mümkün olduğunu da kabul etmeniz gerekir.

        Kaldı ki, baktığım istatistik ve sosyoekonomik endikatörlerle bölgesel (ve hatta etnik) ekonomik değer üretiminin orantasal olarak eşit olduğu şeklindeki iddianızı doğrulayamıyorum. Aksine ciddi bir sosyal ve ekonomik atalet var. Bu yatırım eksikliğinden kaynaklanmıyor. Sosyopolitik bölgeye has problemlerden kaynaklanıyor. O yüzden eğer bir ırkçılık varsa (ki yok) bunu bir sebep değil bir sonuç olarak okumanın daha doğru olduğunu düşünüyorum.

        Bence sorduğunuz soruları değiştirmenin vakti çoktan geldi ve geçiyor.

  2. Sevgili Husseddin bey. Lütfen www.sediyani.com sahifesindeki “bilinmeyen bir dil” arastirmasinin okuyunuz. Türklerin IRKCI olmasi mümkün degil, cünkü ne TÜRK diye bir millet ve nede TÜRKCE diye bir dil vardir. Kendilerine TÜRK diyenler geri zekali fasist ve şovenistlerdir. Saygilarimla, serkeftin….

    1. Hindu inancında “fiziki dünya gerçek değildir ama yaşadığınız tecrübeler gerçektir” diye özetlenebilecek bir yaşam anlayışı vardır. Türklerin ne olup olmadığından bağımsız, bizim yaşadığımız, tecrübe ettiğimiz zulüm ırkçı bir zulümdür.

  3. Sayın Husedin kardeş, yanılmıyorsam sen Amerika’da yaşıyorsun, peki neden oğlunu Türk nüfus dairesine kaydediyorsun? Bu senin Kürdlük duygunla çelişmez mi? Tabii bunu söylerken, oğlunun Türkiye’de doğup, doğmadığını bilmiyorum. Türkiye’de doğmuşsa, bu konuda seni eleştirme hakkım olmaz; çünkü o faşist ve düşmanımız olan Türkiye devletini ve onu yöneten kadrolarını iyi tanırım. Onunu halkının büyük çoğunluğu da aynı kafada. Yani %99, 9 ayni ırkçı ve faşist.
    Diğer önerilerine yürekten katılıyorum. (Yani sivil, demokratik eylemler) Ancak sen Kuzey Kürdistan’da yaşayan halkımızın rakamını yanlış vermişsin. Yeni bir araştırmaya göre Kuzey’de 32, 812, 439 kişi yaşıyor. Dünyada toplam rakam ise 70, 226, 544. Bu yeni araştırmayı yapan da İsviçre Kürd Enstitü Başkanı Sayın Muhammed KARWANI. Lütfen gir Nêrîna Azad sitesine, onun bu konuyla ilgili yazısını oku. Ayrıca soyisimle ilgili görüş ve isteğinin de çok doğu olduğu kanısındayım. Biz Kürdlerde soyisim ya ailenin baba, dede ismiyle olur, ya da halk arasında verilen lakab ile. Saygılar.

    1. Sevgili Imam, yorumunuz icin tesekkurler. Oglum Turk pasaportuna mecbur olmasaydi o kaydi yapmazdik.

Yorum yaz

İlgili Makaleler

Aynı kategoride
Kapalı
Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: