RÖPORTAJ

Hozat: Gerilla Başûr’a siperdir

Hiçbir Kürt ve hiçbir Kürt örgütünün kendisini kandırmamasını, Türk devletinin faşist soykırımcı gerçeğini iyi görüp derinliğine idrak etmesi gerektiğini söyleyen KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat, “Gerilla büyük darbe yediği an Başûr’daki statünün ömrü kısa sürede sonlanacaktır. Kürt’ün varlığına, diline düşman olan Türk devleti, Başûr’daki statüyü de sindirmiş değildir, sadece PKK’yi tasfiye etmek için kabul etmiş gibi davranmaktadır” diye konuştu. Türk devleti, Başûrê Kurdistan’a işgal saldırılarıyla iki şeyi amaçladığını kaydeden Hozat, şöyle özetledi: “Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmek ve Kürt soykırımını da rahatlıkla yapabilmektir. Bunun paralelinde ve devamında ikinci öncelikli hedef de Başûrê Kurdistan’ı tamamen işgal ve ilhak etmektir.”

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat, ANF’nin sorularını yanıtladı. Söyleşinin ilk bölümü şöyle:

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit devam ediyor. Hiçbir şekilde avukat ve aile görüşmelerine izin verilmiyor. Sizce yapılmak istenen ve amaçlanan nedir?

İmralı’da ABD’nin, İngiltere’nin, İsrail’in ve AB ülkelerinin üzerinde mutabık kaldığı ve faşist Türk devletinin gardiyanlığını yaptığı bir özel savaş-soykırım rejimi uygulanıyor. Kürt sorununda yaşanan çözümsüzlük, inkar ve imha politikası Rêber Apo üzerinde işkence-tecrit sistemi olarak yürütülüyor. Soykırım politikaları gereği Rêber Apo mutlak bir tecride tabi tutuluyor. Tamamen halkıyla, Türkiye ve dünya kamuoyuyla ve hareketiyle tüm ilişkileri ve irtibatı kopartılıyor, etkisizleştirilmek isteniyor. Böylece Rêber Apo’nun düşüncelerinin topluma ulaşması engelleniyor. Kapitalist modernite sistemi ve türevi faşist Türk devleti, Rêber Apo’nun düşüncelerinden, bu düşüncelerin toplumu etkileme düzeyinden korkuyor.

Kapitalist modernitenin ve bölge jandarması Türk devletinin Kürtlere ve insanlığa düşmanlığı, İmralı işkence sisteminde tüm zalimliğini ve iğrençliğini açığa vuruyor. Kapitalist hegemonik sistem Ortadoğu’yu yeniden dizayn ederken Rêber Apo’nun etkisini ortadan kaldırmaya ve Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmeye çalışıyor. Rêber Apo’nun önderliğinde 48 yıllık amansız büyük bir mücadele ile yaratılan tüm değerleri hizmetine koymayı amaçlıyor. İmralı tecrit sistemi, başını ABD’nin çektiği uluslararası güçlerin bölge stratejisinin ve politikalarının esasını oluşturuyor. Ortadoğu’ya müdahaleyi nasıl uluslararası komplo ile başlattılarsa şimdi de Rêber Apo’yu, Hareket’ini, özgür Kürt toplumunu tasfiye ederek bu müdahaleyi yeni bir dizaynla sonuca götürmeye çalışıyorlar. Başûr’daki Türk işgal saldırıları da bu planın bir parçası, uluslararası komplonun devamı olarak geliştiriliyor.

İmralı işkence-tecrit sistemi, gelinen aşamada tüm Türkiye’yi kuşatmış, hükmü altına almış bulunmaktadır. 22 yıldır İmralı’da uygulanmayan hukuk ve adalet, artık Türkiye’nin genel bir gerçeğidir. Hukuksuzluk, adaletsizlik almış başını gitmiştir. İmralı’da 22 yıldır hüküm süren faşizm, tüm Türkiye’ye yayılmış durumdadır. İmralı tecrit sistemi, Kürtlere soykırım politikası, Türkiye’yi faşizmle yönetmenin kanunu haline gelmiştir.

Tecride karşı çıkarak bu cendereden çıkılabilir mi?

Türkiye halkları, bu faşist cendereden İmralı işkence-tecrit sistemine karşı çıkarak kurtulabilir. İmralı işkence-tecrit sistemine karşı çıkılmadığı müddetçe Türkiye’de hukuk, adalet, demokrasi, özgürlük ve eşitlik gelişmez. Bu açıdan Türkiye’de aydınların, sanatçıların, kadın ve çevre hareketlerinin ve tüm demokrasi güçlerinin, İmralı işkence-tecrit sistemine karşı mücadele etmesi, Rêber Apo’nun özgürlüğünü savunması gerekiyor. Tecride karşı çıkıp Rêber Apo’nun özgürlüğü mücadelesi verilmeden doğru bir demokratik anlayışa ve özgürlük mücadelesine sahip olunamaz. Rêber Apo’nun özgürlüğüne sahip çıkmak, AKP-MHP faşizmiyle mücadele etmenin gereğidir. Türkiye’nin özgür geleceğine sahip çıkmanın gereğidir. Rêber Apo’nun özgürlüğünü savunmak, demokrat, eşitlikçi ve özgürlükçü olmanın, adalet ve hukuk savunucusu olmanın gereğidir, ölçüsüdür. Bu değerleri savunduğunu iddia edip İmralı işkence-tecrit sistemine tek bir söz söylemeyenler, en hafif deyimle ikiyüzlüdürler. Bunların doğru ve tutarlı hak, adalet, hukuk, eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadeleleri vermeleri mümkün değildir.

Tecride sistemine karşı mücadele de veriliyor, bu mücadele ne kadar sonuç alıcıdır?

Kuşkusuz İmralı işkence-tecrit sistemine karşı yıllardır büyük bir mücadele veriliyor. Kürt halkı ve dostları muazzam bir direniş geliştiriyor. Bu direniş önemli sonuçlar da veriyor. Halkımız tam 9 yıldır Strasbourg’ta ‘Öcalan’a Özgürlük Nöbet Eylemi’ yapıyor. Bu eylem, Rêber Apo’ya ve Rêber Apo şahsında özgür Kürdistan ve demokratik Türkiye’ye büyük bir bağlılığı, sarsılmaz bir iradeyi ve inancı ifade ediyor. Bu vesileyle Strasbourg eylemcileri şahsında halkımızın ve dostlarımızın bu büyük direnişini saygıyla selamlıyorum. Halkımızın ve dostlarımızın verdiği mücadele sayesinde bugün dünyada Rêber Apo’ya büyük bir sahiplenme gelişmektedir. Kürtler dışında da milyonlarca insan, sendika, belediye, parti, örgüt, aydın, yazar, sanatçı, akademisyen ve siyasetçi, Rêber Apo’nun özgürlüğünü istemekte ve bunun için çalışmakta, mücadele etmektedir. Bu çok önemli bir gelişmedir. Bu çalışmayı yürüten herkesi saygıyla selamlıyoruz. Bu çalışmalar çok önemli olmakla birlikte Rêber Apo’nun özgürlük mücadelesini her yerde bütünlüklü yürütmemiz gerekmektedir. Amacımız Rêber Apo’nun fiziki özgürlüğünü sağlamak olduğundan çok daha fazla çalışmak ve mücadele etmek durumundayız. Halkımızı ve dostlarımızı, kadınları, demokratik tüm çevre ve güçleri, Rêber Apo’nun fiziki özgürlüğünü sağlama mücadelesini büyütmeye ve mutlaka sonuç almaya çağırıyorum.

Kürdistan’ın en sıcak gündemi Başûrê Kurdistan’a yönelik işgal saldırıları. Türk devleti 23 Nisan’ı 24 Nisan’a bağlayan gece Metîna, Zap ve Avaşîn’e yönelik kapsamlı bir işgal saldırısı başlattı ve gerillalar tarihi bir direnişle bu saldırılara cevap veriyor. İşgal saldırılarının amacı ve geldiği aşama konusunda neler paylaşabilirsiniz?

Öncelikle Metîna, Zap ve Avaşîn şehitleri şahsında tüm Kürdistan özgürlük şehitlerini saygı ve minnetle anıyorum. Gerçekten yoldaşlarımız Metîna, Zap ve Avaşîn’de yeni bir direniş tarihi yazıyorlar. İnsanüstü bir irade ve yiğitlik sergiliyorlar. Bu sarsılmaz iradenin ve inancın sırrı, hiç kuşkusuz özgür ülkeye ve özgür topluma olan büyük aşklarıdır. Bu tarihi direniş, daha şimdiden Kürdistan ve insanlık tarihine altın harflerle yazılmıştır. Düşmana sarsıcı darbeler vurulmuş, düşman girdiği yerlere hapsedilmiştir.

Türk devleti, Başûrê Kurdistan’a işgal saldırılarını sömürgeci soykırımcı politikalarının bir parçası olarak yürütüyor. Bu işgal saldırılarıyla iki şeyi amaçlıyor;

  • İlk ve öncelikli hedefi, Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmektir. Uluslararası komployu, Hareket’i tasfiye ederek sonuca ulaştırmak istemektedir. Bunun sağlanması durumunda Kürt soykırımını da rahatlıkla yapabilecektir.

  • Bunun paralelinde ve devamında ikinci öncelikli hedef de Başûrê Kurdistan’ı tamamen işgal ve ilhak etmektir. PKK tasfiye edilir ve engel olmaktan çıkarılırsa Başûr’da varlığı oldukça güçlü olduğundan Başûr’u tamamen işgal edebilecektir.

Faşist diktatör Erdoğan, çeşitli zamanlarda yaptığı konuşmalarda işgal amacını çekinmeden açıklıyordu.

Ne diyordu?

‘Lozan Antlaşması, Türkiye açısından bir başarısızlıktır. Musul ve Kerkük Türklerindir. Kuzey Irak’a zamanında müdahale etmedik büyük bir hata yaptık, aynı hatayı Kuzey Suriye’de yapmayacağız’ diyordu. Şimdi tam da dediği gibi yapıyor. Faşist AKP-MHP iktidarı zamanın iktidarlarının yaptığını düşündüğü hatayı şimdi işgal saldırılarıyla telafi etmeye çalışıyor. Başûrê Kurdistan’ı Musul ve Kerkük’e kadar işgal ederek sömürgeci soykırımcı emellerini gerçekleştirmeye çalışıyor. Yıllardır Musul ve Kerkük’teki Türkiye yanlısı Türkmenleri örgütlüyor, silahlandırıyor. Telafer’de Kerkük benzeri örgütlenmelere gidiyor. AKP-MHP faşist iktidarının ‘Misak-ı Milli’yi sürekli bir ulusal hedef olarak göstermesinin anlamı işgal saldırılarıyla netlik kazanıyor. Böylece bölge yeniden dizayn edilirken Kürtlerin tüm kazanımlarını ortadan kaldırmak istiyor. Bunun için de öncelikli olarak bu amaçları üzerinde engel olan PKK’yi ortadan kaldırmayı hedefliyor.

Türk ordusu, zorlandığı gerilla direnişini aşmak için hangi araçlara başvuruyor?

İşgale karşı özgürlük gerillası muhteşem bir direniş sergiliyor. Heftanîn’den Xakurkê’ye kadar fedaice bir direniş yaşanıyor. Türk devletinin bir haftada işgal etmeyi hedeflediği alanlarda iki ayı aşkındır büyük bir savaş ve direniş var. Türk ordusu ve çeteleri, gerillanın direnişi karşısında yaşadığı sıkışmayı kimyasal silah kullanarak ve KDP’nin desteğini alarak aşmaya çalışıyor. KDP, Türk işgal saldırılarına paralel ve eşzamanlı olarak gerilla alanlarına, gerillanın kaldığı bölgeler arasına ve noktalarının çevresine güç yerleştiriyor. Gerillayı hareket edemez ve savaşamaz duruma getirmeye çalışıyor. Irak’ın sınır güçlerini de bu saldırılara alet etmeye çalışıyor. Pasavan adındaki bu sınır güçlerini kullanarak, kendisine yönelen tepkiyi Irak’a yöneltmeye çalışıyor. PKK ile Irak’ı, Irak ile TC’yi karşı karşıya getirerek, Irak’ı da saldırıların bir parçası haline getirerek üzerindeki halk-kamuoyu baskısını hafifletmek istiyor. Öte yandan provokasyonlar yaparak gerillayı pêşmerge ile çatışmaya zorluyor, savaşa çekiyor. Türk devleti, KDP askeri güçleriyle gerillayı karşı karşıya getirmeden istediği sonucu alamayacağını çok iyi bildiğinden KDP’yi de aktif biçimde savaşın içine çekmeye çalışıyor.

YJA Star gerillalarının mücadelesi için neler belirtebilirsiniz ve başta Başûrê Kurdistan olmak üzere dört parça Kürdistan açısından özgürlük savaşçılarının direnişinin önemi nedir?

Türk devletinin işgaline karşı HPG ve YJA Star gerillaları kahramanca direniyor. Onlarca yoldaş fedaice direnerek şehit düştü. Metîna, Avaşîn ve Zap’ta Türk işgal saldırılarına karşı kahramanca direnerek şehadete ulaşan yoldaşların anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Emekleri boşa gitmeyecektir. Dünyanın bu en haklı mücadelesi mutlaka kazanacaktır.

YJA Star gerillaları tıpkı Heftanin’de olduğu gibi Metîna, Avaşîn ve Zap’ta da gerilla direnişinin başını çeken en fedai güçtür. Her biri bir Zîlan’dır, Sema’dır, Bêrîtan’dır, Gulan’dır, Delal’dır. Direnişin ruhu ve itici kuvvetidir. YJA Star gerillası Kürt kadınının yiğitliğini, onurunu ve özgürlük duruşunu temsil ediyor. Kürt kadınının sömürgeci işgalciliğe karşı boyun eğmez duruşu, YJA Star gerillalarının direnişçiliği ile çok daha büyük bir anlam kazanıyor. Bir halkın kadınları onurluca direniyor ve özgürlük uğruna şehit düşüyorsa o halkın özgürlük mücadelesi asla yenilmez, denilir. Bu söz tam da Kürt kadın gerçeğini ifade ediyor. Direnen kadın, özgürlüğe yürüyen bir halkın başarı müjdesi, garantisidir. Faşist sömürgeciliğin Kürt kadınına her yerde; dağda, ovada, şehirde vahşi saldırılarının temel bir nedeni de bu gerçekliği görmelerinden kaynaklıdır. Kürt kadını, kadını ve toplumunu yok sayan egemen faşist zihniyet ve sistemle tarihi bir hesaplaşma içerisindedir. Kadın gerillalar, belleksiz bırakılan kadının belleğini, bilince çıkarılmış öfkesini temsil ediyor. Kadın yiğitliğini, özgürlük tutkusuyla buluşturuyor, tarihi hakikatine uygun yeniden yazıyor ve erkek egemen faşist uygarlıktan intikam alıyorlar.

Kürdistan’da gerilla mücadelesi olmasaydı Türk devletinin soykırım politikaları çoktan sonuca gitmiş, Kürtler soykırımdan geçmiş olacaktı. Şimdiye kadar soykırım saldırılarından istenilen sonuç alınamamışsa bu kesinlikle gerilla mücadelesi sayesindedir. Gerilla büyük bir ideolojik, siyasi ve toplumsal güçtür. Özgür, eşit ve demokratik yaşam güvencesidir. Gerillanın bu gerçeği dört parça Kürdistan açısından aynı anlamı taşıyor.

Dört parça Kürdistan’ın kaderi birbirine bağlıdır. En büyük parça ve soykırım politikalarının merkez alanı olan Bakurê Kurdistan’da Kürt sorunu demokratik temelde çözülmeden, Kürtlerin varlığı ve özgürlüğü sağlanmadan ne Başûrê Kurdistan ne Rojavayê Kurdistan ne de Rojhilatê Kurdistan varlığını ve özgürlüğünü güvenceye alabilir. Gerillanın mücadelesi olmazsa Başûr’daki ve Rojava’daki statü kolay ortadan kaldırılır. PKK ve gerilla, Kürt’ün en temel direnç kaynağıdır. Gerilla Başûr’daki statünün de savunma gücüdür, güvencesidir. Gerilla yıllardır Başûrê Kurdistan’ı savunma mücadelesi yürütüyor. Gerilla mücadelesi ile Kürdistan’ın dört parçasında direnişçi bir toplum ve siyasal iklim yaratılmasaydı, Kürt halkının mücadelesi Ortadoğu’da ve dünya genelinde yankı bulup itibar kazanmasaydı Başûr’daki statüden de bahsetmek mümkün değildi. Bu açıdan PKK’nin ve yürüttüğü gerilla mücadelesinin yarattığı Kürt siyasal ikliminin değerini herkesin bilmesi gerekmektedir. Türk devleti, gerilla mücadelesini bitirip Kürt soykırımını gerçekleştirmek için taktik gereği Başûr’u tanıyor gibi yapmaktadır. Zaten 2007’deki Bush-Erdoğan görüşmesinde PKK’ye düşmanlık ve gerillaya mücadele karşılığında Başûrê Kurdistan tanınmıştı. Gerilla büyük darbe yediği an Başûr’daki statünün ömrü kısa sürede sonlanacaktır. Hiçbir Kürt ve hiçbir Kürt örgütü kendisini kandırmamalı, Türk devletinin faşist soykırımcı gerçeğini iyi görmeli ve derinliğine idrak etmelidir. Kürt’ün varlığına, diline düşman olan Türk devleti, Başûr’daki statüyü de sindirmiş değildir, sadece PKK’yi tasfiye etmek için kabul etmiş gibi davranmaktadır. Kürt’ün varlığını-dilini inkar eden bu devlet, bırakalım Başûrê Kurdistan statüsüne, dünyanın bir ucunda dahi Kürt’ün en küçük bir hak kazanmasına tahammül edemiyor. Kürtler bazı haklar elde ettiğinde derhal müdahale ederek ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bu hakların tüm Kürtlere emsal oluşturacağını düşünüyor. MHP’nin mevcut iktidarın en temel ortağı ve destekçisi olduğu düşünüldüğünde Türk devletinin Kürt’e yönelik politikasının ne olduğu da çok iyi anlaşılır.

Gerillayı korumak ve büyütmek halk olarak varlığımızı ve özgürlüğümüzü savunmaktır ve güvenceye almaktır. Soykırım kıskacından ancak gerillayı büyüterek, başarısı için çalışarak ve topyekun direnerek çıkabiliriz. Bu gerçeklikten hareketle Kürdistan gençlerini sömürgeci soykırımcı işgalciliğe karşı Kürdistan’ı savunmaya çağırıyoruz. Zaman, varlığını koruma ve özgürlüğünü sağlama zamanıdır. Zaman soykırımcı faşizme karşı dağlarda, ovalarda, şehirlerde, meydanlarda direnişi büyütme, faşizmi yıkma zamanıdır. Gençler her alanı faşizmden hesap sorma alanı haline getirmelidir. Kürt gençliğinin böyle bir mirası, iradesi ve gücü vardır.

Kürt halkının evlatları bu faşizme karşı bedenlerini siper ederek savaş yürütürken KDP Metîna’da çok tehlikeli bir provokasyon girişiminde bulundu. Hareketinizin açıklamalarında vurguladığı gibi arkadan kuşatarak adeta bir ‘hançerleme’ gerçekleştirdi. KDP savaş ortasında böylesi bir adımla amacı neydi?

KDP, Türk devletinin sömürgeci soykırımcı işgalci politikalarına ve saldırılarına destek oluyor. KDP’nin desteği ve onayı olmadan Türk devletinin böyle kapsamlı bir işgal saldırısı gerçekleştirmesi zordur. KDP, bu saldırıların ortağı ve bir parçasıdır. KDP, PKK’nin tasfiye edilmesi uğruna Başûrê Kurdistan’ın faşist Türk devleti tarafından işgal edilmesine izin veriyor. KDP’nin, Türk devleti ile kirli birçok anlaşmaya gittiği artık bir sır değil. 50 yıllık petrol anlaşmaları var. Kerkük’teki petrolleri de Türkiye ile birlikte kontrole almak istediği, bunun için Türk işgalini desteklediği ve Kerkük’te Türkmenlerin siyasi ve askeri örgütlemesine sessiz kaldığı iddia ediliyor. KDP’nin amacı kendisi dışındaki tüm örgüt ve siyasi güçleri tasfiye ederek Başûrê Kurdistan’ın tüm zenginlikleri üzerinde hakimiyet kurmaktır. Bu klik, PKK tasfiye edildiğinde bütün Kürdistan’da egemen olacağını sanan bir gaflet içindedir. KDP’nin faşist AKP-MHP iktidarıyla ilişkisi böyle aymaz hesaplar üzerinedir.

Türk devletinin Başûr’u işgal planında KDP de yer alıyor. KDP ilk günden açıktan savaşa girseydi Kürt kamuoyunda çok teşhir olacak, meşruiyetini kaybedecekti. Çünkü Kürtler artık eski Kürtler değil. Kürt toplumunda ciddi bir ulusal bilinç ve duygu gelişmiş. Halkımız ulusal birlik konusunda çok duyarlı hale gelmiştir. KDP, Kürdistan toplumundaki bu sosyolojik değişimi gördüğü için açıktan savaşa girmekten bugüne kadar çekindi. Ancak Türk devletine gizli biçimde her türlü desteği verdi. Şimdiye kadar açık bir savaşa girmemesinin bir nedeni de Türk devleti askeri saldırı yapar, ben de kuşatırsam sonuç alınır, düşüncesinde olmasındandır. Türk devletinin elindeki teknik imkanlar nedeniyle kendisinin savaşa bu düzeyde destek vermesinin yeterli olacağını düşünerek ilk başlarda açıktan Türk ordusuyla yan yana savaş içine girmemiştir. Ancak kuşatma yanında işgale meşruiyet kazandırarak bu işgalin destekçisi olduğunu ilk günden ortaya koymuştur. Türkiye’nin işgalci olmadığını, PKK’ye karşı savaşın Türkiye’nin hakkı olduğunu, asıl tehlikeyi Türkiye’nin değil, PKK’nin oluşturduğunu sayısızca defa belirtmiştir. Özcesi faşist Türk devletine büyük bir siyasi destek verdi, meşruiyet sağladı.

KDP, dünyaya Türkiye’nin Kürtlerle sorunu yok, ben de Kürt’üm ve benimle ilişkileri çok iyi, Türkiye’nin PKK ile sorunu var, diyerek dünya toplumunun ve devletlerinin Türkiye’nin saldırılarına karşı tepki göstermesinin önüne geçti, geçiyor. Savaş sahasında da gerillayı kuşatarak, gerilla alanlarını birbirinden kopartarak, Türkiye’ye istihbarat verip gerillayı vurdurtarak, Türk ordusuna her türlü ulaşım, lojistik desteği sunarak savaşa dahil oldu. Zaten birkaç yıldır yüzlerce gerilla ve çok sayıda gerilla komutanı, PKK ve KCK yöneticisi, KDP’nin verdiği istihbaratla şehit düşürülmüştür. Türk devletinin MİT faaliyetleri dediği faaliyetlerin tümüne yakını KDP istihbarat örgütü Parastin’ın faaliyetleridir. Ancak gelinen aşamada Türk devleti bu kadarını da yeterli bulmamaktadır. Çünkü Türk devleti gerillanın büyük direnişine çarpıp ilerleme sağlayamamakta, istediği sonucu alamamaktadır. KDP’nin açıktan savaşa girmesine ihtiyaç duymaktadır.

Böyle bir talep olmuş mu, KDP’nin verdiği sözler mi var?

Türk Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın KDP’nin doğrudan ve açıktan savaşa girmesi için talepte bulunduğu ve KDP tarafından bazı sözlerin verildiği nettir. KDP, savaşa girme sözü vermiştir fakat Kürt kamuoyunda daha fazla itibar kaybına uğramamak için savaşı başlatanın gerilla olduğu algısını yaratarak kendisine meşru bir zemin oluşturmaya çalışmaktadır. Metîna’da KDP aracı birçok uzmanın da belirttiği gibi SİHA’lar tarafından yukardan atılan füzeyle vurulmuştur. Bu olayı gerillanın üzerine atarak gerilla ile savaşmanın meşru zeminini yaratmaya çalıştılar. Türk işgali başladığından bu yana KDP’nin bu yönlü birçok provokasyonu olmuştur. Gerilla alanlarına girmesi ve gerillayı kuşatması zaten baştan aşağı bir provokasyondur. Sorumlu ve sağduyulu yaklaşmasak şimdi çoktan KDP ile bir savaşın içine girmiş olacaktık. Biz biliyoruz ki böyle bir savaşın Kürtlere hiçbir faydası yoktur, Kürtlere zarar verir. Kazanan sadece Türk devleti olur. Türk devleti gerilla direnişi karşısında tıkanmış, onu kurtaracak tek şey de KDP’nin PKK’yle savaştırılmasıdır. KDP’nin Çemço’ya girmek istemesi de Türk devletiyle yaptığı planın gereğidir. Böyle bir adım savaşı kaçınılmaz kılacak; halkımıza, halkımızın kazanımlarına büyük zarar verecektir. KDP, bu tehlikeli provokatif adımları bırakmalıdır.

PKK yıllardır Başûr’da kalıyor. KDP neden bu süreçte PKK’nin Başûr’dan çıkmasını istiyor?

Evet, PKK 40 yıldır Başûrê Kurdistan’da varlığını sürdürüyor. PKK, Saddam’ın hakim olduğu dönemde buralarda var oldu, yerleşti. 2003 yılı öncesi de sonrası da Medya Savunma Alanları’nda gerillalar vardı. 1982’de KDP’yle yapılan bir protokol da vardır. Bu protokol sömürgeci güçlere karşı ortak hareket etmeyi esas alıyordu. KDP şimdiye kadar PKK’nin varlığını sorun yapmadı, şimdi niye sorun yapıyor? PKK, bu alanlarda onlarca yıldır vardır. Türk devleti defalarca askeri harekat yaptı, birçok gerilla bu topraklarda şehit düştü. Binlerce şehidin kanıyla gerilla bu alanlarda varlığını sürdürmektedir. PKK de onlarca yıldır bir Kürt partisi olarak Başûrê Kurdistan’da var olmuştur. Yüzlerce Başûrê Kurdistanlı genç de gerilla saflarında şehit düşmüştür. Yüzlercesi de hala saflardadır. PKK ve gerilla DAİŞ saldırdığında da Başûr’un en temel koruyucu gücü oldu. PKK ve gerilla gerçeği böyleyken, Türk devleti Kürtlere karşı topyekun bir soykırım saldırısı yürütürken KDP neden bu saldırıların bir parçası haline geliyor? KDP bunu halka izah etmelidir. Halkımız bunun izahını KDP’den istiyor.

KDP, sömürgeci soykırımcı Türk devletini işgalci görmüyor. İşgal edilen yerleri işgalden saymıyor. Kürdistani bir güç olan, Kürtlerin özgürlük mücadelesini yürüten bir hareketi ise işgalci görüyor. Neden? Çünkü PKK, KDP’nin faşist Türk devletiyle Kürtlerin çıkarına olmayan ilişkilerini deşifre ediyor. Yürüttüğü politikaların ulusal çıkarlarla uyuşmadığını açığa vuruyor. PKK’nin TC’ye karşı yürüttüğü mücadele halkı bilinçlendiriyor, aydınlatıyor, gerçeklerin açığa çıkmasını sağlıyor.

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, kardeş kavgası artık haramdır, dediğinde PKK ve gerilla yine buralardaydı. Bu sözün üzerinden geçen zamanda ne değişti ki KDP şimdi PKK ile savaşa hazırlanıyor? Halkımız bütün bu soruların cevabını KDP’den istiyor.

Türk devleti, KDP’ye, bizimle birlikte PKK’ye karşı savaş, dediğinde TC’nin saldırılarını meşrulaştırarak bu saldırıların bir parçası olmak yerine Türk devletine bütün sorunların kaynağı Kürt sorununun çözümsüzlüğüdür, bu sorunların ortadan kalkmasını istiyorsanız Kürt sorununu çözün, Kürt sorununu çözerseniz bu tür sorunlar da yaşanmaz, diyerek Kürt sorununun çözümü konusunda rol alsaydı Türkiye içindeki siyasal durumda, uluslararası alanın Türkiye’ye bakışı da önemli oranda değişir, Türkiye’de Kürt sorunu çözülürdü. Türkiye, tüm Kürtlerin tutumunu böyle görürse ve Kürtler arası birlik olursa mevcut politikaların sonuç alamayacağını görür, demokratik çözüme yanaşırdı. Hatta Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Spî de işgal edilmezdi. Herhangi bir Kürt partisinin Türk devletinin baskısı, dayatmaları ve şantajı karşısında alması gereken tutum Türk devletine Kürt sorununu demokratik temelde çöz, yönünde olmalıdır. Yoksa inkarcı, soykırımcı Türk devletinin PKK’yi tasfiye etme politikasına alet olunur ki, hiçbir Kürt partisinin de böyle bir tutum içine girmeye hakkı yoktur. Çünkü şu andaki Türk devleti Kürtlerin varlığını tanımıyor, dilini, kimliğini ve kültürünü yok ederek soykırıma uğratmak istiyor.

Kürt halkının önemli şahsiyetleri ve Kürt halkının dostlarının bulunduğu ‘Barış Heyeti’ de KDP’nin saldırısıyla karşılaştı. Barış için yola çıkanların KDP tarafından engellenmesini Hareketinize karşı bir savaş kararı alındığının somut kanıtı olarak görebilir miyiz?

Heyetin gelmesi KDP’nin gerçek yüzünü daha fazla açığa vurdu. KDP, Türk devleti ile yaptığı planın deşifre olmasını istemiyor, Kürtleri ve dünyayı aldatmaya devam etmek istiyor. Bir Kürt partisi olarak sömürgeci soykırımcı Türk devletinin her türlü saldırısına meşruiyet yaratıyor. Türk işgaline karşı çıkan, KDP’yle PKK arasında savaş istemeyen uluslararası bir barış heyeti karşısında KDP’nin gösterdiği tutum soykırımcı işgal planının bir parçası olduğunu bir kez daha açık biçimde ortaya koymuştur. Halbuki bir Kürt partisinin Kürtlerin böyle dostları olmasından ve bu tür demokratik eylemlerde bulunmasından fazlasıyla memnun olması gerekirdi.

Barış heyeti biliyorsunuz daha sonra kendisini Kürdistanı Savun İnisiyatifi olarak ilan etti. Bu çok değerli bir inisiyatiftir. Başûrê Kurdistan’da önemli çalışmalar yürüttü. Birçok siyasi, sivil örgüt, çevre ve şahsiyetle görüştü, Kürtler arasında demokratik birliğin sağlanması konusunda rol almalarını, çalışmalarını istedi. Kürtlerin böyle dostlarının olması gurur vericidir. Mücadelenin yarattığı bu değerler devrimin bir parçası olduğu kadar başlı başına bir devrimdir. Hatta Kürt halkının özgür ve demokratik yaşamı kazanmasında bu devrimci gelişmenin çok önemli payı olacaktır.

Kürdistanı Savun İnisiyatifi’nin çalışmalarını güçlendirerek sürdürmesini çok önemsiyoruz. Avrupa ülkelerinin desteği olmasa Türk devleti bu soykırımcı saldırıları yürütemez. Almanya’nın da tutumunda bir kez daha ortaya çıktığı gibi Türk devletinin soykırım politikalarına destek veriliyor. Almanya’nın, Avrupa’nın bu kirli pragmatik politikası Kürtlerin soykırımına uğratılmasında açıkça suç ortaklığı yapmaktır. Halkımızın Avrupa egemenlerinin kirli çıkarına kurban edilmesi, içinde bulunduğumuz çağın en dehşet verici gerçeğidir. Demokrasi, insan hakları maskesi takmış Avrupa egemenlerinin, Kürt kanından beslenmesi, tarihin en iğrenç ve en vahşi yüzüdür. Kapitalizmin insanlık dışı karakterini ve insanlığa çektirdiği acıları belki de en iyi Avrupa egemenlerinin bu maskeli-ikiyüzlü gerçeği ifade ediyor. Bu kirli politikalara karşı mücadele etmek, çağımızın en soylu ve en değerli mücadelesidir. İşte dostlarımız bunu, çağın en değerli çalışmasını yürütüyor, mücadelesini veriyor. Hepsini yürekten kutluyoruz. Çalışmalarını takdir ediyor, başarılar diliyoruz.

İşgal saldırıları ve KDP’nin bu tehlikeli girişimlerine karşı Kürt siyasetçileri ve siyasi partileri nasıl bir tutum ve eylemsellik içinde olmalı?

Bu süreçte de tanık olduk, Kürt toplumunda müthiş bir duyarlılık var. Gerçekten halkımızda ulusal duyarlılık çok gelişmiş, politik bilinç çok yükselmiştir. Bu duyarlılık, Kürdistan’ın dört parçasında da bulunmaktadır. PKK öncülüğünde onlarca yıldır sürdürülen mücadele böyle bir duyarlılık ortaya çıkarmıştır. Bu da Kürt halkı açısından büyük bir kazanımdır. Zaten herkes Kürt toplumu için bölgenin en politik toplumu, diyor. Gerçekten öyledir. Halkımız düşmanını çok iyi tanıyor. Kürtler arası bir savaşın sadece düşmana yarayacağını, Kürtlere kaybettireceğini çok iyi biliyor. Bu yüzden olası Kürtler arası bir savaşı asla istemiyor, şiddetle karşı çıkıyor. Başûrê Kurdistan’da da bunu çok açık görüyoruz. Başûrê Kurdistan’da halk Kürt siyasi güçleri arasındaki savaşa kesinlikle karşıdır. KDP dışında bütün partiler, örgütler Kürt siyasi güçleri arasında olası bir savaşa kesin karşıdır. Aydınlar, sanatçılar, sivil toplum örgütleri, kısaca Başûrê Kurdistan’ın tümü, yani KDP’nin bir kesim eliti dışında herkes olası bir savaşa karşıdır. Bu konuda YNK yönetiminin çeşitli açıklamaları oldu. YNK dışında diğer örgütlerden de işgale ve KDP’nin savaşı dayatan tutumuna karşı açıklamalar gelişti. Bunlar önemlidir fakat yeterli değildir. Daha büyük karşı koyuşlar ve pratik tutumlar gelişebilmelidir.

Başûr halkı, Türk işgaline karşıdır, KDP’nin gerillanın etrafını kuşatarak savaşı dayatan provokasyonlarına kesinlikle karşıdır. Ancak halkın bu tepkisini açığa çıkması, Başûr siyasi güçleri tarafından önleniyor. Başûr partileri halk üzerinde baskı kurmamalı, halkı tepkilerini daha kitlesel açığa vurması için rahat bırakmalı. Halk üzerinde baskı kurmasalar Başûr’da yüz binler, milyonlar meydanlarda Türk işgaline karşı protestolar geliştirir. KDP’nin işgalci Türk ordusuna destek anlamına gelen gerilla alanlarını kuşatma adımlarına daha büyük tepkiler gösterir. Türk devletinin Başûr örgütleri üzerinde kurduğu baskı, Başûr örgütlerinin halka baskısına dönüşüyor. Bu hiç iyi bir durum değildir, bu tür tutumlar işgalci Türk devletinin işine yarıyor. Başûr örgütleri bu tutumundan vazgeçmeli, halkı tepkilerini ortaya koyması konusunda özgür bırakmalıdır. Hatta kendileri de işgali ve KDP’nin Türk işgalini meşrulaştıran politikalarını protesto eden mitingler yapmalıdır. Bu tutum tüm örgütlere çok daha fazla itibar kazandırır, sadece Başûrê Kurdistan’da değil, dört parça Kürdistan’da takdirle karşılanmalarını sağlar. Halkın çıkarına ulusal ve ilkesel tutum YNK başta olmak üzere tüm Başûrlu örgüt ve partileri itibarlı kılar, güçlendirir. YNK Eşbaşkanı Lahor Şêx Cengi’nin yaptığı olumlu açıklamalar, Bakur ve Rojava başta olmak üzere halkımız tarafından takdir edilmiştir. Ulusal tutum gösteren tüm siyasiler hangi partiden olursa olsun halkımız nezdinde itibar kazanır. Artık Kürdistan’da halkın desteğini almanın ve büyümenin kanunu, ulusal çıkarları her şeyin üstünde tutarak ilkesel siyaset yapabilmektir. Bunu yapmayı başaran her güç büyük kazanacak, halkın yüreğinde taht kuracaktır. PKK bu gerçeğin somut ifadesidir.

İşgale karşı Kürt kadınları, sanatçıları, aydınları için neler söyleyebilirsiniz, ne yapmalılar?

Kürt kadınları Türk işgaline ve KDP askeri güçleriyle gerilla arasında çıkarılmak istenen olası bir savaşa karşı Kürdistan’da ve ülke dışında tepkilerini çok daha güçlü ortaya koymalıdır. Kürt kadını Kürdistan devriminin özgürlük ruhu ve en temel öznesidir. Kadın özgürlük mücadelesi Kürt erkeğinde ve toplumunda büyük bir gelişme ve değişim yarattı. Kürdistan toplumunda kadının apayrı bir yeri ve saygınlığı var. Sadece Kürdistan toplumunda değil, dünyada saygınlık kazanan ve mücadelesi takdir edilen bir Kürt kadın gerçeği var. Kadın tutumunu örgütlü bir biçimde etkili ortaya koydu mu Kürdistan’ın kaderini ve Kürdistan tarihinin akışını değiştir. Bu açıdan Kürt kadınları dört parça Kürdistan’da ve ülke dışında faşizme, işgale ve Kürtler arası olası bir savaşa karşı yüzbinler olarak meydanlara akmalıdır.

Kürt aydınları, sanatçıları özellikle son yıllarda ulusal birlik konusunda yoğun bir çaba içerisindeler. Sorumlu ve duyarlı bir yaklaşımları var. Haziran ayının sonlarında bir sanatçı heyeti Başûr’a geldi, çeşitli görüşmeler yaptı ve açıklamalarda bulundu. Bu tür çabalar değerlidir tabii. Ancak bu duyarlılığı daha ileri noktalara taşırmalılar. Türk işgalinin ve savaşın şu anda yoğunlaştığı yer Başûrê Kurdistan’dır. O halde sanatçıların çalışmalarını yoğunlaştıracağı yer de Başûrê Kurdistan olmalıdır. Kürt sanatçıları, Başûrê Kurdistan’a adeta bir çıkarma yapabilmelidir. Başûr’u karış karış dolaşarak işgale ve KDP’nin dayattığı olası bir savaşa karşı mesajlarını etkili bir biçimde vermeliler. Her kesimden insanla, örgüt ve kurumla görüşmeler yaparak tutumlarını ortaya koymalı, ulusal birlik çalışmalarına güç vermeliler. Kuşkusuz sadece ulusal birlik istemek ve savaşa karşı çıkmak yetmez. Sonuç alıcı olmak için birliği engelleyen politikalara ve Kürt partileri arasında gerilim ve çatışmaya yol açacak adımlara karşı tutum koymak da önemidir. Bugün Kürt toplumunda, aydınlarında, sanatçılarında kaygıyı KDP’nin tutumu yaratmaktadır. Sanatçı dediğiniz toplumun ruhunu, vicdanını, tarihsel hafızasını, kültürünü en estetik biçimde temsil edendir. Şu anda tüm bu değerlere karşı bir soykırım saldırısı var. Sanata da sanatçıya da bir saldırı var. Normal tepki ve protestolar bu saldırıları püskürtmeye yetmez; olağanüstü bir tepki ortaya koymak gerekiyor. Sanatçıların duyarlılıkları önemli fakat saldırıların şiddeti ve soykırım planının derinliği dikkate alındığında duyarlılık ve tepkilerin sonuç alacak düzeyde geliştirilmesi gerekmektedir.

Ulusal birlik konusunda ne yapılabilir, gerçekten birlik koşulları yok mu?

Koşullar konusu nereden, ne biçimde baktığınızla ilgili bir durumdur. Koşulları niye olmasın. Kaldı ki, Ortadoğu’da süren III. Dünya Savaşı bunun yarattığı imkanlar ve tehlikeler ulusal birliği yaratmak tarihi bir sorumluluk olmalıdır. Dolayısıyla tam da demokratik ulusal birlik zamanıdır. Rêber Apo’nun da çağrısı olmuştu. KDP ile PKK arasında yaşanan sorunlar nedeniyle 1982 protokolünün güncellenmesini de bu nedenle istemişti. Kürtlerin baş düşmanı faşist soykırımcı Türk devleti topyekun saldırırken, Kürtlerin onca ağır bedellerle yarattığı tüm değerlerini ortadan kaldırmaya çalışırken yapılması gereken en acil çalışma ulusal birlik çalışmasıdır. Kürt halkı açısından böyle bir sorun yoktur. Kürt halkı çoğu zaman tutumuyla ulusal birliği ortaya koymaktadır. Halkın bu tutumu da ulusal kongrenin ivedilikle toplanmasını gerektiriyor. Böyle bir kongre olursa bugün Kürt partileri arasında ortaya çıkan birçok gerilim önlenmiş olur. Kongre tabi ki en başta da Kürt partileri arasında demokratik ilişki ve diyalogun gerçekleşmesini sağlamalıdır. Bunun doğal sonucu olarak Kürdistan’da tüm siyasi partiler, Kürdistani güçler arasındaki silahlı çatışmaları reddetmelidir. Kürtlerin tüm silahlı güçlerinin ortak bir savunma komutanlığı altında toplanması için çalışmalı, hatta Kürt sorununun bölgesel ve uluslararası karakteri dikkate alınarak Kürtler adına ortak diplomasi yapacak bir organın da oluşturulması gerekir. Kuşkusuz kongre sadece siyasi partileri değil, Kürt kamuoyunu ve halkın iradesini ortaya koyan tüm demokratik kurumları ve oluşumları da kapsamalıdır. Kongrenin oluşumu açısından Kürt partilerinin tutumu da önemli olmaktadır. Bu açıdan KDP’nin Kürt Özgürlük Hareketi’nin aleyhine içine girdiği diplomatik ve siyasi ilişki-ittifaklardan uzak durması önemlidir.

Hiçbir Kürt örgütü, sömürgeci soykırımcı güçlerin asimilasyon, inkar ve imha saldırılarına meşruiyet kazandırmamalı. Saldırıların bir parçası haline gelmemelidir.

Kürt örgütleri arasında çıkan sorunlar ortak mekanizmalar tarafından diyalog ve müzakere esasına göre çözülmeli.

Kürt örgütleri bölge devletlerinin ya da uluslararası güçlerin yaklaşımına bakarak ulusal birlikten ve bunun gereği olan ulusal kongreden uzak durmamalı ve bu güçlerin etkisiyle birbirlerine karşı olumsuz tutum içine girmemelidirler. Halkın çıkarını her şeyin üstünde tutarak ilişki geliştirmeli ve politika yapmalıdırlar.

Ulusal birlik bir ya da iki partinin ipoteğinde olmamalıdır. Eğer bir parti ulusal birliğe gelmiyorsa tüm diğer siyasi partiler, demokratik kurum ve kuruluşlar bir araya gelerek ulusal kongreyi gerçekleştirebilir. Bunun zemini her zamankinden daha fazla oluşmuş durumdadır. Bu vesileyle herkese bir kez daha çağrı yapıyoruz. Halkımız, Kürt aydınları ve sanatçıları ulusal birlik için çabalarını çok daha fazla yoğunlaştırmalı, birliğin önünde engel olan anlayış ve tutumlara karşı da bir kamuoyu baskısı oluşturmalıdır.

Anf

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu