RÖPORTAJ

Hozat: Devlet Kürdistan’da tecavüzcüdür

Rojava Devrimi’nin ardından AKP’nin Kürdistan’a yönelik soykırım saldırıları başlattığını belirten KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat, Suruç katliamının da bu saldırının bir konsepti olduğunu söyledi.

Medya Haber televizyonunda yayınlanan Özel Programa katılan KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat, Kürdistan, Türkiye ve Ortadoğu’da yaşanan önemli gelişmeleri değerlendirdi.

AKP-MHP faşist iktidarın bölgede yaşanan 3. dünya savaşından yararlanarak Kürt soykırımını sonuca götürmek istediğini söyleyen Hozat, MHP’nin ve Ergenekon’un AKP’ye bu şartla destek verdiğini vurguladı.

İktidarın soykırım politikası sonucu kadına yönelik saldırıların Kürdistan’da daha katmerli yaşandığına dikkat çeken Hozat, “Devlet Kürdistan’da tecavüzcüdür, işgalcidir, soykırımcıdır. Kürt kadınına tecavüz Kürt halkına tecavüzdür. Kürdün tüm değerlerine tecavüzdür. Buna karşı yediden yetmişe Kürdistan’ın her yerinde kadınların ve gençlerin ayağa kalkması lazım. Tüm Kürdistan gençleri bu tecavüzcü, soykırımcı devlete her yerde hak ettiği cevabı vermelidir. Kürdistan’da bu devlete ait ne varsa yakıp yıkmalıdır” diye konuştu.

Türk devletinin Heftanin’e yönelik işgal saldırılarına değinen Hozat, gerillanın direnişi karşısında Türk devletinin ilerleyemediğini belirtti. AKP iktidarının Türkiye Cumhuriyeti’nin en zayıf iktidarı durumunda olduğuna işaret eden Hozat, AKP’nin faşizmi geliştirdikçe kendi yıkımını hızlandırdığını kaydetti.

Hozat’ın Medya Haber’de yayınlanan söyleşisi şöyle:

İnsanlığın yüz akı olan Rojava Devrimi 8. yıldönümünü geride bırakıyor. Rojava Devrimi, Kürdistan, Ortadoğu, hatta dünyada önemli gelişmeler yarattı. Rojava Devrimini özellikle özgürlük mücadelesi bağlamında değerlendirirsek ne gibi katkılar oldu sizce?

Rojava Devrimi’nin 9. yıldönümü halklara, kadınlara kutlu olsun. Rojava Devrim şehitleri şahsında tüm Kürdistan şehitlerini saygı, sevgi ve minnetle anıyorum. Rojava’da binlerce devrimci yaşamını yitirdi. Kürdistan’ın 4 parçasından Rojava’ya katılımlar oldu. Yine 4 parça Kürdistan’dan büyük şahadetler yaşandı. Avrupa’dan birçok katılım oldu. Enternasyonal katılım oldu. Büyük emekler verdiler, büyük şahadetler yaşandı. Rojava Devrimi demokratik ulusal bir devrim olduğu kadar aynı zamanda evrensel bir devrim niteliği de taşıyor. Gerçekten bir insanlık devrimidir. Her yerden bu devrime emek verildi, can verildi, kan verildi. Bu anlamda insanlık açısından çok büyük bir anlam ve değeri var. Esas olarak da Önder Apo’nun ekolojik cinsiyet özgürlükçü paradigmanın yaşam bulduğu bir devrim oldu.

Demokratik ulus paradigması, demokratik konfederalizim sistemi Rojava’da ete kemiğe büründü. Bu anlamda iktidar ve devlet sistemine karşı alternatif bir toplumsal sistem olarak ortaya çıktı. 5 bin yıl sonra Ortadoğu’da ilk defa iktidar ve devlet sistemine alternatif bir sistem, tarım devriminin, neolitik devrimin, kadın eksenli devrimin geliştiği topraklarda tekrardan aynı ruh ve tüm zenginliği ile yaşam buldu. Bu çok önemli. Rojava devrimi de kadın öncülüğünde gelişen bir devrim oldu. Bu devrimin her alanında kadın büyük bir emek verdi, can verdi, alın teri döktü. Savunma alanında DAİŞ ile savaştı, faşist Türk devleti ile savaştı, her türlü saldırılara karşı temel öncü güç oldular.

Kadınlar toplumsal sistemin inşasında temel özne oldu. Demokratik ulus sisteminin her boyutunda belirleyici rol oynadılar. Demokratik siyasete katıldılar, diplomatik alanda çok ciddi görev ve roller üstlendiler. Başarı ile yürütüyorlar bu görevleri. Bu anlamda bir kadın devrimidir elbette. Bu da dünyada bir ilktir. Dünya toplumunun devrimi bu kadar güçlü sahiplenmesinin nedeni aynı zamanda devrimi kendisi açısından da bir kazanım olarak görmesinden kaynaklıdır. Mevcut kapitaliste moderniteye karşı, ulus devlet sistemine karşı demokratik alternatif toplumsal bir sistem modeli olarak görmesinden kaynaklıydı bu sahiplenme.

ROJAVA DEVRİMİ 2012 YILINDAN BU YANA TÜRK DEVLETİNİN SALDIRILARI ALTINDA

Bu devrime karşı olan birçok güç ortaya çıktı. Bu güçlerin başında elbette faşist Türk devleti geliyor. 2012’den itibaren Türk devleti çok yoğun bir saldırı içerisinde. 2012 yılında Serêkaniyê’de El Nusra eliyle çok kapsamlı bir saldırı başlattı. Bu saldırı kırıldıktan sonra DAİŞ’i devreye koydu. DAİŞ eş zamanlı olarak Şengal, Musul, Kerkük ve Hewler’e saldırdı. Rojava’ya saldırdı. DAİŞ’in saldırıları doğrudan Türk devleti ile ilgiliydi. El Nusra saldırısı ile sonuç alamayan AKP-Erdoğan yönetimi DAİŞ’i devreye koydu. DAİŞ’le başından beri güçlü ilişkileri vardı. DAİŞ’in güçlenmesinde, gelişmesinde Türk devletinin çok ciddi katkıları var.

DAİŞ saldırılarında mesele sadece Musul, Kerkük, Maxmur değildi. Gerçekte Hewler’i hedefledi. Tüm Güney Kürdistanı da DAİŞ eli ile işgal etmek istedi. Rojava’nın yanı sıra Kürtlerin tüm kazanımlarını ortadan kaldırmak istedi. DAİŞ’in varlığını bir fırsat olarak değerlendirdi. Hem Rojava devrimine hem Güney’deki kazanımlara saldırttı. Güney’deki statüyü de bu vesile ile ortadan kaldırmak istedi. Bunda da sonuç alamadı. Kobanê saldırısı kırıldı, püskürtüldü. Öncesinde Şengal, Maxmur, Hewler ve Kerkük saldırıları da püskürtüldü ve bu HPG-YJA Star güçlerinin, PKK’nin desteği ile doğrudan oldu.

4 parça Kürdistan’ın sahiplenmesi ile Kobanê’deki DAİŞ saldırıları da püskürtüldü. En başta Bakurê Kürdistan’ı anmak ve değerlendirmek lazım. Binlerce genç Bakur’dan Rojava devrimine katıldı. Yine Kobanê’de, Rojava’da binlerce şehit verdiler. Sınırlar, teller ortadan kaldırıldı. Başur’da da çok ciddi bir seferberlik oldu. Başur’dan ve Rojhilat’tan da çok sayıda genç Rojava devriminde şehit düştü. Rojava’da zaten bir seferberlik hali vardı. Yediden yetmişe toplum direniş halindeydi. Bu anlamda Rojava devrimi bir ulusal devrimdir. Aynı zamanda 4 parça Kürdistan’ı birleştirdi. Muazzam bir ulusal bilinç ve duygu geliştirdi. Aynı zamanda evrenselleşti.

DAİŞ İLE BİRLİKTE AKP’NİN DE BELİ KIRILDI

Türk devleti bütün bunları hazmedemedi. DAİŞ’in beli kırılınca aynı zamanda AKP’nin de beli kırıldı. Çünkü DAİŞ, AKP’nin Ortadoğu’daki eliydi, koluydu. Onunla Kürtlere, Ortadoğu halklarına, demokrasi güçlerine karşı savaşıyordu. DAİŞ ile Ortadoğu’daki demokratik dinamiklerini yok etmek istiyordu en başta da Kürt Özgürlük Hareketi’ni. Çünkü devrimci, demokratik güçlerin başını PKK çekiyor. DAİŞ ile hareketi de tasfiye etmeye çalışıyordu. DAİŞ’in beli kırılınca Türk devleti doğrudan kendi devreye girdi. Baktı ki El Nusra ile, DAİŞ ile sonuç alamıyor bu defa kendisi devreye girdi. Cerablus işgali böyle başladı. DAİŞ bahaneydi.

Cerablus saldırısı tamamen Rojava devrimini, Kuzey-doğu Suriye devrimini hedefleyen bir saldırıydı. Bab’a gitti orada da göstermelik bir şeyler oldu daha sonra Azez’e geçti. 2018 yılında da Efrîn işgali devreye girdi. Daha sonra da Girê Spî, Serêkaniyê işgalini devreye koydu. Bu işgalde DAİŞ’e alternatif bir çete ordusu ortaya çıkardı. DAİŞ’ten, El Nusra’dan devşirdiği bütün çeteleri topladı adına ÖSO dedi, daha sonra adını değiştirdi Milli Ordu dedi koca bir çete ordusu kurdu. Şimdi bu çete ordusunu bu adlarla Rojava devrimine saldırtıyor. Devrimi tasfiye etmeye çalışıyor. Türk devleti ordusu ile bu çeteleri de yanına alarak Rojava’da soykırım yapıyor.

20 Temmuz 2015 günü yine AKP-MHP, Ergenekon ve DAİŞ’in ortaklığı ile Kobanê’ye gitmek üzere yola çıkan düş yolcularına yönelik bir saldırı oldu. 33 kişi şehit düştü. Suruç katliamının 5. yıl dönümünü. Bugün de Rojava’ya destek olanlar Türk devletinin tehdidi ve tehlikesi altında buna karşı ne yapılmalı?

Suruç şehitlerini Rojava devrim şehitleri kapsamında değerlendirmemiz gerekiyor. Suruç şehitlerini büyük bir saygı, sevgi ve minnetle anıyorum. 33 Sosyalist devrimci Kobanê’ye yardıma giderken Suruç’ta şehit düşürüldü. DAİŞ’in yaptığı söylendi ama bunu Türk devleti yaptı. Çok iyi biliyoruz ki Türk devleti ile DAİŞ birdir. Ve o gençleri katleden AKP’dir, MİT’dir. Amaç neydi? Bunun bir boyutu Rojava saldırılarının bir parçasıydı. Kim Rojava’ya destek verirse, Rojava devrimine destek verirse, hepsi hedeflendi, yok edilmek istendi. Korkutulmak, sindirilmek istendi. Rojava boyu buydu.

Diğer boyut ise Türkiye ile Bakurê Kürdistan ile alakalı bir boyut. Oradaki özgürlük, demokrasi mücadelesi ile alakalıydı. O da aslında Rojava ile bağlantılıdır. Genel bir konsepti. Bu katliamla hedeflenen şuydu, Türkiye halkları ile Kürt halkının ilişkisini koparmak, Kürt halkı ile Türkiye halkları arasındaki birliği dağıtmak. Esas olarak halkların birliğine karşı bir saldırıydı. Bu biçimde Türkiye halklarını ve toplumunu Kürtlerden uzaklaştırmak, Kürtleri terörize etmek, yalnızlaştırmak ve teslim almak. O gençler şahsında tüm Türkiye toplumuna mesaj verildi. Türkiye demokrasi güçlerine, halklarına, gençliğine mesaj verildi. Kürtlere yaklaşırsanız, yanarsınız, katledilirsiniz, ölürsünüz mesajıydı. Ya ölürsünüz ya köşenize çekilirsiniz denildi.

Bu saldırı aynı zamanda çöktürme planının startıydı. Zaten çöktürme planı 30 Ekim’de MGK toplantısında alındı, bunun planı yapıldı. Ardından 5 Nisan 2015 yılında HDP heyeti son kez önder Apo ile görüştü. Daha sonra görüşmeler tamamen kesildi, diyalog süreci tamamen bitirildi. Ardından topyekün savaş süreci başladı. 20 Temmuz 2015’te de 33 devrimci sosyalist katledildi. Bunun öncesi de var. 5 Haziran 2015 yılında da Amed saldırısı var. 10 Ekim Gar katliamı var. 103 insan yaşamını yitirdi, yüzlerce kişi yaralandı. Toplumu adeta büyük bir travma içerisine koydu. Ankara’da katledilenler de Kürtlerle buluşan demokrasi kesimiydi. Bu katliamlarla Türkiye toplumu bastırılmak, sindirilmek ve korkutulmak istendi. Kürt demokratik hareketi bu şekilde yalnızlaştırılıp terörize edilerek bitirilmek istendi. Suruç katliamını Kürdistan’daki soykırım saldırılarının başlangıcı olarak değerlendirmek gerekir.

Bakur başta olmak üzere Kürdistan’a yönelik saldırılar hala devam ediyor. Dikkat çekici olan ise Kürt kadınlarını bir ‘ganimet’ olarak görüp saldırıyor. Her gün bir tecavüz haberi geliyor, çocuklara yönelik istismar haberleri geliyor. Özellikle genç kadınlara yönelik böyle bir saldırı var. Sizce bu saldırılar neden oluyor ve Kürt toplumu buna karşı ne yapmalı? Bu saldırılara karşı istenilen düzeyde tepki veriliyor mu?

Bu saldırıları konseptin bir parçası olarak değerlendirmemiz gerekiyor. Bu konsept bir soykırım konseptidir. AKP-MHP iktidarı 2023’e kadar ırkçı, milliyetçi faşist rejim kurmak istiyor. 2071 yılına kadar da Osmanlı’nın hükmettiği alanları da işgal etmek istiyor. Kürdistan’daki işgal ve kadın saldırıları da bu soykırım konseptinin bir parçasıdır. Faşist, ırkçı, milliyetçi, dinci rejimini inşa ederken elbette ona göre bir toplum yaratması lazım. Devletin tüm kurumlarını ona göre şekillendirmesi lazım. Dikkat edelim yaşamın her boyuta bir saldırı var. Psikolojik özel savaşla birlikte fiziki ve askeri şiddet kullanarak bir saldırı geliştiriyor.

Kürdistan’da bu çok daha katmerli yaşanıyor. AKP-MHP faşist iktidarı bölgedeki 3. dünya savaşından da yararlanarak 100 yıllık soykırım planını sonuca götürmek istiyor. Kürt soykırımını tamamlamak istiyor. MHP’nin, Ergenekon’un tüm faşist gerici ırkçı kliklerin AKP’ye desteği bu şartla oluyor. Kürt soykırımını tamamlarsan iktidarda kalmana müsaade edeceğim, her türlü desteği vereceğim diyor. AKP’nin bunca zaman iktidarda tutulmasının nedeni Beka adına sistem içi partilerin AKP’nin yanında dizilmesinin temel nedeni de budur.

Dikkat edersek AKP beka dedikçe CHP yanında yer alıyor. HDP dışında kim kendisine muhalefet diyorsa AKP beka dedikçe sıraya giriyorlar. Çünkü AKP’nin misyonu Kürt soykırımını sonuca götürmektir. Bunun üzerinden bir soykırım saldırısı yürütüyor. Kürtlerde de PKK öncülüğünde 40 yılı aşkındır bir mücadele, bir direniş var. Muazzam bir bilinçlenme, örgütlenme var. Bu Kürtler açısından en büyük kazanımdır. Ulusal bilincin, ulusal birliğin, ulusal ruhun gelişmesi Kürtlerin en büyük kazanımıdır. Aynı zamanda Ortadoğu halklarının, dünyanın desteğini alması, Kürt halkının insanlık vicdanı ile buluşması büyük bir kazanımdır.

KÜRT HALKININ EN DİRENGEN YAPISI KADIN YAPISIDIR

Mücadelenin içerisinde Kürtler her parçada kurumsallaşmaya da gitti. Bu mücadeleyi ete kemiğe büründürdü. Hem toplumsal olarak çok ciddi bir örgütlenme, hem siyasal anlamda ciddi bir mevzi kazanma durumu oluştu. Dünyaya sesini duyurdular. Bunların hepsi bir kazanımdır. Bunlar faşist iktidarı çıldırtıyor ve bu nedenle her yere saldırıyorlar. Bu saldırılara karşı direnişin öncülüğünü de kadınlar yapıyor. Kürt halkının en direngen yapısı kadın yapısıdır.

Kürdistan toplumsallığını yaratan güçtür kadın. Kürt kültürünü, toplumsallığını günümüze kadar getiren, yaşatan, bunun mücadelesini veren kadındır. Şimdi kadını teslim alırsa Kürt direnişini de teslim alacağını düşünüyor. O yüzden Kürt kadınına alçakça saldırıyor. Tecavüzü bir soykırım politikası olarak uyguluyor. Kürt kadınının iradesini kırıp teslim alma, Kürt kadını şahsında Kürt toplumunun iradesini kırıp teslim alma amacıyla bu tecavüz saldırılarını geliştiriyor. Bu da özel savaşın bir boyutu.

Kürdistan’da uygulanma biçimi bu ama zaten genel olarak da bir faşist rejim inşa etmeye çalışıyor. Bu rejimi köle kadınla ve köle toplumla inşa etmek istiyor. Bu anlamda Türkiye cephesinde de kadınlara yönelik çok ciddi bir saldırı var. Son 1 yıldır çok yoğun bir şekilde İstanbul Sözleşmesi’nin tartışmaya açmışlar. İstanbul Sözleşmesi aslında kadın erkek eşitliğini savunan, kadın şiddetini önlemeyi esas alan, kadına yönelik bir şiddet olduğunda devletin bu konuda mücadele etmesini öngören bir anlaşma. Türkiye şimdi bu anlaşmadan çekilmeyi tartışıyor. Çünkü bir ara mecliste 8-9 yaşındaki çocuklara yönelik tecavüzü evlilik altında meşrulaştırmayı tartışıyorlardı.

KÜRDİSTAN’DAKİ TECAVÜZLER BİR İSYAN GEREKÇESİDİR

Türkiye’de aslında genel olarak kadınlara yönelik bir tecavüz politikası uygulanıyor. Kürdistan’da soykırım politikası ile birleşince daha katmerli yaşanıyor. Kürdistan coğrafyasında direnişin en çok geliştiği yerler hedef alınıyor. İşte Botan hedef alınıyor. Botan Kürdistan’da direnişin kalesidir. Dersim hedef alınıyor. Kürdistan tarihinde Dersim direnişin merkezidir. Genel olarak Kürdistan böyledir fakat bu iki bölge Kürdistan tarihinde isyanların, başkaldırıların merkezi olmuş. Özellikle Dersim ve Botan’da tecavüzler çok yoğun bir şekilde gündeme girdi. Çocuklara tecavüz, kadınlara tecavüz, Serhat, Amed, Batman yani Kürdistan’ın geneline yayılan, tüm Kürt kadınlarını, özelde de örgütlü kadınlarını hedefliyorlar.

Roza Kadın Derneği kapatıldı, TJA’ya çok ciddi saldırılar var. Birçok yöneticisi gözaltına alınıp tutuklandı. Kürt kadın hareketinin iradesini kırıp teslim almaya dönük bir saldırı var. Buna karşı tepkiler yeterli midir diye sordunuz. Şırnak’ta buna karşı gençler çok anlamlı bir tepki ortaya koydu. Hemen sanal medya üzerinden örgütlendiler. Geçen yıl Dersim Pertek’te de erkek çocuklara yönelik tecavüzler gelişmişti. Dersimli kadınlar çok ciddi bir tepki ortaya koydu. Batman’da, Qoser’de, Serhat’ta bazı tepkiler gelişiyor. Fakat bunlar yetersizdir. Gerçekten bu tecavüzler bir isyan gerekçesidir. Yediden yetmişe herkesin ayağa kalkması lazım.

Dersim isyanı zamanında karakola yakın bir köyde o karakoldan askerler köye gidip bir kadına tecavüz ediyor ve Dersim halkı buna karşı isyan başlatıp ayaklanıyor. Kürdistan’da bunun örnekleri çoktur. Çünkü kadın demek Dersim demektir, kadın demek ülke demektir. Vatan, yurtseverlik, onur, şeref, ahlak demektir. Kürdistan’da bu saldırılar organizeli, planlı, soykırım saldırılarının bir konsepti olarak yürütülüyor. Bu tecavüzcüler kimdir uzman çavuşlardır, polislerdir, askerlerdir, koruculardır, bekçilerdir, misyoner imamlardır. Devletin kendisidir, fail devletin kendisidir.

DEVLET KÜRDİSTAN’DA TECAVÜZCÜDÜR

Devlet Kürdistan’da tecavüzcüdür, işgalcidir, soykırımcıdır. Kürt kadınına tecavüz Kürt halkına tecavüzdür. Kürdün tüm değerlerine tecavüzdür. Sadece Kürt gençlerinin, kadınlarının tepki göstermesi yetmiyor. Yediden yetmişe Kürdistan’ın her yerinde kadınların ve gençlerin ayağa kalkması lazım. Tabi gençlerin tepkisi çok önemlidir. Gençler Kürt halkının savunma güçleridir. Tüm Kürdistan gençleri bu tecavüzcü, soykırımcı devlete her yerde hak ettiği cevabı vermelidir. Kürdistan’da bu devlete ait ne varsa yakıp yıkmalıdır.

Tecavüzcüleri alıp polise teslim etme değil gerekli cezayı aynı anda yerinde vermelidir. Kendisi cezasını vermelidir yani. Zaten tecavüzü yaptıran devletin kendisidir. Devlet tecavüzcüden hesap sormaz onu bırakır. Zaten fail devlettir. Geçmiş örnekleri çoktur. Şimdi uzman çavuşu devlete teslim etmişler bırakılmış. Tansiyonu düşürmek için gözaltına alıyor, tutukladığını söylüyor. Batman’daki tecavüzcüyü gözaltına alıp bıraktılar. Sen devlete teslim edersen bırakırlar tabi çünkü fail zaten devlettir.

Elbette gelişen tepkiler anlamlıdır. Bu anlamda Şırnak gençliğinin, halkının tepkisi değerlidir, kutluyorum. Dersim ve diğer yerler de öyle fakat yetersizdir. Her yerde saldırı var. Mezarlara saldırıyor, cenazelere işkence yapıyor. Dünyanın neresinde mezarlara saldırdığı, cenazelere işkence yapıldığı görülmüş. Dünyada birçok soykırım örneği vardır ama hiçbirinde bunlara rastlayamazsınız. Tüm kutsallara saldırıyor. İşte Dersim’de dağ keçilerini ihale ile öldürüyor. Dersim inancına göre dağ keçileri kutsaldır.

100 BİN İNSAN ŞEHİT DÜŞER AMA BİR GELECEK KURTARILIR

Halkın kutsallığına saldırıyorlar. Topyekün bir soykırım saldırısı var. Buna karşı duruş da topyekün olmalı. Bu saldırılara karşı şimdi direnmezsek ne zaman direneceğiz. Arkası soykırımdır. Şimdi sen bedelleri göze almazsan, direnişe geçmezsen, bedelleri korumazsan yarın birbütünen her şeyinden olabilirsin. Ondan daha ağır bir bedel olabilir mi? Ama sen bazı bedelleri göze alırsın ve her şeyini korursun.

Yani 50 bin 100 bin insan şehit düşer ama bir gelecek kurtarılır, bir ülke özgürleştirilir. Ama 100 bin insanın, 50 bin insanın şehadetini göze alamazsan birbütünen geleceği kaybedersin. Bir ülkeyi kaybedersin, onurunu kaybedersin, varlığını, özgürlüğünü kaybedersin yani. Şimdi bekle bekle, izle izle nereye kadar? Bu mücadele tek ayaklı yürümez. Bu mücadele sadece gerilla direnişi ile olmaz. Soykırım savaşını sadece gerilla direnerek, gerilla mücadele ederek boşa çıkaramaz.

Halkımızın yediden yetmişe gerillanın yanında yer alması lazım. Bu mücadeleye, bu direnişe katılması lazım. Bulunduğu her yerde, her türlü saldırıya karşı her türlü bedeli alarak mücadele etmesi lazım. Özgürlük kolay bir şey midir? Özgürlükte sen can verirsin, kan akıtırsın, büyük bedeller verirsin. Halkımız bu bedelleri verdi hala veriyor da. Ama mutlak özgürlük için çok daha büyük bedeller gerekiyor. Çünkü karşımızda sıradan bir düşman yok. Karşımızdaki düşman dünyanın en azılı, en ırkçı, en faşist, en gerici en alçak düşmanıdır. Dünyada gelmiş geçmiş birçok diktatör var, bir sürü faşist soykırımcı rejim var ama dünyada böyle bir örnek tektir. Buna karşı her türlü mücadeleyi göze alarak bedel vermek gerekiyor.

Şu anda HDP merkezli bir muhalefet direnişi de var. Bu diğer güçlere de destek veriyor. Baro yürüyüşleri ve öğrenci yürüyüşlerinde de bunu gördük. HDP’ye yönelik saldırılar da devam ediyor. En son sanatçılar girişimi HDP’yi örnek vererek, CHP’ye çağrı yaptı. Cesur, aktif olun. Siz bu direnişi ve çağrıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?

HDP’ye karşı bir tasfiye saldırısı var. Öyle ki dışarıda doğru dürüst yöneticisi kalmadı. Belediyelerine işgalci kayyumlar atandı, işgal, gasp edildi. Belediye eşbaşkanları içeride meclis eşbaşkanları üyeleri içeride. Dışarıda olan sayılı üye ve çalışanları kaldı. Zindandadır. Bu anlamda aslında işin gerçeği çalışamaz duruma getirilmiş. Kapatma diyoruz, birçok arkadaşımız da programlarda değerlendirdi. Öyledir, tabela kalmış, resmi olarak kapatmamış, fiili olarak kapatmış. Böyle azgınca bir saldırı var.

HDP’ye saldırı Türkiye’deki faşist, Kürdistan’daki soykırım saldırılarının bir parçasıdır. Konsept odur, sebep, HDP’nin temsil ettiği değerlerdir. Nedir bu değerler? özgürlük, eşitlik, demokrasi, barış, halkların birliği, kardeşliği, Kürt sorunun demokratik çözümüdür. Kürdistan’da özerklik, Türkiye’de demokratik cumhuriyettir. Budur, programı bu, temsil ettiği değerler bu. Bunlara bir saldırı var. Türkiye’de de bunlara saldırı yok mu saldırılıyor. HDP de bu değerleri savunuyor, bunun siyasetini yapıyor, dolayısıyla demokratik siyaset yapıyor, demokratik siyasete saldırı var. Demokrasi güçlerinin öncülüğünü yapıyor, HDP şahsında tüm demokrasi güçlerine bir saldırı var.

Çünkü faşist iktidar, Türkiye’de demokrasi olmasını istemiyor, Türkiye’de demokrasiyi bitirmek istiyor. Buna karşı HDP direniyor, anlamlıdır. Şimdi de demokrasi yürüyüşü yaptı, Türkiye toplumunda demokrasi güçlerinde korkuyu kırdı. Canlandırdı, ardından baronun adalet buluşmaları, yürüyüşleri savunma yürüyüşleri öyle gelişti. Onun üzerinden yargı ayağı biraz dirildi, direniyor. Şimdi demokrasi buluşmaları yapıyor. Tüm saldırılara rağmen, bu mücadeleyi, direnişi de çok abartmamak lazım, çok daha fazlası gerekiyor. Her yerde mücadele etmek lazım. HDP’nin de verdiği bir mücadele var, bunu inatla, ısrarla savunması gerekiyor. Savunduğu değerler, temsil ettiği değerler ancak mücadele ederek, direnerek yaşatılır.

KLASİK CHP’NİN TEMSİL ETTİĞİ CUMHURİYET DE ŞU AN TASFİYE EDİLMİŞ DURUMDA

Şimdi bir de kendisine muhalefetim diyen CHP var, CHP gibi kendisini muhalefet olarak nitelendiren partilerin durumu var. Onların muhalefeti ne kadar muhalefet, biraz önce de değerlendirdim. Bu AKP-MHP faşist iktidarı öyle bir siyaset yürütüyor ki muhalefete karşı, HDP’yi düşmanlaştırıyor, terörize, kriminalize ediyor, kim yanaşıyorsa onu terör destekçisi olarak damgalıyor, nitelendiriyor, HDP’yi yalnızlaştırıp bitirmeye çalışıyor. Bu politikayı özel yürütüyor.

Bu politikayı CHP üzerinde, CHP, HDP’ye yönelik olumlu bir söz söylerse yükleniyor, yükleniyor, CHP’yi milliyetçilik yarışına çekerek, beka demagojisine çekerek, tamamen kendi kulvarına çekiyor. CHP de buna son derece açık. Zihniyeti bu, bir devlet partisi, cumhuriyeti kuran bir parti. İşin trajikomik tarafı da CHP’nin kurduğu devlet, AKP-MHP faşist iktidarı tarafından tasfiye edildi, yani ortada bir Türkiye Cumhuriyeti yoktur. O bahsettikleri Altı ok da kalmamış. O milliyetçiliğin yanına AKP-MHP faşist iktidarı ırkçılığı da ekledi. Şu anda ırkçı milliyetçilik var. Devletçilik var, halkçılık, malkçılık, laiklik tasfiye edildi.

Klasik CHP’nin temsil ettiği cumhuriyet de şu anda tasfiye edilmiş durumda. Ortada Cumhuriyet yok, ırkçı, milliyetçi, dinci, faşist diktatöryal bir rejim var. Şu anda Türk devleti budur. Şimdi işin trajikomik tarafı bu. CHP sözde bu değerler adına muhalefet yapıyor, savunma koruma adına muhalefet yapıyor. Ortada bu değerler yok; tasfiye edilmiş ve CHP gerçekten AKP-MHP faşist iktidarının koltuk derneği rolünde. Onun görevi odur. Sürekli zorlandığında bu iktidar bir beka sorunu ortaya atıyor, tam bir hamaset. Bu hamaset siyasetinin içine CHP’yi çekiyor, kendisine muhalefetim diyen HDP dışında diğer kesimleri çekiyor, ondan sonra yani kendisini böyle güçlendirerek, ayakta tutarak, politikasını sürdürüyor.

MUHALEFET YAPAN TEK PARTİ VAR O DA HDP’DİR

CHP’nin kurultayı da bugünlerde oluyor. Tartışıyorlar yeniden yapılanma, program tartışılıyor, yeni siyaset nasıl olacak, cumhuriyet değerlerini nasıl şey yapacağız. Yani kendileri değerlendirir ama şu bir gerçek, CHP bu Kürt fobisinden kurtulmadıkça, inkar imha politikasından, klasik resmi devlet ideolojisinden vaz geçmedikçe, demokratik, sosyal bir parti programını anlayışını esas almadıkça, CHP’nin muhalefet olması, yapması mümkün değildir. Şu anda ana muhalefet pozisyonundan düşmüş durumdadır. Temel handikap da Kürt sorunudur.

Türkiye muhalefeti Kürt sorununa doğru, demokratik bir yaklaşım geliştirmediği müddetçe Türkiye’de muhalefet olamaz. Türkiye’de demokratik muhalefet olmadığı için, alternatif olmadığı için bu iktidar bu kadar ayakta kaldı. Bu iktidar şimdi de bu faşist iktidar şimdi de iktidarını sürdürüyor. Neden çünkü alternatif yok, demokratik muhalefet yok. HDP yapmaya çalışıyor, tüm saldırılara baskılara rağmen. Türkiye’de şu anda demokratik muhalefet yapan tek bir parti var o da HDP’dir, HDP’nin çemberindeki güçlerdir. Çözüm ne? Çözüm CHP’den demokratik siyaset beklemek, sürekli bu beklenti içerisinde kalmak, adeta, böyle kör bir umutla CHP’den bunu beklemek değildir.

CHP bu resmi devlet ideolojisini, bakış açısını, Kürt fobisini aşmadıkça, Kürt sorununa demokratik bir yaklaşım, anlayış geliştirmedikçe, bu durumdan çıkması mümkün değil. Yapılması gereken, beklemek değil, demokrasi güçlerinin kendisini Türkiye’de güç yapmasıdır, alternatif güç yapmasıdır, alternatif iktidar gücü yapmasıdır. Türkiye’yi yönetmeye kendisini aday göstermesi, inanması ve örgütlemesidir. Türkiye’nin her yerinde kendisini örgütlemelidir. Bunu yapacak kimdir, HDP’dir, HDP’nin dışında yer alan ama demokrasi mücadelesi veren demokrasi güçleridir. Bunlar da böyle parçalı kalarak, temel bir alternatif olamazlar.

SANATÇILARIN ÇAĞRISI ANLAMLIDIR

Parçalık her zaman güç kaybına yol açar, ciddi bir etki, sinerji ortaya çıkarmaz. Onun için demokrasi güçlerinin gücünü birleştirmesi, ortak bir potada buluşması lazım. O da nedir, demokrasi, adalet, özgürlük, eşitliktir. Bunlar ortak değerler, paydalardır. Kendisini Türkiye’de temel bir alternatif haline getirmesi lazım 3. çizgi. 3. Çizgi siyaset, temel, alternatif, demokratik muhalefet haline getirmesi lazım. Bunun yolu belli, her yerde toplumu örgütlemekten geçiyor. Türkiye’nin her bölgesinde; yerinde, ilinde, ilçesinde güçlü bir biçimde örgütlenmelidir. Bir de tabii yelpazeyi genişleterek, anti faşist cepheyi örgütleyip, bu iktidara karşı mücadeleyi yükseltmesi gerekiyor.

Sanatçıların çağrısı da anlamlı bir çağrı. Umarız CHP bu kurultayda sanatçılara gerekli cevabı verir, o temelde güçlü bir plan ve program, siyaset anlayışı ortaya koyar. Cesaretli bir muhalefet yürütmesi lazım. Ama şimdiye kadar rolü olmadı, aksine siyaseti tıkatan, sindiren, pasifleştiren, ön kesen, sokakları halka, topluma kapatan bir rol oynadı. Sanatçıların bu çağrısına umarız olumlu bir cevap verir. Bu tür girişimler anlamlı ve değerlidir. Bu tür baskılar, basınçlar her zaman muhalefeti ortak noktaya çeker. Mücadele ve demokratik siyasete çeker, bunlar çoğalarak, süreklileşerek devam etmelidir.

Heftanin, Xakurkê, Botan’da destansı bir direniş yürüten gerilla güçleri var. Bu direnişe ilişkin halkımızla ne paylaşabilirsiniz?

Heftanin’de görkemli, kahramanca bir direniş yaşanıyor. Türk devleti dehşet bir saldırı yöneltiyor, muazzam bir direniş var. Ben gerilla direnişini kutluyorum. Şehit düşen tüm yoldaşları sevgi, saygı ve minnetle anıyorum. Çok kahramanca direnişler de yaşandı. Direniş sürüyor, gelinen aşamada anlaşılan şu, gerilla faşist, soykırımcı saldırılara geçit vermedi, direndi ve saldırıların önünü kesti püskürttü. Türk devleti fazla ilerleyemiyor. Şu anda yoğun teknik kullanarak, bombardıman yaptığı tepelere çakılıp kalmışlar. Bu tepelere dönük de gerilla her gün ciddi, başarılı eylemler yapıyor, her yerde de vuruyor.

Başur’un genelinde böyle bir direniş yaşanıyor. Bakure Kurdistan’da Botan’da çok güçlü eylemler gelişti. Halk Savunma Merkezi kutladı, biz de kutluyoruz. Bakure Kurdistan’ın diğer eyaletlerinde de eylemler gelişiyor, tüm eyaletlerde gerilla direniyor, ciddi eylemler yapıyor. Şu anda tabii bunun merkezi durumuna gelmiş Başure Kurdistan. Bu soykırım saldırıları ile bağlantılı bir işgal harekatı var. Başure Kurdistan’a yönelik işgal saldırıları, Rojava ve Bakure Kurdistan’a olan saldırılardan bağımsız değil. Konseptin bir parçası. Ben başta da değerlendirdim. Türk devleti 3. Dünya Savaşı koşullarında sınırlarını genişletmeye çalışıyor. Hep söylüyoruz, zaten uzun zamandır Misakı Milliyi tartışıyor.

Rojava Kürdistanı ve Başur Kürdistanını Türkiye’ye katmaya çalışıyor, işgal ve işgal etmek istiyor. Buraları işgal ederek Heftanin’den Xakurkê, Kandil, Şengal, Maxmur, Rojava’nın geneli, tümü Başure Kürdistan İdlib’i zaten işgal etmiş, böyle Akdeniz’e dayanmaya çalışıyor. Tüm bu sınırları Türkiye’ye katmaya çalışıyor. Sadece işgal edip çekilme değil, şimdi onu biraz böyle Kürtlerin bazı kesimlerin nabzını düşürmek için, onlardaki olası bir tepkinin önünü geçmek için, uluslararası güçleri, Başur yönetimini kendince bir politikadır.

TÜRK DEVLETİ KÜRT DÜŞMANI OLDUĞU İÇİN PKK DÜŞMANIDIR

Diyor benim sorunum PKK’yledir, benim sorunum Kürtlerle değil, ben PKK’yi tasfiye edip çekileceğim. Bunların hepsi hikayedir. Niye sorunu PKK ile. Kürtlerle sorunu olduğu için PKK ile var. PKK Kürtler için büyük mücadele ettiğinden Türk devlet içini PKK baş düşmandır. Çünkü PKK Kürtler için büyük mücadele ettiği için büyük düşmandır. Küçük, az mücadele edenler de küçük düşmandır. Çünkü Başurlu partilerin Kürtler için az mücadele ettiğini düşünüyor.

Bu anlamda Türk devleti Kürt düşmanı olduğu için, PKK düşmanıdır. Bizim bunu anlamayan, idrak etmeyen beyinlere, kafalara iyi kavratmamız gerekiyor. Bu PKK düşmanlığı niye, PKK niye çıktı, Kürt sorunu olduğu için, Kürtlerin varlık ve özgürlük sorunu, Kürt varlığı inkar edildiği için, 100 yıldır soykırıma tabi tutulduğu için çıktı. PKK soykırım politikalarının bir ürünüdür, sonucudur. Kürt varlığı ve özgürlüğü için mücadele ediyor PKK.

PKK’yi ortadan kaldırırsa Kürt soykırımı önünde hiçbir engel kalmayacak tabii. Bu anlamda tabii ki Kürtlerle bir sorunu kalmayacak, PKK imha edilirse, zaten soykırım tamamlanacak, soykırımdan geçirilecek. Ortada Kürt kalmayacak, ortada kalmayan Kürtlerle ne sorun yaşayacak Türk devleti. Şimdi o açıdan Başur’a dönük bir işgal ve soykırım, ihlak saldırısı var. Başur yönetimi kendisini kandırmamalıdır. Başur yönetimi Türk devletinin küçük düşmanıdır. Büyük düşman olan PKK ortadan kalkarsa sıra küçük düşmana gelecek. Büyük düşman hal edildikten sonra küçük düşman rahat halledilir.

TÜRK DEVLETİNİN BAŞUR’DAKİ İŞGALİNİN HEDEFİ NEDİR?

Türk devletinin Başur’daki işgalinin hedefi nedir. Federe Kürdistan statüsünü ortadan kaldırmaktır. Kesinlikle budur, Başure Kurdistan’ın genelini Musul ve Kerkük içinde olmak üzere işgal ve ilhak etmektir. Bunun zemininin, propagandasını PKK üzerinden hazırlıyor, bununla kendisine meşruiyet zemini hazırlıyor. Başur yönetimi rasyonel olmalı, akıllı, gerçekçi yaklaşmalı. Yurtseverlik hassasiyeti ve duyarlılığı ile yaklaşmalıdır. Bırakalım Başur’u. Türkiye Başur’da bu saldırıları yapamadı, Bakur’da bir soykırım saldırısı var, Başur yönetiminin bu saldırıya bir sözü, bir tutumu olmayacak mı?

Rojava’ya bir işgal ve soykırım saldırısı var. Bu Başur yönetiminin Rojava’daki soykırım işgal saldırılarına tek bir olumlu sözü, tutumu olmayacak mı? Olmuyor, bu durum Başur yönetimi açısından da iyi değil. Bu kadar soykırımcı, sömürgeci, işgalci Kürt düşmanı devletin yanında görünmek, onun destekçisi pozisyonunda olmak, kendisine Kürt yönetimiyim diyen bir yönetime yakışan bir durum mudur, layık bir tavır mıdır, olması gereken bir tavır mıdır, kuşkusuz değil. Bu halkta çok ciddi tepki ve öfke yaratıyor.

TÜRK DEVLETİ İSTİYOR DİYE BİR YILDIR MAXMUR’A AMBARGO UYGULANIYOR

Maxmur Mülteci kampındaki insanlar soykırım saldırılarından kaçarak, onurunu, varlığını şerefini korumak için geldi. Türk devleti istiyor diye bu soykırım saldırılarının bir parçası olarak, bir yılı aşkın bir zamandır Maxmur’a ambargo var. Soykırımcı, sömürgeci, faşist bir devlet istiyor diye 10 bin insanı aşan bir topluluğa insan ambargo uygular mı, hangi vicdan, hangi Kürtlük, hangi yurtseverlik değeri bunu kabul eder. Buna karşı Başur yönetiminin tutum alması gerekiyor. Bazı heyetler çıkardılar, bu işgal saldırılarını Başur Parlamentosu’nda ele alacaklar. Başur Parlamentosu bu işgal ve ihlak saldırılarına karşı tavır ve tutum ortaya koysun, Türk devletine Başure Kurdistan’dan çık desin.

Bu anlamda ulusal tutum, bu soykırımcı, sömürgeci, işgalci Türk devletine karşı bir tutum bekliyoruz. Böyle bir tutum parlamentodan çıkmalıdır. Bir de Başur halkımızın ciddi bir tepkisi var. Her gün görüyoruz, dünyanın gözü önündedir, Şeladîzê çok güçlü ortaya koydu. Fakat tepki sadece Şeladîzê, Kunêmasi’deki halkın, Raperîn alanındaki halkın tepkisi değil, Başur halkımızın hepsi Türk işgal saldırılarına karşı çok tepkilidir.

Türk devletinin bu soykırımcı, sömürgeci politikalarına, saldırılarına karşı çok tepkilidir, kaygılıdır. Korkuyor, tehlikeyi görüyor halk. Bu anlamda tepkisini de ortaya koyuyor. Çok daha güçlü tepkinin ortaya çıkması lazım. Ama biliyoruz ki Başur yönetimi de halkın bu tepkisini engelliyor. Ama halkımız bu baskılara gelmemelidir. Halkımız her yerde tepkisini ortaya koymalıdır. Kürtlerin tüm kazanımlarını ortadan kaldırmaya çalışan, soykırımcı, sömürgeci, faşist bir devlet var. Federe Kürdistan statüsünü de ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bu tehlikeye, gerçeği de görerek, halkımız, Başur yönetimi tutumunu ortaya koymalıdır.

İşgal saldırılarını Libya’ya giderek de sürdürüyor. Ona karşı da bir mücadele yaşanıyor. Siz bu işgal saldırılarını, girişimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şimdi bu faşist rejim iki ayak üzerinden kendisini işgal etmeye çalışıyor. Bir ayak Kürt soykırımı ve Türkiye’de ırkçı, milliyetçi, dinci diktatoryal bir rejim. Bu rejimin dayandığı ikinci bir ayak da Osmanlı’nın hükmettiği tüm coğrafyalara hükmetme, neo-Osmanlıcı, işgalci, yayılmacı bir politika. Bu iki ayak üzerinden rejim inşası geliştiriyor. Bu Libya da bununla bağlantılı, Suriye işgali, Başur’un, Rojava, Kuzey Suriye’nin işgal edilmesi, bir ayağı da Libya. Libya da biliyorsunuz Osmanlı toprağıydı, programlarda tartışıyorlar artık Sarrac’ın ismi de geçmiyor, doğrudan kendileri Sirte ve Cubra’yı alırsak, yani böyle tartışıyorlar Libya’yı alırız. Hafter biter, Libya bize kaldır, Libya’nın bütün petrollerine konarız, Türkiye’nin petrol, gaz sorunu çıkmaz.

Türkiye artık tüm Afrika ve Ortadoğu’ya hükmeden bir ülke olur. Giderek, Tunus’la ilişkiler, her yerde de ihvan üzerinden örgütledikleri bu çeteler üzerinden bir örgütleme geliştiriyorlar, askeri ve siyasi. Böyle bir hava, böyle bir hayal dünyası içerisindeler. Fakat dünyamız artık Osmanlı’nın 1400, 1500, 1600 yıllarındaki o yükseliş sürecinde değildir. Lozan’ın yıldönümünü yaşıyoruz, “Lozan yanlıştı, Türkiye’yi böldüler, küçük bir ülke çizdiler” diyor Erdoğan. “Kuzey Suriye, Kuzey Irak bizimdi, Lozan yanlıştı” diyor. Süreç 20. yüzyılın başındaki o süreç değil. 1. Dünya Savaşı süreci ile bazı benzerlikler var, 2. Dünya Savaşı öncesi süreçle bazı benzerlikler var ama öyle değil.

Dünya farklı dünya, bu Ortadoğu’yu Türkiye’ye yedirmezler yani, Libya’nın petrollerini Türkiye’ye yedirmezler. Şimdi de Ermenistan-Azerbaycan şeyi üzerinden yüksek sesle Rusya’ya mesajlar veriyor. Öyle bir dünya değil, bu hegemonik güçler çok açık, AKP-MHP faşist iktidarının Kürt düşmanlığını gördü, bu zaafını iyi tespit ettiler. Bir de bu yayılmacı, neo-Osmanlıcı hayallerini, arzularını, yatıp kalkıyor, Osmanlı hayali, rüyası, Osmanlı padişahlarına özenme, bin yüz odalı saraylar, Ayasofya Osmanlı özentisi, ağzından fetih düşmüyor, bunun zaafını, heveslerini gördüler, bir de baktılar bazılarını kandırıyor, bir çete ordusu yarattı. Bundan ABD de Rusya da yararlanmak istiyor.

ABD TÜRK DEVLETİNİ KULLANIYOR

ABD Ortadoğu’yu kendi çıkarları doğrultusunda dizayn etmek için Türk devletini kullanıyor. Aynı politikayı Libya’da da dikkat edin ABD’nin Libya’da Türkiye’ye belli bir desteği var. Türkiye de ondan dolayı bu kadar efeleniyor. ABD’nin yanında olduğunu düşünüyor, işbirlikçi bir İslam ile Ortadoğu’yu İslam alemini kendi denetimine, kontrolüne alma. Yıllarca AKP’ye verdiği destek bundan kaynaklıydı. Bir dönem öyle kullandı, tamamen DAİŞ çizgisine oturunca problemler çıktı, çünkü DAİŞ ABD’nin kontrolünden çıktı, sorunlar yaşadı. Şimdi tekrardan AKP’yi o noktaya getirmeye çalışıyor.

Rusya’dan uzaklaştırmaya çalışıyor, AKP’nin örgütlediği çete ordusuna göz yumuyor, Türkiye’de bu güce dayanak, İdlib’de bu desteğe dayanıyor, Libya’da yapıyor Rojava’da işgalin önünü açtı. Şimdi herkese efeleniyor. Fakat bu politika boştur, öyle Libya’yı Türkiye’yi yedirmezler. Şimdi girdi, karşısında Mısır’ı gördü Araplar birleşti, çok ciddi bir tepki ortaya çıktı. Sadece Mısır değil, Körfez ülkeleri, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri çok ciddi tepki gösterdiler.

Arap aydın kesimlerinde, toplumunda, halkında da Arap düşmanlığı da geliştiriyor, sadece Kürt düşmanlığı geliştirmiyor. Sadece Kürdistan’ı işgal, ilhak et politikası yürütmüyor. Kürdistan’ın yanı sıra Osmanlı’nın hükmettiği bütün alanlarda bir işgal yayılmacı bir siyaset izliyor. İslamiyet’i de bu yayılmacı siyasette yayılma aracı olarak kullanıyor. Emeviler, Yezitlerin İslam’ıdır. Muaviye Yezit İslamiyet’i geliştiriyor. İslamiyet’i iktidara araç yapıyor. Arap halkı, toplumu bunu görüyor.

FAŞİZMİ GELİŞTİRDİKÇE KENDİ YIKIMINI YAŞIYOR

Bu yayılma, işgaldir, Arap alemine, Ortadoğu, Afrika’ya dönük. Dünya onun kafasında kurguladığı bir dünya değil, bu faşist iktidar şu an Türkiye Cumhuriyeti’nin en zayıf hükümeti, iktidarı durumundadır. Faşizmi geliştirdikçe kendi içerisinde kendi yıkımını da yaşıyor, öyle bir diyalektik, realite de var. Ciddi bir mücadele gelişmeli, çünkü bu iktidar alternatif olmadığı için bu kadar ayakta kaldı. AKP’ye karşı çok güçlü bir demokratik mücadele yürütülürse, bu direniş, gerilla ve halk direnişi sürmeli. AKP’nin dostu, ilişkisi kalmamış, tecrit olmuştur şu anda bir alettir, araçtır.

ABD ve Rusya kendi çıkarları temelinde kullanıyor. Kullanım süresi bittiğinde de ağzının payını verecekler, böyle bir strateji ve politika güdüyor. AKP-MHP faşist iktidarı da tabii ki dersini alacak. Ama ne kadar iktidarda kalırsa o kadar Kürt halkına ve halklara da acı çektirecek. Az acı çekmek için, az bedel ödemek için herkes çok güçlü mücadele edecek, direnecek, bu ömrünün sonuna gelmiş, miadını doldurmuş bu faşist iktidarcı, diktatörlük rejimini devirecek, yıkacak. Bu mücadele ve direnişe bağlıdır.

Daha Fazla Göster

4 yorum

  1. Avrupada yasiyan yüzbinlerce Aile Cocuklarini derneklerden uzak tutuyorsa bunun sebebi PKK´nin o sacma komünist ideolojisidir.Akli basinda olan hic bir Aile cocugunun komünistligi ögrenmesini istemez.Eger bazi kürt gencleri kötü yola düsmüsse bunun en büyük sebebi, onlari kendinsine cekecek, kürtce konusulan
    sicak bir yerin olmamasidir.

  2. Bùtùn Kùrd sitelerine ve Kùrd karde§lerime cagrim.
    PDK ve PKK ùzerinden Kùrd u Kùrdistan dù§manlgi yapan sol maskeli Alivi yobazlarina yer vermeyiniz.
    Bu adamlarin kabul ettigi kimlik Alivi islamciliktir.
    Yillardir bunu yapiyorlar ve biz Kùrdler biri birimize hasim oldukca bunlarin sevinci oluyor.
    Alivi islam yobazlarin tapindigi katil Selanikli,katil Ali,katil Cengizhan ve sofra kemikcisi pir sultan abdal.
    Siyasi Alivi islamin Sunni I§ID,ten farki yoktur.
    Hergùn Kùrd oldùren çinayetkàr Alivi iran devletini hepimiz biliyoruz.
    Alivilerin somùrgeci Alivi devletlerine tek laf ettigi yok.
    Biz Kùrdlere hakaret eden ve fitne fesad yapan yobaz Aliviler cevabini alir.
    Siyasi bir Kùrdin siyasi kimligi Kurd u Kùrdistaniliktir.
    Hamidiye kiraliklarini bize kahraman yutturamasiniz.
    Kahrolsun Alivi ve sunni islam.
    BIJIT DEMOKRASI.

  3. PKK bu zart u zurt bo§ bogaz Alivilerin lakirdisindan kaybediyor.
    “§engal Bagdata aid” diyen bu Alivi kadini kim kabul eder?
    Suç sayilan bazi soylediklerini yazmiyorum.
    Hiç bir ozeligi olmayan biri.
    Hep ayni nakarat.
    Ahmet hevalin yorumunu okudum ama kendisini okumadim.
    Selam olsun yabancilara hayir diyen Kùrd ulusunun sadakatli ve vefali evladlarina.

  4. Ne Türklerin nede Alevilerin biz Kürtleri yönetmesini istemem.Hele senin komünist bir Aleviyi hic istemem.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu