MEDYADAN

Erdoğan, el konulan 779 şirketler üzerinden 8 milyar doları kontrol ediyor – Zülfikar Doğan

Türkiye’de 27 Mayıs 1960 ihtilaliyle başlayan askeri darbeler sürecinde hemen tüm askeri yönetimler 2 ya da azami 3 yılın sonunda yönetimden çekilerek, seçim ve sivil iktidar yolunu açtı. 1960 ihtilali sonrasında kabul edilen 1961 anayasası, 12 Mart 1971 muhtırası ile büyük ölçüde değişikliğe uğradı, hak ve özgürlükler kısıtlandı. 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrasında ise 1961 anayasası tümden rafa kaldırılarak 1982 anayasası referandumla kabul edildi. Ardından gidilen 1983 seçimleriyle iktidar sivillere devredilirken, askeri yönetimin desteklediği Milliyetçi Demokrasi Partisi’ni (MDP) yenilgiye uğratan Anavatan Partisi (ANAP) tek başına iktidar oldu.

15 Temmuz 2016’daki darbe teşebbüsü sonrasında ilan edilen olağanüstü hal (OHAL) düzenlemeleri ve TBMM denetimi dışında Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) sürdürülen yönetim sistemi ise aradan geçen beş yılın ardından üç yıl daha uzatılıyor. OHAL yetkilerinin üç yıl daha uzatılmasıyla ilgili torba yasa teklifi, TBMM Plan ve bütçe komisyonunda AKP+MHP oylarıyla kabul edildi. Genel kurulda görüşülecek olan teklifteki OHAL uzatmalarına karşı yükselen tepkiler üzerine AKP geri adım atmak zorunda kaldı.

Darbe girişiminin ardından 20 Temmuz 2016’da ilan edilen OHAL, 3’er aylık uzatmalarla 18 Temmuz 2018’e kadar sürdürüldü. Bu tarihte OHAL’in sonlandırıldığı açıklanmasına karşılık, 24 Haziran 2018 seçimlerinin ardından geçilen yeni yönetim sisteminde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla AKP tarafından verilen yasa teklifiyle OHAL kapsamında uygulanan KHK’ların bazılarının süresi 31 Temmuz 2021’e kadar üç yıl uzatıldı.

Şimdi komisyonda kabul edilen torba yasada yer alan maddelerle de OHAL döneminde kullanılan olağanüstü yetkilerden bazılarının uygulama süresinin, üç yıl daha uzatılması öngörülüyor. Dolayısıyla geçmişteki darbeler sonrası azami 2-3 yılda sivilleşmeye, demokratik parlamenter düzene geçilmesine karşılık, beş yıldır sürdürülen OHAL yetkilerine rağmen iktidar üç yıl daha OHAL yetkilerini kullanma amacıyla getirdiği düzenlemelerde gelen yoğun tepkiler ve eleştiriler üzerine son anda geri adım atmak zorunda kaldı.

AKP Grup Başkanvekili Bülent Turan yaptığı açıklamada süreleri uzatılmak istenen üç KHK’nın ikisinde süreyi 1 yıla çekeceklerini açıkladı. Torba yasanın genel kurulda görüşülmesi sırasında verilecek önergelerle, komisyondan aynen geçen düzenlemelerde değişikliğe gidilecek

Turan yaptığı açıklamada geri adımın gerekçelerini şöyle dile getirdi:

“TMSF’nin kayyum etkilerinin devamı, 3 yıl daha uzatılması. Aynı şekilde terörle mücadelede tutukluluk sürelerinin 3 yıl daha uzatılması ve kamu personeli ihracında tanınan hakların 3 yıl daha uzatılması gündemdeydi. Biz toplumdan gelen demokratik talepleri değerlendiren bir partiyiz. Ortaya konan gerekçeleri değerlendirdiğimizde kanun teklifi sahiplerimiz başta olmak üzere tüm taraflarla anlaşarak şöyle bir karara vardık. TMSF’nin kayyum yetkileri 3 yıl daha uzamak durumunda çünkü çok iş yoğunluğu var. Ancak terörle mücadele kapsamında gözaltı sürelerinin üç yıl daha uzaması teklifini revize ederek bir yıla indiriyoruz. Aynı şekilde kamu personeli ihracıyla ilgili üç yıl olan teklifimizi de bir yıl olarak revize ediyoruz.”

Bunun yanı sıra Gülen Cemaatiyle irtibatlı ya da iltisaklı olduğu gerekçesiyle el konulup, kayyum atanarak Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) yönetimine devredilen şirketler, holdingler, sanayi tesisleri, işletmeler ‘terörle mücadele ve teröre finans desteğinin önlenmesi’ gerekçesiyle TMSF’de kalmaya devam edecek. Bir yandan da bu konudaki KHK’da yer alan el koyma yetkisi 3 yıl daha uzatılarak 31 Temmuz 2023’e kadar yeni şirketlere de el konulabilecek.

Bir anlamda yeni yönetim sistemiyle tek başına her konuda karar yetkisine sahip olan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2023 yılına kadar bu yetkilerinin yanı sıra OHAL yetkilerini de kullanmaya devam etme amacında olduğunu bu torba yasayla açık şekilde gösterdi.

18 kanunda değişiklik yapan 25 maddelik torba kanun teklifi, Erdoğan’ın gerçek amacının ve muhalefeti baskılama, sindirme planlarının yasa kılıfına büründürülmüş en somut halini işaret ediyor. Darbe Teşebbüsü sonrasında ilan edilen OHAL kapsamında çıkartılan çok sayıda KHK ile terörle mücadele ve Gülen Cemaati mensuplarının terör örgütü üyeliği suçlamasıyla kamu kurumlarından, yargıdan, ordudan, üniversitelerden, iş hayatından ayıklanması gerekçesine dayanılarak, yargı kararı olmaksızın, yasal soruşturma süreçleri uygulanmaksızın kitlesel tasfiyelere gidildi. Toplu gözaltılarda gözaltı süresini 12 güne kadar çıkartan, sorgusuz sualsiz tutuklamaların yolunu açan KHK’ların yanı sıra kamudan ihraçlar içinde yargı devre dışına çıkartıldı.

Anayasa Mahkemesi (AYM) geçtiğimiz ay verdiği bir kararda kamudan ihraç konusunda karar yetkisinin Milli Güvenlik Kurulu’nda (MGK) değil yargıda olduğu, yargı kararı olmaksızın ihraç uygulamasının anayasa ve yasaya aykırı olduğuna karar verdi. AYM’nin bu kararına rağmen AKP’nin torba yasa teklifinde yargı kararı, soruşturma olmaksızın ihraçlar sürdürülmek isteniyor.

Diğer yandan TMSF envanterindeki el konulan şirketlerin sayısı son verilerle 779. Bu şirketlerin aktiflerinin toplam tutarı devir tarihinde 42,2 milyar TL (4,9 milyar dolar) iken 15 Temmuz 2021 itibarıyla yüzde 66 büyüme göstererek, 70,5 milyar TL’ye (8,3 milyar dolar) yükselmiş durumda.

TMSF’ye devredilip, kayyumlarca yönetilen 779 şirket ve holdingin öz kaynakları da 2016’dan bu yana yüzde 67 büyüyerek 18 milyar TL’den (2,1 milyar dolar) 29,9 milyar TL’ye (3,5 milyar dolar) ulaştı. Bu şirketlerdeki toplam çalışan sayısı ise TMSF rakamlarına göre 44 bin 519.

TMSF, darbe sonrası kendisine devredilen ve kontrolünde tuttuğu bu şirketlerle, sanayiden, turizme, gıdadan tekstile, madencilikten inşaata, lojistikten enerji ve kargo taşımacılığına, mobilyaya, beyaz eşyaya, altın madenleri ve altın üretimine varana kadar çok sayıda işletmeyi çatısı altında bulunduran sadece Türkiye’nin değil, dünyanın da sayılı dev holdinglerinden birisi konumuna geldi.

Bu şirketlere yüklü maaşlarla kayyum olarak tayin edilenler ise ağırlıkla eski AKP vekilleri, AKP il ya da ilçe yöneticileri, iktidara yakın eski bürokratlar vb. kişilerden oluşuyor. Tıpkı kamuda dört-beş yerden maaş alan bürokratlar gibi TMSF’ye devredilen şirketlere atanan kayyumlar da çok sayıda şirketin yönetiminde, yönetim kurulu üyeliğinde CEO’luğunda görevlendirilerek olağanüstü boyutlara varan maaş, ücret, huzur hakkı, kâr payı vb. adlar altında ödemeler alıyor. El konulan şirketlerin daha sonra TMSF tarafından satışa çıkarılacağı açıklanmasına karşılık bugüne kadar bu yönde bir adım atılmadı. İktidar bu şirketleri partililere, kendine yakın kişilere servet, gelir ve istihdam sağlama amaçlı kullanmak üzere elinde tutmaya devam etmeyi tercih ediyor. Bir anlamda Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye Varlık Fonu’ndaki kamu şirketleri ve bankalarının yanı sıra TMSF üzerinden de varlıkları toplamı 8 milyar doları aşan 779 şirket ve holdingi kontrol ediyor, atanan kayyumlar aracılığıyla dilediği şekilde yönetiyor.

Son olarak geçtiğimiz ay lojistik sektörünün önde gelen şirketleri arasında yer alan ve 2016’dan sonra el konularak TMSF’ye devredilen Sürat Kargo ve Sürat Lojistik 28 Haziran’da resmi gazetede yayınlanan kararla 325 milyon TL muhammen bedel üzerinden satışa çıkartıldı. El konulan Koza Altın’ın altın madeni işletmeleri ve altın madeni ruhsatı aldığı sahalar için de TMSF yabancılarla ortaklık ya da devir müzakereleri yürütüyor.

Şimdi diğer iki KHK’nın aksine süresi üç yıl daha uzatılacak TMSF’ye devir ve kayyum atama KHK’sı ile muhtemelen yeni bazı şirketlere ya da holdinglere daha el konulması amaçlanıyor. Türkiye’nin önde gelen sanayi gruplarından SANKO Holding’in sahibi Abdulkadir Konukoğlu hakkında Gülen Hareketi ile iltisaklı olduğu yönünde İstanbul ve Gaziantep Cumhuriyet savcılıklarınca soruşturma yürütüldüğünün açığa çıkması, Konukoğlu’nun Bank Asya davasından soruşturulması, yeni el koyma ihtimallerinin habercisi olarak görülebilir. Tıpkı Kayserili Boydak Ailesi’nin tüm mal varlıklarına, şirketlerine, sanayi kuruluşlarına ve üniversitelerine el konularak kayyuma devredilmesine benzer bir durumun SANKO ve Konukoğlu ailesi için de söz konusu olabileceği kulislerde öne sürülüyor.

Son dönemde organize suç örgütü elebaşı Sedat Peker’in dile getirdiği iddialar,  kara para aklayıcılarının aldıkları siyasi desteklerle gerçekleştirdikleri operasyonlar, ‘mala çökme’ deyimini gündelik dile yerleştirmiş durumda. Dava dosyaları her yana saçılan ve kamuoyunda ‘FETÖ Borsası’ olarak nitelendirilen olaylarda milyarlarca lira ya da doların, şirketlerin, otellerin, tatil köylerinin, sanayi işletmelerinin, rezidansların, arsaların nasıl el değiştirdiği, buralara nasıl çöküldüğü peyderpey açığa çıkıyor ve iktidar sessizliği tercih ediyor.

Terörle mücadele gerekçesiyle torba yasanın içine yerleştirilen OHAL KHK’larının sürelerinin uzatılması girişimi, muhalefet partileri tarafından iktidarın baskı ve şantaj yönetimini sürdürme planının bir parçası olarak görülüyor.

Önceki hafta 4. Yargı Reformu Paketi’ni TBMM’den geçiren iktidarın hemen akabinde yargı kararı olmaksızın pek çok OHAL yetkisini uzatma hamlesini gündeme getirmesi, yargı reformlarının da göstermelik ve samimiyetsiz olduğunu kanıtlıyor.

Beş yıldır kullanılan bu olağanüstü yetkilerin uzatılmak istenmesinin gerekçesi iktidar tarafından ‘terörle mücadele ve FETÖ’nün halen tam olarak temizlenememesi’ olarak dile getirilse de gerek muhalefet gerekse kamuoyu, bu gerekçenin baskıları devam ettirmek için ‘bahane’ olduğunu savunuyor.

Gerçek niyetin zamanında veya erken bir seçimi OHAL koşullarında yaparak mevcut iktidarın sürdürülmesine zemin hazırlanması olduğunu öne süren muhalefet partileri, beş yıldır yaşananlara dikkat çekiyor. OHAL altında gidilen ve parlamenter rejimden tek adam yönetimine geçişi öngören 2017 Anayasa Referandumu’nda son anda mühürsüz oyların geçerli sayılması, 2018 seçimlerinde muhalefetin pek çok ilde miting ya da salon toplantısı yapmasına, pankart-afiş-billboardlar asmasına valiliklerce izin verilmemesi, 2019 yerel seçimlerinde YSK’nın baskı altına alarak İstanbul seçimlerinin iptali vb. örnekler dile getiriliyor. Ana Muhalefet Partisi CHP ise torba yasanın yürürlüğe girmesinin ardından AYM’de iptal davası açmaya hazırlanıyor.

Ahval

Daha Fazla Göster

Yorum yaz

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu