Rojev'den

Erdal: Gerilla büyük bir savaş tecrübesine sahip, karşımızdaki orduyu tanıyoruz

HPG Komuta Konseyi yıllık toplantısının gerillanın savaş performansını olumlu etkileyeceğini belirten Erdal, "Türk devleti Garê'deki esirleri kurtarmak isteseydi, 40 uçak yerine 4 demokratik, barışsever insan gelseydi bu mesele daha rahat çözülürdü" dedi.

Stêrk TV’de yayınlanan özel programa konuşan HPG Anakarargah Komutanı Bahoz Erdal, geçtiğimiz ay yapılan HPG Komuta Konseyi’nin yıllık olağan toplantısını ve Garê zaferini değerlendirdi.

HPG Komuta Konseyi’nin yıllık toplantısında 37 yıllık savaş tecrübesinin de değerlendirildiğini belirten Erdal, “Büyük bir savaş tecrübesine sahibiz. Karşımızdaki orduyu iyi tanıyoruz. Kendi gücümüzü de iyi biliyoruz. Bu anlamda toplantımızın gerilla performansını olumlu şekilde etkilediğine inanıyoruz” dedi.

Gerillanın Garê’de verdiği direniş ile bir kez daha Kürt halkının inancına ve umutlarına sahip çıktığını belirten HPG Anakarargah Komutanı Bahoz Erdal, Garê zaferine en çok sevinen Başur, özellikle de Behdinan halkı oldu. Eğer Başur yönetimi izin verseydi Akrê, Amediyê ve Sersingê’de halkımız büyük ve coşkulu kutlamalar yapacaktı. Başur halkımız, artık Türk devletinin tüm Kürdistan’a saldırdığını ve gerilla direnişinin sadece PKK direnişi olmadığını, bütün Kürt halkının direnişi olduğunu anladı” dedi.

Ortadoğu’daki mücadelenin öncülüğünü Kürt halkı ve PKK’nin yaptığını sözlerine ekleyen Erdal, nerede bir sıkıntı olursa PKK’nin halklara destek verdiğini söyledi. DAİŞ çetelerine karşı en büyük mücadeleyi PKK’nin verdiğini hatırlatan Erdal, “Rojava’da ne zaman bir sıkıntı yaşanırsa en büyük fedakarlığı PKK yapıyor. PKK olmasaydı Rojava’da hiçbir şey olmayacaktı. Başur’da da öyle. Eğer PKK olmasaydı Türk devleti Başur yönetimine de tahammül etmezdi. PKK olmasaydı düşman Başur’u tanımayacaktı. Vicdanlı her Kürt bilmelidir ki, Kürdistan’ın her parçasında yaşanan olumlu gelişme PKK’nin sayesindedir” diye konuştu.

HPG Anakarargah Komutanı Bahoz Erdal’ın söyleşisi şöyle:

Garê zaferi siyasi ve askeri anlamda nasıl bir etki yaratacaktır?

Garê’de gerilla düşmana çok büyük bir darbe vurdu. Gerillanın gücü bir kez daha ortaya çıktı. Son yıllarda Türk devleti sürekli propaganda yaparak, ellerindeki teknolojik silahlardan dolayı gerillanın artık savaşamadığına ve direnemediğine, Kürt halkının da özgürlük davasını sürdüremediğine dair bir intiba yaratmak istiyordu. Fakat Garê’de şehit Şoreş ve diğer arkadaşların direnişi Türk devletinin bu propagandasını boşa çıkardı. Diğer yandan manevi ve psikolojik yönden de birçok sonuçları ortaya çıktı. İşgalciler bir kez daha anladılar ki, Kürdistan dağlarına gelmek o kadar kolay değil. Dağlara attıkları her adım onlara ağır bir fatura olarak dönecek. Bir dahakine 10 defa değil, 40 defa düşünecekler böyle bir operasyon için. Bu başarı halkımız için büyük bir coşku yarattı.

Gerilla bir kez daha halkımızın inancına ve umutlarına sahip çıktı. İster Bakur, ister Başur olsun gerilla, bu halkın ve bu ülkenin savunmasını yapacak gücün gerilla olduğunu bir kez daha gösterdi. Doğrusu Garê zaferi etrafında ulusal, yurtsever bir ruh ortaya çıktı ve bu zafer tüm Kürt halkının zaferi oldu. Bu zafere en çok sevinen Başur, özellikle de Behdinan halkı oldu. Eğer Başur yönetimi izin verseydi Akrê, Amediyê ve Sersingê’de halkımız büyük ve coşkulu kutlamalar yapacaktı. Başur halkımız artık Türk devletinin tüm Kürdistan’a saldırdığını ve gerilla direnişinin sadece PKK direnişi olmadığını, bütün Kürt halkının direnişi olduğunu anladı.

GARÊ’YE 40 UÇAK YOLLAMAK YERİNE 4 BARIŞSEVERİ YOLLASAYDILAR MESELE DAHA RAHAT ÇÖZÜLÜRDÜ

Garê’de öldürülen 13 esire ilişkin birçok şey söylendi. 13 esirin Türk devleti tarafından öldürüldüğü ortadadır. Merkez komutanlığımız uluslararası kurumlara inceleme yapmalarına ilişkin çağrıda bulundu. Kimse Türk devletinin iddialarına kimse inanmıyor. Çünkü herkes güçlerimizin eskiden beri esirlere nasıl yaklaştığını iyi biliyor. Bu kişiler 6 yıldır yanımızdaydı. Eğer başka bir niyetimiz olsaydı 6 yıl beklemezdik. Eğer Türk devleti gerçekten bu esirleri kurtarmak isteseydi, Garê’ye 40 uçak yollamalarına gerek yoktu. 4 demokratik ve barışsever esirlerin ailesi ile birlikte Türkiye’den gelseydi bu mesele daha rahat bir şekilde halledilirdi.

Bugüne kadar birçok esiri serbest bıraktık. 2013 yılında, 2007 yılında Oremar esirlerini şartsız bir şekilde bıraktık. Bu esirler için de aynı şey yapılabilirdi. Fırsat vardı ama AKP hükümeti esirleri cezalandırmak istedi. Yaklaşımları buydu. Türk devletinden 3 kişi bu operasyonu yönetti. İstihbarat ve bilgilendirmede Hakan Fidan, planlama ve uygulama Hulusi Akar, kararı veren de Erdoğan. Esirlerin öldürülmelerinin sebebi bu 3 kişidir. Eğer Türkiye’de kanun ve adalet olsaydı, bu esirlerin aileleri bunlara dava açardı.

Garê saldırılarından kısa bir süre önce HPG Komuta Konseyi yıllık olağan toplantısını gerçekleştirdi. Bu toplantının önemi nedir ve ortaya çıkan sonuçları nasıl değerlendirmek gerekiyor?

9 gün süren verimli bir toplantı gerçekleştirdik. İşgal saldırıları, yöntemleri ve tekniki saldırılar analiz edildi. Yine gerillanın 2020 yılındaki direnişi değerlendirildi, taktik ve savaş tarzımıza ilişkin önemli değerlendirmeler yapıldı. Özellikle bizden taraf eksiklikler tartışıldı. Ortaya çıkan eksikliklerimiz üzerinde ciddi bir şekilde durduk. Yaşanan bazı kayıpların da bizden kaynaklı eksikliklerden dolayı olduğuna inanıyoruz. Eğer güçlü bir disiplin olursa kayıplarımız da olmaz ve gerilla daha güçlü sonuçlar alabilir. Kürdistan gerillası için eleştiri konusudur bu durum, arkadaşlar kendilerine çok inanıyorlar ve bu da bazen düşmanı küçük görmelerine neden oluyor. Bu disiplin ve güvenlik zafiyeti yaratıyor. Savaşın bir kuralı var. Düşmanın zayıf ve güçlü yönlerini tespit ediyorsun. Kendini güçlü taraftan koruyorsun, zayıf tarafı hedef alıyorsun.

Toplantımızda 37 yıllık savaş tecrübemiz de değerlendirildi. Büyük bir savaş tecrübesine sahibiz. Karşımızdaki orduyu iyi tanıyoruz. Kendi gücümüzü de iyi biliyoruz. Bu anlamda toplantımızın gerilla performansını olumlu şekilde etkilediğine inanıyoruz. Toplantımızın sonuçları pratiğe geçerse, önümüzdeki sene yeni Garêler yaşanacaktır. Bizim ruh, kahramanlık ve fedakarlık sorunlarımız yok, bu yönde güçlerimizin büyük bir saldırı ve fedakarlık ruhu var. Eksik olan disiplin ve gerekli önlemlerdi. İnanıyoruz ki toplantımız savaş yöntemleri ve yeni dönem gerillasının yaratılması üzerinde etki yaratacaktır. Kürdistan gerillasının geçmişteki pratikleri de bu gerçekliği gösterdi.

Bazıları bu dönemde GPS teknolojisi ve koordinatlarından dolayı gerillanın fazla şansı yok diyor. Gerillanın tecrübeleri bunun tam tersi olduğunu ispatlıyor. Garê ve Heftanin pratiklerinde bunun mümkün olduğunu gördük. Özel savaş medyası ve Türk devlet yetkilileri kendilerini başarılı gösteriyorlar ama hiçbir başarıları yok. Gerilla kendini yeniliyor ve yeni taktikler geliştiriyor. 2 gün önce Bakur’da, Garzan’da operasyon yaptık, PKK’lilerin yeni kamplarını tespit ettik, yaşam malzemeleri bulduk diyorlar. Fakat gösterdikleri yerler eski kamplar ve depolar. Gitmişler arkadaşların 5 sene önceki çöplerini bulup, bunun üzerinden propaganda yapıyorlar ve ortada bir zafer varmış gibi gösteriyorlar. Bu yüzden toplantımız ve Garê pratiği gösterdi ki, gerilla kendini yeniledi, dönüştürdü ve yeni süreci çok iyi okudu. Yani zaferi kaçınılmaz yapabilir.

Garê saldırısının ardından Başur’un durumu da gündeme geldi. Bu saldırılara karşı Başur halkının ve siyasi alanın tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Başur halkının tutumu çok değerli ve kutsaldı. Başur halkımız büyük yurtseverlik ruhuna sahip. Halk artık PKK’nin bahane edildiği anlıyor. Halk, PKK olmasa da düşmanın başka bir gerekçe yaratacağını, PKK olmasa da düşman Hewlêr yönetiminin PKK’li olmakla suçlayacağını ve saldıracağını biliyor. Halk bu konuda gerçeği artık anladı. Gerilla ve Başur halkı arasında çok iyi bir ilişki var.

Başur yönetimi ile ilgili 2 esas nokta var. Birincisi, halkımız ve partimiz onlardan olumlu bir tutum almalarını istiyor ve umut ediyor. KCK yönetimimiz açık bir şekilde, “Başur yönetimine ve peşmergeye saygı duyuyoruz ve onları tanıyoruz” dedi. Bu konuda tutumumuz nettir. Başur yönetiminin de çıkıp; “PKK’nin ve Bakur halkının mücadelesine saygı duyuyoruz, özyönetim ve Rojava halkına saygı duyuyoruz” demelidir. Bu Başur yönetimi için Kürdistani ve ulusal bir görevdir.

İkincisi, Türk devletinin Başur’u işgal etme tehlikesini görmeliler. Türk devleti, Başur’da meşru bir yönetim var, diğer parçalarda da örgütler ve Kürt halkının mücadelesi var. Neden budur. Türk devletinin amacı Garê, Şengal, Xakûrkê ve Başur’u işgal etmek. Bazı Başurlu yetkililer özellikle KDP’li yetkililer, “Bazı bölgelerde köylüler rahatça köyüne gidemiyor, orada yaşayamıyor” diyorlar. Eğer Türk devleti oralara girerse Hewlêr ve Duhok’ta yaşayanlar da rahat olamayacak. Türk ordusu sadece bizim için gelmiyor, onlar için de geldikleri anlaşılmalı ve ona göre tutum sergilenmelidir. Hareketimizin Başur yönetiminden istediği tek şey budur. Tüm parçalardaki Kürtlere yönelik bir tehlike var. Başur halkımız anladığına göre, Başur yönetiminin de bu gerçeği bildiğini düşünüyoruz.

Türk Savunma Bakanı Hulusi Akar, NATO toplantısında PKK’nin NATO’ya düşman olduğunu, NATO’nun projeleri önünde engel olduğunu söyledi. Bu konuya ilişkin neler söylemek istersiniz?

Hulusi’ye göre dünyadaki tüm yıkımların sebebi PKK. Onlara göre PKK Pandora’nın kutusudur. Başur’daki durumun sebebi PKK, Suriye’deki kaosun sorumlusu PKK, Türkiye’deki ekonomik krizin sebebi PKK, Karabağ’daki karışıklığın sebebi PKK’dir diyorlar. En son Amerika kongresindeki saldırıların sorumlusu da PKK dediler. Psikolojik sorunları var. PKK hiçbir devletin kazanımlarına karşı değildir. Bunu açık bir şekilde dile getiriyoruz. Tam tersi herkes PKK’nin mücadelesinin faydalarını görüyor.

PKK olmasaydı ne olurdu? Türkiye İran’a müdahalede bulunacaktı, Kafkasya’da karışıklık çıkaracaklardı, her gün DAİŞ teröristlerini Avrupa’ya göndererek, terörle Avrupa’yı teslim alacaktı. Fakat PKK varlığı ve mücadelesi ile Erdoğan’ı dara soktuğu için bütün bunları yapamıyor. Eğer bugün Erdoğan ABD’yi biraz dikkate alıyorsa PKK’nin verdiği mücadeleden dolayıdır. PKK’nin mücadelesi Erdoğan’ı ABD’ye muhtaç ediyor. Yine PKK’nin mücadelesi Erdoğan’ın Rusya, İran’ı ve diğer devletleri biraz dikkate almasını sağlıyor. PKK’nin mücadelesi ABD, Rusya veya başka kesime zarar vermiyor.

Erdoğan şu an yalandan, ‘Bana yardım edin PKK’yi bitirelim’ diyor. Rusya’ya, ‘Daha sonra nasıl isterseniz Suriye sorununu o şekilde çözeriz’, ABD’ye, ‘Siz nasıl isterseniz S400 meselesini öyle çözeriz’, Avrupa’ya, ‘DAİŞ’i birlikte tasfiye edelim’, Suriye rejimine ise, ‘O zaman aramızda bir sorun kalmaz’ diyor. Fakat bunlar doğru değil. Eğer PKK ortadan kalkarsa, faşist, ırkçı Osmanlı-Turanlı anlayışı bölgenin ve dünyanın kaos yaşamasına sebep olacak. Erdoğan o zaman Hitler veya Saddam gibi dünyanın başına bela olacak. Eğer Erdoğan bugün daha fazla bela olmuyorsa, NATO, ABD ve Rusya’ya zarar veremiyorsa bu PKK’nin yularını biraz bağlamasından kaynaklıdır.

Şu an ABD’de yeni bir yönetim göreve başladı. Bölge siyasetlerinin nasıl olacağı henüz netleşmedi. Fakat Kürt meselesine ilişkin ortak bir siyaset yürütmeliler. ABD Kürtlerle ortak hareket ederek zarar değil, fayda gördü. PKK Kürdistan ve Ortadoğu’da büyük bir güçtür. Dengelerin oluşmasında büyük bir etkisi var. PKK bölgede huzurun sağlanması için diyaloglara her zaman açık. Ortadoğu’da PKK dışında yapılan hesapların hiçbiri şimdiye kadar sonuçlanmadı ve sonuç da alamaz.

Bu çağrı sadece ABD yönetimine değil, bütün bölge güçlerine ve uluslararası devletleredir. PKK ile diyalog onların yararınadır. Kürt meselesine Türkiye gibi, Erdoğan gibi bakmak zorunda değilsiniz. Kamuoyu da bunu istiyor, Britanya’da, İtalya’da, dünyanın birçok yerinde milyonlarca insan Rêber Apo’nun özgürlüğünü istiyor. PKK’nin ‘Terör örgütleri’ listesine konulması Türkiye’ye işgal gerekçesi yaratıyor. PKK’nin listeden çıkarılması için yapılan çalışmalar belli bir aşamaya geldi.

Avrupa ülkeleri de PKK’ye borçludur. Şu an DAİŞ’e karşı bir koalisyon var. Onlarca devlet ve güç var içerisinde. DAİŞ’e karşı en fazla savaşan PKK’dir. Şengal’de, Maxmur’da, Kerkük’te, Rojava’da en fazla fedakarlık yapan, şehit ve yaralısı olan PKK’dir. Bu borçlarını görmeleri lazım. PKK’nin ‘Terör’ listesinden çıkarılması lazım. Ancak bu şekilde borçlarını ödeyebilirler.

Başur, Rojava ve Bakur’da birtakım kişiler var, her saldırının ve kaosun sebebinin PKK olduğunu iddia ediyorlar. PKK’yi suçluyorlar. Siz bu meseleyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biraz insaflı olmak lazım. Erdoğan sabah, akşam, ‘Ortadoğu’da Kürtlerin statü sahibi olmasına geçit vermeyeceğim, nerede olursa olsunlar hedefimiz olacaklardır’ tehditlerinde bulunuyor. Gerçek bu kadar açık. Bu işgal saldırılarının sebebini PKK olarak görmek çok büyük bir yanlıştır, bunun düzeltilmesi lazım. Tam tersi bugüne kadar PKK darda olan herkese yardım etmiştir. Erdoğan’ın ‘Kobanê düştü, düşecek’ dediğinde kim Kobanê’nin yardımına koştu? Şengal’de Êzidî halkımız katliamla karşı karşıya kaldığında kim Şengal’e gitti? Maxmur’da DAİŞ çeteleri Hewlêr’e yaklaştığında kim önlerini kesti? Kim Kerkük’teydi? Bakur’da PKK olmasaydı şu an Kürtlerin adı dahi olmayacaktı.

Rojava’da ne zaman bir sıkıntı yaşansa en büyük fedakarlığı PKK yapıyor. PKK olmasaydı Rojava’da hiçbir şey olmayacaktı. Başur’da da öyle. Eğer PKK olmasaydı Türk devleti Başur yönetimine de tahammül etmezdi. PKK olmasaydı düşman Başur’u tanımayacaktı. Vicdanlı her Kürt bilmelidir ki, Kürdistan’ın her parçasında yaşanan olumlu gelişme PKK’nin sayesindedir. Kendilerine bu soruları sormaları lazım.

PKK olmasaydı Kobanê’de ne olurdu? PKK olmasaydı Şengal’de ne olurdu? PKK olmasaydı bölgede neler yaşanacaktı?

PKK’nin çalışmaları ve mücadelesi onur duyulacak bir mücadele ve çalışmadır. PKK’nin her militanı ve kadrosu PKK’li olduğu için gurur duyuyor. Yaşamlarında, ahlak anlayışlarında, felsefelerinde, kahramanlıklarında ve cesaretlerinde hiçbir kusur yok. Fazlaları var, eksikleri yok. Bu Türk devletinin ‘Kürtlerle değil, PKK ile sorunumuz var’ propagandasıdır. Bir yandan da doğru söylüyor eğer PKK olmasaydı, Kürtlerin özgürlük davası da olmazdı. Herkesin bu hakikati görmesi lazım. Bilmeyenler Kürtlerin yakın ve geçmiş tarihine bakmalıdır. PKK’nin anlamını o zaman göreceklerdir.

Rojava’da önemli gelişmeler yaşanıyor ama kısa bir dönemde siyasi bir çözüm görünmüyor. Astana ve Cenevre görüşmeleri de tıkandı. Rojava ve Suriye’nin durumunu nasıl görüyorsunuz? Rejimin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Suriye’deki kaos devam ediyor. Bu durumda siyasi bir çözüm görünmüyor. PKK olarak bir etkiye sahibiz. Rêber Apo’nun Rojava ve Suriye’de, Kürtler ile Araplar üzerinde etkisi var. Biz hem Suriye hem de bölge için önerilerimizi sunduk. Suriye’de demokratik bir modelin oluşması, merkezden yönetimin değil, demografik ve Suriye siyasetine uygun bir çözüm önerdik. Bizler Suriye topraklarının bütünlüğünden yanayız. Rojava Kürtleri Suriye’nin topraklarını sorun etmiyor. Bu birincisi.

İkincisi ise, devletin bayrağı da sorun değil. Fakat BAAS rejiminin şovenist ve anti-demokratik zihniyetini kabul etmiyoruz. Suriye için demokratik bir anayasa gerekiyor. Bu temel üzerinde sorunların çözülmesi lazım. Suriye için olan Demokratik ulus projesi böyle bir projedir. Demokratik ulus projesi sadece Kürtler için değil, tüm Suriye’nin çözümü içindir. BAAS anlayışına sahip bazı şovenistler, Kürtlerin hakları kabul edilirse Suriye parçalanır diye düşünüyor. Kurumlarında ve basınlarında böyle bir propaganda yapıyorlar; ‘Eğer ipin ucunu bırakırsak o zaman Suriye parçalanır. Arapların geleceği tehlikeye gireri.’

Gerçeği ise, Suriye’nin demokratikleşmesi ve Kürt halkının özgürleşmesinin kabul edilmesi Suriye toprakları için esastır, Suriye sınırları için esastır, Suriye’nin geleceği için esastır. Suriye’nin güvenli olması için Kürtler özgür olmalı. Sadece Kürtler değil, Dürzi, Alevi, Ermeni, Çerkes de özgür olmalı. Kürtler Suriye’de özgürleşirse ve siyasi bir güç sahibi olursa, bu Suriye’nin geleceği için tehlikeli bir şey değildi. Tam tersi Kürtlerin özgür olması Suriye’nin güçlenmesi demek. PKK olarak böyle düşünüyoruz.

ROJAVA’DA KÜRTLER MÜCADELENİN ÖNCÜLÜĞÜNÜ YAPIYOR

Türk devletinin sadece Kürtlere düşman olmadığı çok açık. Arapları ve Ermenilerin de düşmanıdır. Herkese düşmanlar. Karabağ’da da bu ortaya çıktı. Osmanlı’nın 600 yıl yaşayıp şu an nasıl olmadığına tahammül edemiyorlar. 1. Dünya Savaşı’nda Arap ve Ermenilerin kendilerine ihanet ettiğini düşünüyorlar. Bu şekilde de intikam almak istiyorlar. Libya, Mısır ve Körfez’deki siyasetleri de bu temel üzerinedir. Arap ve Kürtlerden oluşan bir güç işgal saldırılarına karşı savaşıyor. Bunun öncülüğünü yapanlar da Kürtler ve PKK’dir. Rojava’da da Kürtler mücadelenin öncülüğünü yapıyor.

Elbette Arap halkı ve Arap devletleri de bir tutum sahibidir. Suriye halkı çok acılar çekti. Bu yüzden Arap devletleri bu konuda cesur bir yaklaşım sergilemeliler. Türk devleti yeniden Osmanlı gibi bir devlet kurarak her yeri işgal etmek ve katliamlar yapmak istiyor. Arap devlet yöneticileri PKK ile ilişki kurarlarsa bu konuda daha etkili olurlar. Arap aydınlar, yazarlar bu gerçeği görüyor. Onların arasında da Rêber Apo’ya sempati duyan, gönül veren insanlar var.

Bu dönem bir gerçek ortaya çıktı o da Garê ruhu, Garê zaferi gerçekliğidir. Bu zafer tüm Kürt halkında büyük bir coşku yarattı. Bunlar kolay bir şekilde yaratılmıyor. Karşımızdaki düşman bütün imkanlarını kullanarak bize saldırıyor. Biz de Garê ruhu ile direniyoruz. Gençler Garê ruhu ile hareket etmeli. Türk devleti yalan bir efsane yarattı. Gençlerimiz korku perdesini yırtmalıdır. Tutuklanan bir genç bilmelidir ki onurlu durduğu için saldırılara maruz kalmıştır. Düşmanın elinde sadece zindanları ve terörü kalmış durumda. Bizim elimizde ise onurumuz. Kürt gençleri Garê ruhu ile hareket etmeli ve yönünü dağlara çevirmelidir.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu