Ali Candan

Dünya Artık Kürdün Çığlığına Sesiz Değil Sınırsız Savaş Sınırsız Kaybettirir. Savaşı Değil Barışı Kutsuyoruz..

Türkiye’yi ve Erdoğan’ı sev sevme, doğru bul yada doğru bulma. İster beğen ister beğenme ama bir konuda hakkını teslim etmek gerektiği apaçık ortada. O konuda şu; Erdoğan yönetimindeki Türkiye Kürtler söz konusu olunca tek yumruk olmayı başarmış. Hiç bir siyasi ayrılıkları kalmamış. Türkiye kendi yolunu seçmiş ve çizmiştir. Türk devleti Kürtler özgürleşmesin diye kendi yıkılışını, parçalanmasını hatta ve hatta kendi içinde muhtemel bir iç savaş yaşamayı dahi göze almış durumdadır. Peki bunca felaketin yaşanmasını bir ön kabulle neden göze aldı. Bunun nedeni Kürtlerin ve Kürdistan’ın çok yakın bir gelecekte özgürleşmesi Türklerin egemenliği altından çıkması koşullarının olgunlaşmasından başka bir şey değil. Bu nedenle ABD ile kapışmaya kadar gidiyor. Rusya ile geçen yıl uçaklarını düşürerek kapıştı. ”ABD güçlerinide bombalarız” diye İlnur Çevik’in ağzından ilan ediyor. Kısaca her türlü çılgınlığa varım diyor.

Türkiye, Kürdistana adeta kara sevdayla bağlı. Ya benimsiniz ya kara toprağın diyerek Kürdistan’ın ayrımsız tüm parçalarındaki şehirlerine, kent, kasaba ve köylerine havadan savaş uçaklarıyla karadan on binlerce asker ve zırhlı donanımlı ordusuyla giriyor. En son Şengal ve Qereçoğ da olduğu gibi Kürtleri, Kürdistan’ı özgürlük düşüncesinden koparmak için tıpkı bir süper güç misali sınır tanımadan tüm Kürdistana saldırıyor. Saldırdığı yerde taş üstünde taş gövde üstünde baş bırakmıyor. Sağ Kürd’e ”dost” veya düşmanım desede öldürürken Kürtler arasında ayrımda yapmıyor. Dost dediği Kürt güçlerini de bombalarla öldürüyor. Hatta kendi Kürd’ünü öldürüp kendi Kürd’ünün başbakan’ını bir gün sonra ayağına getirip emirlerini bildiriyor. Kürdistan başbakanı ”emredersiniz, serçava” diyor. Kısaca tüm Kürtlere ”ya benim olacaksınız. Benimle bir ve aynı düşünüp davranacaksınız. Yada her nerede ve nasıl yaşatılıyorsanız bombalarla vurulup, öleceksiniz. Sürgün olacak, tutuklanacak, işkence görecek, işten atılacak, aç, açık, sokakta evsiz ve barksız kalacaksınız” diyor. Kürtler son yıllarda Türkiye eliyle insanlık suçu içeren tüm katliam ve baskıları sonuna kadar yaşadı ve yaşıyor.

Kürt özgürlük hareketinin ise, kafası karma karışık. Psikolojisi bozuk. Deyim yerindeyse sağlıklı düşünerek doğru bir karar alacak. Aldığı kararı uygulayacak. Sağlıklı bir düşünce, çıkış, politik strateji üretemeyecek durumda. Türkiye’nin dayattığı kara sevdaya yani ”bir, iri diri olma. Tek vatan tek bayrak tek millet ve tek devlette özetlenen ölümüne tekliğe.” Aynı netlikte, sertlikte, teklikte ve döneme denk bir siyasi-strateji, düşünce, fikir, plan, proje ve program oluşturup cevap verecek bir netlikte değil. Adeta basireti bağlanmış, kem küm eder vaziyette ”ortak vatan, demokratik birlik, demokratik ulus, savaşı tıpkı Türkiye’nin yaptığı gibi sınır tanımadan güney dahil tüm Kürdistana sınır tanımadan yayacağız” diyerek. Yaşanan saldırı gerçekliğine denk düşmeyen bu Türkiye ile sözüm ona demokratik birlik için her yerde ölümüne savaş konsepti, kuramı. Özünde arka planda ideolojik, siyasi ve stratejik olarak büyük bir bilinç bulanıklığını ve kafa karışıklığını yansıtıyor. Askeri olarak güney yönetiminin Türkiye ile aynılaşma, birleşme yek vücut olma stratejisine. Türklerin güney yönetimi ile koordineli geliştirdiği sınır tanımayan saldırganlığına karşı sert, kararlı ve net duruş. Savaşı haklı olarak saldırının geldiği her alana yayma stratejisi söylemi doğru ve haklı bir tutum. Öte yandan Türkiye ile ortak vatan demokratik ulus çatısı altında birarada yaşama siyasi stratejisi. Türklerin teklik ve sınırsız savaş dayatmalarına objektif anlamda bir nevi zemin sunmuyormu. Hatta tekçi devleti gözü karalaştırıp, yıkılışını dahi göze alarak dört bir yandan vahşeti, kesintisiz, sürekli ve yaygın savaş hali uygulamalarıyla daha fazla geliştirmeye. Özgürlük istemini halk nezdinde bastırmada, sonuç almada cesaretlendirmeye yol açmıyormu. Özgürlük hareketi bu gerçeği görüp doğru temelde yeniden stratejik düzeyde kararlaşmalı, netleşmeli, yepyeni bir siyasi, pratik ve politik strateji, taktik ve söylemle ortaya çıkmalı. Öyle dik bir duruş sergilemelidir ki, tüm dünya, dost ve düşman bu gerçeği net bir biçimde görsün.

Unutmayalım ki, savaşlar arka plandaki ideolojik, moral güç olan doğru siyasi stratejilerin yönlendirmesi. İnsan gücünün örgütlenmesi, teknik araç, imkan ve olanakların birleştirilmesi yani kısaca strateji, insan gücü ve teknik donanım, bu üçlü sac ayağının bir araya getirilmesi. Birbiriyle bağlantılı ve mükemmel bir uyum ile uygulamaya geçirilmesi sonucu kazanılır. Özgürlük hareketinde bu gün insan gücü ve teknik konusunda hiç olmadığı kadar büyük bir güç ve birikim var. Ama aynı şeyi bu unsurları harekete geçiren stratejik, kuramsal çerçeve olan ulusal, milli temelli siyasi strateji için söylemek mümkün değil. İşte Türklerin Erdoğan liderliğinde üstün olduğu konu bu. Kürtler kendi aralarında ulusal bir çerçevede özgürlük ve bağımsızlık doğrultusunda biraraya gelemedikleri için. Türkiye bu savaşı kazanmada umut vardır. Kararlıdır ve kendi içinde net bir strateji sahibidir. İki büyük Kürt hareketi PKK-PDK ulusal bir temelde ortak bir çizgide buluşabilse. Geriye kalan tüm hareketleri birleştirir. Böylece Türkiye’nin tüm Kürt karşıtı umut ve hesaplarına kar yağar. Tabi bu birlik Kürdistanın tüm parçalarında herkese kaybettirecek savaşı değil. Uluslaşmayı sınırsız bir şekilde yaymayla olur. Bunun olması için PDK’nin bir an önce Türk devleti ile karanlık ilişkilerine son vermesi. Özgürlük hareketi’nin, ABD-AB ve Rusya’ya Duran Kalkan’ın ağzından Türkiyeye karşı netleş diye çağrı yapması yerine. Dönüp önce kendi gerçeğini doğru temelde görüp netleşmesi gerekir. Nedir bu netleşme, öncelikler meselesidir. Yani önce Türklerlemi demokratik ulus, ortak vatan. Yoksa tüm parçalardaki Kürdistanlılar ve Kürtlerle demokratik ulus ortak vatan noktasında birleşmek, aynılaşmak ve tekleşmek. Bu önceliği tamamladıktan sonra. Parçalar özgül durumuna göre nihayi amaca ulaşıncaya kadar birlikte yaşadıkları halklarla çok çeşitli birlik formları kurabilirler. İşte bunu yapınca özgürlük hareketi tüm dünyayı arkasına alacak. ABD-AB-Rusya net ve kararlı bir biçimde özgürlük hareketinin yanında, arkasında duracak. O zaman Türkiye’nin değil tüm siyasi partileri, tüm Türki Cumhuriyetler birleşse yine nafile. Artık Kürtler ve Kürdistan’ın bağımsız ve özgürlüğü önünde hiç bir güç engel olamayacaktır.

Sen değişirsen dünya değişir. Senin bakış açın değişirse her şey değişir. Sen tüm değişimler karşısında taş kesilip. Dünyanın değişmesini beklersen bu olmaz. Dünya 15 Şubat 1999’daki uluslararası komployu gerçekleştiren dünya değil. Eski dünya değişti, dönüştü. Eski dostlar düşman. Eski düşmanlar dost oldu. ”Bir nehirde iki defa yıkanmaz.” Çünkü o su akıp gitmiş. Yani değişmiştir. Demokratik ulus, demokratik birlik stratejisi bu halk ve hareket tarafından denendi olmadı. Orda çakılıp kalma yenilikçi yaratıcı ol. Kuramlar yaşayan, hareketli ve canlı organizmalar olan toplumlar ve insanlar içindir. Dolayısıyla canlı, akıcı ve değişkendirler. Doğmalar ve ayetler değildirler. ”Ortak vatan demokratik tek ulus, öz yönetim” kuramı bizzat Türk devleti tarafından akamete uğratıldı. O zaman bu gün uygun konjoktür ve objektif koşullar gereği iki ayrı ulus ve federasyon temelli gönüllü birliği. Oda kabul edilmezse ayrılık stratejisini geliştir, hedefini netleştir.

Ne seninim ne kara toprağın. Ne ölürüm ne öldürürüm. Ne öldürülmeyi ne öldürmek zorunda kalmayı kabul ederim diye siyasi strateji ve yeni yaratıcı söylemler geliştir. Savaşı değil barışı istiyoruz. Ölümü değil yaşamı kutsuyoruz. Bu stratejiyi uygula. Bak bakalım o zaman her şey nasılda değişiyor. Senin düşüncen değişsin tüm dünya değişir. Her şey sensin ve her şey sendedir. Özde, cevherde ve çözümde sende gizli. Kendini bu kadar karşıtlarına endeksleme. Hele bir dön bak onlara ve onlardan öğren. Onlar haksız, hukuksuz ve adaletsiz bir temelde de olsa. Senin halkının ve topraklarının üzerinde ölümüne sahiplik idda ediyor. Plan üstüne plan geliştiriyor. Strateji, proje, hile, desise ve entrika ile ölürüm ama vermem diyor. Bu uğurda tüm dünyayı tek başına karşısına alıyor. Herkese bu konuda posta koyuyor. Sen kendin hak, hukuk ve adaletin sahibi olarak. Kendi mazlum halkın ve yalınayaklı ülken için onlar kadar net, gözü kara ve talepkar olamazsan nasıl ülkeni ve halkını özgürleştireceksin. Dün dünya sana karşı onların yanında birleşmiş saldırıyordu. Önderliğini yakalayıp onlara teslim ediyordu. Bu gün o eski dünya tam tersine döndü. Şimdi tüm dünya senin yanında ve onlara karşı saldırıdalar. Yarın belki onların göğe çıkardıkları liderlerini yakalayacaklar. Rıza Zarrap yargılaması, AB üyeliğiklerinin imkansızlaştığını açıklamaları, BM’nin Sur, Cizre raporları vb.tüm bunlar çemberi onlara daralttıkça daralttıklarını göstermiyor mu.

Sıkışan bir canlı ilk tepki olarak saldırır. Bu saldırı onun bitişini hızlandırır. Tabi biz akıllı ve birlik olursak. Güney yönetimi bunlardan kesinlikle uzaklaşmalı. Aksi halde güney yönetimi yani PDK bunlarla birlikte biter. Burda ancak bir kişinin geçebileceği dar sokakta zengin bir züppeyle karşılaşan Sokrates vari tavır sergilemek gerek. Zengin züpenin Sokratese ben bir serserinin önünden çekilmem demesi üzerine. Sokrates kendini usulca toplayarak ben çekilirim diyerek kenara çekilmiş. İşte bize bu tavır lazım. Adam bitmiş üzerimize oynuyor. Neden onun kışkırtma restini görelim ki. Bırakalım gidip ABD’nin duvarına çarpsın. Biz stratejik düşünelim sırada o var. Onu şantajla teslim mi alır her istediklerini yaptırırlar mı. Yoksa deliğemi süpürürler. Kendi neşeleri bilir. Ama giderayak bizide yanında götürmesine izin vermeye hiç kimsenin hakkı yok.

Böylesi fırsatlar yüz yılda değil, bin yılda bir ancak gelir. Bu fırsatları değerlendirmek tarihe altın harflerle yazılmak demektir. Kaçırmak ise, vebali çok ağır olan bir suçtur. O suç dönemin tüm güç-erk sahiplerinin boynuna bir yafta gibi asılır. Onların kötü anılmasına yol açar. Bu durumda sorumluluk makam ve mevkisinde olanlar doğru temelde politika yürütmek ve kararlar almakla mükellefler. İnanıyorve diliyorum ki, özgürlük hareketi alternatifsiz değil ve anlamsız tek yanlı bir birlik ve kardeşlik stratejisine mahkum edilmeyecektir. Kuantum kuramı bize evrende sonsuz seçenekler bulunduğunu ve aynı anda iki yerde birden olmanın mümkün olduğunu göstermiştir. Atomaltı parçacıklar (elektron, proton, nötron, kuark ve penta kuark’lar)’ın dahi birlik formu oluştururken seçme özgürlükleri var. Ama biz Kürtlerin böyle bir seçme özgürlüğümüz hiç yok. Bu maddenin en küçük parçacığından tutalım. Evrendeki en büyük madde olan süpernovalar (büyük yıldızlar)’ın yani varlığın kanununa aykırıdır. Dolayısıyla yaratılışa ve yaratıcıya aykırı bu çarpık durum kesinlikle değişmelidir. İlahi evrensel adalet mutlaka ama mutlaka bu konjonktürde ve yakın bir gelecekte gerçekleşecektir. Değerli Kadir Amaç, hocanın çok sevdiğim bir lafıyla bitirirsek ”Kürdistan ayeti hakikattir ve nurunu mutlaka ama mutlaka tamamlayacaktır.”

Ali Candan

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu