M.Husedin

Doğu Akdeniz çöplüğünde Fransız horozu

Macron Lübnan'da yerel bir lider gibi davrandı

Gidip gördüğümde kadınlarının güzelliğine, yemeklerinin lezzetine, insanlarının neşesine hayran kaldığım ama hepsi Arapça bilen insanların aralarında Fransızca konuşmalarına da anlam veremediğim Beyrut’taki patlayamayi duymayanınız kalmamıştır. Biz Kızıl Haç uzmanına göre patlamanin gücü 1135 ton dinamite eşdeğermiş. Bir ölçek vermek için Amerika’nın nükleer olmayan en büyük bombası olan GBU-43’ün gücünün 9.35 ton gücünde olduğunu yazayım. Bir nükleer patlama kadar güçlü olmasa da, çok ama çok güçlü bir patlamaydı Beyrut’taki.

Lübnan’a daha önce bir iki defa değinme imkanım olmuştu. Başkent Beyrut doğru dürüst bir yol olsa doğup büyüdüğüm İskenderun’a dört beş saat mesafede bir şehir. İnsanları da, yemekleri de İskenderun’dakilerle hemen hemen aynı. Daha biraz sofistike belki, onu söylemek gerekir. Çok daha zengin Beyrut ve uluslararası bir şehir. Ziyaretimde şehrin İskenderun’la farkını nüfusunun fazlalığına ek kıyaslanamayacak derecedeki maddi zenginliğiyle açıklamıştım.

Neden peki bir zamanlar kendi ismiyle devlet olması tasarlanmış binlerce yıllık liman şehri İskenderun değil de Beyrut zengindir?

1975’te başlayıp Hristiyan, Dürzü, Nusayri/Haydari, Sünni, Şii ve Filistinlilerin birbirlerini öldürerek 1990’a kadar sürdürdükleri İç Savaş öncesi dünyada kişi başına en çok Mercedes araba düşecek kadar zengin olan, başkent Beyrut’un “İkinci Paris” veya “Doğu’nun Paris’i” olarak anılmasının sebebi olan ünlü markaların butikleriyle süslü Hamra Caddesi’nde milyonlarca doların günlük el değiştirdiği Beyrut’un 70’lerdeki zenginliği neredendi?

Kısa cevap bankerlerdir.

Bağımsızlıkları sonrası Arap Şeyhleri çölün ortasında kuyu kazıp çıkan petrolü satıyor ve sonra aynı çöl güvenilmez olduğundan paralarını Londra’ya taşıyorlardı. Sonra sonra parayı daha rahat kullanabilecekleri Beyrut’a taşımaya başladılar. Beyrut’a özgünlüğünü değil ama zenginliğini veren petro-dolarlardı. İç Savaş’ın neden çıktığına dair birkaç Lübnanlıdan dinlediğim komplo teorisi İngilizlerin o parayı Beyrut’tan kaçırtıp tekrar Londra’ya yönlendirmek maksatlı olduğuydu. Petro-dolarların tekrar Londra’ya yönelmesi belki sonuç olarak doğruydu, bilemiyorum, ama sebebin bu olduğunu düşünmüyorum. Ne İç Savaş öncesinde ne de süresince İngilizlerin Beyrut’ta o kadar etkili olabilmelerine imkan verecek varlık veya etkileri yoktu. İngilizlerin Beyrut’ta bir tarihi de yoktur.

İç Savaş’ı geçip bugüne gelelim. Lübnan bankerleri 2000’lerde yeniden zenginleştiler. Bu zenginliğin sebeplerinden biri Lübnan’daki askeri varlığı ve fiili yönetimi Lübnan başbakanı Rafik Harriri’nin öldürülmesi sonrası son bulan Suriye’nin 2011 Suriye İç Savaşı sonrası Birleşmiş Milletler’den akan önemli miktarda parayı sadece Lübnan bankerleri aracılığıyla Şam’a aktarabilmesiydi. Aynı Lübnan bankerlerinin bizim Güney Kürdistan halkının olması gereken petro-dolarları devletin değil de Barzani ve Talabani ailelerinin özel hesaplarında tuttuğunu da kısa bir not olarak düşüp geçelim. Bizimkiler de başka türlü bir ambargoyu Lübnan bankerleri aracılığıyla deliyorlardı ve Amerika “Yapmayın” demesine rağmen bu bankerler aracılığıyla Ruslarla iş tutuyorlardı. Belki Kerkük’ün Şii milislerin kontrolüne geçirilmesine anlam veremeyen aklımıza bir ışık tutar diye not edeyim.

Amerika’nın on – onbeş kişiyi hedeflemekle tüm Suriye Baas rejimini ekonomik olarak çökerteceği varsayılan Sezar Yasaları’na dönelim. Baas Rejimi’nin tüm ekonomisi demek ki yarısı aynı ailenin bireyleri olan altı üstü on – onbeş kişiymiş. Baas bu. Suriye’de rejim dediğimiz bu. (Güney Kürdistan’daki Hewler ve Süleymaniye rejimleri de benzer şekilde ama daha az sayıda aile bireyleriyle sınırlı)

Suriye’deki rejim parasını Lübnan bankerleri aracılığıyla likit (akışkan) tutuyor. Yurtdışından para ister istemez dolar olarak geleceğinden bankerler devreye girmek zorunda. Dolar ticareti Amerika’nın kontrolünü elinde tuttuğu SWIFT sistemiyle işlenmek zorundadır. Komplo teorilerine de inanmayın, SWIFT’in alternatifi yoktur. Amerika dolar ambargosu koyunca o kişi, şirket veya devletin uluslararası ticareti durur. Sazar Yasası’yla Amerika Esad’ın uluslararası her ticaretini kesti diyelim. Bizimkileri de aba altından sopayla tehdit ettiklerini petro-dolarların nasıl gezdirildiğiyle ilgili detaylı haberleri okurken anlıyoruz. Lübnan Suriye parası kesilince, üstüne Güney Kürdistan parasının da kesileceği sinyalleri verilince zenginliğini üreten iki önemli kaynaktan mahrum olur ama mesele bu kadarla sınırlı değil.

Lübnan, halkının devletinden ümidini kestiği bir ülke aynı zamanda. İran destekli değil, neredeyse artık İran demek olan Hizbullah’ın hemen tüm yönetimini kontrol ettiği Lübnan devleti epey süredir en temel belediye hizmetlerini dahi üretemez durumda. Ehil insanlar yerine kendi insanlarını atayan her devletin sonu ister istemez böyle oluyor zaten. Bizim Güney’de de durum bu. Qamişlo’nun dikkatli olması gereken tehdit de bu.

Lübnan’da liman berbat oldu. Ülkeyi besleyen buğday siloları harap oldu. Aç kalmazlar Lübnanlılar ama hem o petro-dolarların çekilmesi hem de ihracatın durması ile çok büyük zorluklara girerler. Zor dönemlerde grup ayrılıkları daha belirleyici olur. İnsanlar güvene ihtiyaç duyarlar ve zor dönemler grupları daha bir sıkılaştırır. Lübnan’da şartlar ağırlaştıkça bunun olması doğal (yani sosyolojik) olarak beklenir. Lübnanlılar da bu gerçeği herkesten iyi bilirler. Dünyanın en güzel ülkelerinden birini onbeş yıl harap eden iç savaşın hem aktörü hem izleyicisiydiler.

Tam böyle bir kritik günde Fransa devlet başkanı François Macron’u Beyrut sokaklarında izledik. Aranızda Fransızca bilenlerin Macron’un o sokak konuşmalarını dinlemesini isterim. Macron orada ziyaret eden bir yabancı bir ülke devlet başkanı değil hitap ettiği insanların politik lideri gibi hitap etti, konustu. Daha sonra Fransa’da devam eden açıklamalarında Lübnanlı politikacıları anarken kullandığı ton hiç öyle bir yabancı bir devlet başkanının tonu değildi. Fransa Macron’un Beyrut ziyaretiyle Lübnan’a bayrak dikti diyebiliriz.

Arkasında ne hayır var göreceğiz ama Doğu Akdeniz’de Fransız varlığı Türkler için hiç iyi bir haber olmaz.

Daha Fazla Göster

3 yorum

  1. Berbat bir onay ve oneri Azeri.
    Fransadan o silahi alip gonder bende parasini vereyim.
    Olmayacak askeri alim ve satim ilà biz Kùrdler arasinda fitne fesad ilà brez Barzaniler ùzerinden Kùrd dù§manligi.
    Yaxci Azeri sen once sam fùzesi alip Azerbaycana git ve Aliyev Alivi diktatorùnù devir.
    Kurtulu§ formùlù ve silahi bildigine gore alip gel.
    Haydi ce§mi intizar ilà sizi payende u amadeyiz.
    Sam fùzesi Fransa ùretmiyor Azeri.
    Kùrd dù§mani yolda§lariniz ùretiyor.

  2. yaxsi analiz, evvela bravo.

    fransadan karadan havaya SAM füze alinsa yeter de artar.
    sonrasi basur kurdistan – akdeniz hatti stratejik
    esed klani ile anlasip fransa gozetiminde dunyaya acilan enerji hatti hedef olmali.

    bunu asiretten öte dusunemeyen, barzani ile yapmak deveye hendek atlatmak olur
    Rojava amerika ve bati ile ortak calismayi ogrendi ogreniyo
    lisan kültür zihniyete de yansimalari olacak bunun.

    silah kullanimi
    taktik
    stratejik tahayyül
    velhasil zihniyet ‘de sicrama

  3. Cok güzel bir yazi,zevkle okudum.
    Biz kürtlerin isi cok zor.Önce bizi iskal eden devletlerden özgürlügümüzü alacagiz. Sonra icimizdeki diktatürlerle mücadele edeceyiz.Bunlar kandildeki Alevi kömünistler,ve güneydeki lüks döskünü Asiretler.Asiri dinci,asiri lüks döskünü ve asiri komünistleri degistirmek imkansizdir.Bunlari ABD cok iyi görüyor.Benim tek umudum Rojavadir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı