MEDYADAN

Devlet mafyasına mı yoksa mafya devletine mi esir düşeceğiz?

Türkiye’de devletin mafyayı kullandığı bilinir. Özellikle 1980 darbesiyle, devlet mafyayı  hem yurt içinde, hem de yurt dışı katliam ve suikastlarda kullandı. Haluk Kırcı, Sedat Peker, Mehmet Özya, Abdullah Çatlı v.b. bunlardan bir kaçı. Fakat son beş yıldan beri yeni bir dönem, mafyanın devleti elle geçirdiği ve kullandığı bir dönem yaşanıyor. Artık devlet mafyayı kullanmıyor, mafya devleti kullanıyor ve yönlendiriyor.

Türk devleti her ne kadar teklik ve inkar üzerinden kurulduysa da, form olarak geleneksel devlet kriterlerine bağlı kaldı ve uygulamalarını da bu  politikaya göre biçimlendirmeye çalıştı.

Gladyo, Kontra-Gerilla, JİTEM, Özel Tim v.b. hepsi  devletin askeri örgütlenmeleridir. Devlet, bu gizli yapıları, açıktan üstlenmediği katliam, cinayet, suikast ve sabotaj gibi eylemlerde kullandı, kullanıyor.

AKP-MHP ortaklığıyla devletin yukardaki şematik şekli bozuldu. Mafya, devleti adım adım ele geçirdi. Devlet bugün  yasama, yürütme, yargı ve diğer kurumlarıyla mafyanın denetimine girmiştir.

Devlet kurumlarının tamamen mafyanın kontrolüne geçtiği, siyasileri ve toplumu ölümle tehdit eden mafya babalarına karşı adalet ve hukuk mekanizmalarının sessizliğinde ve  devletin güvenlik güçlerinin toleranslı davranışında görüyoruz. Erdoğan’ı eleştirenlerin derhal tutuklandığı, ana muhalefet partisi liderini ölümle tehdit eden mafya babasının serbest dolaşması başka nasıl açıklanabilir.

Selahattin Demirtaş, Osman Kavala, Ahmet Altan, Nazlı Ilıcak ve diğer siyasetçi ve gazeteciler uyduruk iddianamelerle içerde esir tutulurken, HDP camiasını, “Kanlarında banyo yaparız’’ diye tehdit eden Sedat Peker, Kemal Kılıçdaroğlun’u hakaretle tehdit eden Alaattin Çakıcı gibi mafya babaları hakkında bir soruşturmanın dahi açılmaması, Cumhuriyet savcıları, Ceza hakimlerinin sessizliği ne ile açıklanabilir?

Devlet Bahçeli’nin Erdoğan’a dayattığı iktidar ortaklığının ilk şartı, Türkiye ve Kürdistan’da uyuşturucu, cinayet, tecavüz, hırsızlık, soygun ve haraç mafya örgütlenmesini devlette söz sahibi yapmak oldu; görünen o ki başardı.

Sedat Peker, Veli Küçük, Alaattin Çakıcı gibi mafya babalarının serbest bırakılması ve devlet adına konuşma serbestliğinin tanınması, Bahçeli’nin Erdoğan’a karşı başarısı mı, yoksa Erdoğan’ı esir alması mıdır bilmem, fakat bilinen gerçek şudur ki; Erdoğan ve Bahçeli başta hem siyasi alanda, hem de mafya ilişkileri alanında amansız rakiplerdi. Yani Erdoğan’ın siyasi vizyonu, kurduğu mafya-çete ilişkileri, Bahçeli’nin siyasi vizyonu ve sahip olduğu ülkücü mafya ilişkilerinden çok farklı idi.

Bu durum Gülen-Erdoğan ilişkileriyle kıyaslanabilir. Fakat aradaki da farkı gözardı etmeden. Aradaki fark, Gülen-Erdoğan çekişmesinde Erdoğan kazandı. Erdoğan-Bahçeli çekişmesinde Erdoğan kaybedecek.

Gülen 1972’lerde başlattığı iktidarı ele geçirme projesini, 1990’lı yıllarda, Erdoğan’la fiili ortaklığa dönüştürdü. Gülen için İslam dünyasını kapsayan projenin ilk eylem alanının Türkiye olması her durumda avantajlı idi. Bu avantajlı durum ele geçirilen iktidarı bölüşme noktasına kadar uyumlu geçti. İktidarı bölüşme safhası, Gülen-Erdoğan çatışmasının fitilini ateşledi. Gerisi biliniyor. İktidarı ele geçirdikten sonra, Gülen ile Erdoğan’ın iktidarı bölüşme kavgasını Erdoğan kazandı. Gülen ve kadroları ağır bir bedel ödedi.

“Tarihin tekerrürü’’ diye bir deyim var. Sanki bu oyunun ikinci perdesini seyrediyoruz. Bu sefer ortaklardan Erdoğan-Bahçeli arasında bir iktidar savaşı sürüyor.

Bütün sicilli mafya babalarının icraatları, devlet adına verdikleri demeçler, bütün tehdit ve hakaretlerine rağmen dokunulmamaları gösteriyor ki, bu sefer Erdoğan-Bahçeli çekişmesinde kaybeden Erdoğan, kazanan Bahçeli.
Fehmi Koru, dün ki yazısına başlık seçtiği fotoğraflar (Alattin Çakıcı, Mehmet Ağar ve diğerleri), bugün ki devletin gerçek sahipleri.

Koru’nun yazıya başlık olarak seçtiği cümle de oldukça anlam yüklü. Koru’nun yazı başlığı şöyle: “Siyaset kazanı kaynamaya başladı, ortam sürprizlere gebe.. Sizleri sürprizlere hazırlıyorum…’’

Gülen-Erdoğan çekişmesinde, Gülen’den doğan boşluğu Bahçeli’nin başında olduğu MHP (MHP, Türkeş dönemindeki MHP olmaktan çoktan çıkmış, MHP’de milliyetçilik ve mafya ilişkileri güçlü bir ortaklığa dönüşmüş) doldurmak için harekete geçti ve bu ortaklığı gerçekleştirdi. Cumhur ittifakının küçük ortağı devletin sahibi, artık büyük abiyi yönlendirecek durumda.

1990’dan 2002 yılına kadar süren toplu katliam, cinayet, köy yakmalar, kaybedilmeler, faili meçhul cinayetlerin sorumluları olan Devlet-Mafya ortaklığı devleti tekrar ele geçirmiş durumda.

2001 yılıyla başlayan Ergenekon (Mafya-Devlet ilişkileri) operasyonları, Devlet içindeki terörist örgütlenmelere karşı bir operasyon olarak topluma sunulmuştu.

Bu operasyonla faili meçhul cinayetler, köy yakmalar, kayıplar ve Kürdistan’da gerçekleştirilen savaş dışı bütün suçların sorumluları olarak bazı askeri (JİTEM, ÖHB, PÖH gibi) birlik komutanları ve emir subayları tutuklanmış, “kozmik’’ oda baskınlarıyla, hükümeti devirmek için askeri darbe hazırlığı yaptıkları gerekçesiyle, Genelkurmay Başkanına kadar uzanan bir dizi general tutuklanmıştı.

15 Temmuz çakma darbe girişimi, Erdoğan-Gülen hesaplaşmasının finali, mafyanın da devlet içine geri dönüşünün başlangıcı oldu.

Dağıtılan barış masası, toplumun kanaat önderlerini, akademisyenleri, entelektüelleri, asker ve güvenlik güçleri içinde taraf olmayanları hedef alan tutuklama furyası, Erdoğan’ı Ergenekon suç grubuyla tekrar bir araya getirdi. Erdoğan, ortadan kaldırdığı ortağından oluşan boşluğu, daha önce operasyonla cezaevlerine doldurduğu mafya-devlet güçleriyle ortaklık geliştirerek doldurmaya başladı. İşte tam bu noktada Bahçeli öncülüğündeki MHP ortaklık için sahnedeki yerini aldı. MHP’yi bu senaryonun as aktörü olarak da görebiliriz.

Buraya kadar olup bitenler, inkar ve teklik üzerine kurulan devletin genlerine yabancı değil, dolayısıyla devlet damarlı hiçbir partinin tepkisini de çekmemiştir. Kimsenin, (Millet  muhalefeti partilerinin) tepkisini çekmeyen bu durum şimdi herkes için tehdit unsuru olmaya başladı.

Kürtlerin siyasi ve fiziki kırımına sessiz kalan ‘Millet muhalefeti,’ kendisine yönelen mafyalaşan devlet gidişatına cılız sesleri ve tepkilerini nasıl anlamak lazım?

Halk arasında aynı suçu işleyen, ya da aynı yanlışı yapanlar için kullanılan bir deyim var. “Annem senin anneni bilmem nerede görmüş’’ ithamına maruz kalanın cevabı, “senin ananın orada ne işi vardı?’’ olur. Muhalefetin suskunluğunun sebebi biraz da ortak suç duygusundan mı kaynaklı?
Demokrasi kültürüne sahip ülkelerde böyle durumlar, muhalefetin kesintisiz karşı çıkışları ile bombardımana tutulur. Şayet etkili olmazsa toplumsal ayaklanmaya kadar gider.

Türkiye’nin suçlu Millet muhalefetine, onların peşinde olan topluma yeni devletleri hayırlı olsun (!) Bu da belki dünyanın bir ilki olacak: Mafya devleti!

Ali Çatakçın – Ahval

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu