Gündem

Demirtaş: Eğer Türkiye Kürtlerin de devleti ise o zaman Kürtçenin önündeki engelleri kaldırmalı

Edirne F Tipi Cezaevi'nde tutuklu bulunan HDP eski Eş Genel Başkanı Demirtaş, 45 kişiden giden soruları cevapladı

HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, tutukluluğunun dördüncü yılını geride bırakırken, 45 isimden giden 45 farklı soruya yanıt verdi.

Demirtaş, olası seçim ittifakının kapsamı konusunda “Biz bütün siyasi mücadeleleri sona erdirecek bir işbirliğinden söz etmiyoruz. Siyasi mücadeleyi anlamlı ve değerli hale getirebilecek yeni bir atmosferin ve sistemin birlikte var edilmesinden söz ediyoruz. Birikmiş bunca sorun, tek bir seçim vesilesiyle bir anda çözülemez. Adım adım ilerlemek daha doğru olur sanırım. En kapsamlı çözüm ise yeni bir anayasayla sağlanacaktır. Ama önce bunun için gerekli ortamı yaratmaya yoğunlaşmakta fayda var.” dedi.

1+1 Forum, aralarında gazeteci, yazar, sanatçı, ekonomist ve sendikacıların da bulunduğu tanınmış 45 kişiden Demirtaş’a yönelik soruları ve aldıkları cevapları yayımladı.

Selahattin Demirtaş’a sorulan bazı soru ve cevaplar şöyle:

Yıldırım Türker  (yazar)
Böyle bir Meclis aritmetiğinde, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini de göz önünde bulundurduğunuzda, bugün ana muhalefet lideri olarak Kılıçdaroğlu’nun yerinde olsaydınız ilk olarak ne yapardınız?

Kendimi herhangi birinin yerine koyarak soruyu cevaplamam doğru olmaz. Ama ben muhalefet liderlerinin demokrasi, insan hakları gibi temel konularda birlikte hareket edebileceklerini düşünüyorum. Mesela kadın cinayetine dair bir duruşmayı, Çorlu tren faciası duruşmasını, siyasetçilerin ve gazetecilerin duruşmalarını genel başkanlar birlikte izleyemez mi? Katledilen bir kadının tabutunu bütün genel başkanlar birlikte taşıyarak en yüksek düzeyde hassasiyet yaratamazlar mı? Haksız yere işten çıkarılan emekçileri, Sakarya’da saldırıya uğrayan, Van’da helikopterden atılan Kürt ailelerini birlikte ziyaret edemezler mi? Daha birçok şey yapılabilir. Bu hem baskıyı frenler ve cinayetlerin önüne geçilmesine yardımcı olur hem de toplumda geleceğe dair demokrasi adına umutları çoğaltır. Sözlerden çok, bu tür adımlar anlamlı ve etkili olur gibime geliyor. Bir de maddeler halinde hükümete öneriler sunmak pek anlamlı gelmiyor bana. Sanki sunulan önerileri hükümet tamamıyla yerine getirse her şey düzelecekmiş gibi bir algı oluşmasına yol açabilir. Bence muhalefet liderleri her konuşmalarında erken seçimde ısrar etmeli. Çünkü bu iktidarın yarattığı rejim değişmeden hiçbir şey değişmez.

Nilgün Toker (felsefeci)
Kırk yıl önce, 12 Eylül zulmüne yakından tanık olan bir çocuktunuz. Öfkeyle büyüyen çocuklardansınız. Öfke bizi ayakta tutan şey, iki tarafı keskin bir bıçak gibidir; intikam arzusuna da yol açabilir, bir daha asla olmaması için direnmek ve dönüştürücü bir müdahalede bulunma iradesine de. Bir daha asla olmaması için irade göstermeyi seçtiğinizi, gerçek bir yüzleşmenin ancak dönüştürmekle mümkün olacağını düşündüğünüzü biliyoruz. Mağduriyete kapanmayı engelleyen ve bu topraklarda “başka bir dünya mümkündür”ün hayranlık uyandırıcı en güçlü seslerinden biri olmanızı sağlayan, bir özne olma kararını verme sürecinizi nasıl anlatırsınız?

Öyle bir ses olabilmişsem bundan ancak mutluluk duyarım. Evet, ben çok fazla acı çekmiş bir halkın, Kürt halkının bir evladıyım. Ama aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Dolayısıyla her vatandaşın payına düşen gayri safi milli acıdan da payımızı ayrıca alıyoruz. Ancak ben artık kimse acı çekmesin istiyorum. Herkes hakkına, hukukuna saygı duyulan eşit ve özgür yurttaşlar olsun diye çabalıyorum. Ben de öfkeyle hareket edersem, HDP yönetimi öfkeyle hareket ederse sonuçta sadece acıların çoğalmasına yol açma hatasına düşeriz. İntikam duygusu bizim gibiler için çok tehlikeli sonuçlar doğurur ve bedelini geniş halk kitleleri öder. Bizim sabırla, akılla hareket etmek dışında seçeneğimiz yok. Bu, ahlâki bir sorumluluktur. Ve emin olun ki bunca saldırı, hakaret ve eleştiri altında bu duruşu koruyabilmek, hele hapiste, hiç de kolay değil. Ama yapmak zorundayız. Sorunlara çözüm bulabilmek için hepimiz gücümüz oranında katkı sunmakla yükümlüyüz. Bunu yaparken genelde övgü almazsınız. Çünkü öfkeli mağdurlar, haklı olarak ilk etapta sizden farklı tepkiler bekleyebilirler, ama siz risk alıp süreci çözüme evriltmekle mükellefsiniz ve çoğu zaman da eleştirilirsiniz. Fakat nihayetinde halkın yararına olduğuna inancınız tamsa yapmak zorundasınızdır. Gerisini fazlaca düşünmezsiniz. Mağduriyetten doğan haklı öfkeyi intikama değil, yüzleşmeye ve adil çözümlere vesile yapmak en ahlâki seçenektir diye düşünüyorum.

Mesut Yeğen (sosyolog)

Yapılan açıklamalar CHP, HDP, DEVA, Gelecek ve İyi Parti’nin cumhurbaşkanlığı sisteminden güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş fikri etrafında ortaklaşabileceklerini ve bu ortaklaşma üzerinden bir cumhurbaşkanı adayında uzlaşabileceklerini gösteriyor. Buna ilişkin olarak ilk ikisi birbirine zıt üç soru sormak istiyorum: 1. Kürt sorununun çözümüne ilişkin bir öneri üzerinde uzlaşmadan bu türden bir demokrasi ittifakı kurulabilir mi? 2. Bu türden bir ittifakta bir araya gelmesi beklenen beş ya da altı partinin Kürt sorununun çözümüne ilişkin olarak uzlaşması mümkün müdür? 3. Kürt sorununun çözümüne ilişkin olarak ne türden bir siyaset önerisi HDP’yi ve İyi Parti’yi aynı mevzide tutabilir?

Belki Kürt sorununun nihai çözümünde kesin bir uzlaşı sağlanamayabilir. Ancak siyaset kanallarının açılmasında ve sorunun demokratik siyasi zemine kanalize edilebilmesinde uzlaşma aranmalıdır. Esas olan, demokratik mücadele imkânlarının herkes için adil ve eşit olmasıdır. Tabii ki temel hak ve özgürlükler noktasında azami uzlaşı her siyasi yapı için bağlayıcı olmalıdır. İfade ve basın özgürlüğü, gösteri ve örgütlenme hakkı, serbest ve adil seçim hakkı, adil yargılanma hakkı ve benzeri haklar tartışma konusu bile yapılamaz. Özellikle yeni anayasayı yapabilmek için özgürlük ortamının oluşturulmasına kim katkı sunacaksa onunla diyalog ve işbirliği içinde olmak demokrasinin de gereğidir. Biz bütün siyasi mücadeleleri sona erdirecek bir işbirliğinden söz etmiyoruz. Siyasi mücadeleyi anlamlı ve değerli hale getirebilecek yeni bir atmosferin ve sistemin birlikte var edilmesinden söz ediyoruz. Birikmiş bunca sorun, tek bir seçim vesilesiyle bir anda çözülemez. Adım adım ilerlemek daha doğru olur sanırım. En kapsamlı çözüm ise yeni bir anayasayla sağlanacaktır. Ama önce bunun için gerekli ortamı yaratmaya yoğunlaşmakta fayda var.

 Erdal Er (gazeteci)
“Seni başkan yaptırmayacağız” çıkışınızdan sonra Erdoğan’ın yakın çevresine “bana ihanet ettiler” dediği, bu nedenle size kişisel husumet beslediği, bunun sonucu olarak hapiste olduğunuz söyleniyor. Bu iddiaya yorumunuz nedir? Sizin Erdoğan’la kişisel bir sorununuz var mı? Türkiye’de ekonomik, siyasi krizin aşılması, barış ve demokrasinin sağlanması için Erdoğan nasıl bir rol oynayabilir? Çözüm için siyasi rakibiniz Erdoğan’la el sıkışır mısınız? AKP ile HDP yan yana gelebilir mi?

Kişisel husumetin kısmen payı olsa bile asıl neden HDP’nin politik çizgisidir. İçeride olmamızın nedeni de partimizin her konudaki duruşunu savunmamızdır. Erdoğan ile nasıl bir kişisel sorunum olabilir ki? Ben bir siyasi rehine olarak hapisteyim. Kurumsal ve radikal demokratik adımlar cesaretle atılırsa kaos durumundan çıkış mümkün olabilir. Benim ve arkadaşlarımın şahsi özgürlüğünden çok, toplumun özgürlüğünün ve Türkiye’nin demokrasisinin gelişmesi önemlidir. Samimi ve somut demokratik adımları, HDP dahil tüm partilerin destekleyebileceğini düşünüyorum. Elbette demokratikleşmeye en fazla katkı sunması beklenenler, muhalif demokrasi güçleridir. Ancak toplum bu kadar acı çekerken, açlık ve işsizlikle kıvranırken iktidar samimi adımlar atarsa burada aslolan toplumun kazanımını gözetmek olacağından, elbette aklı başında hiç kimse reforma karşı çıkmaz. Reform ve demokrasi adımlarını isimler üzerinden değil, genel ilkeler ve toplumun yararı üzerinden tartışmak yararlı olur. Oyalama ve aldatmaya dönük sözde reform girişimleri ise mevcut krizi derinleştirmekten başka işe yaramaz. Şu andaki sorunları ve krizi yaratan biz değiliz, ama çözüm konusunda kendimizi sorumlu hissederiz. Yeter ki ciddiyeti ve samimiyeti görelim. Bu düşüncelerim, iktidarından muhalefetine tüm partilere yöneliktir. Ve elbette demokratik reformların siyasi muhatabı kurumsal olarak partimiz HDP’dir. Konuşulması gereken, görüşü alınması gereken HDP’dir. HDP’yi dışlayan ve yok sayan hiçbir demokrasi hamlesinin ve demokrasi bloğunun başarı şansı olmaz, samimiyeti de sorgulanır. Ben de buradan tüm gelişmeleri büyük bir dikkatle ve sabırla izlemeye devam edeceğim.

Barış Terkoğlu (gazeteci)
PKK ile ilişkili olmakla suçlanarak yargılanıyorsunuz. Öte yandan azımsanmayacak sayıdaki kimi destekçilerinize göre siz PKK’ya ya da Kandil’e karşı tavrınızın kurbanı oldunuz. Bunlardan hangisi doğru? Demirtaş PKK’nın ya da Kandil’in vitrini mi, yoksa panzehiri mi?

Ben PKK üyesi veya yöneticisi olsaydım bunu en azından mahkemede asla gizlemezdim. Neysem oyum. Saklayacak, gizleyecek hiçbir şeyim yok. Yasadışı bir faaliyetim yok. Zaten hakkımda öyle bir iddia da yok. Twitter hesabımda açıkladığım ve mahkemede hepsi de çürütülen birkaç somut iddia dışında, iddianamelerin tamamı kamuoyunun duyduğu, bildiği konuşmalarımla doludur. Savcılar bu konuşmalarımdan yola çıkarak PKK kurucusu ve yöneticisi olduğumu iddia edip dava açtılar. Bu da beni PKK yöneticisi yapmaz. Ben siyasetçiyim ve HDP dışındaki hiçbir örgütsel yapıya bağlı ya da tabi değilim. Silah ve şiddet yöntemini de benimsemediğim, doğru bulmadığım için demokratik siyaset yolunu tercih etmiş bir siyasetçiyim. Demokratik siyaset, şiddetin alternatifi ve panzehiridir. Tüm sorunların barışçıl siyasi yollarla çözülmesi gerektiğine inandığım için de HDP’de siyaset yapıyorum.

Pelin Esmer (yönetmen)
Sevgili Selahattin Demirtaş, size sormak istediğim soru, sizinle sohbet etmek istediğim konu çok, o da yakında mümkün olacak umarım, ama şimdilik yerimiz dar. Tek bir soru hakkım olunca sizin bakan, gören, işiten, yazan, çizen yanınıza bir soru sormak isterim. En yakın zamanda özgürlüğünüze, ailenize kavuştuğunuzda, bir gün Ken Loach hapishane yıllarınıza dair bir film yapmak istese mutlaka olmalı diyeceğiniz bir sahne var mıdır?

4 Kasım 2016 gecesi kızlarımdan, evden ayrıldığım an olsun isterim. Küçük kızım ağladı. Ona sarılıp döneceğime söz verdim. Sözüme halen bağlıyım.

İsmail Beşikçi (sosyolog)
Anadil – Kürtçe yasakları her dönemde cumhuriyetin temel politikası olmuştur. Bu durumda, HEP, DEP, HADEP, HDP gibi siyasal partilerin yöneticilerinin, milletvekillerinin Kürtçeyi bizzat yaşayarak, ailesiyle, çocuklarıyla, Kürt halkıyla Kürtçe konuşarak Kürtçe yasaklarına karşı bir tutum izlemesi gerekli değil miydi?

Değerli hocam, “Bu konuda haklısınız” demekten başka ne diyebilirim ki? Ama gerçekten de karamsar olmaya gerek yok. Bütün bu sorunları en köklü, en demokratik şekilde çözmek için önümüzde halen ciddi fırsatlar, olanaklar var. Bir dilin varlığını korumak için önce onu kullanmak gerekir elbette. Ama o dilin kullanılmasını kolaylaştıracak bir yönetim anlayışına da ihtiyaç var. Madem Türkiye Cumhuriyeti devleti Kürtlerin de devleti, o halde bunun her alandaki ve anlamdaki uygulamalarla hayata geçmesi gerekir. Bunu da ancak siyasi yönetimin içinde yer alarak çözebiliriz. Şu da yanlış anlaşılmasın, HDP iktidara gelince sorunların tamamı hızla çözülür diye bir şey demiyorum. İktidara, yönetime dahil olmak sorunların çözümünün önünü açar, sorunları çözmeyi kolaylaştırır sadece. Yoksa Kürtçe roman yazacak olan da, okuyacak olan da devlet değildir. Dil meselesinde devlet engel olmak yerine destekleyici olursa ilerleme daha rahat olur demek istiyorum sadece. Peki HDP iktidara gelemese dil ölsün mü? Öyle de değil. Bugünkü imkânlar ölçüsünde anadilini kullanmak ve geliştirmek istisnasız herkesin görev ve sorumluluğu olmalıdır. Benim altını çizdiğim nokta, siyasi vizyona ilişkin boyuttur.

Ali Duran Topuz (gazeteci, Gazeteduvar’ın yayın yönetmeni)
Son yerel seçimde büyükşehirlerde Kürtlerin oyları kilit rol oynadı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi oy desteğine karşılık bir tür cemile olarak Kürtçe kursları açtı. Fakat dünyanın en büyük Kürt nüfusunun yaşadığı İstanbul’u tanıtan 10 dilli, 20 dilli broşürlerde, kitapçıklarda Kürtçe yok, şehirde Kürtçe tabela yok, Kürtçe anons yok. Öte yandan, Kürt meselesi majör kavramlara kilitlenip kalmış görüntüsü vermiyor mu? Yani anayasal eşitlik, anadilde eğitim, siyasal katılım hakları etrafındaki tartışma ve kavgalar sürerken büyükşehirler Kürtçeyi hızla eritiyor. Kürtçenin tartışmalarda daha önde yer alması, Kürtçeye yönelik taleplerin daha da güçlendirilmesi gerekmiyor mu? Bu meseleye ilişkin diğer partilere dair gözlemlerinizi de merak ediyorum.

Kaygılarınıza da, eleştirilerinize de katılıyorum. Ancak Kürtçe dahil olmak üzere bütün dillerin korunabilmesi ve geliştirilebilmesi için bir kamusal destek politikasına ihtiyaç var. Yani anayasal ve yasal bir altyapı sağlanarak, bir devlet ve hükümet politikası olarak Kürtçenin her alanda kullanılması desteklenmediği sürece, baskı altındaki bir dilin korunabilmesi böyle bir çağda neredeyse imkânsızdır. O halde tüm dillere özgürlük sağlayacak bir hükümet programıyla merkezi yönetime, yani hükümete talip olmak en doğru seçenektir. Neden diğer partilerden talep edelim ki? İktidarda yer alıp biz çözelim sorunları. Bir halkın bu en temel hakkına saygı duymayan hiçbir siyasi anlayışın iktidar olma şansı yoktur bence, en azından HDP olmadan şansı yoktur diyelim. Biraz özgüvene ihtiyacımız var sadece. Talep eden değil, icra eden olalım artık. Neden biz de yönetimde olmuyoruz da, gelecek olan yeni yönetimden neyi nasıl talep edeceğimizi düşünüp duruyoruz?

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu