RÖPORTAJ

Çiya Kurd: Çözüm için pratik adım gerekli

Bedran Çiya Kurd, sömürgeci Türk devletinin Özerk Yönetim’in siyasi statü sahibi olmasını engellemek amacıyla saldırılarını yoğunlaştırdığını, belirtti.

Özerk Yönetim’in yurt dışında yaptığı görüşmelerin önemli olduğunu söyleyen Bedran Çiya Kurd, bu ilişkilerin Özerk Yönetim için siyasi açıdan önemli olduğunu, “Özerk Yönetim’in temsilcilik açması anlamlıdır. Bu şekilde giderek resmi görüşmeler gerçekleşebilir” dedi.

Beşar Esad’ın yaptığı açıklamalara da değinen Çiya Kurd, açıklamaların önemli olduğunu, ama yetmediğini, Şam hükümetinin çözüm için pratik adım atması gerektiğini söyledi.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Yürütme Meclisi Eş Başkan Yardımcısı Bedran Çiya Kurd, bölgedeki gelişmeler ve Türk devletinin bölgeye dönük saldırılarının perde arkasını, amacını ANHA’ya değerlendirdi.

Uzun bir süredir birçok devletle görüşmeler gerçekleştiriyorsunuz. Yaptığınız görüşmelerin amacını ve önemini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dışişleri bakanları, parti ve önemli kişilerle önemli görüşmeler yaptık. Görüşmelerimiz halen devam ediyor. Özerk Yönetim siyasi bir hamlesini ileri bir boyuta taşıyor. Birçok Avrupa ülkesi, Özerk Yönetim ile ilişki kuruyor ve bazı ülkeler de bizimle görüşmek istiyor. Aynı zamanda bazı ortak problemleri bizimle paylaşmak istiyorlar. Önemli bazı ortak noktalara ağırlık verilip, tartışma yürütülüyor.

Örneğin bugün halen ülkemizde teröre karşı büyük bir mücadele yürütülüyor. Bütün ülkeler kendini Özerk Yönetim’e borçlu olarak görüyor. Kendileri, ‘böylesine kutsal bir mücadele yürüttüğünüz için size borçluyuz’ diyorlar. Görüşme yaptığımız ülkeler aynı zamanda ‘bu mücadelede size destek olacağız ve ortaklığa devam edeceğiz’ diyor. Hepsi bölgenin istikrarının korunması görüşünde. Aynı zamanda insani, ekonomik ve siyasi alanlarda gerekli olan her şeyin yapılmasının gerekliliğine dikkat çekiyor. Özerk Yönetim olmadan Suriye içinde siyasi bir çözümün olmayacağını belirtiyor. Bunun yanı sıra Özerk Yönetim’in de siyasi diyalog sürecine katılması ve bu şekilde bir çözümün geliştirilmesi sürecünde yer alması için girişimlerde bulunacaklarını belirttiler.

Bu değerlendirme ve görüşler bizim için oldukça önemlidir. Bu şekilde yapılan görüşmelerin daha ileri bir boyuta taşınacağını tahmin ediyorum. Bu, Özerk Yönetim’in siyasi açıdan tanınması için bir başlangıç olacak. Ve bu şekilde Özerk Yönetim resmi müzakereler de gelişecek. Şu anda Özerk Yönetim ile defacto bir şekilde müzakereler yapılıyor. Bazı ülkeler açık bazıları ise endişeli bir şekilde müzakere yürütüyor. Türkiye, Şam hükümeti ve farklı taraflarla çıkarlarının olduğunu ve bunun için korktuklarını biliyoruz. Fakat yine de Özerk Yönetim ile müzakerelerin gelişmesini istiyorlar.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi geçtiğimiz günlerde İsviçre’nin Cenevre şehrinde bir temsilcilik bürosu açtı. Genel olarak temsilciliğin açılışını ve özelde Cenevre’deki temsilciliği nasıl görüyorsunuz? Bu, bölgenin statüsünü kabul etme yolunda bir adım olarak değerlendirilebilir mi?

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetim temsilciliğinin Cenevre’de açılması, ilişkilerin ve görüşmelerin gelişmesinde çok önemli bir adımdı. Yeni bir süreç ve iyi ilişkiler gelişiyor. İsviçre temsilciliğiyle beraber, Özerk Yönetim’in Avrupa ülkelerinde 5. temsilciliği açılmış oldu. Heyetlerin rolü, Kuzey ve Doğu Suriye halklarının sorunlarını dünyaya ulaştırabilmektir. Özerk Yönetimin siyasi olarak tanınması, ilişkilerin geliştirilmesi, ekonomik, güvenlik, istikrar ve insani boyutta ilişkilerin geliştirilmesi için çalışacaktır. Aynı zamanda Serêkaniyê, Efrîn, Girê Spî gibi işgal altındaki topraklarda halkımıza karşı işlenen suçları kamuoyuna duyurarak, siyasi ve hukuki mücadele geliştirebilir.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi temsilciliğinin Cenevre’de açılmasına Türk devleti ve Şam hükümetinden tepki geldi mi?

Evet, Türk devleti ve Şam hükümeti Özerk Yönetim temsilciliğinin açılmasına tepki gösterdi. Bu da iki rejimin hiçbir zaman bölgenin demokratik olmasını, Kürt halkının kazanımlarının dünyada tanınmasını ve kabul edilmesini kabul etmeyeceklerinin göstergesidir.  Bunun için kazanımlara karşı milliyetçi ve şovenist yaklaşım sergiliyorlar. Türk devleti, Cenevre’de temsilciliğin açılmasını protesto etti. Şam hükümeti tepki gösterdi. “Bu büro kanuni değildir. Uluslararası kanunlara karşıdır. Bu temsilcilik Suriye bütünlüğünü parçalayan ve bize karşı çekilen silahı temsil ediyor” açıkılaması yaptı.

Başta şunu belirtmek gerekir, Cenevre’de açılan temsilcilik, Suriye büyükelçilik ve konsolosluğuna alternatif olarak açılmamıştır. Temsilciğimiz Kuzey ve Doğu Suriye halkını temsil ediyor. Kuzey ve Doğu Suriye halkının acısını dünyaya taşıyacaktır. Çünkü Şam hükümeti ve yurtdışındaki büyükelçilik Kuzey ve Doğu Suriye halkının temsilciliğini yapamıyor, hatta Suriye halklarını da temsil edemiyor. Şam hükümeti, Kuzey ve Doğu Suriye’nin sorunlarından uzak duruyor, kendisini sorumlu görmüyor. Türk devletinin saldırıları, su kesintileri, güvenlik sorunları, terör ve ekonomik sorunları var. Şam hükümeti bu konuları yetki ve sorumluluğunun ötesinde görüyor. Bu nedenle temsilciliklerin açılması çok önemlidir.

Başka ülkelerde temsilcilik açmaya dönük çalışmalarınız var mı?

İhtiyaç olan yerlerde temsilcilikler açılacaktır. Her ülkede temsilcilik açma planımız yok. İhtiyaç olan ülkelerde temsilcilik açmak için çalışmalarımız olacaktır.

Beşar Esad son dönemde sıra dışı bir açıklamada bulunarak, “Suriye 2011 öncesine dönmeyecek. Ademimerkeziyetçi sistemle yönetilebilir” dedi. Beşar Esad’ın bu açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özerk Yönetim olarak Suriye Devlet Başkanı tarafından yapılan bu açıklamayı önemli buluyoruz. Belirtilen fikirlerin ve yapılan değerlendirmelerin diyalogun gelişmesi için yeni bir kapı aralamasını diliyoruz. Diyalogun sonucunda da Suriye çözümü için çalışan bütün taraflardan oluşan siyasi ittifakların anlaşmaya varmasını umuyoruz.  Konuşmalarda önemli maddelerden biri de Suriye’nin 2011’e dönmesinin istenmemesiydi. Zaten bu bizim ve bütün Suriyelilerin istediği ve birçok kez dile getirdiğimiz bir konudur. Suriye hiçbir zaman 2011’e dönmeyecektir. Mevcut koşullarda bütün Suriyeliler arasında herkesin kendini içinde gördüğü ve haklarının korunduğu yeni bir sistemi nasıl inşa edebiliriz? Şam hükümetinin bu görüşlere yeniden katılmasını umuyoruz. Pratik adımlar atılmalı ve güven vermelidir. Bu değerlendirmeler yeni bir başlangıç olmalıdır.

Açıklamalardaki diğer bir önemli madde ise, Suriye’nin merkezi düzeyde yönetilmemesi ve merkezi olmayan bir sistemle yönetilmesi gerektiği vurgusuydu. Bizler yıllardır bunu söylüyoruz. Bir kez daha Suriye’de birçok ulus, kültür ve inanç olduğunu ve bunların korunması gerektiğini belirtiyoruz. Bu renkler merkezi olmayan bir sistemde korunabilir. Herkesin ademi merkezi sistem hakkında görüşleri olabilir. Ancak esas olan Suriye toplumunun renkliliğini korumasıdır. Herkesin haklarının korunduğu merkezi olmayan bir sisteme ihtiyaç var. Yerel yönetim yetkilerinin arttırılması gerekir. Bu şekilde bütün sorunlara çözüm olabilir.

2011 yılından önce de yerel yönetimler için 107 sayılı kanun çıkarılmıştı. Bu kanunun Suriye’de merkezi olmayan bir sistemin yerini aldığı söyleniyor. Bu kanunun Suriye’deki sorunlara çözüm olması mümkün değildir. Merkezi olmayan sistemde siyasi, kültürel ve ekonomik bütün taraflar değerlendirilmeli ve görevler belirlenmelidir. Bu şekilde demokratik bir Suriye için kalıcı bir çözüm olur.

Sizler de dile getirdiniz bu söylem yeni değil Suriye halkının talebidir. Dikkat çekici noktası ise Beşar Esad tarafından bunun ilk defa dile getirilmesi oldu…

Dera, Süveyda, İdlib gibi bölgelerde ekonomik- toplumsal sorunlar büyüyor. Suriye’de bir göç yaşanıyor. Suriye’nin şu an ki durumu kritiktir. Ya Suriye değişecek ya da daha kötü olacak. Şam Hükümeti sorunların çözümü için bölgeye bazı bölgelere gitmişti. Silahlı grupların çıkarılmak istendiği Dera’da bunlardan biridir. Oradaki sorun çözülmediği gibi giderek büyüdü. Şam Hükümeti’nin eski zihniyetle sorun çözmesi mümkün de değildir. Şam Hükümeti siyasetini gözden geçirmelidir. Diyalog yollarını açık tutmalıdır. Bunun için de pratik adımlar atılmalıdır. O zaman herkes Şam Hükümeti’nin zihniyetini değiştirdiğine inanır. Söylemlerle bir gelişme olmaz. Herkes pratik adım bekliyor.

Kuzey ve Doğu Suriye’de bir yandan siyasi ve diplomatik gelişmeler yaşanırken diğer yandan ise Türk devletinin işgal saldırıları artıyor. Kuzey ve Doğu Suriye ile Şengal’e yönelik saldırıları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türk devleti büyük halklara karşı faşist bir saldırı yürütüyor. Özelikle son günlerde sivil ve askeri ayırımı yapmaksızın saldırıyor. Bu durum AKP-MHP iktidarının içte ne kadar sıkıştığını gösteriyor. İktidarın birçok ortağı ondan kopup hesap sormaya almaya çalışıyor. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ise siyasi olarak ciddi gelişmeler kat ediyr. Türk devleti de Özerk Yönetim’in başarılı olmasını engellemeye çalışıyor. Türk devleti ‘Biz var oldukça Özerk Yönetim siyasi statü sahibi olamaz. Sürekli karışıklık çıkarıp tehdit edeceğiz’ mesajı veriyor. Bu mesajı bölge halkının yanı sıra bizimle iletişime geçen ülkelere de veriyor. Aslında onlara ‘burası savaş bölgesi ne zaman istersek saldırırız’ mesajı veriyor.

DAİŞ yenildiği için artık DAİŞ üzerinden istediğini yapamaz. İdlib’te ise bir ilerleme olmuyor. Paylaşma gerçekleşmiyor. Türk devletinin İdlib planları gerçekleşmedi. Efrîn’deki pratikleri onu çok sıkıştırıyor. Siyasi ve hukuki bir baskı var. Bazı uluslararası hukuk örgütleri bazen Türk devletinin suçlarını dile getiriyor.

PLANLARI SONUÇSUZDU

Bugün Suriye Ulusal Koalisyonu ve ENKS gibi müttefikleri aracılığıyla çeşitli planları uygulamaya koyuyorlar. Örneğin üzerlerindeki baskıyı azaltmak için Şehba’daki Efrînlilerin Efrîn’e geri dönmesi planları yapıyorlar. Efrîn’de hiçbir şey olmuyormuş gibi göstermek istiyorlar. Efrîn’i huzurlu, herkesin topraklarına geri dönmekte özgür olduğu bir yer olarak göstermeye çalışıyorlar. Tunus’ta Gannuşi bu süreçte AKP’nin en büyük müttefiklerindendir. Onu da devreden çıkardılar. Bu onlar için bir darbeydi. Medya Savunma Alanları’na dönük operasyon ve saldırılar gerçekleştiriyor. Ancak orada da büyük bir direnişle karşı karşıya kaldı ve istediği sonucu elde edemedi. Bu yüzden bugün büyük bir kinle Kuzey ve Doğu Suriye ve Şengal’e saldırıyor. Başarısızlığının intikamını almak istiyor. Türk devleti bu şekilde saldırılarla bölgede karışıklık çıkarmak istiyor. Herkes bunun farkında olmalıdır. Özellikle Türk devletinin Kuzey ve Doğu Suriye’de istikrarın olmasını istemediğini bilmelidir.

‘BÖLGEDE GÜÇLERİ OLAN DEVLETLER SALDIRILARDAN SORUMLUDUR’

Herkes Türk devletinin saldırılarından sorumludur ve seslerine yükseltmeliler. Avrupa ülkeleri, Uluslararası Koalisyon ülkeleri, NATO ve özellikle ABD ile Rusya bu bölgeden sorumludur. Çünkü bu bölgede güçleri var. Bu güçler burada olmasına rağmen Türk devleti saldırıyor, sivilleri katlediyor ve kriz çıkarma girişimlerinde bulunuyor. Kalıcı bir istikrarın sağlanması, terörün ve DAİŞ’in bölgeye geri gelmemesi, Özerk Yönetim’in demokratik bir tecrübe olarak kendini geliştirmesi ve Suriye krizinin çözümünün önemli bir bölümü olması için saldırılara karşı sert tepki gösterilmeli ve saldırılar durdurulmalıdır. Özerk Yönetim en başarılı ve anayoldur. Suriye krizinin çözümünün temelini oluşturabilir. Saldırıların karşısında durmak herkesin görevidir ve Türk devletinin saldırılarına karşı durmalılar.

ABD’nin güçlerini çekmesi sonrası Afganistan’ın Taliban tarafından ele geçirilmesi bütün dünyanın gündeminde. Afganistan’ın bu durumu Suriye ve Ortadoğu’yu nasıl etkileyecektir?

Afganistan’da yaşanan gelişmeler ve değişimler, ABD’nin güçlerini çekmesi önemli gelişmelerdir ve bütün bölgeye etkileri olacaktır. Nasıl ki ABD 2001’de Afganistan’a müdahale ettiğinde direnişçiler yeni bir denge oluşturup bölgeye etki ettilerse, şimdi de yeni denge oluşturacaklarına inanıyoruz. Özellikle İran, Rusya, Çin, Suriye ve Irak’a büyük etkileri olacaktır.

Irak ve Suriye’de farklı sorunlar var. Eğer Amerika bölgedeki teröre karşı mücadele gerekçesiyle kaldıysa mücadele devam ediyor. Bu yüzden bölgenin ve Afganistan’ın durumu birçok noktada birbirine benzemiyor. Öncelikle Türkiye Taliban’dan faydalanmak isteyecek, yeniden bölgede kullanacaktır. Herkes biliyor ki DAİŞ vardı ve bazı siyasal İslam ülkelerinde iktidardı ancak yenildiler. Türk devleti şimdi bu güçlerin farklı ülkelerde iktidar olması için bir arayış içerisinde. Onları dünyadaki bütün radikal İslam güçleri için dayanak yapmak istiyor. Türk hükümeti Taliban’a destek vermek için ve ortaklıkları konusunda birçok mesaj verdi. Herkes biliyor ki ABD’nin müdahalesinden önceki dönemden 2001’e kadar Afganistan’ın Taliban kontrolü altındaki birçok bölgesinde aşırılık yanlısı İslami gruplar konuşluydu. Bu bölgelerde birçok kişi eğitildi ve Suriye ile Irak’a gönderildi. Şimdi bu daha da kolay bir şekilde yapılıyor. Buna yol açan ve destek veren Türk devletidir. Suriye opozisyonu içerisinde yer alan bu gruplar Türk devletinin kontrolü altındadır ve Taliban’a çok yakınlar. Hatta Kabil Havaalanı’nın güvenliğini sağlamak için bazı çete gruplarını görevlendirmek istiyorlardı.

Türkiye’nin çete grupları ile Taliban’la ortak birçok çalışma yapacağını düşünüyoruz. Önümüzdeki süreçte bu durum daha çok ortaya çıkacaktır. Afganistan’ın kriz ve çatışma bölgesine dönüşeceği bir kez daha belli oluyor. İç savaş Afganistan’da çıkacak. Bu şekilde Afganistan’da istikrarın sağlanması mümkün değildir. Direnişe karşı çıkan birçok grup ortaya çıkıyor.

‘BÖLGEDE YENİ BİR KRİZ SÜRECİ BAŞLAYACAK’

Taliban ve İran çok yakın değiller. Tarihte de İran’a karşı olmuşlardır. İran’da ondan korkarsa Afganistan’daki Şii gruplara destek verebilir. Bu durum Rusya ve Çin üzerinde tehdit oluşturacaktır. Bu yüzden Taliban’a en çok destek veren taraf Türkiye’dir. Yani bölgede yeni bir kriz süreci başlayacak. Kuzey ve Doğu Suriye ve Özerk Yönetim halkları olarak topraklarımızda yabancı güçlerin varlığını asla kabul etmeyeceğiz. ABD ve Uluslararası Koalisyon’un bölgedeki varlığının nedeni terörle mücadeledir. Biz bu mücadeleye devam edeceğiz. Bu güçlerle istikrar ve siyasi çözüm için çalışmalar yürüteceğiz. Bu yabancı güçler kendi çıkarları ve planları için hangi ülkeye girseler o ülkenin halkı ve toplumu için kalıcı bir sistem kuramazlar. Önemli olan şudur ki Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, bölgenin demokrasi değerleri üzerinden kendini inşa ediyor. Kürt, Arap ve Süryanilerle birlikte herkes bu süreçte yer alacaktır. Bazı dış güçlerin hesapları üzerinden değil, bu güçler üzerinden bu proje kalıcı olacaktır. Şüphesiz ki teröre karşı mücadelede bizimle işbirliği içerisinde olan dış güçlerden faydalanacağız. Ancak tamamen bu güçler üzerinden bir hesap yapılmıyor. Özerk Yönetim ve birçok kazanım Uluslararası Koalisyon güçlerinin bölgeye gelmesinden önce elde edilmişti. Bundan sonra da Kuzey ve Doğu Suriye halkları arasındaki ittifak ile kazanımlar kalıcı olacak ve bu ittifak ile zafere ulaşılacaktır.

ANHA

 

Daha Fazla Göster

Bir Yorum

  1. Bu kadar laf salatatını okumaya gerek varmı acaba? Bence başlık ve alt başlığını okumak yeterli kırk yıldır ısıtılıp yeni ve taze diye sunulan temcit pilavını anlamaya. Bu mantık bin yıllık düşmanlarıyla hiç bir şey elde etmeden anlaşmaya ve uzlaşmaya hazırdır, fakat kardeşleriyle en ufak bir konuda oturup anlaşmaya yanaşmaz. Diğerleri de öyle! O zaman ne için varlar acaba bu kadar Kürt parti ve onların liderleri? Eğer Kürt halkının en büyük özlemi olan özgür bir devlet çatılaşmasını sağlayamıyacak kadar düşmanlarla iç içelerse?
    En kutsal özlem ve arzularımızla dalga geçmekteler, sadece koltuklarına yaslanıp, düşmanları tarafından bir selama layık olabilmek için. Ne yazık!

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: