Mahmut Alınak

Bu vahşet karşısında dehşete kapılmamak mümkün mü?

Bu vahşet karşısında eminim siz de benim gibi dehşete kapıldınız.

Oğlunun buz kesen cansız bedenine kapanıp, ellerini ve yüzünü haykıra haykıra öpen bu talihsiz kadın Cizre’lidir ve ismi de Akide Kalkan’dır.

Kor gibi yanarak kucakladığı çocuk ise, oğlu Ferdi’dir.

Acılı annenin yürek dağlayan feryatlarından da anlaşıldığı gibi, Ferdi evlerinin önünde otururken, keskin nişancıların kurşunlarına hedef olmuş ve hemen orada can vermiştir.

Şu garabete bakın ki, MEHMET TUNÇ VE BÊKES kitabımda bu barbarlığı yazdım diye, devlet beni hem örgüt propagandası yapmak, hem de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret etmekten cezalandırmak istiyor.

Bugün Kars’ta Tayyip Erdoğan’a hakaret davası görülecek.

Ben bir yazar olarak bu drama nasıl seyirci kalabilirdim? Taşları bile mateme boğacak bu görüntüleri hafızamdan silip nasıl vicdan rahatlığıyla yaşayabilirdim? Böyle taşlaşmış bir yüreği göğüs kafesimde nasıl taşıyabilirdim?

Hangi vicdan evlat acısıyla alev alev tutuşan bu annenin yaralı çığlıklarına bigâne kalabilir?

Yürek parçalayan bu videoyu lütfen paylaşın ki, vicdanlı insanlık bu zulümden, bu barbarlıktan haberdar olsun.

Devletin yıllardır süregelen kanlı politikası işte budur!

Savaşta bile sivillere dokunulmazken, savaşı da aşan bir çılgınlıkla bebek, kadın, çocuk, yaşlı demeden bir sivil kırımı gerçekleştirdiler.

Avustralya Genelkurmay Başkanlığı dün yaptığı açıklamada, kendi askerlerinin Afganistan’da 39 sivili öldürdüğünü dünyaya duyurdu. “Dört yıl araştırma yaparak, kesin delillere ulaştık,” diyor, Genelkurmay Başkanlığı.

Avustralya devleti böyle alkışlanacak bir tavır sergilerken, peki Türk Devleti ne yapıyor?

Türk devleti ise..

Ölüsü yedi gün sokak ortasında kalan yetmiş yaşındaki Taybet anne..

Körpe bedeni üç gün boyunca derin dondurucuda bekletilen on yaşındaki Cemil Çağırga..

Video görüntüleri kan donduran bu Ferdi adındaki çocuk..

Ve Miray bebeğin de aralarında olduğu binlerce sivili öldüren kendi katillerinin sırtını sıvazlıyor!

“Susun, yoksa hapse atarım sizi!” diyor, devlet bize.

Bu barbarlığa seyirci kalmak mı, yoksa hapishaneye girmek mi?

Susmak zilletindense –gerçekleri haykırmanın ve tarihe tanıklık etmenin bedeli olarak- elbette ki hapishaneyi tercih ederiz.

Peki, bu vahşetin mimarları işledikleri insanlık suçlarının cezasını çekmeyecekler mi?

Geçenlerde yakalanıp hapse atılan Kosova Cumhurbaşkanı Haşim Taçi ve suç ortakları şimdi nasıl ki 1998- 2020 yılları arasında işledikleri keyfi tutuklama, zalimane muamele, işkence ve cinayetler nedeniyle Hollanda’nın Lahey kentindeki Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde hesap veriyorlarsa, onlar da mutlaka hesap vereceklerdir.

Türk hükümeti kendinden emin ise, neden Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kuruluş tüzüğünü imzalamıyor?

Çünkü hapse girmekten korkuyorlar?

Ama sözleşmeyi imzalamamak onları kurtarmayacaktır.

Onlar nasıl ki, kendi savcı ve hâkimlerini kullanıp bizi hapishanelere kapatıyorlarsa, biz de onların Uluslararası Ceza Mahkemesi’ inde yargılanmaları için her türlü girişimde bulunacağız.

İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı olmadığı için, hesap versinler diye dilerim ki uzun yaşarlar.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu