Gündem

BM Raportörleri: Türkiye ifade ve örgütlenme özgürlüğünü ihlal ediyor

Türkiye’ye insan hakları savunucularını serbest bırakma çağrısı yapan BM Raportörü Mary Lawlor, “Türkiye, insan hakları savunucularını özgürlüklerinden mahrum ederek ifade ve örgütlenme özgürlüğü ile kişinin kendi mesleğini yasal olarak icra etme hakkının ihlal ediyor” dedi.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Savunucuların Durumuna dair Özel Raportör Mary Lawlor, Türkiye’de insan hakları savunucularına yönelik baskı ve tutuklamalara dair yazılı bir açıklama yaptı. Lawlor’un açıklamasına BM’nin İşkence ve diğer zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezalara ilişkin Özel Raportörü Nils Melzer, Yargıçların ve Avukatların Bağımsızlığına dair Özel Raportör Diego García-Sayán, Fiziksel ve Ruh Sağlığı Hakkı Özel Raportörü Tlaleng Mofokeng, Barışçıl toplanma ve örgütlenme özgürlüğü haklarına ilişkin Özel Raportör Clément Nyaletsossi Voule de destek verdi.
Türk Ceza Kanunu’nun 314’üncü maddesi ve Terörle Mücadele Kanunu’nun silahlı örgüt lider ve üyelerine ilişkin 7’nci maddesinin insan hakları savunucularını mahkûm etmek ve uzun hapis cezalarına çarptırmak için kullanıldığını belirten Lawlor, “Terörle mücadele yasalarının insan hakları savunucularını susturmak ve bu alanda yapılan meşru çalışmaları sekteye uğratmak için yoğun bir şekilde kullanılması endişe vericidir” dedi.
HAK SAVUNUCULARI HEDEF ALINIYOR
Türkiye’de insan hakları savunucuları, avukatların bir çok kez hak ihlaline uğramış, muhalif görüşü nedeniyle polis şiddeti ve işkencesine maruz kalan kişileri temsil eden çalışmaları nedeniyle hedef alındıklarını belirten Lawlor, “ Türkiye, insan hakları savunucularını ve avukatları defalarca özgürlüklerinden mahrum ederek uluslararası insan hakları hukukunca güvence altına alınan ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve kişinin kendi mesleğini yasal olarak icra etme hakkının ihlal ediyor” ifadesinde bulundu.
‘ADLİ TACİZ MODELİNİN SİMGESİ’
İş insanı ve insan hakları savunucusu Osman Kavala’nın davasının, Türkiye’de insan hakları savunucularına yönelik “adli taciz modeli”nin bir simgesi olduğunu vurgulayan Lawlor, “Kavala, Şubat 2020 tarihinde, dosyadaki diğer sekiz kişiyle birlikte, 2013 İstanbul Gezi Parkı protestolarına dair davadan beraat etti. Yargıcın Kavala aleyhine ‘yeterli somut delil bulunmadığına’ karar vermesinin üzerinden saatler geçtikten sonra, Kavala yeniden tutuklandı ve devam eden yeni bir dava açıldı” diye hatırlattı.
Aralarında Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyeleri ve dokuz avukatın da bulunduğu 14 insan hakları savunucusuna verilen 10 yılı aşkın hapis cezasına dair Türkiye hükümetine endişelerini ilettiğini ifade eden Lawlor, söz konusu kişiler arasında kendisi ve meslektaşları için adil yargılanma talebiyle başlattığı açlık grevinde yaşamını yitiren Ebru Timtik’in de olduğunu hatırlattı ve bu davaları Türk makamlarıyla görüşmeye devam edeceğini sözlerine ekledi.
SAĞLIK HAKKINA ERİŞİM
Açıklamasında yüksek güvenlikli cezaevlerinde kalan insan hakları savunucularının fiziksel ve zihinsel sağlıkları için endişe ettiklerini belirten Lawlor, söz konusu kişiler arasında ihtiyaç duydukları kritik tıbbi bakımı alamayan tutuklu insan hakları savunucuları Aytaç Ünsal ve Fevzi Kayacan’ın durumuna dikkat çekti. Lawlor, ayrıca kadın insan hakları savunucusu Oya Aslan’ın da gözaltındayken işkence gördüğünü söyledi.
ÖZGÜR GÜNDEM DAVASI
Özgür Gündem gazetesine desteklerine destek amaçlı bir günlük nöbetçi yayın yönetmenliği yaptıkları için haklarında 14 yıla kadar hapis istemiyle dava açılan Eren Keskin, Erol Önderoğlu ve Şebnem Korur Fincancı’nın durumuna dikkat çeken Lawlor, “Birkaç insan hakları savunucusu ve sivil toplum üyesi, terörle ilgili suçlamalarla yargılanıyor ve suçlu bulunmaları halinde 14 yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıyalar. Tüm davalarda, ama özellikle insan hakları savunucularına karşı olanlarında, Türkiye’yi yargılamaların tarafsızlığını sağlamaya ve adil ve ücretsiz yargılanma hakkına saygı duymaya çağırıyorum” dedi.
MA / Rüştü Demirkaya
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu