Rojev'den

Bir sessizlik tarihi: Mele Mustafa Barzani’nin İsrail ziyaretleri – Çetin Çeko

İsrail ve Batılı kaynaklar Güney Kürdistan hareketi lideri Mele Mustafa Barzani’nin 1968 ve 1973 yıllarında İsrail’e iki resmi ziyarette bulunduğunu yazar. (1) Kürt kaynaklarda Barzani’nin İsrail ziyaretlerine ilişkin bilgi kısıtlıdır. Güney Kürdistanlı politik örgütler ve siyasetçiler açısından, İsrail ile siyasi, diplomatik, ekonomik ve askeri ilişkiler, günümüzde hala mahremiyetini korumaya devam ediyor.

Mesud Barzani, Güney Kürdistan ulusal demokratik hareketinin mücadele tarihini kaleme aldığı yaklaşık bin iki yüz sayfalık “Barzani ve Kürt Ulusal Hareketi” adlı iki ciltlik kitabında, İsrail ile ilişkilere sadece iki buçuk sayfa yer vermiştir. Mele Mustafa Barzani’nin İsrail ziyaretleri hakkında ise hiçbir bilgi, ima ve ipucu kitapta yoktur.

Irak Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) arşivinin bu döneme ait bölümü ‘gizli’ mühürlüdür. Kürt-Arap ilişkileri açısından dönemin siyasi konjonktürü ve şartlar göz önüne alındığında, bu anlaşılır bir durumdur. Günümüz bölgesel siyasi konjonktürü, yeni jeopolitik ilişkiler ve aradan geçen bunca zaman göz önüne alındığında ise söz konusu ‘gizlilik’ tartışmalıdır.

Güney Kürdistan’ın Irak içinde federal haklara kavuşması, bağımsızlık referandumu ve Güneybatı (Rojava) Kürdistan’ındaki kazanımlar, İsrail’in bölge siyaseti bağlamında Kürdistan ve Kürtlere ilişkin politikasını tekrardan canlandırarak, revize etmesine yol açtı.

Söz konusu gelişmeler İsrail’in kendi kamuoyuna, medyasına ve parlamentosuna Güney Kürdistan ile olan tarihi ilişkiler hakkında daha fazla bilgi paylaşmasına ve arşivini kısmi de olsa açmasına vesile oldu.

Kürdistan hakkında kitap yazan İsrailli diplomatlar, gazeteciler ve bir dönem bölgede faaliyette bulunmuş emekli istihbarat elemanları ile medyada yapılan söyleşiler, İsrail kamuoyunda ve siyaset yapıcılar arasında büyük ilgi ve etki yarattı. Yeni nesil Dünya Yahudileri, Kürdistan’ın dört parçasındaki özellikle Güney ve Güneybatı (Rojava) Kürdistanı’nda kazanımların korunması, ilerletilmesi ve kalıcı hale getirilmesi için siyasi, diplomatik, ekonomik ve askeri lobi faaliyetlerine ciddi katkı vermeye başladılar.

Güney Kürdistan ile İsrail arasındaki ilişkilerin başlangıcı, 1963’de KDP Politbürosu adına Kamuran Bedirhan ve Celal Talabani’nin Paris’te dönemin İsrail Savunma Bakanı yardımcılarından, daha sonra Cumhurbaşkanlığı görevinde bulunan Şimon Perez ile gizli görüşmeleri ile başlar. Bu görüşmenin ardından, Celal Talabani’nin kayınbabası İbrahim Ahmed’in başkanlığında aralarında Ömer Mustafa Debabe ve Seyyid Aziz Şemzini’nin olduğu heyet, KDP adına İsrail’e resmi ziyaret gerçekleştirir. (2)

İsrail hükümeti adına da İsrail gizli servisi MOSSAD’ın deneyimli istihbarat elemanı David Kimche, 1965’de Kürdistan’a bir ziyaret yapar. Kimche’nin ziyaretinin amacı, İsrail askeri ve istihbarat elemanlarının bölgede faaliyetlerine izin veren şartların olup olmadığını tetkik etmektir.

Kimche, Kürdistan ziyaretinden etkilenerek İsrail’e geri döner. MOSSAD’a verdiği raporda, Kürtlerin, Bağdat’a karşı savaşının İsrail’in güvenliği açısından mühim olduğu ve Kürt ulusal hareketine destek verilmesi gerektiğini belirtir. Önemli sorunun İran’ın bu konuda nasıl ikna edileceğidir. (3)

Kimche’nin önerisi, İsrail’in kurucu liderlerinden David Ben-Gurion’un “Çevre Doktrini” tezi ile örtüşür. Bu tez, İsrail’i çevreleyen Arap devletleriyle barışa ulaşmanın mümkün olmadığını savunur.  İsrail açısından yapılması gerekenin başta İran (Şah dönemi), Türkiye ve Etiyopya devleti ile Kürtler ve Lübnanlı Hristiyanlar gibi Arap olmayan ulus ve dini azınlıklarla bölgede ittifaka gitmektir.

İsrail, Güney Kürdistan ulusal demokratik hareketini Bağdat’a karşı destekleme önerisini İran’a götürür. İran, 1937’de Irak’a bıraktığı Şatt-ül-Arap’ı geri alma isteği başta olmak üzere, Mısır lideri ve Arap milliyetçisi Cemal Abdülnasır’ın Irak ile Mısır’ı birleştirme planından dolayı, Irak’ı ve Arap dünyasını zayıflatacak her öneri ve eyleme açıktır.

Şah Rıza Pehlevi, İsrail’in talebini kabul eder. Ancak, yapılacak operasyonlardan dönemin İran istihbarat örgütü SAVAK’ın haberdar edilmesi koşulunu koyar.

İsrail’in Kürtlere verdiği desteğin boyutu; Kürtlerle ortak çıkarlar temelinde istihbarat paylaşımı, peşmergeye silah, mühimmat ve teknisyen sağlamak; Kürdistan, İsrail ve İran’da peşmergeye askeri eğitim vermek ve ABD ile Avrupa’da siyasi lobi faaliyetleriyle Kürtlere yardım etmektir.

Güney Kürdistan ulusal demokratik hareketine İsrail ve İran farklı nedenlerle destek verdiler.

İran, Şatt-ül-Arap’ı Irak’tan geri alma planı başta olmak üzere Mısır, Irak ve Suriye’nin birleşme girişimlerini önlemek için Güney Kürdistan hareketini destekledi. Ayrıca söz konusu desteği İran, kendi Kürt sorununu bastırmak için kullandı.

Güney Kürdistan hareketinin Bağdat ile imzaladığı Mart 1970 Otonomi Anlaşması, Tahran’ı kızdırdı. Şah, hiçbir zaman Kürtlerin tek başlarına Bağdat ile anlaşmasını istemedi. Bu yüzden 1970 Otonomi Anlaşması’nın intikamı, İran ve Irak’ın 1975’de imzaladıkları Cezayir Antlaşması ile Kürtlere geri döndü ve Kürdistan ulusal demokratik hareketi yenilgiye uğratıldı.

Mesud Barzani, Cezayir komplosundan bilgileri olduğu halde, kendilerini haberdar etmedikleri için İsrail’i iyi niyetli olmamakla eleştirse de İsrail, her zaman Güney Kürdistan’ın Bağdat’a karşı kazanımlarını destekledi. Kürtlerin ulusal demokratik haklarını elde etme ve bağımsız devlet olmaları için yapabileceklerini yapmaya çalıştı. İsrail’in amacı, yukarıda açıklanan “Çevre Doktrini” tezi bağlamında, parçalanmış Irak’ın İsrail için daha az tehlikeli olacağıydı. Öte yandan İsrail devletinin kurulması ardından Güney Kürdistan ve Irak’ın Arap bölgelerinden Kürt ve Arap Yahudilerin güvenli bir şekilde İsrail’e götürülmesine, Güney Kürdistan ulusal hareketinin operasyonel desteğini de buna eklememiz gerekir.

Mele Mustafa Barzani İsrail’de

1968 baharında Güney Kürdistan ulusal hareketine askeri yardım getiren İsrail Hava Kuvvetlerine ait uçak, İran’da yükünü boşaltması ardından kimliği gizli iki yolcusunu alarak havalanır. Bu iki gizemli yolculardan biri Mele Mustafa Barzani, diğeri ise Dr. Mahmud Osman’dır. (4)

Barzani ve Dr. Mahmud Osman Tel Aviv’de dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Zalman Shazar, Dışişleri Bakanı Abba Eban, Mossad Başkanı Tümgeneral Meir Amir ve Savunma Bakanı başta olmak üzere diğer İsrailli yetkililerle görüşürler. Barzani ayrıca, Kürdistan’dan tanıdığı ve İsrail’e göç eden Kürt Yahudi dostları ile de buluşur. Görüşmeler basına kapalı yapılır.

Toplantıların çoğu törensel nitelikte olsa da Barzani’nin MOSSAD ile yaptığı görüşmeler, İsrail ile ilişkilerin nasıl güçlendirilebileceği ve Kürdistan ulusal demokratik hareketine verilecek desteğin ölçeği üzerinde odaklanır. İsrail’in Araplara karşı kazandığı zaferin boyutunu bizzat görmesi için Barzani, Sina’ya bir geziye götürülür. Ayrıca, Mele Mustafa Barzani’ye İsrail Kürdistan dostluğunun nişanı olarak “General” rütbesi verilir. (bkz. fotoğraflar)

Kürdistan’dan ise İsrail’e iki hediye gönderilir. Bunlardan biri Kürdistan dağlarında peşmerge ile birlikte yaşayan boz bir ayıdır. Boz ayı, özel bir operasyonla 1966’da İsrail’e götürülür ve Tel Aviv Hayvanat Bahçesine hediye edilir. (bkz. fotoğraflar)

Bir diğer hediye de Kürdistan’da görev yapmış, bu yüzden ailesinden aylarca uzak kalmış, MOSSAD istihbarat elemanı David Bechor’un eşi Naomi’ye, Mele Mustafa Barzani tarafından gönderilen altın gerdanlıktır. (bkz. fotoğraflar)

Bu süre zarfında peşmergenin Irak ordusuna karşı operasyonlarında niteliksel değişim, Iraklı yetkililer tarafından fark edilir. Dönemin Irak Dışişleri Bakanı Naji Talib, yıllık Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısında “Tanımlanamayan gizemli güçlerin Kürtleri desteklediğini, temel gıda, silah ve teçhizat almak için Kürtlerin nereden para bulduklarını” dönemin ABD Dışişleri Bakanı Dean Rusk’dan araştırmasını talep eder.

Rusk, “ABD’nin, Kürt hareketini doğrudan veya dolaylı desteklemediği” cevabını verir. “Irak’ın bağımsızlığını, bütünlüğünü ve refahını korumaktan başka ABD’nin bir çıkarı olmadığını” ekler. Rusk, Kürtlere kimin yardım ettiğini Irak Dışişleri Bakanı Talib’e araştırma sözü verir.

ABD’li yetkililer kısa sürede İsrail ve İran’ın Irak’taki rolünün detaylarını öğrenirler. ABD, İran ve İsrail’in Güney Kürdistan hareketine desteklerine son vermelerini ister. Bunun nedeni, Kürtlere verilen desteğin Irak’ı Sovyetler Birliği’nin kucağına atma riskidir. İsrail ve İran açıktan ABD’nin talebine karşı çıkarlar.

ABD, İran’ın Kürtlerden desteğini çekmesi için Bağdat ile Tahran arasındaki Şatt-ül-Arap sorununda arabulucu olur ve Cezayir Anlaşması imzalanır. Bu otomatikman İsrail’in de Kürtlere verdiği lojistik destek yolunun kapanmasına yol açar. Cezayir Anlaşmasının imzalanması, Kürt hareketinde şok etkisi yapar ve hareket yenilerek mülteci durumuna düşer. ABD, İran ve Irak’ın hedefledikleri olur. İsrail ise anlaşmadan rahatsızdır. Fakat gelişmeler karşısında yapabileceği fazla bir şey yoktur.

İsrail-Kürdistan ilişkilerinde sessiz tarihi bozmanın zamanı gelmedi mi?

Mele Mustafa Barzani dışında İdris ve Mesud Barzani de dahil olmak üzere, İsmet Şerif Vanlı gibi birçok siyasi profil İsrail’e resmi ziyarette bulundu. Söz konusu ziyaretler, “gizli” olsa da bilinir. İsrailli yetkililer, ilişkilerde gizliliğin Kürtlerin talebi olduğunu belirtirler. Dönemin İsrail Başbakanı Menachem Begin, “İsrail’in 1965-75 yılları arasında, Irak’a karşı ayaklanan Kürtleri desteklediğini” 29 Eylül 1980’de Tel Aviv’de açıkladı.

Mesud Barzani, 2006’ta Kuveyt’e ziyareti sırasında “İsrail İle ilişki kurmak suç değil. Bağdat, İsrail İle diplomatik ilişki kurarsa Erbil’de konsolosluk açabilirler” belirlemesinde bulundu. Dönemin Irak Cumhurbaşkanı ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Celal Talabani de 2008’de Yunanistan’da katıldığı bir konferansta dönemin İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak ile el sıkışması şiddetli eleştirilere konu oldu. Bu nedenle Talabani, söz konusu toplantıya KYB lideri sıfatıyla katıldığını söylemek zorunda kaldı. (5)

Bağdat’ın Erbil’e uyguladığı ambargo döneminde, Kürdistan petrolünün yüzde yetmişini İsrail satın aldı. Bağımsızlık referandumunu destekleyen tek devlet İsrail oldu. Güneybatı (Rojava) Kürdistanı’nın Türkiye tarafından kısmi işgaline ve Donald Trump’ın ABD askeri güçlerini Rojava Kürdistanı’ndan çekmesine karşı çıkan yine İsrail oldu. Güney ve Güneybatı (Rojava) Kürdistanı’nda elde edilen kazanımların korunması, ilerletilmesi ve kalıcı hale gelmesi için Dünya Yahudi lobisi yoğun çaba sarf ediyor.

Mesud Barzani’nin “Tarihi Davamız” adlı son kitabında, 25 Eylül 2017 Güney Kürdistan bağımsızlık referandumu detaylı bir şekilde ele alınır. Bağımsızlık referandumuna gitme cesaretini gösteren irade, İsrail’in Kürdistan’ın bağımsızlığını savunup ve desteklemesi karşısında, en azından İsrail’e teşekkür etmeliydi. Maalesef kitapta İsrail’in bu tarihi saygın tavrı konusunda hiçbir belirleme bulunmamaktadır. Kuşkusuz farklı kanallardan bu teşekkür yapılmış olsa bile, kamuoyu nezdinde bunun yapılmaması büyük bir eksikliktir.

Geçtiğimiz ocak ayında kaleme aldığım “İsrail’in Rojava siyaseti” makalemde, İsrail-Kürdistan ilişkilerinde Kürtlerin cevaplaması gereken üç sorunun olduğunu belirtmiştim.

Birincisi; bölge devletlerinin kendileri için hak ve meşru gördükleri İsrail ile münasebetleri, Kürtler için ‘lanetli’ ve ‘düşmanca’ görülmesinin zemini kalmış mıdır?

İkincisi; İsrail’in Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn ile imzaladığı İbrahim Anlaşması, Sudan ve Fas ile kurduğu diplomatik ilişkiler bölgede jeopolitik dengeleri değiştirdi. Kürtlerin de İsrail ile olan ilişkilerini aleni etmelerinin zamanı gelmedi mi?

Üçüncüsü; Kürtler, İsrail ile ilişkilerini hâlâ geçmişin kodlarıyla mı sürdürecekler?

Vakit, Kürtlerin jeopolitik değişimi görerek, İsrail ile cesaretle yeni bir sayfa açmalarının işaretini veriyor.

Son yıllarda “Kürdistan ve Kürtlerin tarihini artık Kürtlerin kendileri yazıyor” sözünü sıklıkla duymaya başladık. Kuşkusuz bu olumlu ve övünülecek bir gelişmedir. Fakat Kürdistan ile İsrail arasında ilişkilerin tarihini maalesef Kürtler yazamıyorlar.

Türk, Arap ve Fars devlet ve entelijansiyanın ideolojik baskısı, bu konuda bilgi ve belgeye sahip Kürdistanlı siyasi kurum ve şahsiyetleri oto sansüre tabi tutuyor. Bu baskı ve yaklaşımdan vazgeçilmesi gerekir.

Yoksa Kürdistan tarihinin bu sessiz dönemi, hala başkaları tarafından ideolojik önyargı ve tahribatlarla yazılmaya devam edilecektir.

Fotoğraflar:

İsrail İstihbaratı Miras ve Anma Merkezi / The Israel Intelligence Heritage and Commemoration Center

 

Fotoğraftakiler sağdan sola, Mossad Başkanı Tümgeneral Meir Amit, KDP Genel Başkanı Mele Mustafa Barzani,
Cumhurbaşkanı Zalman Shazar, Albay Arieh Raz, David Karon ve iki Kürt şahsiyetten biri Dr. Mahmud Osman
İsrail tarafından Mele Mustafa Barzani’ye verilen “General” rütbesi.