RÖPORTAJ

Bayık: DAİŞ’e karşı en büyük mücadeleyi biz verdik

Responsible Statecraft sitenine konuşan Cemil Bayık, “Kuşkusuz barışçıl demokratik çözüm tercihimiz. Ancak mevcut devlet zihniyeti ve AKP-MHP faşist iktidarı sürdükçe böyle bir şey mümkün değil” dedi.

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, Responsible Statecraft sitenin sorularını yanıtladı. Cemil Bayık, yaptığı röportajda şunları belirtti:

Bazı güçler sizi Rojava için pek çok soruna yol açan büyük bir yük olmakla suçluyor. Mazlum Abdi ve İlham Ehmed gibi liderlerin sizin ve PKK liderlerinin hareket ettiğine inananlar var, Rojava ile ilişkiniz nedir?

Bizim Rojava için yük olduğumuzu söyleyenler neye dayanıyor bilmiyoruz. Ancak böyle söyleyenlerin Suriye ve Rojava’nın yakın tarihinden haberi olmadıkları anlaşılıyor. Bugün tüm insanlığı etkileyen bir devrim var. Kadın devrimi öncülüğünde yaşanan bir demokrasi devrimi gerçekleşmiştir. Kadın, genç, yaşlı tüm Rojava halkı demokratik bir irade haline gelmiş. Ne milliyetçilik, ne dincilik hakim. Farklı kimlikler de inançlar da özgürce yan yana yaşıyorlar. Bunlar sadece Suriye ve Ortadoğu için değil, dünya için örnek gelişmeler. Bu halk hem Suriye’de BAAS rejimine karşı ayaklandı, kendi bölgelerini özgürleştirdiler. Hem de bu özgürlükçü ve demokratik sistemlerine dayanarak DAİŞ’i yenilgiye uğrattılar. 12 bin şehit verdiler. Kürt, Arap, Süryani, Çerkes, Türkmen birlikte savaştılar. Ancak DAİŞ’i sadece askeri güçleriyle yenilgiye uğratmadılar. Esas olarak Demokratik Ulus anlayışı ve özgürlükçü karakterleri DAİŞ’i yenilgiye uğrattı.  Böyle bir düşünce ve politik yaklaşımı olmasaydı Arapların çoğunluğu Suriye’de ve Irak’ta DAİŞ’i destekler ve DAİŞ yenilgiye uğratılamazdı. Rojava’da ortaya çıkan bu demokratik anlayış ve politik yaklaşım Rêber Apo’nun düşüncelerinin sonucudur. 20 yıl bu alanda kalan Rêber Apo Kürtleri her bakımdan etkilemiştir.

Rojava’nın Rêber Apo ve PKK’den böyle etkilenmesi yük olarak görülebilir mi? Rêber Apo’nun etkisi hiçbir soruna yol açmamış; aksine çözülmeyecek sanılan sorunların çözümü gerçekleşmesini sağlamıştır. Eğer Rojava Devrimi Rêber Apo düşüncesinden etkilenmeseydi ne Rojava özgürleşir, ne de DAİŞ yenilgiye uğratılırdı. DAİŞ Şengal’de Êzidîleri soykırıma uğratır; Başûrê Kurdistan’ı da işgal ederdi. Binlerce gerillamız Rojava’ya gitmiş, DAİŞ’e karşı savaşta şehit düşmüştür. PKK içinde yer alan Kürdistan’ın 4 parçasından olan gerillalarının Rojava’ya gidip DAİŞ’e karşı savaşarak şehit düşmesi nasıl yük olarak görülebilir? Bakurê Kurdistan’da binlerce PKK sempatizanı genç kadın ve erkek Türk devletinin silahlı saldırısı altında Kobanê sınırındaki telleri aşarak gidip DAİŞ’e karşı savaşması yük olarak görülebilir mi? Gerillalarımız olmasaydı DAİŞ’in başkenti Reqa özgürleştirilemezdi. PKK’ye teşekkür edilmesi gerekirken yük olarak görülmesi hangi hakkaniyetle bağdaşır. Biz her yerde Kürtleri demokrasi ve özgürlükler doğrultusunda olumlu etkide bulunup teşvik ediyoruz. Hiçbir olumsuzluğu teşvik etmemişiz; ancak tüm olumlu şeylerde bizim teşvikimiz var.

Mazlum Abdi ve İlham Ehmed on yıllarca PKK içinde kalmışlar, yöneticilik yapmışlardır. Bunu ABD de Avrupa da Türkiye de tüm dünya da biliyor. PKK içindeki Rojavalı arkadaşlarımızdı. Suriye’de siyasi kriz çıkınca doğdukları toprakları özgürleştirmek için Rojava’ya geçtiler. Bu istem onların hakkıydı ve Rojava’ya gittiler. Zaten belli düzeyde örgütlü olan Kürt halkı içinde sorumluluk aldılar, devrime katıldılar. On yıllarca içimizde olanların tabi ki Önderlik düşüncesinde ve PKK’den etkilenmeleri doğaldır. Böyle bir etkinin olmaması düşünülemez. Eğer onlarda olumlu bir özellik varsa böyle oluşmuştur. Yetenek ve birikimi böyle kazanmışlardır. Kuşkusuz düşünce ve duyguda ortaklık mekanla ya da başka bir alana gitmekle son bulmaz. Ancak milyonlarca Kürt, Arap ve Süryani’nin bulunduğu bir yerde kendi örgütlenmeleri vardır. Bizimle örgütsel organik bir bağları yoktur. Kendi kararlarını kendileri veriyorlar. İdeolojik ve politik etki diyorsanız; bu mutlaka şöyle ya da böyle vardır. Rojava halkı Rêber Apo ve PKK’den etkilenmiştir. Rojava Devrimi gerçekleşmeden önce binlerce Rojavalı gerilla HPG-YJA STAR içinde yer aldığı gibi; binlercesi de Türk devletine karşı mücadelede şehit düşmüşlerdir. Özcesi düşünsel ve duygusal etki vardır. Bunun politikaya da yansımaları olur. Kaldı ki farklı bir halktan ve ülkeden söz etmiyoruz. Rojava Kürdistan’ın parçasıdır.  PKK’nin de Kürdistan’ın 4 parçasında etkisi vardır. Rojava ile ilişkilerimiz düşünsel ve duygusal etki düzeyinde vardır. Politika belirleme ve yönetim tamamen onlara aittir. Zaten politikada eleştirdiğimiz yanları bulunmaktadır. Bir Kürt hareketini eleştirmek de desteklemek de en doğal davranışımız ve hakkımız olarak görülmelidir.

Ademi merkeziyet çağrısı yapıyorsunuz ve aynı zamanda PKK’deki otorite, kendilerinden çok uzak bölgeleri kontrol eden az sayıda yaşlı liderin elinde yoğunlaşıyor, bu bir tür çelişki mi?

Biz Kürt sorunu çözümünü ülkelerin demokratikleşmesi ve bu temelde Kürtlerin mevcut siyasi sınırlar içinde kendilerini yönetmesini amaçlayan bir politik çizgiye sahibiz. Aslında tüm otoriter ve baskıcı zihniyetler merkeziyetçi olan devlet anlayışını dayatır. Biz toplumsal sistemin de demokratik konfederal olmasını istiyoruz. Böyle bir toplumsal siteme dayanan hangi siyasi yönetim otoriter olabilir?

Bizim siyasi sistemimizde her alanın inisiyatifli olması esas alınmıştır. Her konfederal birimin özgünlüğü ve karar alma gücü vardır. Kadın ve gençlerin kendi örgütlenmeleri var. Kendi çalışmaları ile ilgili kararları kendileri alır. Görev düzenlemelerini kendileri yaparlar. Askeri güçlerin de böyle bir özgür ve özerk örgütlenmesi var. Bizim gibi yaygın bir hareketin merkezi olarak yönetilmesi zordur. Çok uzak yerleri de doğrudan ve günlük yönetmek mümkün değildir. Aksine alanların ve birçok örgütümüzün inisiyatifli karar almasının getirdiği bazı sorunlar bile yaşanmaktadır. Bunu da sistemimizin genel olarak Hareketimizi güçlendiren özelliğinin sonuçları olarak ele alıyoruz. Demokratik Konfederal sistemlerin güçlü ve demokratik yanının böyle bazı sorunları ortaya çıkabilir. Bu yönüyle ideolojik ve teorik olarak böyle bir siyasi sistem için birkaç yaşlı liderin elinde toplanıyor, denmesi gerçeği yansıtmıyor. Kadın özgürlükçü çizgiyi esas alan, kadının özgür örgütlülüğü ve iradesinin güçlü olduğu bir örgütte otoriter bir yönetim olamaz. Yönetim bileşimimizin yaşlılardan oluştuğu yargısı doğru değildir. Orta yaş ve gençler yönetimimizde ağırlıktadır. Zaten tüzüğümüz gereği yönetimimizin yarısı orta ve genç yaştan kadın arkadaşlardan oluşmaktadır. Yönetimimizin bileşimimizin yaş oranı dünyadaki bütün siyasi yönetimlerden daha gençtir.

Şunu vurgulamalıyız ki, PKK en fazla kongre ve toplantı yapan bir partidir. Tüm kararlarını geniş katılımın toplantılarda alır. Yönetimler sadece bu kararların uygulayıcısıdır.

Örgütünüz uzak dağlarda tecrit edilmiş ve silahı eski Rus tüfeklerinden başka bir şey değil, Türkiye aynı zamanda insansız hava araçları üretiminde öncü bir ülke. Türk devletine askeri olarak nasıl galip geleceksiniz? Şu anki stratejiniz askeri tırmanma için mi yoksa barış arayışı mı?

Dağlarda tecrit edildiğimiz doğru değildir. Kuşkusuz dağlık alanlarımız çok geniştir. Kürdistan bir yönüyle dağ ülkesi olarak bilinir. Bu dağlarda 40 yıldır gerilla savaşı yürütülüyor. Bu, dağ ile gerillanın bütünleştiğini gösterir. Ancak Hareketimiz dağla sınırlı değildir. Bizim gibi demokratik ulusal mücadele veren hareketler içinde toplumsal desteği en fazla olan hareketiz. Kürdistan’ın 4 parçasında büyük bir toplumsal tabanımız var. Belirtildiği gibi dağa sıkışmış durumda değiliz. On yıllardır ayakta olan bir halk tabanımız var. Son bir kaç yıldır Türkiye’deki faşist hükümetin baskısıyla toplumsal eylemlerin önü belirli düzeyde alınsa da Kürt halkı Hareketimize bağlıdır ve desteğini her fırsatta ortaya koymaktadır. Kürdistan halkında en büyük desteği olan bir siyasi hareket olduğumuz herkesin kabul ettiği bir gerçekliktir.

Kuşkusuz silah imkanlarımız Türk devletinin silah envanteri düzeyinde çeşitli ve gelişkin değildir. Türkiye NATO’nun tüm silahlarını kullanıyor. ABD ve bazı Avrupa ülkeleri her türlü desteği veriyor. Biz de bazı Amerikan silahlarını piyasadan bulabiliyoruz. Yürüttüğümüz mücadele defalarca Türk devleti çökme noktasına geldi. ABD ve Avrupa ülkeleri Türk devletini çökmekten kurtardı. Hiçbir gerilla savaşında silah üstünlüğü gerillada olmamıştır. Ya da gerilla mücadelesi hiçbir yerde esas olarak silah üstünlüğü ile kazanılmamıştır. Haklılığı, düşünce üstünlüğü ve moral gücü ile kazanmıştır. Bizim Türk devleti karşısındaki üstünlüğümüz de böyle gerçekleşti.

Son yıllarda TC karmaşık silahlara, insansız hava araçlarına sahip oldu. Gerilla mücadelesi karşısında yaşadıkları büyük zorlanma sonucu tüm imkanlarını böyle silahlara sahip olmaya harcadı. Tüm imkanlarını bu tür silahları elde etmeye verince belirttiğiniz silahlara sahip oldular. Kuşkusuz bu silahların yarattığı bazı sıkıntılar oldu. Ancak artık bu silahları etkisizleştirecek bir gerilla örgütlenmesi ve mücadelesi geliştiriyoruz. Zaten gerilla savaşının bir karakteri de budur. İnsansız hava araçları ve bu temelde geliştirilen savaş konseptlerine karşı da biz karşı konseptlerimizi geliştiriyoruz, geliştireceğiz. Zaten Türk devletinin 10 Şubat’ta gerillanın üslendiği Garê alanına yaptığı kapsamlı saldırıda bozguna uğrayıp çekilmesi de bu yeni gerilla tarzının sonucu gerçekleşti.

Gerilla savaşı, toplumun mücadelesi, şehirlerdeki eylemler ve çok yönlü mücadelenin birleşik sonucu Türk devletini değiştirmeyi hedefliyoruz. Türk devletinin yüz yıla yakın yürüttüğü politikayı böyle bütünlüklü bir mücadeleyle yenilgiye uğratacağız. Gerilla bu yenilgiyi yaratacak mücadelenin bir parçasıdır.

Biz dünyada hiçbir hareketin yapmadığı kadar makul bir çözüm önerisi ortaya koyduk. Dünyanın neresinde olsa bizim taleplerimiz kabul edilirdi. Ancak Türk devleti hiçbir biçimde bir Kürt siyasi çözümünü kabul etmiyor. Amaçları Kürdü soykırıma uğratmaktır. Tüm Kürtleri Türkleştirip Kürdistan’ı Türk uluslaşmasının yayılma alanı yapmak istiyor. Yani siyasi taleplerimizin fazlalığı nedeniyle çözümsüz kalan bir durum yoktur.  Bizim gibi bir halk için en makul önerileri sunmuşuz. Özcesi siyasi talepler çözümsüzlük yaratmıyor. Bir halkın ulusal kimliği ve en doğal meşru hakları kabul edilmiyor. Biz askeri yollarla çözüm aramıyoruz. Demokratik siyasal bir çözüm arıyoruz. Bu konuda her yolu denedik ama Türk devleti adım atmadı. Türk devleti taleplerinizden, yani Kürtlüğümüzden vazgeçin diyor. Kürtlüğün varlığını sürdürecek her şeyi reddediyor.

Kuşkusuz barışçıl demokratik çözüm tercihimiz. Ancak mevcut devlet zihniyeti ve AKP-MHP faşist iktidarı sürdükçe böyle bir şey mümkün değil. Bu iktidar yıkılırsa o zaman demokratik çözümün de barışın da önü açılır.

Irak’ta Türk savaş esirlerini öldürdünüz mü, daha önce inkar ettiniz, dünya hikayenize ne zaman inanmalı?

Bizim esirlere nasıl yaklaştığımız 40 yıldır bellidir. Hareketimize başka eleştiriler getirilebilir ama esirlere yaklaşım konusunda bize eleştiri yapılamaz. Şimdiye kadar defalarca bıraktığımız esirler kendilerine olumsuz yaklaşıldığını dile getirmedi. Hatta hep olumlu düşünceler belirttiler. İmkanlarımız ölçüsünde onlara BM sözleşmesinde ortaya konulan yaklaşımı gösteriyoruz. Esirler konusunda şimdiye kadar ki yaklaşım ve pratiğimiz bizim sözümüz oluyor. 50 uçakla esir kampının da bulunduğu alana 4 gün durmaksızın bomba yağdırılmıştır. Kazan bombalarıyla coğrafyanın şekli değiştirilmiştir. Esirlerin bulunduğu kampta esirler de esirleri koruyan gerillalar da bu yoğun saldırılar sonucu yaşamını yitirmiştir. Esirleri koruyan gerillaların yarısında hiçbir kurşun izi görülmemiştir. Bu da Türk devletinin kimyasal silahlar kullandığını kanıtlıyor. Herkes de biliyor ki bu esirler bu operasyona kadar sağlam ve sağlıklıydılar. Ancak bu ölümler görülmedik ağır bombardıman ve çatışma ortamında gerçekleşmiştir.

Esirlerin bulunduğu kampta da çok şiddetli çatışmalar yaşanmıştır. Türk ordusu esirlerin bulunduğu kampa girmek için gerillalara yönelik kimyasal silah kullanmıştır. Herkesi öldürmeyi amaçlayan böyle bir saldırı ortamında esirlerin ölmesi kimin sorumlu olduğunu, kimlerin öldürdüğünü göstermektedir. Zaten gerilla komutanlığı tarafsız güçlerin inceleme yapması için çağrı yapmıştır.

Amerika Birleşik Devletleri sizi bir terör örgütü olarak sınıflandırıyor Amerika’nın sizi sınıflandırılmış örgütler listesinden çıkarması gerektiğine inanıyor musunuz? Kuruluşunuz soğuk savaş öneminden bu yana gerçekten değişti mi?

ABD’nin PKK’yi terör örgüleri listesine koyması tamamen siyasi nedenlerledir. NATO üyesi olan Türkiye ile ilişkileri böyle bir karar aldırmıştır. Bu karar Türkiye’yi memnun etmek için alınmıştır. Türkiye de böyle bir dayatma içinde olmuştur. Gerillanın, örgütümüzün ABD’ye yönelik dolaylı ya da dolaysız tek bir eylemi yoktur. Avrupa ülkeleri için de bu geçerlidir. Bu açıdan siyasi çıkarlar gereği bir halkın özgürlük mücadelesinin böyle damgalanması bir insanlık suçudur. ABD Kürt halkına karşı suç işlemektedir. Önderliğimizi de ABD esaret altına aldırmıştır. ABD’nin suç olan bu pratiklerinden dönmesi gerekir. Amerika halkı adına Hareketimiz ve Kürt halkının özgürlük mücadelesi hakkında böyle kararlar alınamaz. ABD bizi ödüllü arananlar listesine almış. Bu büyük bir haksızlık ve saygısızlıktır. Özeleştiri verilmesi gerekir. Yoksa ABD Kürt halkına karşı insanlık suçu işlemiş ve Kürt soykırımına ortak olmuş bir devlet olarak tarihe geçecektir.

Hareketimiz 1990’lı yıllardan sonra büyük değişim yaşamıştır. Soğuk savaşın Hareketimiz üzerinde ne ideolojik, ne siyasi etkisi kalmıştır. Biz köklü değişiklikler yaşadık. ABD ise hala soğuk savaş refleksleriyle hareket ediyor. Soğuk savaş bakışını da literatürünü de politikasını da büyük oranda bırakmamıştır.

Biz bugün Demokratik Modernite kuramı çerçevesinde demokratik sosyalizmi savunan bir hareketiz. Demokrasisiz sosyalizmin olacağına inanmıyoruz. Proletarya diktatörlüğü gibi kavramları yanlış ve demokratik olmayan kavram ve anlayış olarak değerlendiriyoruz. Demokrasi ve sosyalizmi birbirinden ayırmıyoruz. Klasik devlet yıkma anlayışımız yoktur. Devlet+demokrasi formülü içinde bir mücadele öngörüyoruz. Klasik devrim anlayışını bırakmış durumdayız. Toplumcu demokrasiyi savunmanın yanı sıra birçok köklü değişimi yaşadık. Hareketimiz 1990’lı yıllardan bu yana tarihin en büyük zihniyet ve vicdan devrimini yaşamıştır. Tabi sınırlı değil radikal demokrasiyi savunuyoruz. Bunun temel ayakları ise kadın özgürlüğü, kadın özgürlüğünün hakim olduğu toplum ve ekolojiyi esas almamızdır. Bu konularda dünyada en önde olan bir hareketiz. Önderliğimiz kadın özgürlüğü ulusal ve sınıfsal özgürlükten daha değerlidir, diyerek özgürlük anlayışımızı ortaya koymuştur. En temel bilinci ise ekolojik bilinç olarak ifade etmiştir.

Bizim büyük değişim yaşadığımızı ABD de Avrupa da biliyor. Ancak demokrasi anlayışımızı radikal buluyor olmalılar ki, bu gerçekliği itiraf edemiyorlar.

Başkan Biden kısa süre önce Husileri terörist atamasından çıkardı. Washington’daki bazıları, özellikle İslamcı terörizme karşı bir savaş olduğu için sizinle iletişim kurma gereğini savunuyor. Biden yönetiminin listedeki sınıflandırmanızı gözden geçireceğine inanıyor musunuz?

DAİŞ’e karşı en büyük mücadeleyi bizim verdiğimizi biliyor. Başta Rojava’da olmak üzere en değerli militanlarımız DAİŞ’e karşı savaşta şehit düştü. Rojava’da DAİŞ’e karşı savaşın kazanılmasında etkimiz ve rolümüz belirleyicidir. Reqa nasıl özgürleştirildi? Reqa DAİŞ’e karşı savaşta bir zafer görülecek, ama oraya koşan ve şehit düşen binlerce gerilla görmezlikten gelinecek! Bu kabul edilemez. Eğer ahlaktan, vicdandan, adaletten söz edeceksek dürüst ve samimi olmak gerekir. Herhalde ölmeniz iyidir, yaşamanız kötüdür, denilemez. PKK’nin terör listesinden çıkarılması en başta da ABD’nin kendi üzerinden atması gereken bir yüktür. Dünyanın en insanlık dışı yöntemlerini kullanan ve DAİŞ’e en büyük desteği veren Türk devletine bir şey denilmeyecek; ancak böyle kirli amaçlı bir devlete ve DAİŞ destekçisine karşı mücadele eden PKK için tarihin en büyük haksızlığı yapılacak! Bunu en başta da ABD halkının vicdanı ve adalet duygusu kabul etmez. PKK’yi terör listesine almak ABD halkı adına kullanılan yetkinin istismar edilmesi ve kötüye kullanılmasıdır.  Biz Obama iktidara geldiğinde de PKK’ye karşı yapılan haksızlığın düzeltilmesini istedik; ABD Başkanı Biden adaletli, hakkaniyetli ve vicdanlı olacaksa bu yanlışlığı düzeltmesi gerekir. 3 PKK yöneticisi hakkındaki kararı Tayyip Erdoğan ile dost olan Trump yönetimi aldı. Trump’ın Türkiye ve bölge politikalarında değişiklik olacaksa bu kararın da kaldırılması gerekir.

Son birkaç yıl içinde Amerika ile herhangi bir temas kurdunuz mu, bu olduysa, bu Rojava ve Şengal’deki arabulucular aracılığıyla mıydı yoksa doğrudan mıydı?

Rojava ve Şengal üzerinden zaman zaman dolaylı mesajlar geliyordu. Biz de bazı mesajlarımızı bu yolla iletiyorduk. Zaten seçilen tüm ABD yönetimlerine mektuplarımız olmuştur. Bazı birimlerimizle onların bazı yerel birimleri arasında zaman zaman çeşitli aracılar üzerinden görüşmeler olmuştur. Herhalde bizim düşüncelerimizi daha yakından öğrenmek istemişlerdir. Bunlar üst düzeyde görüşmeler değildir. Dünyanın en haklı mücadelesini yürüttüğümüzden düşüncemize, haklılığımıza ve politikalarımıza güveniyoruz. Bizim şunlarla bunlarla ilişki kurmayız, demek gibi bir yaklaşımımız yoktur. 50 yıla yakındır mücadele ettiğimiz Türk devletiyle de defalarca ilişki ve görüşmelerimiz olmuştur. Biz kendimize güveniriz. Halkımızın özgürlük ve demokrasi mücadelesine zarar vermeyen her ilişkiye gireriz. Ancak hiçbir ilişkiyi başkaları aleyhine kurmayız. Özgür irademizi baskılayacak ve ipotek altına alacak hiçbir ilişkinin tarafı olmayız. ABD Kürt sorununun demokratik çözümü ve demokratikleşme yönünde politikalar yürütürse biz buna niye hayır diyelim. Zaten defalarca ABD’nin bu yönlü rolünü oynamasını istedik. Çünkü Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme önünde engel olan en temel güç ABD’nin NATO müttefiki Türkiye’dir. Biz NATO’nun ve ABD’nin Kürt soykırım politikalarına destek vererek ortak olmaması gerektiğini ısrarla söylüyoruz.

Obama’nın zamanından bu yana, Amerika’nın Avrupa ve Doğu Asya’ya dikkat çekmek için Ortadoğu’ya olan ilgisini azaltacağına dair çok fazla konuşma yapıldı. Başkan Biden ilk ayında Ortadoğulu liderlerden telefon almadı, Ortadoğu’nun Amerika için artık bir öncelik olmadığını düşünüyor musunuz? Kürtler olarak sizin ve partinizin bakış açısından bu olumlu bir gelişme mi olumsuz mu?

Ortadoğu’ya ilginin azalacağı, Uzak Doğu’ya ağırlık verileceği söyleniyor. Bu çok fazla ekonomik bir bakış. Bu tarih ve kültürün küçümsenmesi oluyor. Kapitalizm için tüketim çok önemli hale geldi. Tüketecek insan da Uzak Asya’da çok denilerek yapılan değerlendirmeler yüzeyseldir. Ortadoğu, tarihi ve kültürü ile derinliği olan bir coğrafyadır. Mevcut durumuna bakarak küçümsemek yanlış bir bakıştır. Öte yandan Ortadoğu’yu Avrupa’dan ayırmak da yanlıştır. Avrupa’yı Avrupa yapan tarih ve kültür derinliği olan Ortadoğu’ya yakın olmasıdır. Bugün ise Avrupa ile Ortadoğu bütünleşmiş gibidir. Bugün hala Avrupa’nın önemi azalmamışsa Ortadoğu’nun ki de azalmaz. Hala dünya siyasetinin en karmaşık konuları Ortadoğu ve çevresindekilerdir. Yakın zamanda DAİŞ’le ne kadar uğraşıldı. Afganistan ve Irak müdahaleleri uzak değil. Öte yandan İsrail’in Ortadoğu’da olduğu unutulmamalıdır. Ortadoğu’nun önemini görmek için coğrafyaya bakmak yeterlidir, derler.

ABD’nin dikkati başka tarafa kayıyor diye biz olumlu ya da olumsuz değerlendiremeyiz. Biz Ortadoğu’nun öneminin azalmayacağı düşüncesindeyiz. Öte yandan küreselleşen ve global köy haline geldiği söylenen bir dünyada Ortadoğu’nun öneminin azalması düşünülemez. Hatta daha da artacağını söyleyecek nedenler ortaya konulabilir.

Ortadoğu söz konusu olduğunda Kürdistan’ın önemi azalmaz. Hatta Kürt halkının demokratik karakter kazanması, Demokratik Ulus anlayışı ile farklı etnik ve inanç kimliklerin bir arada yaşamasına öncülük etmesi önemini artırmıştır. Kürtler kültürleri ve politikalarıyla Ortadoğu’da barış, istikrar ve demokrasinin temeli haline gelmişlerdir.

Yakın zamanda Avrupa’nın Ortadoğu’ya karşı daha iddialı ve bağımsız bir rol üstlendiğini fark ettik, örneğin Cumhurbaşkanı Macron Lübnan krizine ve Yunanistan ile Türkiye arasındaki deniz suyu ihtilaflarına karışıyor. Davanız için Avrupa girişimlerini görmek ister misiniz? Genel olarak, Avrupa ile ilişkinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Avrupa ülkelerinin Ortadoğu’ya ilgisi anlaşılırdır. Avrupa’nın Ortadoğu’ya ilgisi olmalıdır. Tabi ki pozitif olmalıdır. Ortadoğu’yu Avrupa’dan çok ayrı tutmayacağımıza göre mutlaka ilgi ve ilişki olacaktır. O zaman bu ilgi ve ilişkinin karşılıklı çıkara göre olmasını arzularız. Fransa ve İngiltere’nin Ortadoğu’ya karşı tarihi sorumlulukları vardır. Belki ABD şimdi İngilizlerden bu sorumluluğu devraldı ya da birlikte yapıyorlar. Fransa zaten Lübnan ve Suriye’ye her zaman ilgi göstermiştir. Zaten buralarda ilgisiz kalırsa Ortadoğu ile bağını koparmış olur. ABD de, Suriye ve Lübnan’da Fransa etkisi ve ilgisini bildiğinden buraya yönelik politikalarda ortaklık yapıyorlar.

Biz Kürt sorununun çözümünde Avrupa’nın girişimlerine olumsuz bakmayız. Zaten Kürt sorununu esas olarak Birinci Dünya Savaşı sonrası İngiltere ve Fransa yarattı. Lozan’da Musul ve Kerkük karşılığında Türk devletine Kürtleri soykırıma uğratma izni verildi. Ya da Türk devleti Kürtleri soykırıma uğratmak için Musul ve Kerkük’ü İngiltere hegemonyasına bıraktı. Bu açıdan Kürt sorununu yaratan ve şimdiye kadar Türk devletinin soykırım politikasına destek veren Avrupa’nın şimdi Kürt sorununun çözümü konusunda olumlu rol oynamasını isteriz.

Avrupa’da çok önemli bir Kürt nüfusu var. Bu zeminde çeşitli biçimde Avrupa ülkeleriyle ilişkilerimiz oluyor. Avrupa demokratik kamuoyu ve halkı üzerinde etkimiz pozitiftir. Siyasi güçlerle de belli bir ilişkimiz olmaktadır. Ancak Avrupa devletlerinin Türk devletiyle çıkar ilişkisi ve NATO üyesi olmaları bu ilişkilerimizin siyasete yansımasını çok zayıf bırakmaktadır. Avrupa ülkeleri Hareketimizi tanıyorlar. Türkiye ve Ortadoğu’da demokratikleşme açısından olumlu rol oynayacağımızı da görüyorlar. Ancak Türk devletiyle ilişkileri onları da hala soğuk savaş döneminde olduğu gibi Türk devletine destek verme konumunda tutuyor. Dolayısıyla onlar da Türk devletinin Kürt soykırım politikasına ortak olmuş oluyorlar.

Başkan Biden, İran ile 2015 nükleer anlaşmasına geri dönme niyetini açıkladı ve İranlıları nükleer meseleyle ilgili müzakerelere geri dönmeye çağırdı. Bu diyalogların başarısı ne olursa olsun, bunu Kürtlere ve Hareketinize olumlu ya da olumsuz yansıyacak bir gelişme olarak görüyor musunuz? 2015 anlaşmasıyla ilgili kafan ne?

Biz ne nükleer silah yapımını doğru görürüz ne de halkları olumsuz etkileyen yaptırımları. Bu açıdan 2015 anlaşması samimi yaklaşıldığı taktirde olumlu görülebilecek bir anlaşmaydı. Ortadoğu’da nükleer silaha sahip olma kadar yanlış ve tehlikeli bir şey olamaz. Nükleer silah bir güç gösterisi olarak görülemez. Bunun ahlaksızlık ve insanlık suçu olduğu İkinci Dünya Savaşı sonrası görüldü. Nükleer silahlar sadece Kürtler açısından değil, tüm İran halkları açısından da zararlı bir şeydir. Nükleer silahla güç olunacağını sanmak soğuk savaş kafasıdır. Biz anlaşmanın başarısının tüm Ortadoğu halkları için olumlu olacağını düşünürüz. Tüm iç ve dış kamuoyunun dikkati böyle şeylerle meşgul olmamalı; dolayısıyla İran’ın demokratikleşmesini esas almak en doğru yol ve yöntemdir. İran İslam Cumhuriyeti’nin de demokratikleşmeye ihtiyacı var. Biz İslam’la demokrasinin karşı karşıya getirilmesini de doğru bulmuyoruz. Bu nedenle Rêber Apo Demokratik İslam anlayışını geliştirdi. Bu çerçevede demokratik İslami güçleri de demokratik yaşamın bir parçası ve bir bileşeni olarak ele almaktayız.

Kazimi, Irak’ın egemenliğini yeniden sağlayacak cumhurbaşkanı olarak Irak’ın başkanı olarak tanımlanıyor Kazimi’nin Irak işlerine müdahaleleri nedeniyle Türkiye ve İran’ın karşısına çıkacağına emin misiniz? Ve bu partiniz için ne anlama geliyor? Siz de Irak topraklarındasınız, peki genel olarak Bağdat ile ilişkiniz nedir?

Kazımi İran ve Türkiye’ye karşı koyamaz, koyacak durumda değildir. Şu anda bu gücü yoktur.  Irak’ın egemenliğini kişiler değil zihniyet sağlar. Irak için Demokratik Ulus anlayışı gerekir. Farklı etnik ve inanç topluluklarının Demokratik Ulus anlayışı içinde bir arada yaşamasını sağlayacak bir ideolojik ve politik yaklaşıma ihtiyaç var. Milliyetçiliğin de mezhepçiliğin de hakim olmaması lazım. Irak demokratikleşirse iç işlerine müdahale edilmesi de zor olur. Biz Irak’ın iç işlerine müdahale edilmesine karşıyız.

Bizim güçlerimizin bulunduğu Medya Savunma Alanları esas olarak Türkiye ile sınır bölgelerindedir. Türkiye KDP ile işbirliği yaparak buralara saldırıyor. Irak da güçsüz olduğundan ses çıkaramıyor. Bizim Irak ile ilişkilerimiz kötü değildir. Zaten Irak’la doğrudan karşı karşıya gelen bir pozisyonumuz yoktur. Bazen Türkiye, bazen de İran Irak’a baskı yaparak bize karşı çıkarmaya çalışıyorlar. Ancak varlığımızın Irak’a bir zararı olmadığından bu çabalar fazla sonuç vermiyor. DAİŞ’e karşı mücadele ettiğimizde Irak bBşbakanı Haydar Abadi KCK vatandaşlarımızı koruyor, diyerek teşekkür etti. DAİŞ’e karşı çabamızı ve verdiğimiz bedelleri ilk takdir eden ülke oldu. KDP Başkanı Mesud Barzani de DAİŞ’e karşı mücadele ettiğimiz ve Hewlêr’i koruduğumuz için gerillaya teşekkür etti. Ama sonra teşekkür ettiği gerilla güçlerine karşı Türkiye’nin saldırısını onayladı ve meşrulaştırdı.

Bağdat’la sıkı bir ilişkimiz yok. Bazen birbirimizin politikalarını anlamak için çeşitli alanlardaki birimlerimiz görüşmeler yapıyorlar. Ancak 9 Ekim’de Êzidîlerin görüşünü almadan KDP ile bir Şengal anlaşması yapmalarını eleştirdik. Çünkü Şengal’i DAİŞ’e teslim eden Irak ve KDP’nin Şengal’i DAİŞ’e karşı savunanlara hiç sormadan, onların görüşünü almadan bir anlaşmaya gitmeleri ne vicdanla, ne hakkaniyetle, ne de siyasi ahlakla bağdaştırılabilirdi. Bu anlaşma düşünüldüğü gibi uygulanamadı. Nitekim Irak, T.C ve KDP gelsin Şengal sorununu çözsün, diyen ABD bile bu anlaşmanın Êzidî ayağının olmadığını gördü. Herhalde ABD de şimdi Êzidîlerin aktif biçimde içinde olacağı bir çözümün en doğru çözüm olacağını görmüş bulunuyor.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu