Hasret Birsel

Balık ve Kılçık

Herkesin merakla kim bu dediği  Balıkçı’nın, verdiği röportaja bakılırsa  PKK tarafından da çok iyi bilinen, muhtemelen kimsenin aklına gelmeyen,  öyle “Kaç tane Beşiktaş spor taraftarı Kürt kaldı ki? “  kılçığını atarak  kamuoyunun kendiliğinden bulacağı, lafın özcesi oltaya gelecek biri değil. En azından şu anda görünen bu.
 
Satır arlarında fi tarihinde yaptığı ve yaşadığı bazı örneklerle ufaktan ufağa öğrenmesi gerekenlerin “Hah şimdi buldum” diyerek, kolları sıvamasını sağlayacak tiyolar veriyor. Tıpkı benim yazdığım gibi başkaları da yazmaya başlayacak ve Balıkçı’nın aracılardan biri olduğunu, en önemlisi Balıkçı’nın Kürt kimliği… Yine Balıkçı’nın söylemi ile PKK lideri Abdullah Öcalan`ın ona olan “tam güveninin” vurgusu yapılarak, Kürtlerin güvenini pekiştirmeye çalışacaklar. Anlaşılan o ki alıştıra alıştıra zamana yayarak kimliği açıklanacak. İyi de, yüzü görünen Kürt siyasetçi mi bitmiş ki, Kürt sorununun çözüm ve ilişki tartışmaları ensesinden resmi çekilmiş muamma kişiliklere havale ediliyor?  Öyle anlaşılıyor ki, bir süre daha ense izleyeceğiz…
 
Balıkçı’ya bakılırsa  epey aşma kaydedilmiş. Mutfakta pişen bir aş var.
 
Silahlı mücadele döneminin bitip bitmediğine kuşkusuz PKK karar verecek.
 
“Güçler ta Dersim’den üç ay boyunca yürüyecek, Güney Kürdistan’a gelecek, böylece çözüm gelişecek! Hayır, çözüm gelişirse Dersim’deki güçler zaten oradan çözüm sürecine dahil olurlar. Bu daha kestirme ve daha kolay bir yol değil mi? Eğer çözüm niyeti ve zihniyeti varsa neden tüm güçleri ta Dersim’den, Erzurum’dan, Bingöl’den aylarca yürüterek, güney sınırlarına taşıyacağız?” Murat Karayılan, haklı olarak son röportajında bunları sormuş.
 
Barış görüşmelerinin iyi bir evirilmede olduğu söyleniyor, fakat meclis tezkereyi onayladı. İstedikleri an operasyon yapma yetkileri var. Eğer operasyon yapılmayacağına dair bir garanti verildiyse de bu kamuoyu ile paylaşılmadı. Unutamamalı ki, gerillanın geri çekilmesi sadece PKK`yi ilgilendiren bir durum değil. Dağda çocukları ve yakınları olan herkesin gözü kulağı şu anda orada.
 
Kürtler geçmişte sınır dışına çekilmenin faturasını 700 çocuğunu kurban vererek ödedi.
Yeniden aynı şekilde kayıplar yaşanmayacağına kim inanır şimdi?
 
2011 yılı içerisinde ya da sonrasında tamamen barış olacağına, PKK`nin dağdan ineceğine çok emin görünüyor Balıkçı. Hele hele PKK lideri Abdullah Öcalan ile müzakere sürecine girildiğinin artık sır olmadığı bu süreçte ille de geri çekilme neden şart koşuluyor? Üç ay yol yürüyen gerilla zaten 2011 yılında ancak sınır dışına çekilmiş olacak. Çözüm bu kadar yakınsa, eşit yurttaşlık temelinde bir barış yapılacaksa, gerillalar da bu ülkenin vatandaşıysa neden kendi topraklarını terk etsinler ki?
 
Bütün gerillalar aynı alana toplandıktan sonra kapsamlı bir imha girişiminin olmayacağı garantisi var mı? Çekilme anında yine kayıplar verilirse bu Kürtlerin sabrını taşırmaz mı? Ailelerini ayağa kaldırmaz mı diye sormamak mümkün değil…
 
 
Son dönemlerde Türkiye tarihinde hiç yaşanmamış bazı gelişmeler oldu. Fakat bunlar öyle aman aman gelişmeler değil aslında. Demokrasinin ve  kamu vicdanının birazcık hakim olduğu her ülkede olması gereken gelişmeler.
 
 
 
Bu hafta 27 Mayıs 2009’da, Hakkâri’nin Çukurca İlçesi Hantepe`de, altı askerin ölümüne yol açan mayınları döşeyen Tuğgeneral Zeki Es askeri mahkemece tutuklandı.  Ona mayınları döşe emri veren  Hakkâri Tümen Komutanı Tümgeneral Gürbüz Kaya’nın da tutuklanmasının talep edilmesi  demokrasi yolunda atılmış bir adım, bir gelişme elbette. Ama bazı köşe yazarlarının söylediği gibi, barış yolunda atılmış bir adım değil. Barış yolunda atılmış bir adım olması- olabilmesi  için  öncelikle Kürtlerin kanına elini bulamışların tutuklanması  gerekiyor.
 
Bir sabah uyandığımızda Uğur Kaymaz`ın katillerinin tutuklandığını öğrenirsek, Ceylan`ın  katilleri ortaya çıkarılırsa ve 17 bin faaili  meçhul cinayetin işlendiği kadim toprakları kana bulayan katillerden bazıları tutuklanırsa, barış yolunda atılmış adım olur.
 
Evet, askerlerin ölümüne yol açmış subayların tutuklanması ne kadar önemli ise  bir kaç ay önce  cesetleri parçalanan, gözleri oyulan, yakılarak tanınmayacak hale getirilmiş gerillaları bu hale getirenlerin tutuklanması bir o kadar önemli ve barışın olabilmesi için de ikna edici.
 
Balıkçı neler düşünür,  taraflara nasıl bir perspektif verir bilmiyorum.
 
Devlet Balıkçı’nın samimiyetine bu kadar güveniyorsa Balıkçı’nın bir an önce “Tanımlanmayan bir dil”  faşizmini devletin gündemine taşıması, dili tanınmayan Kürtlerin kimliğinin de tanınmadığını, aşağılandığını kavratması  lazım.
 
Yoksa Balıkçı’nın kehanetlerinin boğazımızda kalan kılçıklar olduğunu düşünürüz…
 
Doğru, çok doğru Türklerin bariz bir demokrasi sorunu var. Amma Kürtlerin asla vazgeçmeyecekleri özgürlük sorunları var.
 
Çocuklarımızın ölmediği, dağdaki çocuklarımızın yaşamlarının garanti altına alındığı, anadilde eğitimin tartışılmadığı, Kürt kimliğinin anayasal güvence altına alındığı bir ülkede neden barış olmasın ki?
 
Hasret Birsel
hasretbirsel@hotmail.fr {jcomments on}

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı