RÖPORTAJ

Aydın Dere: Güney’in bağımsızlığı domino etkisi yaratacak

Kürt aydın, yazar ve siyasi gözlemci Aydın Dere, Kürdistan Bölgesi’nin referendum kararı ve yankılarını, Kürt siyasi partilerinin yaklaşımlarını BasNews’e değerlendirdi.

Kürdistan Bölgesi, 25 Eylül’de bağımsızlık için referanduma gitme kararı aldı.Sizce bu kararın zamanlaması uygun mudur? Çünkü bazı siyasi partiler ile Türkiye ve İran gibi ülkeler referandumun ‘zamanı değil’ diyorlar.

Kürtler kadar, büyük bir coğrafya ve nüfusa sahip olup da devlet olmayan başka bir halk yer küremizde yoktur. Tarih boyunca yaşadığımız tüm katliam ve acıların sebebi devletsizliktir. Ulusal bilinci sağlam partilerin, bırakalım bağımsızlık için ‘Zamanı değil’ demeleri,Güney Kürdistan’a hatta ‘Geç kaldınız’ demeleri gerekiyor. Fakat bu bakış açısına yabancı değiliz. Kolonyalist üç ülkenin solcularının da egemen ulus bakış açılarını ve şoven yaklaşımlarını iyi biliriz.Bu şoven bakış açısına bir zamanlar en çok da Kuzeyli PKK gibi, Kürt partileri maruz kalmıştır. ‘Kürtler şöyle yapmalı’ ya da ‘Böyle yapmamalı’ türünden pişkin bir yaklaşım içerisinde olmuş, üstenci hegomanyacı ve hatta saygısız bir yaklaşım göstermişlerdir.

Güney’in defakto bir bağımsızlığı yaşamasını kimler sağlamışsa, kaderini tayin hakkını kullanma hakkı da kuşkusuz onlarındır. Diğerler parçalardaki Kürt partilerine sadece destek sunmak düşer. Kader tayin hakkı Wilson Prensipleri ile belirlenmiş, Birleşmiş Milletler de bu hakkı saygı ile benimsemiştir.

Kaldı ki, program ve tüzüğünde Kürtlerin bağımsızlığını savunmayanlar, Kürtlerin bağımsızlık hakkı konusunda ne kadar söz sahibi olabilirler ? Diğer bir açıdan; bağımsızlığı desteklemek her parçadaki Kürt partilerinin de çıkarınadır. Çünkü Güney Kürdistan’ın bağımsızlığı, her Kürt’ü cesaretlendireceği gibi kolonyalistleri ise katı inkarcı politikalarından vazgeçirecek ve bağımsızlığı kanıksatacaktır. Tostoy “Bir insan treni kaçırdığında, başka bir tren geIir onu aIır. Bir ulus treni kaçırdığında, başka bir ulus gelir onu aIır” der.Hatta canına okur, köklerine kibrit suyu döker. İşte Mazlum Doğan, M.Hayri Durmuş gibileri bu tarihsel ve sosyolojik gerçekliği bilenlerdi.

Bağımsız Kürdistan neden Türkiye’yi rahatsız ediyor? Özellikle son zamanlarda Türkiye hükmetinin Sayın Barzani ile iyi ilişkileri vardı. Sizce, Türkiye’ye Kürdistan devletinin mi, yoksa sorunlu ve istikrarsız bir Irak’ın mı komşu olması daha iyi?

Hatırlarsanız, Güney’in özerk olduğu süreçte Erbil ve Süleymaniye’de bombalar patlıyordu. Bu bombalar Kürtlerin özerkliğine karşı patlıyordu. Kafalarına çuval geçirdikten sonra ABD,Türkiye’ye ‘Siz Güney ile sadece ticari ilişkiler geliştirebilirsiniz. Bombalar patlatmaya devam ederseniz size bölgeyi zehir ederiz’ tehdidinde bulunduktan sonra ilişkiler iki komşu ülke ilişkilerine dönüştü. Bu bir ticarettir, bunda gocununacak bir şey yok. Fakat maalesef Türkiye’nin ırkçılık, tekçilik ve Kürt fobisi üzerine kurulan yapısallığı, onu şimdilik Kürtlerin bağımsız olmasına karşı kılıyor. Elbette, bu yapısallık bir kader değil. Türkiye, bu ırkçı tutumundan vazgeçmek zorunda. Bu da Kürtlerin uluslararası güçlü müttefikler oluşturmasına ve birliğini dahada pekiştirmesine bağlı.

Güney’in bağımsızlığının bir domino etkisi yaratacağı kesin.Bu durum bölgede kalıcı bir barış sağlayacaktır. Çünkü Türkiye, İran, Irak ve Suriye’deki istikrarsızlığın temelinde Kürtlerin bir devlet olmaması var. Kürtlerin devlet olması, Ortadoğu’da bu dört devletin ‘Kürtler devlet olmasın’ inadı üzerinden geliştirdikleri ırkçılık ve statükoculuk, bu devletlerin gerçek anlamda demokratik ve hukuk devletleri olmalarının önünde büyük bir engeldir. Güney’in bağımsızlığı ve bölgede Kürtlerin devletleşmesi Ortadoğu’nun huzur ve aydınlığa yakınlaşmasını sağlayacaktır.

Goran (Değişim) Hareketi ve YNK’nin bir kısmı, bağımsızlık referandumuna karşılar. Onlara göre; referandum devlet kurmak maksadıyla değil, Barzani’nin yetkilerini daha da genişletmek için yapılıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

İki siyasi gücün (YNK-Goran) hepsi bağımsızlığa karşı değil, aralarında bağımsızlığı destekleyenlerin oranı bir hayli yüksek. Fakat bu alan, kendi içinde bir gelişim ve değişim sürecini yaşıyor. Kürtlerin kendi içinde tartışmaları ve bir takım çelişkiler yaşaması ve karşılıklı yoğun eleştirilerin olması doğal. Bu durum çok abartılmamalı.Tarih nihayet Kürt halkına devlet olma şansını tanıdı. İŞİD’e karşı başarılı savaş, hem Kürtlere güçlü müttefikler sağladı, hem de Kürtleri uluslararası düzeyde gericiliğe karşı savaşan bir halk olduğu gerçekliğini gösterdi. Sanırım İran ve Türkiye’nin içimize uzanan elleri, Güney’in bağımsızlığına karşı büyük oyunlar içinde olduklarını gösteriyor. Buna karşı yoğun bir bilgilendirme ve ikna mücadelesi verilmeli. Sömürgeciler durmuyor, fakat bizim de durmamamız gerekir.

PKK açık bir şekilde referanduma karşı olduğuna dair bir genelge yayınladı. ”Biz ulus devleti reddediyoruz” biçiminde ifadeler kullandı. Siz bir siyasi gözlemci ve yazar olarak, bu konuda ne düşünüyorsunuz? PKK neden ulus devlete karşı çıkıyor ve ‘Ulus devletin zamanı geçti’ diyor?

Genel anlamda evet, fakat Güney için sanırım merkezi net bir tutumları yok. Açıklamalarında ”Haklarıdır” ve amalı, fakatlı, farklı açıklamalar yaptılar. Bu durum onları bağlar ve zaten belirleyici bir etken değildir.Çağımız ulus devletler çağıdır.Bir ulus devletleşerek var olur, devletleşmez ise de yok olur.Tarih mezarlığı devletleşemeyen halklarla doludur. İnsanlığın,hayvanları evcilleştirmesi ve tohumu keşfetmesinden beri asla devletsiz yaşamadı.

Devletin formları, isimleri ve biçimleri farklıydı. Başkalarının devletine ”evet” ama, Kürtlerin devlet olmasına karşı olmak dehşet bir hata. PKK’nin çıkışı, güç ve ivme kazanması ‘bağımsızlık’ ilkesi ve imgesi sayesindeydi. Öcalan Avrupa’ya gelirken ”Ankara’dan çıktık partileştik, Ortadoğu’ya geldik ordulaştık, Avrupa’ya geldik devletleşeceğiz” diyordu. Tutuklanmasından sonra mı dünya değişti? ”Devlet olgusundan vazgeçtik” dedi ve bu doğrultuda kitaplar yazdı. O’nun hareketi (PKK) ”Bu, Başkanımızın çok ileriye, belki de bir asır sonraya dönük teorik tezlerleridir, hareketimizin paradigmasını değiştirmez” demeliydi. Çünkü bu tezlerin günümüzde somut ve maddi hiç bir karşılığı yok.Tarihte bunun örnekleri de yok. O halde bunu iddia etmenin kazandırmayacağının bilinmesi gerekirdi. Bu durum Rojava için de geçerlidir. Elbette özerklik, kanton gibi geçiş süreçlerine ihtiyaç duyulur.Fakat devlet olmadan, özgürleşmenin mümkün olmadığı bir gerçektir. Batı tarzı demokratik federasyonlar Ortadoğu için mümkün görülmüyor. Bunun olması için toplumların demokratik bilincinin olması gerekir. Buna da çok uzun zaman lazım. Bu zamanı beklemek Kürtlerin yok olması demektir.

Sonuç olarak halkımız, Güney Kürdistan’da bağımsızlık referandumu ve ardından bağımsızlık ilanını nefesini tutarak bekliyor. Kuzey Kürdistan’da, Türk ordusu ‘Tamilleri ezme planı’nı uyguladı ve ardından on kenti yıktı. Bundan ötürü Kürt hareketinin “Türkiye’yi demokratikleştirme” açıklamalarını bırakıp, ajandasına bir ulusa yakışır çözüm yöntemlerini almalı. Türkiye’nin demokratikleşmesini ummak üzerinden yürütülecek politikalar, gerçekçi olamaz.

Güney’de bir Kürt devletinin kurulması Türkiye’deki Kürtleri etkileler mi?

Elbette, hem de domino etkisi yaratır. Ulus-devletler çağındayız. Varlık gösteren hiçbir halk devletsiz değildir; bu ulusların hepsi hâlâ devletsel anlamda daha da güçlenme yolundalar. Türk, Arap ve Acem düşmanlığından ve ırkçılıktan uzak, kendin olmayı, ulus olarak birlik ve bilinç ile var olmayı esas alarak güçlenmeliyiz.

Sizce, Mesud Barzani ulusal bir lider olarak, Güney Kürdistan’da bir Kürdistan devletinin kurulmasına öncülük yapmada başarılı olabilir mi?

Neden başarılı olmasın? Bir başarmama ihtimali olacaksa, bu dıştan değil maalesef içten kaynaklanacaktır. Bu ihtimal ise çok zayıf. Ortadoğu’da ABD ve İsrail’in destek sunduğu bir halkın bağımsız olmaması mümkün değil. Öz güç önemli, fakat uluslararası dayanaklar olmadan da olmaz. Birleşmiş Milletler’e başvuru sürecinde üye devletlerin çoğunun Kürdistan’ı tanımaları gerekir. Asıl zor süreç burada başlıyor. İşte bunun için, ABD ve İsrail’in desteği neredeyse şart. Çok önemli tarihsel bir süreçten geçiyoruz, Kürtler için gerileme dönemi bitmiştir. Bögesel kaos devletleşmek için muazzam bir fırsat sunuyor. Teritoryal özgürlüğümüz olmadan, Türkiye’nin talan ve kıyımlarından, İran’ın idamlarından , IŞİD ve benzeri vahşileri Kürt halkının yakasından söküp atamayız. Daha somut ve dünya gerçeklerine göre hareket etmeliyiz. Kürdistan davası sırtından kimsenin filozof geçinmesine gerek yok.

Kürdistan davası özce birkaç cümledir; Kürt halkı, her halk gibi özgür vatanına kavuşmalı, ulusal değerleri ve ulusal kaynaklarıyla özgürce yaşamalı, kendi içinde demokratik, seküler bilincini geliştirecek, eğitim sistemi ile dünya bilimiyle buluşmalı. Dolambaçlı yollara gerek yok, başka bir parçadaki bir Kürt gücüne de düşmanlık hakkımız yok. Tarihimiz boyunca hiç bu kadar özgürlüğe yaklaşmadık, hiç bu kadar bilinç sıçraması yaşamadık ve bunun değerini bilmeliyiz.

Karzan Gilê – BasNews

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu