M.Husedin

Amerika’nın bir Kürd aşkı var mı, yok mu?

Son günlerde Türk Solu sertifikalı bazı Kürdler arasında Mazlum Kobani üzeri bir paniktir almış başını gidiyor. Panik demek doğru kelime çünkü abuk subuk, ve okunduğunda sonu başıyla birleşmeyen anlamsız yazılar yazmalarına başka bir anlam yüklemek mümkün değil. “Amerika Kürdleri sevdiğinden değil kendi çıkarları için Kürdlere yardım ediyor” deyip bizi Amerika’dan uzak durmaya ikna etmek istiyorlar.

Perspektif esas olduğundan bununla başlayalım.

Mesele Kürdler ve Kürdistan. Kürdistan’ın Türk, Fars ve Arap zulmünden kurtuluşu. Kürdleri biraraya getiren budur. Bir adım ilerisi Kürdler liderliğinde Kürdistan’da barışçıl bir yaşamın Kürdler ve Kürd olmayan tüm diğer etnisiteler için tesisidir. İkiyüz yıldır süren mücadeleye bakıp buna ne kadar muktediriz, bunu yaratmaya ne kapasitemiz var diye bakalım.

Meseleye ampirik/gözlem üzeri bakmak en sağlıklısı.

İki yüzyılın sonunda adı konmamış, bağımsızlıkları ilan edilmemiş üç küçük devletimiz olduğunu görüyoruz. Devletçik diyelim. Eskilerde olsa Mirlik derdik. Avrupalıların Princedom, yani Prenslik dedikleri budur. Botan Mirliği böyle birşeydi mesela.

Qamişlo (Rojava), Hewler (Behdinan) ve Süleymaniye (Soran) şehirlerinden yönetilen üç devletçikten bahsediyoruz. Birbirleri ile koordinasyon kurabiliyorlarsa da içişlerini idare etmede (yani hükümet olmada) birbirlerinden tamamen bağımsız Kürdlere ait üç devlet.

Ne hükümet biçimleri ne de idareleri birbirine benzeyen, tarih içerisindeki şekillenişleri biri diğerinden etkilenerek gerçekleşmiş olsa bile özünde farklı süreçlerden gelişmiş birbirine komşu üç Kürd devletçiği.

PKK Qamişlo’da ideolojik bir örgütlenme etrafında şekillenen bir devlet kurmakla meşgul. Her ne kadar ideolojisi “devlet kurmaya karşıyız” dese de hayatın gerçek sorunlarına cevap oluştururken PKK devlet kurumları oluşturmaya mecbur buluyor kendini.

PDK bir aşiretler konfederasyonu. Liberal-ekonomik retorikle feodal patriarkal örgütlenmenin nereye kadar PDK’ye izin vereceğini göreceğiz ama PDK’nin kendi idaresini bir devlet olarak görmek istediği çok açık.

YNK ise bana Somali’nin Puntland isimli bölgesini andırıyor. Puntland içişlerinde ve dış dünyayla ilişkilerinde tamamen bağımsız hareket eden, başkent Mogadişu’nun Puntland’a dair herhangi bir otoritesini tamamen reddeden ama kendi başına bağımsızlığı hiç dillendirmeyen yarı feodal yarı seküler bir örgütlenme. YNK’nin yönettiği Süleymaniye’nin bu manada Puntland’dan nasıl farklı olduğunu ben göremiyorum. Kağıt üzerinde Süleymaniye önce Hewler’e sonra da Bağdat’a bağlı ama bunun böyle olmadığını, Süleymaniye’nin içişlerinde Hewler’i tanımadığını, kendi dış ilişkilerini kendi kurup kendi yönettiğini biliyoruz.

Üç Kürd örgütü. Üç Kürd yönetimi. Üç küçük Kürd devleti. Bunların herbirinin yönetimi altında tüm etnisitelerin barış ve uyum içinde yaşadığı uluslararası medyada en yüksek sesle dile getirilen başlık. Her üç Kürd devletçiğinin yönetimi altında da ırkçılığa taviz yok ve ayrımcılık olmaması için hükümetler nezdinde müthiş bir titizlik var. Sürekli eleştiri yağmuru altında olduklarından dolayı özellikle PKK ve PDK’nin rüştlerini ispatlama zorunluluğuyla konuya daha bir hassas yaklaştıklarını biliyoruz.

Tüm zorluklar içerisinde kayda değer bir Kürdistan başarısı var demek istiyorum. Tüm etrafları düşmanlarla çevrili ve düşmanlar bunların birini diğerine karşı oynamada bu kadar tecrübeli ve bir o kadar da Kürd düşmanı kötülük içerisindeyken hafife alınamayacak bir başarıdan bahsediyoruz.

Durum böyleyse, Türk Solu sertifikalı bu bazı Kürdlerin Kürd yönetimleriyle dertleri ne? Açık değil mi Amerika’yla ilişkilenmede tüm maksadın kendi idarelerini güçlendirmek ve düşmanlarından korunmak olduğu?

Bazen herkesin bildiği ama kimsenin söylemediğini Davut’un ağzından dile getirmek gerekir ki etraf bir hizaya girsin. Öyle yapalım.

“Andığımız Kürd devletçiklerinin Amerika’yla ilişkilenmelerinde tek sebep Amerika’dan politik, ekonomik ve askeri çıkar elde etmektir”

Ve bu doğrudur. Doğrudur çünkü bizim de siyasi temsilcilerimizden beklentimiz Amerika’dan politik, ekonomik ve askeri maksimum fayda elde etmeleridir.

Bunu nasıl derseniz deyin siz. Hepimizin bildiği gerçek Amerika’nın faydamıza olabileceğini gördüğümüz için Amerika’ya yaklaştığımızdır.

Durum böyleyken, biz Amerika’yla ilişkilenmeye bu kadar çıkarcı yaklaşırken; Kürd siyasiler Amerika ile bariz bir şekilde “Önce Kürd, önce Kürdistan” formülüyle ilişkilenirken Türk Solu sertifikalı bazı Kürdlerin “ama Amerika Kürdleri sevmiyor” demesinin mantığı nedir? Amerika çıkarlarını savunmayacağı yönünde bir gün olsun yanılttı mı ki? Birinin söylemesine gerek yok ki Amerika’nın da kendi çıkarlarına öncelik vereceğini. Biz ne isek Amerika da odur.

Bu solcu eskilerinin o kadar baktıktan sonra anlamadığı Amerika’yla ilişkilenmemizin kendi çıkarlarımız için olduğu. Biz Kürdler herkesle ve Amerika’yla kendi çıkarlarımızı gözetmek için ilişkileniyoruz.

Ortada aşk yok, sevgi yok. Karşılıklı çıkar ilişkilenmesi var. Doğrusu da budur, geliştirilmesi gereken de budur.

Kürd liderler Amerika’yla karşılıklı çıkar çıtasını yükselttikleri sürece kazanacaklar.

M. Husedin

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı