RÖPORTAJ

‘Almanya Kürtlerin haklarına saygı duyup PKK yasağını kaldırmalı’

PKK yasağına karşı mücadele eden siyasetçi Mehmet Demir, "Almanya Kürt halkının hak talebini kriminalize etmekten vazgeçmeli. Bunun ilk adımı da PKK yasağını kaldırmaktır" dedi.

Uzun yıllardır Almanya’da yaşayan ve PKK yasağına karşı yasal mücadele yürüten Kürt siyasetçi Mehmet Demir ile Almanya’da PKK yasağını, bu yasağa dayanarak Alman resmi makamlarının Almanya’daki Kürt toplumuna yaklaşımını ve Almanya’da kurulması beklenen koalisyon hükümetinden Kürtlerin beklentisini konuştuk.

 

PKK yasağı Almanya’da nasıl gelişti? İlk dönemki uygulamalar nelerdi?

Neden PKK yasağı? Neden kriminalizasyon? Alman devleti bununla neyi amaçladı? Gerçekten bir halkın insani, ahlaki, vicdani, hukuki, siyasi, kültürel taleplerini temsil eden bir hareketin yasaklanmasında esas gerekçe neydi? Şimdi bu noktadan baktığımızda aslında Almanya özgürlük hareketinin etrafında örgütlenmeye çalışan Kürdistanlıları gördükçe, kurumsallaşmaları geliştikçe Alman devletinin harekete yönelik metotları da değişmeye başladı.

Yani şunu düşünelim, biz Kürtler 1979-80’lerle birlikte ilk derneksel çalışmalara başladık. Sürekli dernek sayısı artıyor ve kamuoyu çalışmalarında bir nebze de olsa Kürt halkının dili olmaya, halkın yaşadıklarını en azından bulundukları zeminde kamuoyu ile paylaşmaya çalışan bir gelişme söz konusuydu. Dolayısıyla Almanya Kürtler örgütlendikçe, dernek sayısı arttıkça, kurum sayısı çoğaldıkça bir o kadar legal- illegal denetleme, denetim ağını geliştirdi.  Yani şimdi o süreçlerde Kürtlere karşı sempati giderek artmaya başladı. Aslında iki dünya savaşı tecrübelerine bakarsak Avrupa genelinde, başta kuzey Avrupa yani İsveç merkezli Kürtlere karşı bir sempati vardı. Bu sempatinin gelişmesinde elbette ki Olof Palme gibi birinin olumlu etkisi vardı.

İlk etapta o sempatiyi bitirmek için Olof Palme olayı gerçekleşti. Ve bu adeta önceden planlanmış biçimde hiçbir araştırma, soruşturma ya da kovuşturma yapılmadan direkt Kürtlerin üzerine atıldı. Tabi o süreç oldukça zor oldu. Durum böyle olunca Kürtler ağır bir yük, ağır bir itham altında bırakıldı. Ya da Özgürlük Hareketinin etrafında olan Kürtler ağır bir itham altında bırakıldı. Buna karşı da o sürecin bağlılığı, dostluk ilişkilerine duyduğu sorumluluk gereği gece gündüz asla böyle bir şeyin olamayacağı vurgulandı ve bunun çalışmaları yürütüldü. Giderek o süreç parça parça rahatlanmaya başlayınca Almanya ikinci bir provokasyonun peşinde koşmaya başladı. Nasıl yaparız ki Kürt hareketine karşı gelişen bu sempatiyi kırabiliriz diye.

DÜSSELDORF DAVASI SONUÇLANINCAYA KADAR PKK YASAĞI YOKTU

1993’teki ilk ateşkes aslında mevcut durumda Kobanê’nin uluslararası düzeyde yarattığı atmosferi yarattı. Bu ilk ateşkesten sonra dünya genelinde olduğu gibi Avrupa ve Almanya’da da büyük bir sempati oluşmaya başladı. Baktı ki o güne kadarki tüm girişimleri, karalama girişimi bir biçimiyle boşa çıkacak. Öyle olunca PKK yasağına giden süreç başlatıldı. Dolayısıyla Özgürlük Hareketinin içerisinde bölme, parçalama ve yönetme yöntemlerine başvurdular. Açıkça bazı eğilimleri destekleyerek Hareketi kendi istediği duruma çekmeye çalıştılar. Bu konuda çok fazla başarılı olamayınca Düsseldorf mahkemeleri dediğimiz toplu dava ile bunu bir biçimiyle noktalamak istediler. Halbuki o süreçte bile, Düsseldorf davası sonuçlanıncaya kadar PKK yasağı diye bir şey yoktu.

23 Kasım 1993’te İçişleri Bakanlığı, Başbakanlık, Adalet Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığının bilgisi dahilinde yasak kararı verdi. Ve PKK’yi yasaklama genelgesi yollandı. İlk etapta PKK yasağı olarak lanse ettiler. Gördüler ki aslında gibi Almanya’da onların sunduğu gibi PKK temsilcilikleri yok. Hemen çok kısa bir süre içerisinde “PKK faaliyet ağı” adı altında kısmen karakterini değiştirdi. O yasakla birlikte işte PKK, KURDHA, ERNK ve Feyka- Kurdistan yasak kapsamına alındı. Bununla birlikte 29 tane derneği yasakladılar. Öyle olunca PKK ve diğer beş kurumla ilgili yasak kararını değiştirerek yasağı böyle güncelleştirdiler.

Tabii o süreç için şunu belirtmek gerekir. Kürt halkının başta Almanya olmak üzere tüm Avrupa’da bu haksız yasağa karşı tutumu da, direnişi de oldukça görkemliydi. Yani Kürtler devlet eliyle gasp edilen Kürt kurumlarını tekrar alarak, artık kapıdan bacadan içeri girdiler. Yani kendi kurumlarını adeta işgal ederek tekrar ele geçirdiler devletin bu yasağına karşı. Tabi devletin polisi de hiç insani olmayacak yol ve yöntemlerle intikamvari baskınlar yaptı. Türk devletinden alışkın olduğumuz yöntemler o süreçte burada da uygulandı diyebiliriz. Yasak süreci biraz böyle başladı.

İçişleri Bakanlığının aldığı ilk kararın 23 Kasım 1993’te olduğunu, daha sonra 26 Kasım’da yasağın pratiğe geçtiğini söylediniz. Yasak hala devam ediyor. Ancak Almanya’da zaman içerisinde bazı eyaletlerde mahkeme kararlarının farklı olduğu gözleniyor. Sizce Almanya’da taban ile tavan arasında Kürtlere karşı bir politik değişiklik var mı?

Var. Oldukça fazla var. 1993 ateşkesinin son Kobanê sürecinde Kürtlere karşı uluslararası düzeyde bir sempatiye yol açtığını ifade etmiştim. Almanya’da, genellikle de Kobanê sürecine gelene değin, yasaktan sonra basını adeta denetim kurarak Özgürlük hareketi etrafında olan insanları potansiyel suçlu gibi göstermek için elinden gelen her türlü çabayı gösteriyordu. Tabi buna karşı Kürt halkının onurlu direnişinin de olduğunu, asla geri adım atmadığını da vurgulamak gerekir. Kobanê sürecinden sonra elbette ki taban ile tavan arasındaki şey bozuldu. Gerek Alman basın yayın kurumları, gerekse Kürt halkının Kobanê’de yaratılan o insani değerlere sahip çıkışının etkileri herkes üzerinde görülmeye başlandı. Dolayısıyla Kürtlere karşı sempati de bu minvalde oldukça gelişti.

Almanya ne yaptı? 2018 ve 2019 yılında İçişleri bakanı bir genelge olmamasına rağmen istihbarat ve emniyet birimlerine iki yazı gönderdi. Bu yazışmalarda gelişen sempatiyi, olumlu havayı tekrar kriminalize ederek, ortamı provokatif yöntemlerle boşa çıkarma girişimi oldu. Örneğin Rêber Apo’nun posterleri filan renk, filan zemin üzerinde ise bunun direk PKK’yi çağrıştırdığı anlamına geldiğini; dolayısıyla yasaklı bir örgütü çağrıştıran her türlü şey yasaktır biçiminde zorlamaları oldu. Ne zaman ya da dünyanın neresinde görülmüş bir renk herhangi yasaklı bir şeyi çağrıştırıyor? İşte Almanya bunu yaptı. Bununla da yetinmedi, kalktı özel günleri tespit etti. İşte Newroz Kürtler için özel bir gündür. 8 Mart Kürtler için özel bir gündür.

Bunu Kobanê sonrası mı yaptı? Yani Almanya Kürtlere ilişkin bir takvim çalışması mı yaptı?

Özgürlük hareketi şahsında Kürtler için özel günlere dahi o kadar çok kafa yormuşlar ki saydığım bu günler gibi yeni bir takvim oluşturdular. O takvime göre süreçlere denk gelen her türlü eylem, etkinlik, gösteri, yürüyüş otomatik olarak “PKK’ye yardımdır” gerekçesi ile yasaklandı. Almanya bazı yerlerde sarı-kırmızı-yeşili bile yasaklamayı göze aldı. Hatta YBŞ’nin posterlerine “bu da yasaktır” dedi. Yine başka bir etkinlikte Paris’te katledilen üç arkadaşın posteri yasaktır dediler. Yani keyfi uygulamalarla her eyalette, ilde farklı farklı yöntemlerle yönelimler gelişti. Çünkü Almanya’da şöyle bir sistem var. Federal iç istihbarat var, eyaletlerin iç istihbaratı var ve aynı zamanda illerin iç istihbaratı var.

Bir istihbarat elemanının bilgisiyle KCDK-E gibi bir kurumun kongresini yasaklamaya gidecek kadar aymazlığa varan provokasyona, çatışmaya açıkça çağrı yapan yöntemlere başvuruyorlar. Fokus alıyor bu haberi yayın yapıyor ve bunun üzerinden bir yayın politikası izliyor. Ama buna karşı her zeminde davalar açılmaya başlandı. Her türlü eylem etkinlikleri yasaklamaya başvurunca elbette ki bizler de keyfi tutumlara karşı hukuksal mücadele yöntemini esas aldık.

Almanya’nın hukuk devleti olduğunu vurgulamak için “Berlin’de hakimler var” söylemi vurgulanır. Mesele Kürtler olunca “Berlin’de hakimler bazen var, bazen yok” diyebilir miyiz?

Aynen öyledir! Belki de en doğru tarif budur. Mesele hak arayan Kürtler olduğunda her şey değişebiliyor. Çünkü dünyanın neresinde slogan atmanın yasak olduğu görülmüş? Ama Almanya bunu yapıyor. İşte çok ilginç bir örnek Bielefeld’de yaşlı bir yurtseverimiz “Bijî Serok Apo” dediği için yanılmıyorsam 65 bin mi, yoksa 85 bin mark cezaya çarptırılıyor. En son mahkeme salonunda kendisi hakime dönerek diyor ki “hakim bey bu sloganı atmanın cezası neydi?” “Bin beş yüz marktı” diyor hakim. Yurtseverimiz “o zaman Bijî Serok Apo, de hadi bir tane daha yaz” diyor.

Alman polisi gidiyor 60 yaşındaki bir annenin elbisesinin üzerindeki bir sembolü işaret ederek diyor ki “bu PKK’yi çağrıştırıyor, bu elbiseyi çıkaracaksın!” Bir gencimiz koluna dövme yaptırmış, “Biji Serok Apo” ya da “PKK” yazdırmış. Diyor ki ya bunu kapatacaksın, ya da gidip sildireceksin. Onun için söz konusu Kürtler olduğunda hakimlerin farklı uygulamaları oluyor.

Almanya’da yakın zamanda bir seçim oldu. Kuvvetle muhtemel SPD-FDP-Yeşiller’den oluşan bir hükümet kurulacak. Almanya’da PKK yasağının dayandırıldığı temel noktalardan biri Olof Palme cinayeti idi. Geçtiğimiz yıl cinayetin Kürtler tarafından işlenmediği İsveç savcılığınca açıklandı. Kürtlerin yeni hükümetten bir beklentisi var mı?

Evet, elbette ki çok doğal olarak beklentilerimiz var. Çünkü birincisi, Kürtler de ilk işçi göçünün başladığı günden beri, ki geçen ay 60 yılını doldurdu ilk işçi göçü, gelenler içinde hatırı sayılır potansiyele sahip. İkincisi, genellikle SPD ve Yeşillere oy veren çok büyük bir Kürt potansiyeli var. Başta Kuzey Kürdistan olmak üzere dört parça Kürdistan’dan 2 milyonun üzerinde Kürdün yaşadığı bir Almanya’dan bahsediyoruz. Almanya’da var olan DGB, İG Metall, Ver.di gibi sendikaların üyelerine bakıldığında göçmen kökenliler içerisinde en çok Kürtlerin olduğunu görülüyor. Artı SPD’ye başından beri, Yeşiller’e de son dönemlerde oldukça büyük bir Kürt oyunun aktığını çok iyi biliyoruz. Üçüncü nokta, işte diyelim SPD’nin bugüne kadarki gençlik kolları başkanı olan Kevin Kühnert‘ten tutalım, Yeşiller’in içerisinde birçok kişiye kadar artık bizlerle eylem ile etkinliklerde oluyorlar, bize karşı uygulanan yasağın ne kadar haksız ve hukuksuz olduğunu savunan bir potansiyel de var.

Dolayısıyla saydığımız bu nedenlerden ötürü ki biz de bu ülkede yaşıyoruz, bizim halkımız da bu ülkede vergisini veriyor, her türlü sorumluluğunu yerine getiriyor, bizim buranın siyasetinden elbette ki beklentilerimiz var. Mademki kendilerine sosyal demokrat diyorlar, o zaman Kürtlere yapılan bu hukuksuzluğa son vermenin zamanının gelip geçtiğini açık belirtiyoruz. Özel yasa ile mevcut durumda Kürtlere karşı yürütülen davaların ağırlıklı maddesi nedir? 129B’ye dayandırılıyor. 129B hangi kapsamda ele alıyor? Almanya dışında herhangi bir “terörist örgüte” üye olmak. Peki sen “terörist” diyorsun, başkası da diyor ki bu savaşta taraftır. Sen nasıl kalkarsın Adalet Bakanının özel talimatı ile yargılama yaparsın? Hani hukuk devletiydin? Hukuk devleti siyaset mekanizmasının talimatlarıyla olur mu? Ama Kürtlere karşı bu oluyor. Biz açık ve net söylüyoruz; Almanya kendi tarihinde birçok halktan yapmış olduğu haksızlık nedeniyle özür diledi. Kürt halkına karşı da son 28 yıllık bu zulüm cenderesine son vermek için bir fırsattır.

PKK MESELESİNDE ALMANYA İKİ YÜZLÜ DAVRANIYOR

Bu hükümet keyfi, baskıcı, polisiye yöntemlerle Kürt halkını cezalandırma yöntemlerine başvurmaktan vazgeçmeli. Bunun açık ve net belirtiyoruz. Hem hukuksal alanda, hem de diplomatik alanda bu talebimizi yüksek sesle dile getiriyoruz. Seçimlerden önce de Kürtlerin taleplerini formüle eden açık mektubumuz olmuştu. Kohl -Kanther Kinkel zamanında yasak getirildi. Ama büyük koalisyonlar bu yasağı devam ettirdi ve koalisyonlar sürecinde SPD içişleri bakanlığını elinde bulunduruyordu. Otto Schily’nin süreçlerini de yaşadık. Yasaların sertleştirilmesinde elbette ki kedilerinin de diğerleri gibi karneleri, sicilleri bozuktur. En azından bunu temize çıkarmaları için bu beklentimizi açık ve net dile getiriyoruz.

Almanya elbette ki Türk devletiyle askeri, siyasi, ekonomik ilişkileri olan bir devlettir. Ama Kürt halkının hak talebini kriminalize etmekten vazgeçmeli, bunun ilk adımı yasağı kaldırarak Kürtlerin buradaki haklarına saygı duymalı. Meselede Almanya ikiyüzlülük yapıyor. PKK ile varsa bir sorunu PKK’nin nerede olduğunu çok iyi biliyor, bizden iyi biliyorlar. İstediklerinde bizzat kendileri gidip PKK yöneticileri ve temsilcileri ile görüşebiliyorlar. Bunu da biliyoruz. Ama biz halk olarak Almanya’da yaşayan Kürt halkı olarak 28 yıllık yasak sürecinde sayılamayacak kadar haksızlığa ve hukuksuzluğa maruz kaldık. Buna bir an evvel son verilmeli.

Anf

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu