Kadir Amaç

Ahmet Güneştekin’e Açık Mektup

Birinci Fasıl

Merhaba sevgili Ahmet Güneş Tekin! Brüksel’den selam ve sevgiler gönderiyorum. Bundan  7 gün önce,  ”her ipte oynayan”  ”Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası”, bir dizi kemalist gazeteci ve  siyasetçi dostlarınızla birlikte Amed’de “Hafıza Odası” sergisini düzenlediniz ve bildiğim kadarıyla serginiz hâlâ devam ediyor!

Evet, bu  “Hafıza Odası” serginiz  Kürtlerin hürriyet  davasına ne oranda katkı sağladığını  ve Kürtlerin sanat ve düşünce ikliminde ne kadar teveccühe mazhar olduğunu zat-i alinizle müzakere konusu  yapmaya çalışacağım.

Sevgili Ahmet Güneştekin! İzninizle şöyle başlamak istiyorum: Doğruluk sabit bir şey değildir; bugün doğrudur, yarın doğruluğu yanlışlama ihtimali yüksektir! Lakin, ‘hakikat’ öyle değildir; çünkü hakikat ontolojik ve primordiyal yasalardır. Örneğin senin Kürt olman gibi…

Kişinin bir ‘şeyin’ farkında olmaması, mekan ve zamanı geometrik-aritmetik hesaplayamaması demektir! İyi bir düşünür ya da iyi bir sosyoloğ gerçekleşen bir  vakıa karşısında duygularıyla hareket etmez, siyasi ve sosyolojik hadiseyi anlamaya, tanımlamaya ve kavramsallaştırmaya çalışır.

Elbette ki sosyolojinin öncelikli görevi  bireysel davranışları ortaya çıkarmak değildir. Sosyoloğun öncelediği şey, toplumda gerçekleşen olayları ve toplumun birey üzerinde farkında olmadan baskı yaptığı o anı incelemek ve gerçeğe yorum eklemeden  durumu kamuoyuyla paylaşmaktır. 

Bu anlamda okumak, yazmak, Konuşmak, dinlemek ve eleştirmek sanat bilimi konusuna girer! O halde, dünya görüşünüzün ve zekanızla yaratığınız sanat eserlerin otokritik etme görevi zat-i alinize ayit olduğunu düşünüyorum! Ahlaki ve siyasi tanıklığınızı, fırçayla icra ettiğiniz eserlerinizin, zayıf ve güçlü olan yönlerini tenkit etmek ve açığa çıkarmakta benim gibi toplum bilimcilerin görevidir. Taktir edersiniz ki, iyi bir entelektüelin ödevi güçlülere  biat etmek değildir! Dolayısıyla benim işim okumak, araştırmak, sorgulamak, ayaklandırmak ve fikir üremektir! 

Bu zaviyeden hareketle  biz Kürtlerin devleti olmadığı halde, içimizden dünyaca bilinen bir bilge lider Abdullah Öcalan,  dünyaca dinlenen bir ses sanatçısı Şivan Perwer, dünyaca ünlü bir edebiyatçı Mehmet Uzun ve dünya matematik liginde  bilim adamı  Koçer Birkar çıkarmayı başardık.

Sanat dalında ise zat-i aliniz dünyanın en iyi post-modern sanatçıları arasına girerek, biz Kürtleri ve sanatseverleri gururlandırdığını hatırlatmak isterim. Ayrıca,  düşünce ve  sosyal bilimlerde, ülkemi ve halkımı gururlandırmak isteyenlerden biri olmak için, çabalıyorum ve bu yolda gidebildiğim yere kadar gitmeye gayret ediyorum.

Yani şunu demek istiyorum: Sömürgecilerin nefesiyle yaşamak istemiyorum. Bana ait bir nefesin, ülkeme ait bir nefesin ve halkıma ait bir nefesin olmasını istiyorum. Dolayısıyla Sanatımız, kalemimiz ve paramız  Kürdistan ülkesinin bağımsızlık davasına ve mustazaf Kürt halkının hürriyetine  hizmet etmiyorsa, sıfırız ve Kürdistan’ın milli hafızası tarafından lanetle anılacağımızı umutmamalıyız!

 İkinci Fasıl

 Sevgili Ahmet! Biz Kürtler biraz da Afrıkalı halklara benziyoruz. Elimize bir imkan, para, şan ve şöhret geçtiğinde halkımızı unuturuz, şımarırız,  ülkemize ihanet ederiz ve içimizdeki şerefli insanlarımızı ya sömürgecilere tahvil ederiz ya ihbar ederiz ya da efendilerimizle yanyana durup objektiflere utanmadan sırıtarak poz veririz!

Sevgili Ahmet! Gözetleme kulesinden izleyen ve takip eden biri olarak, serginize en büyük desteği  veren ve  ayakta  alkışlayanların  kimler olduğunu izninizle  sanat tuvalinize  yansıtmak istiyorum: Birincisi, kendilerini TC’nin resmi antagonizması  gören Kemalist klikler. İkincisi, Türk devlet yöneticileriyle ilişkilerini en üst  düzeyde tutan  bir grup fırsatçı, işbirlikçi, şımarık ve görgüsüz zengin Kürtler.

Sevgili Ahmet!  Yazdıklarımı dikkatle okumanızı,  kibrinize esir olmamanızı  ve sergiyle ilgili aldığınız tepkiler üzerinde  bir dizi zihinsel egzersizler yapmanızı tavsiye ediyorum.  Tevazu ve hoşgörü  vadisinde yürüyüş yapma  tavsiyeme kulak verirseniz, kesinlikle kazanan siz olacaksınız. Biliyorum, öğütlerim zat-i alinizin nefsine ağır gelebilir ve öğütlerimi red edebilirsiniz! Lakin zat-i aliniz  suyun üzerinde  ve başınızın gökyüzüne değercesine yürümeyi tercih ederse ben ne yapabilirim ki?

Eskilerin tabiriyle bu ahval ”zerre-i miskal” kadar beni ilgilendirmez! Çünkü Atatürk’e tapan ve teneke gibi gürültü çıkaran İsmail Saymaz,  Sevgili Ahmet Kaya’ yı afaroz eden borderline Fatih Altaylı  ve Kürtlere düşmanlık yapmakta sınır tanımayan biricik dostun ”kızılelmacı” Ertuğrul Özkök değilim ben!

  1. Russel diyor ki: Bir İngiliz atasözü var; ” Ayaşlıklarınızı devlet büyükleri ve subaylarla yapınız, yiyeceklerinizi zahitler ve dindarlarla yiyiniz” Bilmem, içinde bulunduğunuz ahvali bu İngiliz Atasözüyle anlatabiliyor muyum? Bitmedi, bir örnek daha vereyim: Hâfız’ı tanır mısın? Ya da Kemalist yoldaşların İsmail Saymaz, İmamoğlu, Altaylı, Özkök ve serginize çelenk göndererek destek veren Meral Akşener Ustad Şîrâzî’nin ”Divan” eserini okumuşlar mı? Dostlarını bilmem, ama Goethe okumuş, etkilenmiş! Hâfız şöyle diyor: ”Şarapsız şişeden şişesiz şarabı iste.”!

 İzninizle bir örnek daha vereyim: Keşke biricik dostların olan Ertuğrul Özkök, Fatih Altaylı ve İsmail Saymaz gibi Kemalist aydınlar Amerika siyasi  düşünce tarihinde erdemli bir duruş sergileyen Thoreau’yu misal alsaydılar. Amerikalı yazar ve filozof Henry Thoreau, Amerika’nın Meksika’ya savaş açmasına karşı çıkmış, bu savaşın Meksikalıları köleleştirmek olduğunu söylemiştir. Thoreau, Amerika’ya: itaat etmeyeceğini ve vergi vermeyeceğini söylemiştir. Ama nerde senin bu Kemalist dostlarında bu yiğitlik ve  bu şeref?  

Son bir örnek daha: Sergiye isim olarak verdiğiniz ‘‘Hafıza Odası” Salvador Dali’nin ”Belleğin azmi” kavramından  ilham aldığınızı  ve ayrıca sergide kullandığınız kafatası figürleri  Salvador Dali’ye ait olduğunu inkar edemeyiz.  Ama Dali Faşist bir sanatçıydı! Franco ve Hitlerin dostuydu ve dostlarını memnun etmek için potrelerini çizmiştir. Örneğin Dali gibi, bir İspanyol olan Picaso, kötülerle ve faşistlerle yanyana gelmemiştir. Sanatını, onurunu ve şerefini korumuştur.

Evet, sevgili Ahmet! Kürtler bir asırdır bağımsızlık, hürriyet ve şeref için çok büyük bedeller ödedi, binlerce Kürt genci şehit oldu ve zindanlar dolup taştı. Ancak  içimizdeki bir duzine hain, entegrasyoncu, palyaço ve mefaat grupları Kürtlerin bağımsızlık ve hürriyet hafızasını magazinleştirmek ve kemalistleştirmek istiyor! Dolayısıyla Türk Devlet yöneticiletini, komprodorlarını, nişantaşı ayaşlarını, televolecileri ve Kemalistleri eğlendiren bir Kürt ressamı muhayyillemde barındırmak istemiyorum! 

Sevgili Ahmet! Serginizin niyetini muhakeme etmek istemiyorum! Ya da  iyi bir Kürt, iyi bir demokrat ve iyi bir insan olmadığınızı söylemiyorum. Söylemek istediğim şey şudur: serginizin ve sanatınızın Kürt katillerine hizmet ettiğinin  farkında değilsiniz ve inatla serginize sahip çıkacak açıklamalarda bulunuyorsunuz.

Yemin ederim ki! bu sergi yalınayaklı milletimizin hürriyet ışıklarını kapatmak, güneşini karartmak, ayını söndürmek ve milli hafızasını silmek için Türk Devlet yetkilileri tarafından çok bilinçlice organize edildiğini ve bu amaçla serginize izin verildiğini düşünüyorum.

Çünkü serginiz Türk devletinin engeline takılmıyor ama ”Diyarbakır Mimarlar Odası”nın kendi öz kentinin mahallesinde dolaşmasını yasa dışı görülüyorSöylenecek ve sorulacak daha çok şey var! Şu soruyu sorduktan sonra son üçünçü fasıla geçerek mektubumu noktalamayı düşünüyorum: Sur ilçesi 5 yıldır yasaklı mahalle iken ve tek bir Kürt’ün  Sur’a girmesine müsade edilmezken, Kemalist dostlarınla birlikte davul -zurna-halay eşliğinde sergi açmanıza izin verilmesi sence de düşündürücü değil mi?

Üçünçü Fasıl

Hafızanızın hatırlaması lazım, ”Barış Süreçi” görüşmelerinde ”Devlet aklı” sevgili  Şivan Perwer’i bakanlık  düzeyinde ziyaret etmişti. Bu ziyarette sevgili  Şivan ikna edilmişti, Erdoğan’ın Diyarbakır’daki o meşhur mitingine çıkarılmış ve Erdoğan’la el ele poz vermiştiler.  Sevgili Şivan, bunu ”iyi niyetinden” ve ”Barış Sürecine katkı sunmak” niyetiyle yaptığını söylemişti. Ama bir hata yapmıştı, neydi o hata?  PKK hakikatini ve 10 milyondan fazla taraftarının hasasiyetini hesaplamayı unutmuştu. Ama sonra hatasının farkına varır varmaz, halkından özür dilemiş ve aldatıldığını anlamıştı…

Dolayısıyla, PKK ve HDP’ye yakın duran milyonlarca Kürt’ün bu organizasyonu sevinçle karşılamadığını özellikle altını çizerek belirtmemiz gerekiyor. Ya da şöyle de diyebiliriz: Kürt toplumunun farklı sosyolojik tabakaları bu organizasyona olumsuz tepkiler verirken, Kürt toplumun çok küçük bir bölümünün de olumlu tepkiler verdiğini inkar edemeyiz.

Çünkü Kürtler Kemalizmi sevmiyor! Kemalizmi tagallüpcü, tahakkümiyetçi, tasallutçu, istibdatçı ve Kürt düşmanı olarak görüyor. Kürt sömürge tarihin hiç bir döneminde ve kure-i arzın hiç bir noktasında şimdiye kadar hiç bir güç Kemalist devlet kadar Kürtlere kötülük yapmadı.

Zat-i aliniz kemalist dostlarınızla bu sömürgeci ve entegrasyoncu  faaliyetinizi eyleme geçirmeden önce, Kürtlerin şu sosyolojik gerçekliğini bilmeniz gerektiğini düşünüyorum: Kürdistan şehirlerinde, kasabalarında ve köylerinde şimdiye kadar bir dizi siyasi ve dini hareket çalışmalar yürütmüş ve taraftar toplayabilmiştir. Ancak Kemalizim için aynı şeyi söyleyemeyiz. Kemalizim hiç bir dönem hiç bir Kürt şehrinde, hiç bir kürt kasabasında ve hiç bir Kürt köyünde hiç bir taraftar ve hiç bir meşruluk görmemiştir.

Çünkü Kemalizim, Lozan’da Kürtleri dolandırdı ve o tarihten bu yana Kürtlerin anadilini yasakladı. Öyle ki Kürtçe mırıldanmayı bile suç saydı. Dersim, Zilan ve şeyh Said hareketinde yüzbinlerce Kürt katl etti. İkincisi; Cibranlı Halid Bey, İhsan Nuri Paşa, Hasenanlı Ferzende Bey, Şeyh Said, Seid Abdülkadir ve Seyid Rıza gibi yüzlerce Kürt lider ve siyasetçisini vahşice darağaçlarında salladı.

Son 30 yıl içinde ise 5 binden fazla Kürt köyünü boşaltı, milyonlarca Kürd’ü göçe zorladı. Yara-bereli Kürt milletinin bedenini çarmıha gerdi. Kürtlerin, şehir ve kasabalarını dünyada eşi ve benzeri görülmemiş şekilde delik deşik etti.

Binlerce Kürt çocuklarını yaşlarından fazla kurşun sıkarak katl etti. Kürt kadınların ölü bedenlerini çırılçıplak sokak ortasında teşhir etti. Kürt annelerin evlerini, modern ve teknolojik silahlarınla başlarına yıktı. Kürt annelerin bebeklerini defin etmesine izin vermedi ve Kürt anneleri bebeklerinin cesetlerini buzdolabında saklamak zorunda bıraktı.

Roboski köyünde ve Cizre‘de bir binanın bodrum katında katliyam yaptı. Dünyanın ilk yerleşim yerlerinden biri, 12 bin yıllık tarihe sahip olan muhteşem Hasankeyfi sular altına gömdü. Mezarlıkları, camiileri ve tarihi mekanları toplarla dövdü. Kürt siyasetçilerini, milletvekillerini, belediye başkanlarını, yazarlarını, gazetecilerini, yöneticilerini ve onbinlerce yurtsever Kürt evladını zindana attı. Bir Kürt genci Türk güvenlik güçleri tarafından kalt ediliyor, ölü cesedi paketlenip annesine postalanıyor! Evet,  Söz bitiyor ve insan şoke oluyor!

İşte sevgili Ahmet! Biz Kürtlerin ve Diyarbakır’ın hafızası  kısaca dijital  satırlara yazdıklarımdır. Senin bahs konusu ettiğin ”Hafıza Odası”na ben  Magazin Odası diyorum! Niyetini sorgulamıyorum ama bu sergi yüzde yüz Kürtlerin hafızasını entegrasyon, regilasyon ve akültürasyonlaştırmaya hizmet ediyor. Yani, Kürtlerin milli hafızasını sıfırlamak ve magazinleştirmektir! 

Şimdi, akıl ve vicdanınıza  soruyorum: ‘‘Kemalist Devlet”, Kürt milletine kısaca saydığım bu kötülükleri yaparken ve özellikle Türk güvenlik güçleri Amed-Sur’da Kürtlerin yatak odalarına girerek, ”aşk burda yaşanır canım!” evlerinin duvarlarına işgal, katliyam, tecavvüz, Küfür, ganimet sloganlarını yazarken başta zat-i alinizin hafızası nerdeydi, Ekrem İmamoğlu’nun hafızası nerdeydi, Fatih Altaylı’nın hafızası nerdeydi, İsmail Saymaz’ın hafızası nerdeydi ve biricik dostunuz Ertuğrul Özkök’un hafızası nerdeydi? Elbette ki,  Kemalist ve Kürdistan düşmanı gazeteci dostlarınızın hafızasının Bebek”te ”şerefe” kadeh tokuşturduklarını çok iyi tahmin edebiliyorum.

Sevgili Ahmet! Doğrusu, o bela ve musbiet döneminde, hafızanızın  ve cesaretinizin nerde olduğunu bilmiyorum; ama ustad Goethe’nin şu güzel sözü ”teşbihte hata olmaz”! diyerek adeta zat-i alinize gönderme yapıyor:  “Korkak, Tehlike Olmadığı Zaman Yumruğunu Havaya Sallar”  

Selam ve sevgilerimle. 

Kadir Amaç, Brüksel, Gece Saat: 02: 54

               

Daha Fazla Göster

Bir Yorum

  1. Kadir hocam seni canı gönülden taktir ediyorum ve her zaman ki gibi muhteşem yazıyorsunuz. Ahmet Güneştekine müthiş bir ders vermişsin. Artık anlayana

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: