MEDYADAN

Ahlaksızlığın ve kötülüğün sıradanlaştığı bir ülke – Ergun Babahan

Büyük ahlaksızlıklar üzerine kurulmuş, bu ahlaksızlık ve kötülüklerle yüzleşme cesareti gösterememiş toplumlar ve yapılar sürekli ahlaksız ve kötülük üretir. Hesap vermeme özgürlüğü, toplum tarafından ayıplanma endişesinin kalkması, hukuk karşısında elde edilen dokunulmazlık yeni kötülükler ve ahlaksızlar için kapı açar…

Günah kavramı zaten devlet tarafından yönetilen Diyanet ve tarikatlar tarafından kılıfına uydurulmuş. Soykırım günah mıdır sorusunu sormayıp oruçluyken cinsel ilişkiye girmek günah mıdır seviyesine inmiş.. Kötülük ve ahlaksızlığın önünde kurumsal hiçbir engel kalmamış. Hobbes’un deyimle insanın yaban hali ama devlet tarafından korunan modeli…

100 yıl önce gerçekleşen Ermeni Soykırımı ile yüzleşilmemiş olması, aksine bu soykırım faillerinin kahraman ilan edilmesi Cumhuriyet tarihinin Kürtler, Aleviler, Hristiyan azınlıklar için katliamlar tarihine dönüşmesiyle sonuçlanmıştır. Dersim’den başlayıp Beyoğlu’na, Çorum’a, Sur’a uzanan bir katliamlar tarihi bu.

Aliyev’in şahsında 100 yıl önce soykırıma uğramış insanları aşağılayan bir müzenin açılması cüreti veren de bu inkâr ve koruyup kollama siyaseti…

Türkiye’nin bu iddialara yanıtı “Siz de Siyahları öldürdünüz, Kızılderilileri katlettiniz” şeklinde oluyor. Kendi gerçeği ile yüzleşme cesareti bulamayan bir şark kurnazı olarak kendisini suçlayıp eleştirenlerin sabıka dosyasını açmaya çalışıyor. Bugün tüm dünyada popülist liderlerin başarıyla yürüttüğü bir taktik, kendisine sorulan soruya cevap vermeyip kendi söylemek istediğini söylemek… Türkiye 100 yıldır bunu yapıyor…

Israrla görmezden geldiği gerçek şu: Bu suçları işleyen hiçbir devlet ve toplum bugün inkâr siyaseti içinde değil. Bu gerçeği ortaokul ders kitaplarından başlayıp anlatıyor insanlarına… Kanada’nın Başbakanı “Premier Nation” denilen ülkenin yerli halkından özür dileyip ekonomik durumlarını düzeltmek için yasa çıkarıyor, Belçika Kongo tarihiyle yüzleşiyor… Üniversitelerinde ders ve araştırma konusu bu konular, gazetelerinde güncel olaylarla manşet..

Türkiye’nin Kürt gerçeğini üniversitede araştırmak isteyen sosyolog İsmail Beşikçi’ye çektirdiği ceza ortadayken pişkince Batı’yı suçlamanın bedelini tüm toplum bugün yakın geçmişte eşi görülmemiş ahlaksızlıklar ve kötülüklere katlanmak zorunda kalarak ödüyor.

Türkiye’nin kuruluşundan itibaren yönetici sınıfa verdiği mesaj açıktır aslında: Sen istediğin yolsuzluğu, ahlaksızlığı, rezilliği yap ama Ermeni Soykırımı’nı inkâr et, Kürtleri baskıla, dilini unuttur, dış politikayı bana bırak… Hobbes’un toplum sözleşmesinin “Türk ve İslamcı modeli” bu…

Bugün gelinen nokta bu ahlaksız modelin toplumun kahir ekseni tarafından kabul edilmesinin sonucu. Yüzyıllardır birlikte yaşadığı bir halkın kıyımı ve varlıklarının yağmalanması gerçeğinin inkârı, yeni yağma ve kıyımlara yol açtığı ve herkeste “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” fikrini oluşturmuş durumda.

Onun için Covid vakalarının cirit attığı cezaevindeki insanların yaşadıkları umrunda değil. İnsanların siyah minibüslerle kaçırılıp özel merkezlerde işkenceye uğramasına duyarsız, hatta televizyon dizisini yapabilecek derecede ahlaksız…  Toplumuyla, muhalefetiyle duyarsız… Çünkü hepsi hâlâ 100 yıl önceki o büyük suçun ortağı ve nimetlerinden yararlanan kesimleri…

Bu inkâr ve kirli tarih ve kahramanlara sahip çıkmanın sonucu koca ülkeyi 17-25 Aralık’a getirdi. Milyonlar, hatta milyarlarca doların söz konusu olduğu bir olayda yolsuzluğun ana figürleri Meclis’te aklandı, ardından ödüllendirilip taçlandırıldı. Bütün Türkiye bu tabloyu içine sindirdi.

O kabulün sonucu bugün bir bakan çıkıp kendi şirketinden kendi bakanlığına dezenfektan satabiliyor, her gece halkın gözünün içine bakarak yalan söyleyen Sağlık Bakanı kendi hastaneler zinciri için arazi kapatabiliyor, Turizm Bakanı kendi otelleri için düzenleme yapabiliyor…

Herkesi yolsuzluk ve ahlaksızlığa ortak ederek ayakta kalabiliyor bu düzen. Gri pasaportlarla insan kaçakçılığı yapıp bir devletin itibarını iyice ayaklar altına aldıracak işler yapmaktan çekinmeyen açlıkta insanlar yetiştiren bir düzen. Çalışmayı değil, yağmalamayı öğreten bir düzen aynı zamanda…

AKP ve Erdoğan inkârcılık üzerinden var olan ahlaksız bir yapıyı sadece doruğa çıkardı. Bu modeli onlar ortaya çıkarmadı. Gerçekle yüzleşmeye cesareti olmayan bir devlet ve toplumun kaçınılmaz olarak vardığı nokta burası. İşin vahimi burada durmayacak olması, her geçen gün daha da kötüye gidecek olması gerçeği.

Yüzleşme ve arınma olmadan ne toplumun ne de devletin normale dönmesi mümkün değil. Muhalefetin de bu açıdan umut verdiğini söyleyemeyiz. Aynı inkârcı zihniyetin farklı isimlerle devamı onlar da… Ermeni meselesinde de, Kürt meselesinde de… Belki daha kibarlar ama işler yolunda gitmeyince Ahmet Davutoğlu gibi Sur, Şırnak fatihi olarak tarihe geçmeye hazırlar…

İktidar koltuğunu paylaşırken kötülük ve ahlaksızlıklara ses çıkarmayan, nimetlerinden yararlanan figürler maalesef. Muhalefeti ise “Mevzu vatansa her şey mübahtır” diyerek her türlü kötülük ve ahlaksızlığı meşrulaştıran bir düşünceye sahip açıkça…

Sonuç insanlarını Covid’den kıran, halka aşı yapmaktan, bulmaktan aciz, Kanal İstanbul projesi üzerinden yeni yağmalara hazırlanan ama bu sırada halkı patates-soğana mahkûm eden bir yapı… Unutmayın, bunlar daha iyi günler…

 Ahval

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu